left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Saturday, 11 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Ufuk Güldemir Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Wednesday, 13 June 2007

‘UFUK’SUZ İSYANKÂRLIK

Imageİyi kötü gazete okuyup televizyon izleyenlere Ufuk Güldemir’i uzun uzadıya tanıtmaya gerek yok. Gazeteci, Habertürk TV’nin patronu, eski TİP’li, yani Türkiye İşçi Partisi mensubu... Ayrıntısını merak edenler, Varlık Özmenek’in yazısından okusunlar.

Kanser, genç, yaşlı, çocuk dinlemiyor. Ufuk Güldemir de kansere yenik düştü. Yakın dostu meslektaşları yas tutuyor, Ufuk’un ardından gözyaşı döküyorlar,

Güneri Cıvaoğlu, Ufuk’la ilgili yazısını “Yıldızlara Yürümek” başlığıyla takdim etmiş.

Ekranlarda gözyaşlarını tutamayan Hasan Cemal, yazısının başlığında “Hayat onun hızına yetişemedi” demiş.

Yalçın Doğan, Emre Aköz, Perihan Mağden, Derya Sazak ve öteki arkadaşları da benzeri şeyler yazmışlar. Ertuğrul Özkök, cenaze töreninde dokunaklı bir konuşma yapmış

Meliha Okur, yazısının başlığında “O bir anarşistti” diye yas tutuyor. Yine de yazısında Ufuk’un serencamını yerli yerine oturtan bir cümle kurmayı başarmış: “ Farklıydı. Güldemir, ‘Öteki Türkiye'de’ doğdu. Ama sonradan çok sıkı bir ‘Beyaz Türk’ oldu.”

Devamını oku...
 
Bilderberg 2007 Yazdır E-posta
Yazar İrem GÜVENER   
Wednesday, 06 June 2007
ImageKÜRESEL EGEMENLER İSTANBUL’DA BULUŞTU: BİLDERBERG 2007

 

“ Ulusal egemenlik yok... ülke sınırları yok... tek para birimi, tek banka ve tek ekonomik sistem... zihinler denetim altında, düzen yeni dünya düzeni...” karşıtlarının yarım asırdır kapalı kapılar ardında yapılan toplantıları bu sözlerle eleştirdiği Bilderberg buluşması 31 Mayıs-3 Haziran tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşti.

 

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa ve ABD arasındaki ilişkileri ve ortak strateji belirlemek amacıyla oluşturulan ve başta CIA olmak üzere ABD istihbarat örgütlerinin kuruluşunda etkin rol oynadığı bilinen Bilderberg grubu, ‘küresel stratejilerin ele alındığı gayri resmi sermaye örgütü’ olarak da tanımlanıyor.



Devamını oku...
 
Esas Tehdit Yazdır E-posta
Yazar Deniz YILDIRIM*   
Monday, 04 June 2007

Deniz YILDIRIM

RUSYA’YA GÖRE ESAS TEHDİT ÇİN’DEN DEĞİL ABD’DEN


Cumhuriyet’in Strateji ekinin 5 Mart 2007 tarihli sayısında, Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden sayın Barış Adıbelli’nin “Rusya ile Çin Ayrışmaya Başladı” başlığını taşıyan ve özetle, Rusya’nın kendisine esas tehdidin Çin’den geldiğini saptayarak ABD’ye yakınlaşma sinyalleri verdiğini öne süren bir yazısı yayımlandı. Bu yazıda sayın Adıbelli’nin öne sürdüğü teze karşı, ben de aksi tezi savunacağım.


Sayın Adıbelli yazısında, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Münih’te gerçekleştirilen Uluslararası Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada esas mesajı Çin’e verdiğini öne sürmektedir.[1] Bu teze katılmak mümkün değildir. Hatırlanacağı üzere Putin, ses getiren konuşmasında, dünyadaki güvenlik sorunlarının merkezine ABD’yi yerleştirmiş, NATO’nun doğuya doğru gerçekleştirdiği genişlemesinin açıkça Rusya’yı çevreleme amacı güttüğünü belirtmiştir.[2] Putin yine bu konuşmasında Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya gibi devletlerin sahip oldukları ekonomik potansiyelleri siyasi nüfuza dönüştüreceklerini ve bunun çokkutupluluğu güçlendireceğini belirterek esas tehdidin ABD kaynaklı olduğunu saptamış ve bunun karşısında gelişecek stratejik ittifakları çözüm olarak göstermiştir.


Kaldı ki Putin’in bu önemli konuşmasının ardından Hindistan’da gerçekleştirilen Rusya-Çin-Hindistan Dışişleri Bakanları Zirvesi’nde de aynı vurgu öne çıkmış ve Rusya ile Çin’in Şanghay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci üye olan Hindistan’ın örgüte tam üyeliğinin sağlanması için gerekli adımları hızlandıracağı açıklanmıştır. 14 Şubat 2007 tarihli zirvenin ardından yayımlanan ortak bildiride, tüm ulusların eşitliğine, egemenliklerine ve ulusal bütünlüklerine, uluslararası hukuka ve karşılıklı saygıya dayanan çokkutuplu bir dünya inşa etmenin, uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesinin anahtarı olduğu düşüncesinde uzlaşıldığı ifade edilmiştir.[3]

Devamını oku...
 
Harekât Masalı Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Sunday, 03 June 2007

 

ImageSINIR ÖTESİ HAREKÂT YA DA BATAKLIĞA DALMAK

Biz  Kuzey Irak” diyoruz, orada yerleşik halk ise “Kürdistan” diyor.

Orada Kürtler yaşıyor. 1970’li yıllarda TRT haber bültenlerinde kendilerinden “Kuzey Irak’taki bir etnik grup” diye söz edilirdi. 1980’lerde “Peşmerge” oldular. 1990’lı yıllarda nihayet, “Kürt” oldukları kabul edildi.

Kart kurt masallarını geride bırakıp “Kürt” demeye alıştık sayılır. Yaşadıkları ülkeye “Kürdistan” demeye de alışırız herhalde.

* * *

Hâlâ  Kuzey Irak” dediğimiz Kürdistan, 1980’lerde 90’larda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “tatbikat” alanıydı. Ordu, tatbikat sıklığında ve düzenliliğinde Kuzey Irak’a harekât düzenliyordu. Her harekâtın amacı, malum örgütün belini kırmaktı. 1983–1999 yılları arasında Güneş, Balyoz, Ejder, Çelik, Çekiç gibi adlarla düzenlenen harekâtlarla örgütün beli 24 kez kırıldı! 1995’teki harekât, Cumhuriyet tarihinin en geniş kapsamlı sınır ötesi askeri harekâtıydı, 35 bin asker katılmıştı. Hakkâri Dağ Komando Tugayı ise, 1993–95 yıllarında Tuğgeneral Osman Pamukoğlu’nun komutasında 23 kez bel kırma harekâtı düzenlemişti.

Şimdi 2000’lerdeyiz, örgütün beli 25’inci kez kırılmak isteniyor; ama, eskinin tatbikat alanı Kürdistan, ABD’nin himayesinde devletleşiyor. Bu kez eskisi gibi tatbikat rahatlığı yok.

Kürdistan’ın devletleşme süreci 1990’larda Türkiye’nin topraklarında konuşlanan Çekiç Güç’ün himayesinde başlamıştı. Oysa Kürdistan diye bir devletin kurulması Türkiye’nin kırmızı çizgisiydi, savaş nedeniydi. Türkiye kendi ayağına kurşun sıkarcasına Çekiç Güç’e ev sahipliği yaparak kırmızı çizgisini bizzat sildi. Dahası, şimdi bağımsızlık yolunda ilerleyen Kürdistan’ın altyapısını da 1200 dolayında Türk firması inşa ediyor. Firmalar arasında, Kürdistan’ı tatbikat alanı haline getiren silahlı bürokrasinin holdingi OYAK bünyesindeki firmalar da bulunuyor. Türk kamuoyu ise PKK’nin belini kırmak, kökünü kurutmak iddiasıyla Kürdistan’a sınır ötesi harekât masalıyla oyalanıyor. 

Devamını oku...
 
Tohum ve Yaşam Forumu Yazdır E-posta
Yazar Katılımcı Görkem GÜRCAN   
Saturday, 02 June 2007

 

Görkem Altan GÜRCANTOHUM VE YAŞAM FORUMU

SONUÇ BİLDİRGESİ

Nasıl Bir Dünyada Yaşıyoruz?

Tüm sınırların kaldırıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Tarımsal üretimdeki verimliliğin sınırı olan(!) “küçük çiftçilik” kaldırılıyor. Küçük çiftçiliğin ayakta kalmasına ancak görece olarak katkı sağlayabilen “destekleme alımları” dahi çoktan ortadan kalktı. Yurt içi ürünlerimizi uluslararası tekellerin haksız rekabetinden koruyacak “gümrük tarifeleri” ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bitki çeşitlerimizin doğal yaygınlaşma sınırı olan “yerellik” ortadan kaldırılıyor ve böylece tek tip ve kimyasal ilaç-gübreler gibi endüstriyel girdilere bağımlı çeşitlerin çok uluslu şirketler aracılığıyla dünya çapında yaygınlaştırılmasının önü açılıyor. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” politikası; bu kez tüm dünya çapında uygulamaya geçiriliyor. Kısaca; küreselleşme adı altında dünya çapında estirilen liberal politikalar; sadece sermayenin önündeki sınırları kaldırmayı hedefliyor. Daha fazla kâr ve daha fazla sömürü zinciri; artık uluslararası bir çapa ulaşarak; sermayenin önündeki engeller olan gümrüklerin, ulus devletin, küçük çiftçiliğin, vatandaşlığa bağlı çalışma hakkının tasfiyesi üzerine ilerliyor.

İmha edilen bunca sınır, tüm dünya halklarına, daha fazla özgürlük, iletişim, verimlilik gibi adlar altında pazarlanırken, insanlığın özgürleşmesinin önündeki sınırların kaldırılmadığı, aksine kuvvetlendirildiği bir hayat akıyor. Binlerce yıldır üretmekte olduğu ürünün tohumuna artık sahip olamayan çiftçinin karşısına patent yasalarının çizdiği sınırlar çıkıyor. Daha 80 yıl öncesine kadar bahçesindeki domatesi yiyen tüketiciye ambalajının üzerindeki okunamaz büyüklükte, anlaşılamaz içerikteki yazılarıyla sunulan ürünler, “ne yediğini bilme hakkı”nın önünde bir sınır inşa ediyor.

Devamını oku...
 
Sevr Travması ve Kürtlerin Empatisi Yazdır E-posta
Yazar AYSEL TUĞLUK: DTP Eşbaşkanı -RADİKAL 2   
Tuesday, 29 May 2007

29/05/2007


Image Bir toplumun varoluş gerçeğini anlamak, hangi dengeler üzerinde kurulduğunu bilmek ve varlığını hangi koşullarda sürdürdüğünü (ekonomik, sosyolojik, siyasal, kültürel, psikolojik vb.) kavramak, ortak bir toplumsal yaşam ve gelecek tasarımlarında bulunanlar açısından elzemdir. Türk toplumunu da, olağan hali hiç yaşamamış, halen türlü risklerle yaşayan bir toplum olarak anlamak, aynı coğrafyada ve aynı kaderi yaşayan bizler açısından etik düzeyde bir sorumluluktur.

Toplumların tarihinde derin izler bırakan, kuşaktan kuşağa aktarılan sarsıcı tarihsel olaylar vardır. Bu olaylar kıvançla anlatılan zaferleri kapsayabildiği gibi büyük toplumsal çökkünlükleri anlatan travmatik olayları da kapsar. Kıvanç duyulan zaferler gibi toplumsal acı kaynağı olan travmalar da ortak bilinçte hatta bilinçdışında derin izler bırakabilir. Bu acı veren olayın etkisi o kadar büyük olabilir ki hatırlatıcı her etken büyük toplumsal huzursuzluğa, bireyler arasında dayanışma ve ortak tepki verme eğilimine sebep olabilir. 1915'teki olayların Ermeni halkında yarattığı etkiler, 1988 Halepçe katliamının Kürtler üzerinde, Sırp katliamcılığının Boşnaklar üzerinde, İsrail'in Filistinliler üzerinde oluşturduğu derin izler, yaşadığımız yakın coğrafyada yarattığı derin travmatik yaşantılarla akla ilk gelen olaylardır. Bu olayların mutlaka katliamlardan ibaret olması gerekmez. Travmatik olay bir ateşkes antlaşması, teslim tutanağı gibi toplumların geçmişinde utanç verici anıları çağrıştıran durumları da kapsayabilir. Bu travmatik yaşantılar, maruz kalan toplumların uluslaşmasında ciddi roller oynarlar. Zaferler gibi bilinçli şekilde ritüellerle anımsanmasalar bile her an toplumsal bilinçdışının patlamaya hazır bölümlerinde beklerler. Bir toplumu iyi anlayabilmek için buna benzer tarihsel olayların günümüze etkilerini de gözönünde bulundurmalıyız.
Devamını oku...
 
Ağzı Olan Konuşuyor Yazdır E-posta
Yazar Erol SOYSEVEREm.J.Pilot. Bnb.)   
Monday, 28 May 2007

CHP ve DSP,  GERÇEKTEN  SOL  PARTİLER MİDİR  O. DOĞU SİLÂHÇIOĞLU ?..

 

Sayın Silâhçıoğlu,  25 Mayıs 2007 tarihli Cumhuriyet Gazetesi' ndeki yazısında "Adres sorunu giderilmiş olan sol" diyerek,  CHP - DSP birlikteliğini sol bir oluşum olarak okurlara gösterme gayretkeşliğine düşmüş... Bu partileri sol olarak niteleyen bir kişiyi, aşağıda sıralayacağım olasılıklardan birine sokabiliriz:

 

1. Solun ne olduğunu bilmiyor.

2. Takiyye yapıyor.

3. CHP ve DSP' yi tanımıyor.

4. Bu oluşumun milletvekili aday adayıdır.

 

Birinci olasılıktan başlayalım. Bu satırların yazarı, 1968' lerden ta teğmenliğinden beri solu, sosyalizmi ve dolayısıyla Marksizimi özümsemiş emekli bir binbaşıdır. Sayın Silâhçıoğlu ise, koskoca(!) emekli bir generaldir. Solun ne olduğunu bilmemesi olanaklı mıdır?  Doğaldır ki biliyordur. Ama alçakgönüllülük göstererek bilmemezlikten geliyor...

 

Takiyye yapmak, sağcı ve de yağcı kişilere özgüdür. Takiyyecilik gerçek ve dürüst solculara yakışmaz. Dolayısıyla bu generalimize de yakışmaz...

 

Devamını oku...
 
Alevilik Üzerine Yazdır E-posta
Yazar Ali MAKAL   
Monday, 28 May 2007

    EKONOMİK, HUKUKSAL VE SOSYAL BOYUTUYLA ALEVİLİK.

    Alevi inanç ve ibadeti üzerine yazacaklarım, yaşamımızda gördüklerimiz, dedelerimizin bize anlattıkları ile ilgili sınırlar içindekilerdir. Bunlar bile bir çok sonuca varmamıza yeterlidir.

    Alevi dedeleri vede Ocakları İran Horasanına dayanır. Anadolu Erenleri binli yıllarda Horasandan Anadoluya gelip yerleşmişlerdir. Ve bu Horasan Pirleri Anadolu Coğrafyasında çok yaygın bir alanda görülürler. Bugüne gelen Türbe, Ocak vb. şekillerde hala ziyaret edilerek bilinir kalmaları sağlanmıştır.

    Alevi inanç ve öğretisi, İran Horasan gelenek ve kültürü, Anadoludaki değişik halk ve toplulukların kültürleri ile karışıp yeni bir biçime bürünmüştür. Bugüne kadar gelen gelenek ve yaşam biçiminde bunlar çok net görülüyor. Anlatacaklarımızda bugün yaşadıklarımız ve geçmişten yaşanmış olup, sözlü olarak bize aktarılanlardır.

Devamını oku...
 
Savulun Vanja Lundby-Wedin geliyor! Yazdır E-posta
Yazar Ali KINALI   
Monday, 28 May 2007

Lundby - Wedin isveç işçi sendikaları federasyonu LO nun genel başkanıdır.Image

LO genel başkanları kurucu bir örgüt yöneticisi olarak 1973 te kurulan ETUC un dogal yürütme kurulu uyeleridir. Kendisi ETUC yürütme kurulu üyeside olan Vanja, seçim komitesince 24 Mayıs 2007 günü Brükselde başlayacak olan kongrede Avrupa Sendikaları Federasyonu genel başkanlığına önerilmiştir. Bu kongrede ETUC genel başkanlığına getirilecek olan  Wedin 54 yaşında olup, iki cocuk ve bir torun sahibidir. Değerini hesap etmekte güçlük çektiğim  modern ve pahalı bir dairede  stockholm de oturmaktadır.

Ayda Sendikadan 250. 000 Ytl. tutarında maaş almaktadır. Temel sendikal prensiplere göre ve sınıfsal ilkelere göre bakıldığında isveçte 5 000 ytl. oranında olan yüksek kalifiye bir işçinin maaşı nı geçmemesi gerekirken sendikacının maaşı, Wanjanın maaşı bu durumda İsveç başbakanı nın maaşını da geride bırakmaktadır. Temelde mesleği Hastabakıcısı olan Lundby önce LO yürütme kurulu üyesiyken, Stig Malm ın bir yolsuzluk  sonucu genel başkanlıkta ayrılması sonucu devamında yapılan olağanüstü kongrede ikinci başkanlığa ve daha sonraki yıllarda yapılan kongrede LO nun genel başkanlığına getirilmiş oldu. Geleneksel olarak Monarşizmi çağrıştıran bir yapı biçiminde yönetilmekte olan LO nun yönetim sistemi sayesinde başkanları ömürlük olarak bu görevde kalabilmekteler. Genel başkanlar ve yürütme kurulu üyeleri (Ombudsman) emekliliklerini burada temin edip giderler. Bir çok uluslararası sendikal örgüt gibi ETUC te böyle bir prenciple yönetildiğinden, Vanja nın acemilik çekmeyeceğini belirteyim. Kendisinin yabancısı olmadığı oligarşik sendikal modele hızla kaynaşmış olacağından emin olunmalıdır. Aynı sebeple ve daha çok bir geçim kapısı gibi ETUC u elinde tutan Genel  sekreter John Monks ile de uyumlu bir çift oluşturabilmiş olacaklarından kuşku edilmesin.

Devamını oku...
 
Ölen Ben Öldüren Benden Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Monday, 28 May 2007

Nazım Hikmet acı acı ünlemişti:

Ağaç baltaya demiş ki

Sen beni kesemezdin

Ama ne yapayım ki

Sapın benden

Ölen ben

Öldüren benden.”

Türkiye’nin kalbinde patlatılan bomba tam da Nazım’ı acıyla kıvrandıran türden.

Ölenler ve öldüren birbirlerinden...

* * *

Genelkurmay Başkanı büyük kentlerde yeni bombalar patlayabileceğini söylüyor.

Herhalde bu öngörüsü de boşa çıkmayacaktır!

Ne ki, doğrulanacak her öngörü her zaman her yerde söylenmez. Söylenirse ileri görüşlülük değil, önü ardı düşünülmemiş patavatsızlık olur. Bir de “iyi çocuklar” akla gelir.

Devamını oku...
 
Marksist Öğretinin Devlet Tahlili -2- Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Friday, 25 May 2007

Image 

Geçen yazıda tarihsel olarak devletin başlangıcı, gelişimi ve tarifi anlatıldı. Bu yazımızda ise özellikle Avrupa’daki işçi kalkışları ve devrimleri sonucu aldığı son ve nihai durum ele alındı 

 

Devlet ve Devrim 1848-1851 Yıllarının Deneyimi

 

1-Devrimin Arifesi

 

Olgunluk dönemine ulaşmış Marksizmin ilk yapıtları “ Felsefenin Sefaleti ve Komünist Manifesto’da 1848 Devrimi’nin hemen arifesine rastlar. Marksizmin temellerinin yanı sıra somut devrimci durumun  1848-1851 yıllarının deneyimlerinin sonuçlarını bulduğumuz bu yapıtlardan bir alıntıyla konuyu açıklarsak; “ Emekçi sınıf –diye yazıyor Marx ‘Felsefenin Sefaletin’nde- gelişmenin seyri içinde eski burjuva toplumun yerine sınıfları ve onların karşıtlığını dışlayan bir birlik koyacaktır, ve asıl anlamıyla politik iktidar diye bir şey kalmayacaktır, çünkü tam da politik burjuva toplamu içinde sınıfsal karşıtlığının resmi ifadesidir.”

Sınıfların ortadan kaldırılmasından sonra devletin yok oluşu üzerine düşüncesi Kasım 1847’de Marx ve Engels tarafında Komünist Manifesto’da ; “ Proletaryanın gelişiminin en genel aşamalarını belirtirken, mevcut toplum içindeki az çok üstü örtülü iç savaşı, bu savaşın açık devrime dönüştüğü ve burjuvazinin şiddet yoluyla yıkılarak proletaryanın egemenliğini kurduğu noktaya kadar izledik…

İşçi devriminde ilk adımın proletaryayı egemen sınıf durumuna yükseltmek, demokrasiyi elde etmek olduğunu yukarıda gördük.

Proletarya, politik egemenliğini, burjuvazinin elinden tüm sermayeyi ardı ardına koparıp almak, bütün üretim araçlarını devletin elinde,yani egemen sınıf olarak, örgütlenmiş proletaryanın  elinde toplamak ve üretim güçlerinin miktarını mümkün olduğunca çabuk çoğaltmak için kullanılacaktır.”

 

Devamını oku...
 
Marksist Öğretinin Devlet Tahlili -I- Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Friday, 25 May 2007

ImageDevlet üzerine çok söylenilmiş çok yazılmıştır. Ama nihai olarak Lenin, Marx ve Engels’in tüm eserlerini, hatta mektuplarını bile inceleyerek Devlet ve Devrim adlı eserini ortaya koymuştur Bu önemli eserin daha iyi anlaşılması için ara notlar ve açıklamalar yaparak konuyu anlaşılır hale getirmek amaçladım.

 

Devletin Ortaya Çıkışı

 

Devlet sınıflı topluma geçişle birlikte ortaya çıkmıştır. İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde devletsiz yaşamış ve gelecekte de devletsiz yaşacağı bir toplumsal süreçten geçecekti Elbette ilkel komünal sistemin yıkıma doğru ilerlediği süreçte onun bağrında zorunlu olarak yavaş yavaş gelişmeye başlamıştır. Devlet, tarımsal üretimin artması, tarım ile hayvancılık arasında gittikçe artan ayrılık madenciliğin ilerlemesi vb. el emeği talebini, yani köle talebini artırması. Kölelerin sayıcı artmasıyla,  toplumun başlıca sınıfları olan köleler ile efendiler arasındaki uzlaşmaz karşıtlık keskinleşmesi sonucu oluşmuştur.

Köle sahipleri, ancak sürekli bir baskı örgütünün varlığı ile köleleri ve topluluğun özgür üyelerini ellerinde tutabilirler ve onların kendi yararlarına, kendi zenginliklerini artırmaya ve doymak bilmez, açgözlülüklerini tatmin etmeye zorlayabilirlerdi. Bunun için oluşturulan mekanizma giderek, devlet haline geldi.

 


Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 985 - 996 / 1507
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838542
Syndicate
 
left
Top! Top!
right