left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Mehmet Özgür arrow Ya Barbarlık Ya Sosyalizm ya da Barbarlıkla Gelecek Sosyalizm
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Ya Barbarlık Ya Sosyalizm ya da Barbarlıkla Gelecek Sosyalizm Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Tuesday, 11 March 2008


                                                                                                           


Ütopyacılar insanlığın en güzel çocuklarıdır. Ütopyacılık reddi bilmektir. Sol müdahaleciliktir. Yerine ilerlemecilik yani aydınlanmacılığı koymak onu kısırlaştırır. Elbette sol, aydınlanmanın çocuğudur. Ama her zaman ütopyaya yakın durmaktadır. Solun bir yanı hep barbardır. Paylaşmadır, kolektivizmdir. Yani komündür.

Sosyalizm, bir aydınlanmadır, ama daha doğrusu ondan fazla bir şeydir. Aklın yaratıcılığına ve çözüm gücüne sonsuz güven ve ilk çağın temiz, saf, çocuksu ve ortakçı yanıdır. Yani barbardır. Barbarlığın burada yıkıcı yanı, devrime ütopyaya gebedir; paylaşımcı yanı, kuruluşa gebedir. Akla yalnız kolektif akla güvenmek daima müdahaleye davet demek değilse nedir?

Öyleyse bütün büyük çözümlemeler son derece basittir ve güzeldir. Bizleri büyüleyen en büyük sanat eserleri tüm yaratıcılıkta bir basitlik, sadelik eğilimi vardır. Ütopyasını yitirmiş Türk aydınına bunu anlatmak zordur. O sosyalizmi fakirleşme zorunluluğu sanar. En az anarşistler kadar reddi fetişe eder. Müdahaleciliğin her daim süreceğini sanar. Fetişizm içinde kutsallaştırmayı barındırır. Dün kapitalizmi sonsuz reddedenlerin bugün niye sonsuz taptıkları ortadadır. Ütopyasını yitirmiş, müdahaleciliği, reddi fetişize eden, sosyalizmi fakirleşme sananın sonu zenginlik kapıları açıldığında dönekler kervanına katılmaktır.

Hayat bize olağanı verir. Olağanüstü bilimsel değildir. Gerçekler basit ve çıplaktır. Unutulmamalıdır ütopyacı sosyalistleri atarsak sol fakirleşir. Gerçekte Ütopyacılar temsili ölçekte de olsa da var olan toplumsal düzene hep müdahale etmek isterler. Yerleşmekte olan kapitalizmi hiç kabul etmemişlerdir ve reddetmektedirler.

Bu yanıyla isyan damarına kan gerekse onlar o kandır. Aydınlanma, 'insan' a ve aklına güvendir. Buradan güçlü bir insan sevgisi çıkar. Bu ne şaşırtıcıdır, ne de gariptir; hatta kuraldır. Hıristiyanlığın da Müslümanlığın da hatta Yahudiliğin de cezalandırıcı Tanrı' sı yerine, seven esirgeyen ve bağışlayan Tanrı' sı halk katında daha çok kabul görür. Bütün mistik akımlar sevgiyle kurulmuştur, ütopik sosyalisttir ve Tanrı' ları da sevgiyi emreder.

Ne yazık ki sosyalistler kapitalizme hep büyük sevgiyle bakarlar. Sosyalizmde de kapitalizm büyük bir fetiştir. Sosyalistler Proudhon kadar cesaretli olup 'mülkiyet hırsızlıktır' deme cesareti gösterememişlerdir. Bugün emperyalizmin, sömürgecilik pratiğiyle yeniden canlandırıldığı; neo-liberal politikalarla sermaye akımıyla dinselliği yaymaya iman etmiş aklı çarmıha germiş bir dönemden geçiyoruz.

Savaşı sol kaybetmiştir. Reddi sol kaybetmiştir. Barbar, yıkıcı ve yeniden yapıcı yanını yok etmiştir. O kapitalizmi hem rahim ve hem de rahman, hürriyet perver ve ilahî görmektedir.

Türk gericiliği her türlü müdahaleye ve yeni projeye düşmandır. Öyleyse emperyalizmin yeni sömürgeci neo liberal politikaları için din salgını tek ilaçtır.

Türk solu ümmi haldedir. İnsanın gücüne, aklına ve yaratıcılığına inancı kalmamış, insana güveni tükenmiştir. Yani kendini yaratan değerleri öldürmüştür. Ütopyasızdır ve tükenmiştir.

Emperyalizm baba mirasını reddeden evlat gibidir. Kapitalizmin serbest rekabetçi döneminde burjuvazi aklı ön plana çıkarmıştı. Burjuvazi devrimci değerleri önce aydınlanmacılık ya da ilerlemecilik misyonu olmuş, sonra o da ölmüştür. Ortaçağ kadar karanlık bir süreçten geçmekteyiz.

 Bugün Marx’ ın 'dünyayı anlamak değil değiştirme vakti' dediği on birinci tez kadar dünyayı yeniden anlamak ve yeniden teorik olarak çözme ihtiyacı vardır.

Batı bugün baba mirasını reddeden mirasyedi iken, onu aşmak kendi aklına güvenmekle olur. Sol bu topraklarda toptan hiçbir zaman öldürülemez. Ölüme yaklaştığında tazelenen fışkıran bir damarı vardır. Bu damar barbar yani ütopik yandır. Çıkış ise hep açıktır. Müdahaleci, kendi akılına güvenen bu barbar damardır.

Sovyetlerin yıkılışında aynı giz yatmaktadır. Sovyet eliti, artık sosyalizm inancını tamamen yitirmiştir. Sovyet düzenini yıkmak için bir mantar tabancasına bile gerek kalmamıştır. Sovyetler asla teknolojik ve ekonomik zafiyetten yıkılmamıştır. Öyle olsaydı, yıkıntıları arasından Rusya gibi güçlü bir emperyalist devlet çıkmazdı.

İdeolojisizlikten, inanç yitiminden, ütopyasızlıktan yıkılmıştır. Kısacası insansızlıktan yıkılmıştır. Arzulanan yeni insan yaratılamamıştır. Teoriye göre sosyalizme geçiş için gerekli koşullar hazırlandığı anda yıkılmıştır. Kapitalizme teslim edilmiştir. Paradoks gibi gözüken bu gerçeği sadece ve sadece sosyalizme inançsızlıkla açıklayabiliriz.

Türkiye ile mukayese edersek Kemalist elit, Kemalizm'e inancını yitirmiştir. Üstelik inancını yitirmekle kalmamış, bu elit yükselen sol' a karşı kendisini sürdürmeyi Kemalizm'in düşmanlarını yetiştirmekte görmüştür. Bu düşman bugün adım adım gelinen sürecin sonunda iktidarı almıştır.

Sovyetlerde de aynı şekilde ister bilerek ister bilmeyerek kapitalizme öykünmüştür. Hiçbir direnç göstermeden barışçıl bir şekilde sosyalizm düşmanlarına teslim edilmiştir. Sosyalizmin en büyük yanılgısı kendisine aktarılan bilgiyi fetişize etmesidir.

Sosyalizmin kuruluşunun kaçınılmaz olması, taraftarlarına bir dayanıklılık ve güven duygusu veriyordu. Kapitalistleri kendi düzenlerinin, mezar kazıcılarını her geçen gün artırıcı bir düzen kurmakla suçluyorlar. Kapitalistlere hem acıyor, hem de onlarla alay ediyorlardı. Ama diğer yandan sosyalistler, sosyalizmin kaçınılmaz olduğundan, bu duruma herhangi bir müdahalede ihtiyacında bulunmuyorlardı.

Oysa tarihin treni rayından çıkmıştı. Emperyalistler Lenin'in tespit ettiği ama bizim bir türlü anlamlandıramadığımız 'eşitsiz gelişme yasasından' yararlanıp sadece maddi alt yapının müdahalesiyle kendi rayında olan tarihe üst yapısal bir iradi bir müdahale ile yeni bir süreç katmışlardı. Böylece her şeyi yeniden yapılandırmışlardı. Müdahale lazımdı. Hem teorik, hem pratik müdahale yapılmadı. Tarih treni sadece seyredildi.

Böylece Sosyalistler uzun süre insan, ahlak, çevre ve kültür meselelerine eğilmemelerinden dolayı bu müdahalesizlik teorisinin etkisiyle bugün ki sürece gelindi. Müdahale yerine ilerleme, red yerine kabulleniş bizi bitirdi. Sosyalizm ve Komünizm arasındaki küçük farklar bir türlü kapanmıyor, yerinde sayan Sosyalizm Komünizme ulaşamadan yıkılıyordu. Kısaca teorisiz kalmış, ütopyasını yitirmiştir ve dağılmıştı.

Böylece bizler hamisiz kalmıştık. Bazılarımız yeni bir hami buldu. Batının ilerlemeci, aydınlanmacı yüzü sanki hiç değişmemiş gibi Amerikancılığa karşı hemen Avrupacılık keşfedildi. Öyle ya, orayı üç yüz yıllık demokrasisinden ve aydınlanmacı geleneğinden tanıyorduk. Yanılamazdık. Yanıldık, hem de fena yanıldık.

Batı bizim bildiğimiz batı değildi 'postmodern, ama Ortaçağın karanlığıydı.  Yani aklın çarmıha gerildiği en büyük Amerikan müttefiki idi. Modernizm 'aklı' ön plana çıkarıyordu. Postmodernizm ise 'imanı'. Global dünya yaratmak için Postmodernizmin dikensiz gül bahçesine ihtiyacı vardı. Dikensiz gül bahçesi için ise neo-liberal politikaları uygulamaya ihtiyacı vardı.

Bu politikalar uygulanacaktı ama, ya insanın barbar yönü ortaya çıkarsa ne olurdu. Müdahaleyi gerçekleştirecek olan yurttaşlaşmış 'birey' , bilinçli insanı bozmak, sindirmek yok etmek lazımdı.

Ortaçağın sonunda, sömürgecilikle sermayesini çapulla toplayan burjuvazi, feodalizmde insanın olmadığını, bozulduğunu ve yok edildiğini biliyordu. Bunun içinde rahattı. Yakıyordu, yıkıyordu, yok ediyordu. Ama karşısında bir karşı koyan yoktu. Yalnız ütopik sosyalist köylü barbarlar vardı. Onlar da sınıf bilinci ile yoğrulmamış ve gelip geçici güçlerdi. Üstelik isyanları başarılı olsa da, geri kalmış kültürleri ileri olan burjuva kültürü içinde yok olup gidiyordu. Feodalite insansızdı. Bugün tekelleşmenin en son aşamasının amacı da insanı bozmaktır.

Bunu biz göremedik. Ama dünyanın en büyük sosyalist sinemacısı Chaplin, filmlerinde bunu erkenden tespit etti ve bize göstermeye çalıştı. Chaplin bütün filmlerinde insanın kovuluşunu, hiçbir yere sığamayışını gösteriyordu. Herhangi bir yere girebilmek için hep kendisini bozmak, şeytani bir ahmak ve ikiyüzlü bir arsız olmak zorundaydı. Yine de çok sevimliydi. Chaplin filmlerinde firmalar büyüyüp, tekeller oluştukça insanın küçülüşünü gözlüyorduk.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında, Kafka Huxley ve Orvell'da hep insanın bozulmasını okuyorduk. Kafka Metamorfoz'da; insanı bozdukça, yüreğimizin üzerinde pense ile çalışıyordu. Kafkayı okurken, her zaman kendimizi Ortaçağ'da buluyorduk. Huxley insanı bozmanın ne kadar planlıca teknik bir hale geldiğini bize haber veriyordu. Orvell 'da, Londra'yı ve tekelleşmeyi yazıyor, CIA ise O’nu susturmak istiyordu.

Emperyalizmin uygulanılır hale gelmesi, sonsuz tekelleşmesi insanı bozmak ve insanlıktan çıkarmakla mümkündür. Bizde de zamanı geldiğinde Kemalizm'e ihanet ile 'Cumhuriyet' insanın tahrip edilmesi 1980'le başlamıştır.  Gelişmesi daha gerilere dayandığı için tahrip gücü yüksek olmuş, ilacı gericilikte, İslam tevekkülünde bulunmuştur.

Üstelik bu İslam; temiz, dinine inanan Müslüman inancı değil, bozulmuş Muaviye Müslümanlığını bile kıskandıracak Vahabi İslamcılığıydı. Yani Suudi 'enternasyonalizmi' yaratılıp amerikanın eli eteği öpülecekti.

Kapitalizmin tekelci aşamaya evrildiği yıllarda, isyan damarının kanı; redciler hayata müdahale etmişlerdi. Yüzyılın başında 1905–1925 arasında siyasette sanatta felsefede güzel insanlar türüyordu. Keynes, Virginia Wolf, Picasso, Kandinsky, Hobson,Hilferding,Rosa, Lenin,Einstein ülkemizde Resneli Niyazi, Enver, Mustafa Kemal, İsmet Bey,Kazım Paşa vardı.

Ardı ardına Rusya, İran, Meksika ve Türkiye burjuva demokratik devrimleri. Rusya'da Sosyalist devrime geçiş. Türkiye Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği'nin kuruluşu. Tarihe bereket yağıyordu.

İkinci fışkırma yüzyılın ortalarındaydı. 1955–1975 Che Guevera ve Fidel Castro Küba Devrimi, bizde 27 Mayıs, Turan Emeksizler, Talat Aydemirler, Fethi Gürcanlar 68'ler Taylan Özgür, Deniz Gezmiş, Mahir Çayanlar, Mehmet Ali Aybarlar, Behice Boranlar, Disk, 15-16 Haziranlarda Türkiye proletaryasının İstanbulu iki gün eline geçirmesi.

Bütün Ortadoğu devrimle yankılanıyordu. Mısır'da Abdül Nasır tüm Ortadoğu'da Baas gerçeği Afrika sosyalizme koşuyordu. Amerika Vietnam'a saplanıyor, Türkiye'de denize dökülüyordu.

Bütün aydınlar, hâkimler, avukatlar, öğretim görevlileri, öğretmenler, işçiler, köylüler halk sokakta idi. Ordu’da genç subaylar, poliste Pol_Der liler. Öğrenciler Samsun'dan, Ankara'ya Atatürk yürüyüşleri, köylü kongreleri, Tütün ve Fındık Grevlerinde hasat şenliklerinde köylülerle birlikte idi.

En güzel insanlar en güzel kızlar en güzel erkekler en güzel aşklar o dönemde yaşıyordu. Dünya ve Türkiye en güzel kolektif türküleri söylüyor. Dünya ve Türkiye 'de red ve isyan fışkırıyordu.

Bugün Dünyanın ve Türkiye'nin böyle bir fışkırmaya ihtiyacı vardır. Bir müdahaleye, bir dur deyişe ihtiyacı vardır. Kendi aklına güvenen bir nesle ihtiyacı vardır.

Kapitalizm kötüdür, insanı bozar, alıklaştırır, kısaca insansızlaştırır. Dünyanın ve Türkiye'nin yalnız ve yalnız bozulmamış insana, bozulmamış insanın aklına ihtiyacı vardır. Çözüm; barbar yanımızın, bozulmamış insan yanımızın, aklına güvenip bu karanlığı yıkıp yenisini kurmaktadır.

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Ya Barbarlık Ya Sosyalizm ya da Bar... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right