left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Saturday, 19 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Hayal Kuramayanlar Turşu Bile Kuramaz Yazdır E-posta
Yazar Emin Soğancı   
Monday, 24 April 2006

Kürt hareketi içinde milliyetçi seslerin ve davranışların giderek yükselişe geçtiği dile getiriliyor.. Olabilir. Ve, bunu da yaşananlara bakarak doğal buluyorum. Bunda ABD, Barzani, Talabani ve benzeri etkilerin rolü varsa da, asıl bakılması gereken alan başka..

Ve Abdullah Öcalan’dan başka hiç kimse ama hiç kimse bundan şikâyetçi olmasın.

Çünkü hanımlar ve beyler, buna zemini hazırlayanlar devletiyle, hükümetiyle, partileri ile, sağı ile, solu ile, milliyetçisi ile devrimcisi -daha doğru bir tanımlamayla dev(i)rimcisi- ile sizlersiniz... Kimi bilerek, kimi bilmeyerek.. Kimi isteyerek, kimi istemiyerek..

Abdullah Öcalan bir yandan fizikî olarak tecride alınır, sesi kısılırken, duyurabildiği kadarıyla söyledikleri ise sağlı sollu susuş kumkumasına getirildi. İşte zurnanın zırt dediği yer burası.

- Abdullah Öcalan’ın özellikle milliyetçilik konusunda halkların kanlı boğazlaşmasına dikkati çeken sözlerini gündeme getirip, sırf buradan hareketle mücadele yürütmeye kalkanlar...

- Demokratik Cumhuriyet tezindeki devrim-evrim ilişki ve çelişkilerini göremeyip, toplumun bürokratik ve militarist olmayan, adem-i merkeziyetçi bir temelde yeniden yapılandırılmasının bu tezin temel taşları olduğunu; bu taşlardan birinin eksikliğinin diğerlerini işlevsiz kılacağını atlayıp, adem-i merkeziyetçiliği es geçen; giderek konunun merkezine millet ve milliyetçilik tartışmalarını koyan ve arkasından da Abdullah Öcalan ile ne kadar parelel düşünüdüğünü, hatta “bu kuyudan sırt sırta verek çıkacağını” (Demir Küçükaydın) söyleyenler...

- Öcalan’ın bütün bu tezlerinin odağında toplumların komünal temelde doğayla bütünleşerek yeniden yapılanması önermesini bir yana itip; asıl bu odak çevresinde evrenselci –dikkat lûtfen: enternasyonalist değil- bir mücadele geliştirmeye girişmeyenler..

- Evet sizler, herkesten önce sizler bu gelişmelerin sorumlususunuz.

O nedenle şimdiden söyleyeyim. Sizlerden bu yaklaşımı gören Kürt halkının milliyetçiliği etkisine girmesine, özgürlük arayışını başka odaklarda görmeye başlamasına ne şaşırın, ne de kızın.

O halk ki, tarihin her evresinde başka başka biçimlere de girse üzerinde baskı kurmaya kalkan devletlerden kurtuluşu dağlarda aramış, bir türlü devlet denilen olaya sıcak bakmamıştır. Nafile, siz bunu, bunun temelinde yatan özgürlükçü, komünal gelenekçi özü anlamakda hálâ acz içindesiniz.

Onun için, milliyetçiliğin insanlığın başına nasıl bir belâ olduğunu anlatmak, millet ve milliyet üzerine teoriler geliştirmek, söyledikleriniz ne kadar doğru olursa olsun, lâf-ı güzaftan öteye gitmiyor.

Hele hele, Ortadoğu’da “geliyorum” diye basbar bağıran halkların kanlı boğazlaşmasına karşı çıktığını ve bunu önlemek çabası içinde olduğunu söyleyenler ve hatta bu yönde kendilerince bazı girişimlerde bulunanlar.. Evet sizler, özellikle Yeni Yol’da yazanlar..

- Sizler hálâ, “aslını inkâr edenin haramzade olduğu”nu iddia ederek milliyetçiliğn dikálâsını yapıyorsanız...

- Sizler hálâ, insanın kökünü insan olmanın dışında başka yerlerde, insanlığın geçirdiği gelişim ve değişim evrelerinde gelgeç olarak ortaya çıkan olgularda arıyorsanız...

- Sizler hálâ, “Sınıflı toplumlarda bütün sistemler insanlığın boynuna vurduğu kemendi devlet ile düğümlemişlerdir. Bu düğüm çözülmeden insanlığın özgürleşmesi mümkün olamaz. Sizlerin deyimiyle “Sosyalizm”, benim gibilerinin deyimiyle komünalizm ise sadece bu düğümü çözmekle değil ama aynı zamanda bir daha düğüm atılmamasını sağlayacak koşulları yaratmakla yükümlüdür. Yani öyle bir yapı kurulmalıdır ki, “devlet” denen organizma, düğüm olmamanın ötesinde ustaların deyimiyle "bir mum gibi eriyip tükenmelidir." diyecek yerde, hálâ, devlete sahip çıkmaktan, devleti kurtarmaktan bahsediyor, ve dahası, devlet fikrini reddetmemenin de ötesinde “bu devlet bizim” diye kükrüyorsanız...

- Sizler hálâ, yukardaki satırlarda tavrını eleştiridiğim Demir Küçükaydın’ın çok yerinde bir tespitle şovenistliğini sergilediği Nazım Hikmet’i değer olarak görüyorsanız...... –ki, buna, hani güya komünizmi (belki de güya değil çok da yakışan bir şekilde “komünizm”i) bir güzel dile getirdiği sanılan “Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber diyebilmek için” dizeleriyle mülkiyetçi, hem de insan üzerinde mülkiyetçi ve bu nedenle de gerici; ve üstelik bunu bir erkek olarak yazdığı için kadın üzerinde mülkiyetçi, dolayısıyla da katmerli gerici olduğunu ekleyeyim.-

- Sizler hálâ, Perincek’in burnunu soktuğu manda tezeğinde yakaladığı kimi arpa tanelerine bakarak ve bu arpa tanelerinden yola çıkarak, aslında burnunun boktan kurtulmadığını ve tam tersine kimi doğru gibi görünen bulguları -yani o arpa tanelerini aslında- hangi sefa pezevengliği masasında meze yaptığını göremiyor ve sayfalarınızda bunlara sahip çıkmaya yelteniyorsanız...

- Köklü ya da köksüz olmasının, milliyetçiliğin insanlığın başına belâ kesildiği gerçekliğini değiştirmediğini görmüyor; köksüz milliyetçiliğin şovenizme varacağını söylerken, köklü milliyetçiliğin çok çeşitli kılıklara girerek, hatta sosyalizm makyajı ille alllanıp pullanarak piyasaya çıkabildiğini ve Almanya’da olduğu gibi Nazizme vardığını unutuyorsanız.....

Önce, önüne geçmeye çalıştığınızı söylediğiniz halkların kanlı boğazlaşmasını önlemek bir yana, o değirmene su taşıyor duruma düşebilecek durumdasınız demektir. Niyetinizin bu olmaması gerçekliği değiştirmiyor ne yazık ki.

Sonra haliyle, bu, sizi devrimci değil dev(i)rimci kılıyor. Aslında bunu, bu aralar yoğun olarak yazan bir arkadaş “ihtilâlci” olduğunu(zu) ispatlamaya çalışarak dile getiriyor ki, doğrudur, ihtilâlcisiniz.

Şimdi bu durumda, Kürt halkı Öcalan’ın görüşlerine en çok sahip çıktığını söyleyenlere bakıp, hayal kırıklığı yaşarsa, bunun sonuçları kimseyi hayal kırıklığına uğratmasın. Meheldir.

“Hayal”den bahsetmişken konuyu bir başka hayal konusuna bağlayarak yazımı tamamlayayım.

Abdullah Öcalan’ın toplumun komünal kandaşlık temelinde yeniden örgütlenmesini “iyi, güzel ama hayal” diye görenlere, asıl onlara söylenecek çok söz var ama şimdilik bir çift sözle yetineyim:

Hayal kuramayanlar turşu bile kuramaz.

Turşu yemenin hayali yoksa turşu kurmaya kalkmazsınız... Ama... O hayal varsa kolları sıvarsınız.

26 Mart 2006 – 21 Nisan 2006
Emin Soğancı
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 
Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Hayal Kuramayanlar Turşu Bile Kuram... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1988
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5443193
Syndicate
 
left
Top! Top!
right