left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Teslim Töre arrow TÜRKİYE SORUNU UZERINE
Saturday, 19 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
TÜRKİYE SORUNU UZERINE Yazdır E-posta
Yazar Teslim TÖRE-www.dusunseluretim.com   
Thursday, 26 June 2008

Kürt sorunu çözümün eşiğine gelmiş durumda. Bildiğimiz yakın tarihine bakarak söyleyecek olursak, Kürtler tarihleri boyunca konjontürel olarak , dünyada ve bölgede bugünkü kadar etkin bir denge unsuru haline gelmemiş ve bu kadar meşru bir zemin de bölge devletleriyle muhatap olmamıştı.

Kuşkusuz  Osmanlı döneminde, Osmanlının hukuku içinde sancaktarlık ya da bayraktarlık olarak bir meşruiyeti vardı. Ama bunun bugünkü gibi evrensel bir boyutu yoktu. Birde devlet tarafından inkar edilen, ama Lozan anlaşması belgeleri arasında bulunan, “Türkiye cumhuriyeti Kürt ve Türk halkının cumhuriyetidir” şeklideki meşruiyet belgesi var. Ama bu belgeye uygun davranılmadığı gibi saklandı ve tümüyle inkar edildi.

Elbette ki, 1946’da kurulmuş olan  Kürt Mahabat Devletide bağımsız ve meşru bir devletti. Ama emperyalistler ve işbirlikçileri yaşatmadılar, hemen yıktılar.

Birinci cihan paylaşım savaşında, Irak, Katar, Bahreyn, Abu Dabi, Kuveyt, Suudi Arabistan vb. gibi körfezin birkaç bin nüfuslu emirlikler  emperyalizmin kanatları altına alınıp daha sonra BM nezdinde devlet statüsüne çıkartılırken milyonlarca nüfusu olan Kürtler bölgenin dört devleti arasında pay edilerek parçalandı.

Yöntem değişmedi. Bugün de yine emperyalizm geldi, o zaman kurmuş olduğu Irak’ı böldü, parçaladı, bir kesimi İran’a, bir kesimi Sünni Araplara tabi oldu. Kürtler de federe ama kendilerinin yönettiği bir devlet kurdu. Elbette ki, bu devlet henüz BM’in bir üyesi ve bölgedeki devletlerin tanıdığı bir devlet değil. Irak Federasyonuna bağlı bir Federe Kürt Devleti konumundadır.


Federe ama, mevcut dünya ve bölge konjontüründe, örneğin bir İsviçre Federasyonu’nun her hangi bir kantonundaki bir Federe yapı  fonksiyonunda değil. Bölgedeki, coğrafi ve siyasi yapı taşlarının tümünü yerinden oynatacak bir fonksiyon taşıyor. Eğer emperyalizm şimdiye kadar defalarca yaptığı gibi bir kez daha kahpelik yapıp Kürtlere sırt çevirmezse ve Kürtler bu fonksiyonlarını ustaca oynayabilirlerse, bölgede önceleri belli karmaşalar yaşanır. Ama İngiliz emperyalizminin cetvelle çizmiş olduğu suni yapılanma süreç içerisinde yerini doğal bir yapılanmaya bırakabilir.


Elbette  bugünkü konjonktürde bu kadarıyla oluşabilen bir yapılanma. Gelecekte farklı boyutlarda bir gelişim seyri izleyebilir. Kürtler bölgenin en eski halklarından birisidir. Her halk gibi Kürtlerin de kendi kaderini tayın etme hakkı vardı. Bu hakkın Kürtler tarafından kullanılması bazı güçler tarafından yadırganabilir  ama  Kürtler,tarihsel ve toplumsal olarak, bölgenin ve insanlığın bir gerçekliğidir.

Kürt sorununa Türkiye Penceresinden Bakacak Olursak

1939 Dersim isyanından sonra, Kürt dinamizmi, Ahmet Arifin “ocakta küllenmiş közüm var” nitelemesinde olduğu gibi uzun bir süre küllenmiş bir köz olarak bekleme süreci yaşadı. Bu süreçte Kürtler hem ekonomi hem de politikada yer aldılar. Ama  Kürt  kimliğiyle değil. Gayrı resmi planda, halk arasında  İsmet  İnönü ,Cemal Gürsel, Kamuran İnan, Turgut Özal, Hikmet Çetin gibilerine “Kürt” denirdi. Resmiyette böyle bir şey söz konusu olmazdı.

Legal bir Türkiye partisi olarak programına Kürt kavramını TİP koydu. O nedenle de daha sonra kapatıldı. 61 Anayasası ve TİP süreci sonrasında Türkiye de Kürt sorunu  çok yaygın bir şekilde tartışıldı. Yasalardaki yasak devam ediyordu ama Kürt sorunu kendine geniş bir meşruiyet zemini yarattı. Kürt ve Türk halkının birlikte mücadele olanakları genişledi. Bütün Türkiye halkları bir tek devrim dinamizmi etrafında  birleşti. Bu dinamizm, demokratik kitle örgütleri, sokak eylemleri ve silahlı mücadele örgütlenmelerine kadar bir birliktelik süreci yaşadı. THKO’nun oluşmasında nasıl ki Kürtler de var idiyse, PKK’nın oluşumunda da Türkler yer almışlardı.

Oluşmuş olan bu tek devrim dinamizmi, 12 Eylül faşist cuntasının Türkiye solunu imha etmesi sonucu parçalandı. 12 Eylül faşizmi, Türkiye solunu imha etmekle kalmadı, o zamana kadar oluşmuş olan toplumsal dokuyu da değiştirdi. Kürtçe konuşmayı, Kürtlerin kendi çocuklarına Kürt ismi koymalarını yasakladığı gibi Kürt ve Türk düşmanlığını da aleni bir şekilde körükledi. Hakların düşmanlığını derinleştirmek içi elinden gelen her şeyi yaptı.

Söz konusu süreçte, parçalanmış, bir süre sonra da “Türk solu, Kürt solu”  diye ayrışmış olan devrim dinamizminin “Türk solu” olarak nitelenen kesiminin imhasına karşın,”Kürt solu” olarak nitelenen dinamizm PKK’nin öncülüğünde güçlendirilerek yaşatıldı.

1982’de PKK’nın, Türkiyeli örgüt ve partilerle oluşturmuş olduğu “Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi” gibi girişimlerle bu iki dinamizmin bütünlüğünün devam ettirilmesi sağlanmaya çalışıldı. Ama karşı devrim güçleri bunu da yıkmak için boş durmadılar.

FKBDC’nin içine kadar girip dağıttılar. FKBDC’nin kurucusu ve yürütme komitesi üyesi olan, DEV YOL’un temsilcisi Taner Akçam, 2001’de  Milliyet gazetesine verdiği bir mülakatta, hem FKBDC’ni hem de DEV YOL’u dağıtmak için çaba sarf ettiğini ve bu amacına da ulaştığını söylemişti.

Kabul etmek gerekir ki, sağlanmaya çalışılan dinamizm dağıtılmıştı. Bugün de Kürt ve Türk dinamizminin birleştirilmesini istemeyen, engel olmaya çalışacak Taner Akçamlar fazlasıyla var. Ama  yaşanmış olunan bütün bu tarihi gerçeklerden  gereken dersler çıkartılıp, söz konusu dinamizm bugün, doğru bir şekilde değerlendirilebilirse hem yeniden bir Türkiye dinamizminin oluşması hem de eskiden olduğu gibi bir  tek toplumsal ilerleme sürecinin yaratılması mümkün olabilir.

Yaşanarak görüldüğü gibi, halkların dinamiklerinin parçalanmasının halk düşmanlarının işine yaradığı tartışma götürmez bir gerçekliktir. O nedenledir ki, 12 Eylül faşizminin yapmış olduğu ilk iş bu dinamizmi parçalamak olmuştu.

Bu somut gerçeklik göz önünde bulundurularak, Kürt dinamizminin ABD emperyalizmi ve işbirlikçileri tarafından ezilmesine izin verilmemelidir. Söz konusu Kürt dinamizmi sadece Türkiye için değil bir bütün olarak bölge ve insanlık için de büyük bir önem taşıyor. Çünkü bu dinamizm, halkların kardeşliğini, dostluğunu ve bir arada yaşamasını amaçlıyor. ABD bunun için PKK’yi düşman ilan ediyor.

Apo Türkiye deki Kürt sorununun “demokratik Türkiye“ yapısı içinde, “demokratik özerklik” yöntemiyle çözülmesini isterken, aynı şekilde bölge sorununun da bir “ortadoğu demokratik federasyonu” içinde, bir arada yaşayarak çözülmesini savunuyor. Aksi halde, İngiliz emperyalizminin coğrafik sınırlarını cetvelle, çıkarına göre, keyfi bir şekilde çizmiş olduğu  bölgeye yeni sınırların çizilmesi yüzyıllarca sürecek savaşlara neden olur diye düşünüyor. Kuşkusuz bir “Ortadoğu Demokratik Federasyonu” bu günün koşullarında bir ütopyadır. Ama ABD’nin dayatmış olduğu  kanlı plan karşısında böylesi bir ütopyayı tercih etmek bile insancıl bir davranış olur.

Apo’nun Türkiye ve bölge sorunun barışçıl, bir arada, demokratik bir federasyon çatısı altında yaşayarak çözümüne yönelik projesi karşısında ABD bitmez tükenmez savaşların planlarını dayatıyor. Halkların bir arada yaşamak yerine bir biriyle savaşmalarını planlıyor.

Bu plan, “büyük bir Kürt devleti”nin  kurulmasını, bu devletin İran’a, Suriye’ye,Türkiye’ye karşı savaşmasını öngörüyor. Başka bir anlatımla, söz konusu plan Kürtlerin, Farslar, Araplar ve Türklerle İsrail’in bir bütün olarak Araplarla, dolaysıyla da bölge halklarının bir biriyle savaşmasını, ABD’nin de bu savaş dengesiyle oynayarak, bölgenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmesini içeriyor.

Salt teorik düzlemde de olsa, Apo’nun Türkiye ve Ortadoğu planı ABD’nin bu  kanlı planının karşıtı olduğu, bu planın önünde engel teşkil ettiği için PKK’yi  düşman ilan edip, Türk ordusuna istihbarat vererek ezdirip, sözkonusu planıyla birlikte ortadan kaldırtmak istiyor. ABD emperyalizminin bu alçakça oyununu oynamasına fırsat verilmemelidir. Bu kanlı planı engellemek için gereken her şey yapılmalıdır.                      


Bu kanlı Planın  Engellenmesine  Türkiye den Başlanmalı

Mevcut ortam, Kürt ve Türk halkının parçalanmış olan dinamizmini yeniden bütünleştirilmesine, birleşik bir mücadelenin sağlıklı bir zeminde oluşturulup geliştirilmesine çok elverişli bir duruma gelmiştir. Kürt ve Türk halkını bir birine  düşman etmeye çalışan emperyalizm, Siyonizm ve işbirlikçilerinin gerçek yüzü giderek her iki halk tarafından da görülmeye başlandı. Bu halk düşmanlarına karşı  halkların nefreti her geçen gün daha da yükseliyor.

Dünya çapında yapılan istatistiki araştırmalarda da görüldüğü gibi ABD emperyalizminden en çok nefret eden ülke halkları Türkiye halklarıdır. Bu nesnel olgu, Türk ve Kürt halkının yan yana gelip, emperyalizme karşı omuz omuza vermeleri için çok önemli bir nedendir. Bunun mutlaka iki halk tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Buna paralel olarak da açlık her iki halkı sarıp sarmalamış durumda. Bu çok önemli bir Türkiye sorunudur. Türkü de Kürdü de Arabı da Lazı da  ilgilendiren bir sorundur. O nedenle bu zeminde bütün halkların buluşabileceği bir zemindir.


Tecavüz, hırsızlık, yolsuzluk, ahlaksal yıkım gibi insani değerler, birkaç yılı değil birkaç ay öncesini bile katlayarak yaygınlaşıyor. Kür  ve Türk halkı, insani değerlerine sahip çıkmak zorunda.

Orman katliamı, doğanın yıkımı cinayet boyutlarına tırmandı. Urfalı Nazif’in Fransız  kurşununa  karşı koyarak, Kürt ve Türklerin Çanakkale de omuz omuza savaşarak,  ortak vatanı yaptıkları Türkiye nin doğasını sahiplenip yıkımını önlemek ve dünya çapında bütün doğada yaratılın tahribatları durdurmak için Kürt ve Türk halkının bir araya gelmesi kaçınılmaz olmuştur.

Gelinmiş olunan noktada Kürt sorunu sadece Kürtlerin bir sorunu olmanın ötesine geçmiştir. Kürt sorunu, bölgenin ve dünyanın bir sorunu haline gelmiştir. Artık dünyanın etkili merkezlerinde Kürt sorunu tartışılıyor. Sadece bölgede değil, dünya da güç dengelerinden birisi haline geliyor.

Elbette ki, kan dökülmesinin durdurulması son derece önemli ve başat bir sorundur. Ama bununla beraber Kürt sorunu Türkiye’nin ve bölgenin barış huzur dinginlik, toplumsal ilerleme gibi temel sorunların panzehiri konumuna gelmiştir. Bu da halkların üzerinde bir araya gelmesi için çok önemli bir fenomendir.

Sistem müthiş bir iç yarılma yaşıyor, Yarılma derinleştikçe sistemin pislikleri yer yüzüne saçılıyor. Sistem bütün yüzüyle teşhir oluyor. Paradigmanın tarafları biri birlerini fena halde hırpalıyorlar. Bütün veriler, giderek dozunu  artırarak  hırpalamaya devam edeceklerini gösteriyor. Söz konusu hırpalama sürecinin biraz daha uzaması halinde her iki tarafında birbirini yorgun düşürmesi kaçınmaz olacaktır.

Bu perspektif doğrultusunda, eşitlik temelinde bir arada yaşamak ilkesi esasına uygun olarak, geniş bir mutabakat etrafında birleşerek, üçüncü bir iktidar alternatifinin  yaratılmasına çalışmak tek bir toplumsal ilerleme dinamizminin oluşmasına zemin teşkil eder.

Onlarca yıldır Kürtlere karşı uygulanan baskı, şiddet, zor ve zorbalık Kürt dinamizmini ezemedi, geriletemedi, yozlaştıramadı. Tam tersine Kürt kimliğinin ve dinamizminin daha da güçlenmesine neden oldu.

Bugün kendi Kürt kimliğini gizleyenler hala var. Fakat  parlamento kürsüsünde, meclis komisyonlarında ”ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ama aynı zamanda da Kürtüm” diyen parlamenterler var. Ama bunu sadece DTP li parlamenterler söylüyorlar. Tayip Erdoğan’nın öğünerek ”partimin 75 Kürt milletvekili var” demesine rağmen hiçbir AKP li Kürt parlamenter kendine ben Kürdüm demiyor.

Her şeye rağmen Kürt kimliği, Kürt dinamizmine koşut bir şekilde meşruiyetini artırarak gelişmeye devam ediyor. Geliştikçe, her alanda herkes tarafından tartışılıyor. Tartışıldığı her alanda demokrasiyi genleştirerek güçlendiriyor. Bugün Türkiye de tartışılmayan hiçbir şey kalmadı. Bütün tabular yıkıldı. Çok önemli bir  tartışma ortamı oluştu.

Ama bugün en büyük eksiklik, Kürt kimliğinin meşruiyetiyle Kürt dinamizminin henüz Türkiyelileşmemiş olmasıdır. Bu çok önemli faktörün eksikliği Kürt ve Türkiye’nin sorununun çözümünü önemli ölçüde engelliyor.

Elbette ki, Kürt kimliği ve dinamizminin Türkiyelileşmesinde en önemli görev Türkiye solu ve sosyalistlerine düşüyor. Ama, Türkiye solu 12 Eylül sonrası toplumla birlikte uğramış olduğu dokusal bozukluktan henüz kurtulamadı. Kimisi namazına aptesine başladı. Kimisi, “vatan sever kuvvetler” safına katıldı. Kimisi hala hiçbir pusulaya sahip değil. Ne Kürt sorunu ne Türk sorunu, ne dünya sorunu ile ilgili herhangi bir politikaya sahip değil. Kendi fasit dairesi içinde dönüp duruyor. Daha olmadı fraksiyonculuk yapıyor. Henüz bir toparlanma ufukta gözükmüyor.


Mevcut verileri tek tek ele alıp, materyalist yöntemle parçalara ayırıp, iç dokusunu kavrayıp sonra tekrardan bütünleştirerek sentezleyince hiç olmazsa şimdilik ve de büyük oranda Kürt kimliği ve dinamizminin de Kürt iradesi eliyle Türkiyelileştirilmesinin  zorunlu olduğu sonucu çıkıyor. Kürt dinamiği nasıl ki, Türk gericiliğini karşısına almışsa Türkiye solunu da yanına almanın yollarını  bulup geliştirmesi gerekiyor. Binbir zorluklarla yaratılmış olunan bu fırsat kaçırılırsa, böyle bir fırsatı bir daha yakalamak fazla kolay olmayacaktır.

Kürt dinamiği “iş başa düştü” diyerek  hem Kürt hem de Türk sorununu çözmeye girişmesi tarihi bir zorunluluk gibi gözüküyor*

 *KÜRT SORUNU TÜRK SORUNUNUDA ÇÖZECEK BİR DİNAMİZM TAŞIYOR, Teslim Töre, 20.04.2008
 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
1968 ve 78 lilerin gençlik önderlerinden SARP KURAY 'dan sonra TESLİM TÖRE'nin yazılarınıda Suvari dergide görmek çok sevindirici
Gönderen metin on Friday, 27 June 2008 at 1:41


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: TÜRKİYE SORUNU UZERINE ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right