| |
|
|
Bilerek Oy Atılmalı |
|
|
|
Yazar İrem Güvener
|
|
Thursday, 24 May 2007 |
|
DENİZ BAYKAL: PARTİMİZDE ABD ALEYHTARLIĞINI YASAKLADIK! "ABD, bizi ilk günden itibaren Avrupa'nın bir parçası olarak ilan etti. Türkiye Avrupa Birliği konusunda, Gümrük Birliği konusunda en büyük desteği ABD'den gördü. Türkiye'nin uzun vadeli olarak ABD ile paralel hareket etmesine karşı olmak için herhangi bir neden görmüyorum. İdeolojik bir harp olduğunu söylemek çok yanlıştır. "Amerikan aleyhtarı bir oluşuma hiçbir şekilde katkı vermedik. Hiçbir şekilde Amerikan düşmanlığı sergileyecek bir tavır içine girmedik. Meydanlara çıkmadık, örgütümüze kesin talimat verdik; 'bu konulardaki yürüyüşler, kitle gösterileri içinde kesinlikle yer almayacaksınız' diye. Ve bunları sonuna kadar kararlılıkla uyguladık. çünkü biliyoruz ki ABD, bizim aramızda bir takım sorunlar da olsa sonunda bir araya geleceğimiz, birlikte çalışmamız gereken bir ülkedir" |
|
Devamını oku...
|
|
27 Mayısı Hazırlayan Sebepler Halen Mevcuttur: |
|
|
|
Yazar Süvari Binbaşı Fethi GÜRCAN
|
|
Monday, 21 May 2007 |
Türk Halkı’nın kaderi tarih boyunca aldatılmışlığın bir serüvenidir. Tanzimat da hayatı değiştirmedi, Birinci Meşrutiyet onun dışında bir hareketti. İkinci Meşrutiyet çilelerine yeni acılar ekledi. Bütün bunlardan sonra Kurtuluş Savaşı, Türk milletinin bağımsızlık azminin şuurlu şahlanışı ve Atatürk devri, halkın kendi kişiliğini idrake hazırlayış yılları idi. Bunu halkın yeniden aldatılışı olan çok partili devir takip etti.- Ulusal irade adı altında iradenin tahakkuna mani olanlar, Parlamento ve Partiler, Devrimleri ve Atatürkçü gelişimi kendi menfaatleri karşısında gören, menfaat gruplarıdır
- İşte biz ulusal iradenin gerçekten tecellisi için ona engel olan politik, ekonomik ve sosyal münasebetleri ulusun çoğunluğu lehine ortadan kaldırmak istiyorduk.
- Bu münasebet yarın mutlaka koparılacaktır. Bu koparmayı kimlerin aracılığıyla yapacaktık? Kafasıyla yeni nesil Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği, aslında halkın mutluluğunu sağlamayı tavsiye ettiği gençlik ile yapacaktık. Daha doğrusu onlar yapacaktı. Bu şüphesiz dar anlamıyla gençlik değil, yurdun her yanında, her kesiminde düşüncesiyle ve yapıcılığıyla devrimci olan zinde güçtür.
|
|
Devamını oku...
|
|
Kavram Oynaştırmaları 2- Katılımcılık yada Etekler ve Ruj |
|
|
|
Yazar Ömer GÜRCAN
|
|
Saturday, 19 May 2007 |
 "Geçmişte kendimi "ortodoks olmayan Marksist" ya da "özgürlükçü sosyalist" olarak tanımlayarak çok fazla zaman harcadım. Sosyalizmin Dünü ve Bugünü3 gibi, bugünün sosyalizm modelini reddettiğim ve yarınlar için başka modelleri savunduğum kitaplar yazdım. Ancak sanırım, söz savaşını kaybettiğimizi kabullenmemiz ya da en azından bunun gittikçe azalan getirileri olan bir savaş olduğunu anlamamız ve kavramsal yükler taşımadan gerçek meselelere geçmemiz gereken bir zaman geliyor. Ben üretim araçlarının özel mülkiyetine, kâra, pazara, merkezi planlamaya ve üretim miktarının ücretlendirilmesine karşıyım. Şirket-tarzı iş bölümüne ve koordinatör sınıf yönetimine de karşıyım. Bu özelliklere karşı olan tüm kurumları da destekliyorum. Yani sosyalizm etiketi altındaki birçok şeyi reddediyorum ve sosyalizmde yer almayan, dengeli iş bileşeni ve katılımcı planlama gibi şeyleri destekliyorum. Diğer solcuların, sol miras içinde "iyi" olan şeyi (iyi olmadığı bu kadar açıkken) reddettiğimizi düşünüp düşünmeyeceklerini merak etmek katılımcı ekonomi yanlılarının derdi olmamalı diye düşünüyorum. Bence bizim derdimiz, sınıfsızlığın peşinde olan ve sınıfsızlığı gerçekleştirecek kurumları savunan insanların dünyanın geri kalanıyla etkin bir şekilde iletişime geçip geçemeyeceği olmalı. " (Neo -Sol adaylarımızın kullandıkları "kavramları" anlamak için "bilgi beslenme kaynaklarını" yani etkilendikleri öz ve söz kaynaklarından katkılarıma devam ediyorum. Katkılarımın daha iyi olabilmesi için bondlamalar(koyulaştırmalar) yaparak anlatıma sözde katılımcı oldum. Sabrınız için şimdiden teşekkürler.) |
|
Devamını oku...
|
|
Kavram Oynaştırmaları 1:Militarizm ile Devrimci Şiddet |
|
|
|
Yazar Ömer GÜRCAN
|
|
Saturday, 19 May 2007 |
|
> * Savasa, irkciliga, milliyetcilige, darbelere, > cinsiyetcilige ve her turden ayrimciliga karsi; > > * Demokratiklesmeden, baristan, emekten, ezilenden, > gucsuzden, yoksuldan yana, kadin hak ve > ozgurluklerini savunan, cevre sorunlarina duyarli, > > ortak adaylarimizi cikarmak ve meclise gondermek > istiyoruz."
"Filmi izlerken insanın gözüne ilk çarpan şey milis güçlerin kamplarının hiç de askeri bir kampa benzemediğidir. Öncelikle milis güçlerin belli bir üniforması yok, sadece hepsi ortak olarak kırmızı siyah bir fular taşıyorlar. Belli bir üniforma taşıyan askerlerin tersine milislerin her birinin kendi isimleri var; kimse onlara "er", "onbaşı" ya da askeri hiyerarşi içindeki başka bir rütbe ismiyle seslenmiyor. Dolayısıyla düzenli ordu askerleri uzaktan kumanda edilen insanlar sürüsü olarak tasvir edilirken milisler, kendi isimlerine, kıyafetlerine ve inisiyatiflerine sahip savaşçılar olarak görünüyorlar." Bildiğimiz gibi neo- sol arkadaşlarımız avrupa kriterliğine uygun anti-militarist adayları belirliyecekler. Benimde bu çorbada tuzum olsun diye bu konuda ki araştırma yazılarını paylaşmak istiyorum. Deyim kullanmak kolay içini doldurmak zorMelekler Kanat lı mı Kanatsız mı?
SÖZ NEO-KIVIRTANLARIN : Militarizm ile devrimci şiddet arasındaki sınırı militarizmi tasvir eden dört film üzerinden düşünmek Devrimci şiddet meselesine dair düşünürken iki temel soruyu aklımıza getirmek faydalı olabilir: "Devrim kendiliğinden olan bir fenomen midir?" ve "Militarist olmayan bir devrim mümkün müdür?" Devrim, şartlar olgunlaştığında, kendisini taşıyacak sınıflarca verilecek sınıf savaşımının nihayetinde ulaşılacak bir aşamadır. Bu önerme çok önemli bir tespite işaret ediyor; o da devrimin tarihin akışı içinde kendiliğinden gerçekleşecek bir fenomen olmadığıdır. Her ne kadar şartların olgunlaşması tarihin diyalektiğinin bir getirisi olsa da, "son kertede" devrimci sınıfların vermesi gereken bir mücadele vardır. O zaman devrim salt kendiliğinden olan bir fenomen değildir. Bu sonuç bizi devrim için elzem olan devrimci şiddet meselesine götürür. Bu yazıda, devrim için verilen mücadelenin koşullarının tarihsel olarak belirlenip belirlenmediğinden öte, mücadelenin nasıl yürütüleceğinin ve mücadele biçiminin herhangi bir belirlenim mekanizmasına tabi olup olmadığını ele alacağım. |
|
Devamını oku...
|
|
"Ve "Devrim" koruma altında... |
|
|
|
Yazar Mehmet ÖZGÜR
|
|
Friday, 18 May 2007 |
|
DERLEME
Müthiş birşeydi doğrusu. El yapımı orijinal jantların göbeklerinde "Devrim" yazıyordu, aynı şekilde aracın ön kaputunda da. Ama beni en çok "Devrim"in ön paneli etkilemişti o zaman. Kadranlarındaki bütün ibareler Türkçeydi. "Hararet", "benzin", "yağ" gibi sözcükleri görünce kendimi bir an için Alman gibi hissettim. Diyeceksiniz ki bu ne demek şimdi? Hani Almanların yüzde yüz kendi üretimleri olan BMW, Mercedes, Opel, Volkswagen gibi dünya markası olmuş otomobillerine bindiklerinde yüzlerine yayılan mağrur bir ifade vardır ya, "Devrim"in milliyetçi kadranı da bana bir an için ona benzer bir gurur duygusu vermişti işte. Bu karşılaşmadan önce ve sonra bir daha hiç yaşayamadığım türden bir gurur...
Geçtiğimiz günlerde, "Devrim"in son durumunu öğrenmek üzere, uzun bir aradan sonra yeniden Tülomsaş'ı aradım ve Basın-Halkla İlişkiler Müdiresi Semiha Ünal ile görüştüm. Ünal, bu görüşmemizde bana müthiş sevindirici bir haber verdi. 2002 Nisanında Tülomsaş Genel Müdürü Dilaver Zeki Daloğlu'nun direktifleriyle tesisin bahçesinde bir "mini müze" oluşturulmuş ve "Devrim" bu müzede yıpratıcı iklim koşullardan etkilenmeyeceği camekanlı bir bölüme konulmuş. Yalnız "Devrim" de değil, "Devrim"i 29 Ekim 1961'de Ankara'ya taşıyan ünlü "Karakurt" lokomotifi ve diğer bazı tarihsel değeri olan araçlar da orada toplanmış.
Ne güzel! Birileri yıkmaya çalışırken, birileri de herşeye rağmen direniyor ve bir kentin onuru olan bu eşsiz eseri koruma altına alıyor. Tülomsaş ailesine buradan içten bir selam gönderirken, yolu bundan sonra Eskişehir'e düşecek okurlarımıza da ısrarla sesleniyorum: Gidin ve Tülomsaş'ın bahçesindeki "Devrim"i mutlaka görün. Onu, bu ülkede toplu iğne bile üretilemediği bir dönemde Türk mühendisleri yaptı. Ve bir çoğu o günlerde henüz otomobil kullanmayı dahi bilmiyordu.
|
|
Devamını oku...
|
|
Sol olmayan sanal solda birlik mi? |
|
|
|
Yazar Tuncay ÇELEN
|
|
Thursday, 17 May 2007 |
|
“Sol” olmayan “sanal sol”da birlik mi? Emperyalizme karşı örgütlü güç mü? Evet, bugün bir yandan “darbe muhtıraları “verilirken, bir yandan “seçimlere” gidiliyor. Demokrasiden söz ediliyor. Evet, seçin, seçmece bunlar. İşte bakın sıra sıra işbirlikçiler, günün menüsü islamcılar, şefin seçtiği milliyetçilik sosuna bulanmış “laik cumhuriyetçiler”; darbeciler, darbe karşıtları. Aslında yok birbirlerinden farkları, hepsi ABD’ci, AB’ci. Özelleştirmeci, IMFci, sermaye düzeninden yana, sömürücü. Bakmayın itişip kakıştıklarına, efendilerine hoş görünüp göze girmek, öne geçmek yarışındalar. Onlarınki aile kavgası, aile içi şiddet. Bugün dövüşürler, yarın barışırlar. Muhalefetin alanları doldurmasını “uygar bir siyasal” tartışma olarak hoşgörüyle bile karşılayabilirler. Ama kendi kontrollerinde gelişmesi gereken halk muhalefetine, işçi sınıfının ve onun örgütlerinin damgasını vurmasına tahammül edemezler. O zaman ne demokrasi kalır, ne hukuk devleti. Sol ve emekçi düşmanlığı düşman kardeşleri birleştiriverir. 1 Mayıs günü İstanbul'da yaşatılan devlet teröründe olduğu gibi, indiriverirler demokrasi maskelerini, gaz maskelerini takar ve saldırırlar halkın ve emekçinin üstüne. “Özgürlükçü AKP”, 12 Eylül dönemini aratmaz. İnsanlar sadece beyin kanaması, kalp krizi geçirmezler, kolları, bacakları, burunları kırılmaz. Gözaltına alınırken kaba dayaktan geçirilirler. Atılan gaz bombalarının sonucunda 75 yaşındaki bir kalp hastası Beyoğlu'nda yaşamını yitirir. |
|
Devamını oku...
|
|
İki Partiden Birini Seçme Kıskaçı |
|
|
|
Yazar Dr.Sezgin TÜZÜN
|
|
Thursday, 17 May 2007 |
|
KATILIMSIZ DEMOKRASİ Ya Da İki Partiden Bir’ini Seçme Kıskaçı 2001 yılının Kasım ayında, 7. Türk Sosyal Bilimler Kongresinde “Geniş Bölgeli, Barajsız, Artık Oylu ve Kullanılan Oyun Milletvekilliğine Dönüştüğü, Kullanılmayan Oyun Meclisteki Milletvekili Sayısını Azalttığı” bir seçim sistemini tartışma gündemine taşımak için bir bildiri sunmuş ve 1999 seçimlerinin partilere milletvekili dağılımını da; hem mevcut seçim sistemine hem de önerdiğim seçim sistemine göre sergilemiştim. 2002 genel milletvekili seçimleri sonrası ortaya çıkan milletvekili dağılımını yine, hem mevcut seçim sistemine hem de önerdiğim sisteme göre karşılaştırmalı bir yapıda sergileyerek, önerdiğim seçim sistemi yaklaşımımı bir gazete ya da dergi yoluyla kamuoyuna ulaştırmak istedim. Ama yazı, ne yolladığım gazetede ne de yolladığım dergide yayınlandı. Dolayısıyla konuyu kamuoyunun gündemine taşımayı başaramamış oldum. Şimdi, belki yararı olur düşüncesiyle, seçim sistemi fotoğrafının bir-iki yönünü bir kez daha tartışma ortamına taşımak için, bu yazıyı kaleme alıyorum. |
|
Devamını oku...
|
|
İbiş Siyasetin Cumhurbaşkanı Seçimi |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Monday, 14 May 2007 |
|
İBİŞ SİYASETİN CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ Bir süredir ayda bir ancak yazabildim. Yazı güncellenmeyince, bir süre yeniyol’da görünmez oldum. Kimi okurlar neden yazmadığımı sordular. Başıma bir hal mi geldi, susturuldum mu, yeniyol evliyası ile arama kara kedi mi girdi?.. Hiçbiri değil. Derslerden başımı alamadım bir. İkincisi de yazmak gelmedi içimden. Cumhurbaşkanı seçimi, “Dindar cumhurbaşkanı seçilecek” diyen bir İbiş, Cumhuriyet mitingleri, laiklik muhtırası, darbe olur mu olmaz mı? Cami ve kışla odaklı kutuplaşmaya zorlanan Türkiye. Erken seçim, geciken sandık. Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı. |
|
Devamını oku...
|
|
Kılavuzu Neo-Karga Olanın Neo- Burnu Neo Boktan çıkmaz |
|
|
|
Yazar Ömer GÜRCAN
|
|
Monday, 14 May 2007 |
|
NEO-ETHEM=TALAT AYDEMİR Savunmam da bunları geniş olarak açıkladım. Biliyorsunuz bunlar Kurtuluş Savaşı'nda da etkindiler. Hatta Çerkes Ethem yandaşlarıyla Ankara'ya gelip meclise baskın bile yapmıştı. Hatta Mustafa Kemal için O buraya gelirse, onu yok ederim' diyordu. Bunların sayıları çok azdır, ama çok örgütlüler. Talat Aydemir de darbe yapmaya kalkışmıştı. İsmet İnönü o zaman bunlar için 'Kurtuluş Savaşı'nda da başımıza bela oldular, halen de bela olmaya devam ediyor. Bunlardan kurtulamadık' demiştir. Bunlar çok azdır, ama örgütlü ve darbecidirler. KILAVUZU KARGA OLANIN NEO-BURNU NEO-BOKTAN ÇIKMAZ
Mustafa Kemal'in anlayışı biraz farklıdır. M. Kemal başta Kürtlerle ittifak yaptı. Düyun-u Umumiye'yi kaldırdı, Kurtuluş Savaşı'nı kimseden para almadan yürüttü. Bana cezaevinden gelen bir mektupta belirtiliyor; M. Kemal'in çevresini ittihatçılar sarmış, adeta M. Kemal'i etkisiz kılmışlar. Onu boğmaya çalışıyorlar. O zaman da bir grup çözüm istemiyor ve Kürtlerin üzerine çok gidiyorlar. Hatta daha sonraları birisi Kılıç Ali'ye acaba şiddette çok mu ileri gittik diye bir cümle sarf etmiş. Mustafa Kemal'e ittihatçılar İzmir'de ve başka yerlerde suikast düzenlediler. Ömer Lütfi Mete ve Mahir Kaynak kitaplarında bunları belirtiyor, doğru tespitleri var. Mümtazer Türköne de bu konuda önemli tespitlerde bulunuyor. Bu önemlidir, çünkü kendisi milliyetçidir. Ben Nihal Atsız onları da okudum. Atsız kültür milliyetçisidir, 80 yıl yaşamış bunun kırk yılını cezaevinde geçirmiştir. NEO-ENVER=NO-TURK=ARAPLAR+KÜRTLER+ÇERKEZLER+BALKAN KÖKENLİLER
Şimdiki neo-ittihatçılar günümüzdeki Envercilerdir. Bunlar devlet merkezini ele geçirmiş, elde ettikleri konumu ve rantı paylaşmak istemiyorlar. Bunlar sivil bürokratlar ve birkaç politikacıdır. Halkın bunları bilmesi lazım. Bu neu-ittihatçıların içinde Türk olmayan tüm unsurlar ağırlıktadır. Bunlar Araplar, Kürtler, Çerkezler, Balkan kökenlilerdir. Bunların Türklükle alakası yok. Anadolu halkı düşmanlık yapmaz. Bizim de kimseye düşmanlığımız yok. Bahsettiğim durumu Avni Özgürel de dile getiriyor, biliyor.' |
|
Devamını oku...
|
|
Türkiye'de Kapitalizmin Gelişimi- Dr. Hikmet Kıvılcımlı |
|
|
|
Yazar Sema ÖZCAN
|
|
Saturday, 12 May 2007 |
Türkiye toprakları üzerinde, Diyarbakır ve Kayseri dağları üzerinde Sümer “Tamkaraları” (bezirganları) maden almaya geldiği günden beri sosyal sınıflar vardır. Medeniyet, tefeci-bezirgan sermaye ile başladığına ve Türkiye Cumhuriyet’ten önceleri dahi medeni bir ülke olduğuna göre, 1908 ihtilali de, 1923 devrimi de sosyal sınıfları var olan bir toplumun geçirdiği alt üstlüklerdir. Türkiye’de kadim(antika) toplumun tefeci-bezirgan soysuzlaşması ile modern toplumun tekelci finans kapital karmasından oluşan bir düzen vardır. Bu durum ezberleri şaşırtır. Batı kapitalizmi daha yüksek teknik ve metotlarla kendi ülkesinde ki küçük üretmenlerin mülklerini aldığı gibi diğer ülkelerin varlıklarını da talan ederek sermayesini biriktirmiştir. Bu birikimi ile anayurdunu büyük sanayileşmeye sıçratmış ve kendi milletinin de hayat standardını nispi olarak yükseltmiştir. Tarihsel bir görev başarma haklılığı ile kendisini savunmuştur. Türkiye özel sermayesinin ise yabancı ülkeleri talan edip varlıklarını anayurda aktarma şansı yoktu. Tersine kendi zenginliklerini yabancı sermayeye kaptırıyordu. Batı’nın 500 yılda yaptığı küçük mülk sahipleri katliamını 5–50 yılda yapmak ve oluşan sermaye birikiminin aslan payını da yabancı sermayeye kaydırmak milletçe duyulan öfkeyi arttırırdı. 27 Mayıs Devrimi bu gerçekliğin ispatıdır. İşte bu nedenlerle özel sermayemiz(kapitalizmimiz) cin olmadan insan çarpmaya kalkıştı. Batı sanayinin kalkınmasını yaratamadan modern olamadan ultra modern oldu. Yani tekelci finans kapital emrine girdi. Kendi sosyal sınıfını bile inkâr edip ezerek; demokrasiye, vatana ve millete ihanet etti. Mademki Türkiye’de kapitalizm yoktu, o zaman “Türkiye sınıfsız bir toplumdur” sonucuna varıldı. |
|
Devamını oku...
|
|
Titreşim |
|
|
|
Yazar Medya'dan
|
|
Friday, 11 May 2007 |
|
|
|
Yeniçeri Ağası-Yahudi |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Friday, 11 May 2007 |
|
MEĞER ANDIÇLANMIŞIM! Nokta Dergisi, zaman zaman çok başarılı habercilik yaptı. Özellikle ilk yıllarında demokrat yayın çizgisiyle sol kamuoyunun gönlünde olumlu bir yer edindi. 12 Eylül’ün azgın günlerinde cezaevlerinde açlık grevindeki tutsakların talep listesinde, Nokta Dergisi okuyabilmek de vardı. Nokta Dergisi’nin son dönem haberciliği de başarılıydı. Özellikle medya andıcı, darbe günlüğü, STK andıcı konulu haberler basın ve siyaset tarihine geçecek önemdeydi. Bu haberler, sermaye gruplarının devlet içindeki iktidar tepişmesinde nasıl bir işlev gördü, kimin işine yaradı, gazeteci açısından çokça önemli değil. Gazeteci için önemli olan haberin gerçekliğidir. Nitekim, medya andıcının sahibi de haberin gerçekliğini kabul etti. Öteki haberlerin gerçekliği de herhalde artık tartışılmaz. Gazeteci için önemli olan haberin gerçekliğiydi, ama derginin sahibi aynı fikirde değildi. Çalıştırdığı gazeteciler kadar yürekli çıkmadı, kapattı dergiyi. Yazık oldu Nokta’ya ve emekçilerine. Savcılar da yazık ettiler Nokta’ya ve emekçilerine. Dergiyi basma niyetleri darbeci Sarıkız’ı bulmak değildi. Öyle olsa bile Sarıkız’ı arayacakları ahır başka yerdeydi. Medya andıcıyla ilgili haberde, andıcın özgün metni okuyucudan esirgenmişti. Haberciliğin ve yayıncılığın teknik ve hukuki boyutuyla ilgili bir sorundu. Bu bakımdan gazeteciyi hoş görmeli. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 997 - 1008 / 1507 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838544
|
|
|