Milliyet Gazetesinde Devrim Sevimay’ın bazı aydınlarla yaptığı görüşmeler, “Sol çıkışını arıyor” başlığı altında yayınlanıyor. Tartışmalara katılan bazı aydınlar çıkıştan çok kendi çıkmazlarını tanımlıyorlar. Özellikle Baskın Oran sol adına sağcı açıklamalar yapıyor. Baskın Oran açıklamasında, “Dünya sanayi devriminin birinci aşamasına geri döndü: Sermaye güçlü ve örgütlü, emek zayıf ve örgütsüz. Ama sermayenin büyük vurgunu yatırıma dönüşüyor. Emek yine güçlenecek. Bu aşamada şunlar yapılmalı: 1- Demokratlaşmaya çalışmak, çünkü değiliz; 2- Kapsama alanımızı bütün ezilmiş-dışlanmışlara genişletmek, çünkü çok dar; 3- Devletçilik yerine birey mutluluğunu hedeflemek, çünkü devletçiyiz sol ve oy almak hayal”
Bu perspektifle sol çıkış bulabilirmi? “Demokratlaşmaya çalışma”nın bir ölçüsü tartısı varmı? “Kapsama alanımızı bütün ezilmiş-dışlanmışlara genişletmek,”için vasıtalar neler? Bireysel çalışmalarla “Kapsama alanımızı” nası genişleteceğiz? Hoca bu sorulara solcu bir yanıt bulmaktan kaçınıyor. “Şu aşamada particilik yapmak zor ama hiç olmazsa bir çatı örgütlenmesi olmalı” önerisiyle kendini sınırlıyor. “Çatı örgütlenmesiyle”, “demokratlaşma”, “alan genişletme” ve “birey mutluluğu” nasıl sağlanabilir?
Baskın Hoca solun çıkışını, “Devletçilik yerine birey mutluluğunu hedefleme” de arıyor. Devleti “devletci” yapmadan,” birey mutluluğu” nasıl hedeflenir? Ekonomik faaliyetlerden devlet dışlandığı zaman, devlet çıplak bir zor kuvveti olur. İş isteyen, aş isteyen çıplak zorla karşılaşır. Devlet topluma yönelik hizmet üretme görevlerinden soyutlandığında, geriye çokca karşı çıkılan “otorite” kalır. Devletin birikimlerini pazarlayan ve o birikimlerle yandaş zengin eden AKP’ye ne diye karşı çıkılıyor? “Birey mutluluğunu” AKP en iyi bir biçimde yapıyor. Kamusal soygunla kazandıklarının bir kısmını, “bireye” sadaka, fitre ve zekat olarak veriyor. AKP iktidarından daha fazla sadaka dağıtan bir hükümet varmıydı? İftar çadırlarında, tarikat evlerinde bir kase çorba içen birey son derece “mutlu”! İktidarsız solu’un Baskın Oran’ı “birey’in mutluluğu” için ne yapabilir? Sol’un çıkışı, bir yoksulun doyurulması için tarikat şeyhine istida yazamaklamı sağlanacak?
Bütün mutluluklar gibi bireysel mutlulukda görecelidir. Siyaset bilimci Hocamız, görecelilik yasasını bilmeden “sol’a çıkışı” arıyor.
Hoca’nın kafasında şekillenen “demokratlaşma”, “alan genişletme” ve “birey mutluluğu” doğmatize olmuş durumda. “Solun çıkışını” bu üç ilahi doğma etrafında kurguluyor.
Sayın Oran’ın açıklamalarında sol’la ilişkilendirilemiyecek ve sola aykırı pek çok düşünceler var. Baskın Hoca’nın kafasında, Halk, sınıflar ve toplum kavramları yer almıyor. Hoca sınıf kavramını “Hücrenin içinde ortodoks Marksistlerin sınıf kavramı var, başka bir şey yok. O sınıf kavramını muhafaza ederek ötesine geçmek isteyenlere de “neoliberal” diyorlar. Bu tabii affedersin “Onun-bunun çocuğu” ifadesiyle, solu ve kendini tanımlıyor. Baskın Hocadan bu aşamada, kendi deyimi ile “Onun-bunun” aydını olmak yerine, ezilen ve sömürülen, çıkış arayan sınıfların aydını olması beklenirmi?
Sınıfsal kavramlar ve değerler, insan beyinde sevgi derinliği oluşturur. Bireyleri özveriye ve sola meyilli hale getiren bu değerlerdir. Baskın Oran, “Eşcinsel hakları ve köylü, aman tanrım!” diyerek toplumsal korku içine giriyor. Köylüden korkan, köylünün emperyalist devletlerin dayatması sonucu çöken ve bu çöküşün yarattığı çığlıktan korkan aydının, önce kendi korkularından kurtulması lazım. Çıkış arayan aydın, edingen bireyler yerine, etkin kesimlerele, emekçi sınıflarla birleşmede çareyi arar.
Solun üzerinde yeniden boylanabileceği ortamın yaratılması, solun yıkımına yol açan etkenlerin saptanmasıyla olabilir . Solun yıkımına emperyalizme bağımlı hakim sınıfların siyasetleri ve komploları neden oldu. Sol, bugün emperyalist küreselleşmenin hız kazandığı koşullarda, karşıt güçlerin ataklarına karşı daha uyanık olmak zorunda. AB ve ABD tarafından geliştirilen, “küreselleşme” masallarılarına bağlı olarak sunulan önce “sosyalizm bitti” sloğanıyla başlattıkları ve şimdilerde “ulusalcılık” ve “ulusal devlet bitti” safsatalarıyla, ülkeler ve ülkelerin sahibi haklar bitiriliyor. Amerikancı AKP’nin politikalarının sürdüğü koşullarda, ortada ne işçi sınıfı ne de güvenilebilecek bir halkın kalmıyacağı görülmüyormu? Bu Amerikancı politikaların sürdürülmesi durumunda Aziz Nesin yıllar önce söylediği “halkın %65 aptaldır” saptamasının yüzdeleri daha da artar.
Küreselleşmenin nesnel karşıtı olan ulus ve ulus devletlerin yıkımı, parçalnmış,her parçanın kıyasıya çatıştığı, gerici ve adına “sivil toplum” denilen cemaatleri üretmeye başladığı şimdiden görülüyor. İşsiz, çalışmak istemeyen, tarikatların ve cemaatlerin ocağında bir parça ekmeğe muhtaç edilen şekilsiz kalabalıkların sol’a gereksinimi de olmaz. Tarikat ve cemaat yapılanması içindeki birey “şükür mutluluğu” içine girer. Şükür ve zikir çeken toplumların geleceğin planlamasına yönelik “sol” tasarımların destek bulması düşünülebilirmi
Sol’a yapılabilecek en büyük iyilik, öncelikle solu emperyalizm ve işbirlikçi hakim sınıfların ideolojik hakimiyetlerinden kurtarmaktır. Sol bağımsız düşmeden, çıkarları uğruna savaşım verdiği halkını ve yudunu kararlılıkla savunmadan nasıl çıkış bulabilir?
Bütün sosyal ve siyasal çıkışlar, toplumsal kuvvetle gerçekleşir. Bütün sosyal ve siyasi güçler iktidar olmak ve devlet olmak ister. Kuvvet haline gelen bütün sınıflar, devletleşerek kuvvetlerini zirveye taşır. Devlet zirvesine taşınamayan kuvvetler, dağılmak ve erimek zorunda. Kuvvetler yasası budur. Devletin rolünü ve anlamını bilimsel ölçüler içinde bilenler solculardır. Baskın Oran, bilimsel olmayan, allerjik bir devlet düşmanlığı içinde. Hoca, “Devlet canımıza okuduğu halde devletçi olduk.” korkusu içinde devletten kaçıyor, “Kaçtığı için de korkuyor.”