|
“Fethi Naci’nin en çok bu yanını beğeniyorum. Düşüncesini açık açık yazabilme gücünü, yürekliliğini... ‘Eleştiri Günlüğ’, okurda düşünceler üreten, yeni görüşlere götüren, düşüncelerinin doğruluğuna inanarak, kimi zaman Naci’nin dediklerine katılarak, kimi zaman üzerinde durarak, karşı çıkarak okuyacağınız bir yapıt... Yürekli bir eleştirmenin kanıtı...” (Eleştiri Yüreklice Yapılmalı, Cumhuriyet, 1 Haziran 1986). *** Bir zamanlar hep gençtik. 1947 günlerinde Şehzadebaşı kahvelerinde tanıdım Naci Kalpakçıoğlu’nu.. İktisat fakültesi öğrencisi, Giresunlu yakışıklı bir genç... O kadar ki, Şehzadebaşı’ndaki ünlü fotoğrafçının baş köşesinde portresi dururdu! Hikâyeler, şiirler yazıyormuş, Rauf Mutluay gibi o da... Bir hikâyesini aldım ‘Dost’ dergisine gönderdim, çok beğenmiştim. Ama çıkmadı, basılmadı. Salim Şengil neden bunu yaptı bilemem. Naci vaz mı geçti bu yanılgıdan sonra?.. Kendini derslere verdi, iktisat alanında başarılı olmak mıydı artık amacı?.. Solcu diye, Marx’ı okuyor, gençlik olaylarına karıştı diye, üniversite kapısı ona açılmadı. Kalabilseydi bilim adamı olarak anacaktık onu şimdi... İyi ki olmamış, iyi ki, öykücülükteki kırgınlığı onu yazından koparmamış, Ataç’tan sonra en büyük eleştirmenimiz olarak yazın tarihimizin ön sayfasında yerini almış; daha uzun yıllar yer alacak da... *** Kitaplarını buldum, saatlerce yeni baştan okudum. “Gücünü Yitiren Edebiyat”, “Eleştirmede Kırk Yıl”, “Dönüp Baktığımda”.. daha nice çalışma, Sait Faik, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal, Tarık Dursun, günümüz yazınının nice yazarı, şairi elemesinden, yargısından, sevgisinden geçmiş!.. Kaç yıldır yitip gitmiş gibiydi! Hani ne derler, menhus hastalıktan.. Cumhuriyet Kitap dergisinde sevdiği öyküleri bir bir okurlara sunuyordu. Benim de ‘Bir Kediyi Öldürmek’i bulup ortaya çıkarmıştı, sevinmiştim. Onun beğenisine her zaman güvenen, her eleştirisine, zaman zaman acımasızcasına yazdıklarına katlanan, hoş gören bir dost olarak... Evet iyi ki bir Fethi Naci oldu yazınımızda. Yazıyı, yazmayı gerçekten seven, anlayan, bir çeşit Ataç. Daha derinden ele alan, şiirleri, öyküleri, romanları... Bir yaşam verilmesine inanan edebiyat denen değeri anlamak, sevmek, sevdirmek, daha doğrusu öğretmek için!.. *** Yıllarca vardı, ama yoktu! Şimdi büsbütün mü yok? Bu kitaplar ne peki, Naci’nin ta kendisi değilse? O hep yaşayacak, hep okunacak, hep benimsenecek... Bir gün o gider, öteki gün başka biri! Kimse kalmaz sonunda!.. Ama yazılar, şiirler, eleştiriler, dostluklar, sevgiler, aşklar ölmez. Hepsi bu!.. |