left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Haberler arrow SOL , KAPİTALİZM ve AB
Saturday, 19 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
SOL , KAPİTALİZM ve AB Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ HABER MERKEZİ   
Monday, 10 March 2008

Sol, Kapitalizm ve AB

Bilindiği gibi, Türkiye'de 1980 darbesiyle başlayan sürecin meşruiyetini sağlayan neoliberal entelektüel hegemonya yay­gın bir düşünsel tahribatı da beraberinde getirmiştir.

Bugün Türkiye'nin gündeminde olan hiçbir konu ya da so­run yoktur ki spekülasyonlara kurban olmasın, ard niyetli manüpülasyonlara araç edilmesin. Gelinen noktada, hangi sınıflamayı kullanırsak kullanalım, toplumdaki tüm sınıf, kat­man, cemaat ya da zümrede hâkim olan yüzeysellik ve basit­liğin farklı derecelerde de olsa, prim yapar hale gelmesidir. Bu durum, tüm ard niyetli spekülasyon ve manüpülasyonlara uygun ortamı sağlamakta, bu tarzı yeniden üretmekte ve bu tarz ile biçimlenen karşılıklı etkileşim, kendi dinamiğiyle gündemi de belirler hale gelmektedir.

En can alıcı konuların, birkaç gün içinde parlayıp söndüğü, yerini bir yenisine aynı akıbete uğramak üzere bıraktığı böyle bir ortamda, yüzeysel ve basit bir tarzla gündeme gelen konular, sürekli ve takibi zor bir hızla üretilmeleri nedeniyle gündemi ve dolayısıyla in­sanların dünyalarını aynı hız ve yüzeysellikle etkilemekte ve algılamaları da esas olarak bu hız ve süreklilik belirlerken, toplumsal ve bireysel hafızanın tahribi hızla artmaktadır. Böyle bir ortam "önemli" konulan sıradanlaştırıp önemsizleştirirken, önemsiz" olanları gündemi belirler hale getirerek, tüm inanç, tepki, ye bunların ifade ediliş tarzları da geçerli olan yüzeysellikten nasibini alarak hızla değişebilmektedir.

Sağda ve solda AB'ye ilişkin yapılan tartışmalarda da bu genel durumun yansımalarını görmek mümkündür. AB taraf­ları olan ve bunu topluma dikte etmeye çalışan sermaye ya da temsilcilerinin bu tavırları net ve anlaşılır bir durumdur. Çı­karları bu entegrasyonda yatmaktadır.

Bu bağlamda sorunun sol içi tartışmalarda, "AB 'ye katıl­maktan yana olanlarla AB Karşıtları" olarak ortaya konulmasıyla zaten yanlış bir yerden ya da yanlış bir sorudan hareket edilmektedir. Geniş ve bu anlamda zengin bir tartışma alanı­nın bu ikilemle sınırlanmış olarak ele alınması sol açısından tartışmayı fakirleştirip, kısırlaştırırken yeni ve gereksiz ayrı­lıklara yol açmaktadır.

Bu pozisyonların toplumsal yansıma­ları ve kendilerini ifade etme biçimleri görünürde karmaşıkmış gibi durmakla beraber, esasen net bir durumdur. AB’ye karşı olmak, kapitalizme karşı olmanın bu bağlamdaki irade­sidir, kapitalizmle bir sorununuz yoksa AB karşıtlığı ancak milliyetçilikten faşizme uzanan bir çizgide anlam kazanır. Türkiye'de yaşayan insanların çoğunluğunun refaha ulaşacak­larını düşünerek AB'ye girmeyi istiyor olması, sol için kendi başına bir argüman olmamalıdır. Böyle bir isteğin hangi ko­şullarda oluştuğu ya da oluşturulduğu ve AB'nin taleplerinin niteliği göz önüne alındığında soldan bakan birinin yapması gereken bu durumu deşifre etmek, anlaşılır kılmak olmalıdır.

Katılım Ortaklığı Belgesi'nde (KOB), tartışma yaratan ko­şullar Kopenhag Şartları olarak tanımlanan demokratikleşme ve insan hakları konularıyla, Kıbrıs, Ermeni soykırımı ve ben­zeri konularda yerine getirilmesi gereken koşullarla ilgiliydi ve tartışma sadece taraflar arasında değil, Türkiye'de farklı kesimler arasında da yaygın olarak aynı konular etrafında devam ediyor.

Bu tartışmalarda karşı karşıya gelen iki temel ar­güman ulusal perspektiften bakanlarca "ulusal çıkar”, liberal­ler ve sosyalistlerin bir kısmı tarafından "demokratikleşme” olarak ileri sürülmektedir.

 Türkiye'nin KOB'da ileri sürülen söz konusu koşulları yerine getirmesi ilk yaklaşıma göre ulu­sal çıkarlara karşı iken diğer yaklaşıma göre ise Türkiye'nin demokratikleşmesinin yolunu açacak bir süreç olarak değer­lendirilmektedir.

 Tartışmaların bu eksende sıkışıp kalmama­sı için KOB'un diğer koşullarının göz önüne alınması gerek­mektedir. Kopenhag Kriterlerinin yanında yerine getirilmesi gereken koşullar, esas itibarıyla Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası kurumların yapısal uyum politikalarına uyumu zorunlu görmektedir.

 Bu perspektiften bakıldığında neo-liberal politikaların uygulanma koşulları ve sonuçlarının "sivil toplum” , “demokrasi" gibi kavramlarla ne kadar uyumlu ol­duğunun yaşanan deneyimler göz önüne alınarak değerlendi­rilmesi önem kazanmaktadır. Çünkü KOB 'un diğer koşulları­nı da göz önüne alacak bir değerlendirmede AB-Türkiye iliş­kisinin asimetrik yapısı ve dayandığı kapitalist rasyonel mantığın bütünselliğini görmek mümkün olacaktır.

Kapitalist rasyonele içkin olan eşitsizlik motifi bütünselli­ğin her düzeyinde geçerlidir. Örneğin, emeğin serbest dolaşı­mının dışlandığı bu entegrasyon biçiminde, AB'nin "beşeri sermayenizi' geliştirin şartı, vasıflı emeğin dolaşımının önü­nün açılmasına dönük düzenlemelerde gerçek anlamını bul­maktadır. Bir diğer şart özelleştirme politikalarının tamamlanmasıdır.

Özelleştirme politikalarının katılımı dışlayan anti demokratik niteliği göz önüne alındığında demokratikleşme taleplerinin gerçekte bir anlam ifade etmediği de ortaya çık­maktadır. Bu anlamda solda AB 'ne demokratikleşme gerek­çesiyle sıcak bakanların aynı zamanda katılım ortaklığının şartı olan özelleştirme uygulamalarına karşı çıkmalarıyla ortaya çıkan tablo karşısında "demokrasi" konusunda bir kez daha düşünmeleri gerekmektedir.

Türkiye'de bir biçimde “sol" da olup AB ye katılmaktan yana olanlar, kapitalizmle ye­niden yüzleşmeden, tavırlarını anlamlı kılmaya çalıştıkları sü­rece, sol ile ilgileri gittikçe flulaşmakta, kaybolmaktadır. Üs­telik bu pozisyonu güçlendirmek ya da meşruiyet sağlamak adına ileri sürdükleri gerekçeler uzun bir süredir Dünya'da ve Türkiye'de hüküm sürmekte olan liberal entelektüel hege­monyanın gerekçelerinden farklılaşmamakta, nihai olarak paralel bir dil ortaya çıkmaktadır.

Bu dili kullananların AB taraftarlığını gerekçelendirirken referans aldıkları, sığındıkları tek kavram "değişme/dönüşüm"dür. Neo-liberal jargonun en temel dayanağı olan "değiş­me/dönüşüm", sosyolojik içeriği olmayan, toplumsal değişme kavramıyla uzaktan bile bir ilişkisi bulunmayan bir kavram çiftidir.

 Son dönemlerde değişim/dönüşüm kavramlarını kul­lanarak prim yapan kerameti kendinden menkul “sosyologla­rın” mebzul miktarda oluşu kavramlar arasındaki bilimsellik-fırsatçılık referansının "fark edilmesini" zorlaştırmaktadır. Değişim/dönüşüm kavramlarının bu içeriğiyle kullanılması bir yönüyle yüzeysellik ve basitliğin ifadesi olarak karşımıza çıkmakta diğer yönüyle de söz konusu yüzeysellik ve basitliği besleyen, meşru kılan sözde "bilimsel" bir dayanak olmakta­dır. Bu kavram çiftinin sadece ideolojik hâkimiyet kurmak için uzun süredir dillere pelesenk olması soruna gerçekten sol'dan bakan birinin gözden kaçırmaması gereken önemli bir durumdur.

Entelektüel ideolojik hegemonya altında neredey­se bir fetiş haline gelen değişim/dönüşüm kavram çiftinin ifadesini bulduğu süreç toplumsal bir omurgasızlaşmadır. Omurgasızlaşmanın getirdiği en somut durum ise mevcut yü­zeysellik içinde ne zaman kiminle ya da kimlerle yan yana dü­şeceğinizin belirli olmaması, olamamasıdır. Bu yüzeyselliğin sürekli devinimini değişme diye okuyan "solcular'" isteseler de istemeseler de, esasa dair soru sormadıkları ya da vazgeçtik­leri için, AB karşıtı pozisyonlarını bu çerçevede, kapitalist ser­maye birikim sürecinin farklılaşan ve sürekli kalan mekanizmalarına dönük sorularla, anlama çabalarıyla biçimlendiren solcuları "muhafazakâr", "statükocu" gibi sıfatlarla tanımlama yüzeyselliğine düşmektedirler.

 Böyle bir perspektif ister iste­mez solun temel kategorisi olan “sınıf” kavramının gündem­den çıkarılmasına, kullanılmamasına, bir biçimde kullanıl­mak zorunda kalındığında ise mahcubiyet içeren ek tanımla­malarla beraber kullanılmasına yol açmaktadır.

AB konusuna endeksli bir biçimde sürdürülen tartışmay­la beraber solda süren tartışmalarda muhafazakârlığın ya da statükoculuğun karşılık bulduğu durumlar olduğunu da ifade etmek gerekmektedir. Dikkat edilmesi gereken husus, kav­ramlara yüklenilen anlamlar değiştikçe muhafazakar olma yada olmama pozisyonlarının da terse dönebileceğidir. Örne­ğin DTÖ, IMF, DB gibi kurum ya da kuruluşların, ÇUŞ'ların ve bunların temsil ettiği ya da bunları temsil eden güç ağları­nın dünya genelinde kapitalizmin "muhafazasına" dönük tek doğru olarak ileri sürdükleri neo-liberal politika ve yapılan­maların AB 'nin önerileriyle paralellik ve/veya aynılıkları bu kadar açık ve belirginken soldan AB 'ye girme taraftarları ken­di pozisyonlarını bu durum karşısında nasıl gerekçelendirebilmektedirler?

Tarih, demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi durum ya da ilişkilerin yukarıdan aşağıya gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını herkese öğretmiştir. Türkiye'de yaşayan insanlar için yakın tarihteki örnekler düşünüldüğünde, bu durum çok daha açıktır.

AB 'ye girme taraftarları, haklı gerekçelerle eleş­tirdikleri bu tepeden inmeci tavrı AB üzerinden kendileri savunur duruma düşmektedirler. Bu durumun nedeni, söz ko­nusu yaklaşımların sorunu değerlendirirken genel olarak AB'nin, nasıl bir yapı ve ilişkiye sahip olduğu ve ne yönde dönüştüğünü sorgulamayan bir kabulden hareket etmeleri, Tür­kiye'deki mevcut yapı ve ilişkileri ise sadece "resmi ideoloji" referansıyla okumalarıdır. Buradaki sorun, resmi ideolojinin hareket alanını tanımlayan egemen ideolojinin (kapitalizm), analize dâhil edilmemesidir. Resmi ideoloji referanslı bir okuma, kendiliğinden sorunu sivil toplum-devlet ikilemine taşımakta ve AB, sivil toplumun ve demokrasinin garantörü ola­rak algılanmaktadır.

AB konusunda soldan bir pozisyon alınması söz konusu olduğunda bu, herhangi bir pozisyon alış değil, hayata bakış­la ilgili bir tavır olmalıdır.

 AB'ye karşı olmak dendiğinde bu tek başına Türkiye-AB ilişkisi açısından girilen bir muhasebe olmamalı, kapitalizm karşıtlığı her düzeyde ifadesini bulma­lıdır. Elbette kapitalizm karşıtlığı bir hareket noktasına işaret etmektedir. Önemli olan bu karşıtlığı gündelik hayata yansı­tabilmek, tercüme edebilmek ve anlatabilmektir.

Mehmet TURKAY-AB TÜRKİYE  Yeni Hayat Kütüphanesi- 2003 s:22-27

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: SOL , KAPİTALİZM ve AB ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
 
left
Top! Top!
right