left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Saturday, 11 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Sivas Acısı Yazdır E-posta
Yazar İrem GÜVENER   
Tuesday, 03 July 2007
ImageUNUTMAK IHANETTIR!...
 
14 SENE ONCE YASANANLARI UNUTMADIK,
UNUTMAYACAGIZ, UNUTTURMAYACAGIZ!...
 
BU VAHSETIN ARKASINDAKI KARANLIK GUCLER,
OLAYIN KUKLALARININ AGABABALARI;
ELBET BIRGUN YAPTIGINIZ VE YAPTIRDIGINIZ
HERSEYIN HESABINI VERECEKSINIZ!...
 

SIVAS ACISI
 
Ben tanırım
Bu bulut bizim oranın bulutu
Hemşeriyiz ne de olsa
Benim için kalkmış ta Sivas’tan gelmiş
Yurdumun bulutu
Devamını oku...
 
Devşirmeler ve Dönekler(5) Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Monday, 02 July 2007


Modern devşirmeler olarak ezilen sınıf mücadelesinden ezen sınıf safına transfer olan döneklerin öncelikle kişilik bozukluğuna bağlı ahlaki sapma içinde olduklarını, dönek ahlakının kendilerince “aldatma, sadakatsizlik, ikiyüzlülük ve ihanet” diye tanımlandığından söz ediyorduk.

İtirafçılık gibi dönmek de sicilini temizleyerek, yeni bir hayat ve o hayata uygun yeni bir kimlik, kişilik ve ahlak edinmektir. Yeni hayatında dönek, yeni ahlakı, kimliği ve kişiliğiyle artık maddi gücü elinde tutan sınıfın hizmetindedir.

 

Tapulu dönek, kiralık dönekImage

Aldatma, sadakatsizlik, ikiyüzlülük ve ihanet ezilen sınıfadır, mazlumadır. Muhabbet ve biat ise artık burjuva sınıfınadır. İtirafçı için olduğu gibi dönek için de kural, itiraf ederek geçmişini kusmak, dahası, ezen sınıfın tetikçiliğini yapmaktır. Entelektüel tetikçi olarak dönek, ihanet ettiği sol değerleri sermayenin pazarında işportaya çıkartacak ya da hastalık diye itibarsızlaştırıp dönekliği meşrulaştıracak, sermaye düzenini kutsayacak ve güce tapınacaktır.

Devamını oku...
 
Devrimci Aydın Nedir? Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Friday, 29 June 2007
Image
  • Entellektüellerin, çoğunlukla maaşlarını hâkim sınıftan almaları ve küçük burjuvanın özel mülkiyet prejüjeleri ile yüklü bulunmaları, çok kere onları böyle sade suya "tarafsız" geçinmek kaygısına düşürür. Demek "tarafsızım" diyenler var. Fakat sakın, şeyhin kerameti kendinden menkul olmasın? Acaba gerçekten "tarafsızlık" denilen şey var mıdır? Daha açıkçası, bu "tarafsız" bayların yaptıkları nedir?

 

  • Biz bütün kuvvetimizle; milli kültürlerin, sömürge halkları yörelerindeki kültürlerin serbestçe ortaya çıkmasını istemeye ve bu çıkışa yardım etmeye mecburuz. Zaten sömürge yörelerinin kültürleri kuruluş yoluna girmiş bulunuyorlar. Fakat, şu şartla ki, içine kültürü zehirleyen, onu insanların aleyhine çeviren, ayrılık sokucu ve karşıt unsurlar sokulmasın. Gene şu şartla ki, bu alandaki bağımsızlık geçici olarak karşıt olmasın. Zira insanların geleceğine ve ilerlemesine karışan her şey, ister bir rejim, ister bu rejimden çıkan kültür olsun kendiliğinden bir şey olarak değil, amaçlarına ve sonuçlarına bakılarak us'u vurmalıdır.

  •  Denebilir ki, nasyonalizm yüzünden insanlık parça parça doğranır ve parçalar sonuna kadar birbiri ile boğazlaşır dururlar.

  • Aydınlar, çalışan kitlelerle birleşmelidirler: Niçin? Çünkü:
             1- Lâfla peynir gemisi yürümez:
             "Anlayışın, ruhun ve kültürün platonik bir biçimde savunulması boş lâkırdıdan ibarettir. Platonik savunma, dünya gerçeğinin kıvılcımları ile yapılmış maytap oyunundan başka bir şey değildir. Ancak realizm sayesinde yerle gök birleştirilir."
             2 - Kitlesiz aydın, gemisiz kaptana benzer: Yazar ve aydınlar, emperyalizme, kapitalizme, şovenizme ve faşizme karşı kültürü savunacaklardır. İyi ama, hangi sosyal mekanizmaya dayanarak?

Devamını oku...
 
Emperyalistler Size de Para Teklif Etti mi? Yazdır E-posta
Yazar Yıldırım KOÇ   
Thursday, 28 June 2007


Imagemilletimizin gönlü zengindir. Özellikle yoksulunun gönlü daha da zengindir. Halkımızın çoğu, elindekini avucundakini kolayca paylaşır. Anadolu'da hala "Tanrı misafiri" gibi bir anlayış varlığını sürdürmektedir. Birçok insanımız hala "insanlık öldü mü, yahu" diyerek, maddi çıkarları bir kenara atabilmektedir. Hele biraz duygularına hitap edilirse, bizim insanımız ekmek parasını bile bir yardım kampanyasına verip, arkasından nasıl para bulacağım diye kara kara düşünebilir. Alışveriş yaparken üç-beş kuruş eksiğiniz çıksa, "yarın getiririm" deseniz, esnafın çoğu, "estağfurullah abi, ne demek" der.

Avrupalı genelde böyle midir? Yolu Avrupa ülkelerine düşenler bilir. Bir dükkandan mal aldığınızda, satıcı malı elinde tutar, sizin verdiğiniz paraların son kuruşuna kadar tamam olduğuna emin olduktan sonra, malı size uzatır. Aile içinde kadın ayrı kazanır, ayrı harcar; erkek ayrı kazanır, ayrı harcar. Çocuk belirli bir yaşa geldiğinde aile bütçesine katkıda bulunmak veya evden ayrılmak zorundadır. "Alman hesabı" lafı boşuna çıkmamıştır.
Devamını oku...
 
FETHİ GÜRCAN Yazdır E-posta
Yazar İrem GÜVENER   
Tuesday, 26 June 2007

Image27 Haziran 1964 Cuma,

 

Saat 03.30,

 

Ankara Merkez Cezaevi’nin avlusu,

 

Karanlık gecenin sinsi sessizliğini, kendinden emin ve korkusuz bir ses böldü;  

 

“Ölüme seve seve gidiyorum. Hiçbir şeyden korkmuyorum ancak sizin adaletinize de inanmıyorum. Siz, aldığı emirleri uygulayan insanlarsınız. Ben sapına kadar ihtilalci olduğum için benden korkanların verdiği emirlere uyarak bu karar çıkartıldı. İşte sizin adaletiniz budur. Hayıflanmıyorum, korkmuyorum ama sizin gibi uşakların adaletsizliğini haykırıyorum.” (*)

 

Ve bir yıldız, dörtnala koşan bir atın üstünde gökyüzüne kaydı; ardında şerefini, cesaretini ve yüce değerlerini bırakarak, ışıklar içindeki yerini aldı.

 

O yıldız, 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin adsız kahramanlarından biri olan Binbaşı Fethi Gürcan’dı…Image

 

Devamını oku...
 
Devşirmeler ve Dönekler(4) Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Monday, 25 June 2007


ImageDönekliğin ezilen sınıf saflarından ezen sınıf safına geçiş olduğundan, Osmanlı’nın devşirme pratiğinin modern mirasçısı olarak itirafçılık ve dönekliğin sol hareketin ezildiği 1980 askeri darbesinden sonra kurumsallaştığından, sermaye sınıfının neo-liberalizm sürecini sırtlayacak kadro gereksinmesini ‘sol’dan transfer yoluyla karşıladığından söz ediyorduk.

Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) eski şeflerinden Willy Brandt’a atfedilen, “19’unda komünist olmayanın kalbinden, 29’unda kapitalist olmayanın aklından kuşku duymalı” özdeyişinin dönekliği açıkladığı öne sürülse de döneklik, gençken komünist olanın aklı başına geldikten sonra burjuvalaşmasından öte bir olgudur.

Döneklik esas olarak, ‘sol’dan ‘sağ’a geçmek ve sınıf savaşında, itirafçının burjuvazinin silahlı savaş örgütlerine transfer olup tetikçilik yapması gibi, burjuvazinin ideolojik/politik savaş örgütlerinde entelektüel tetikçilik yapmaktır. Dönekten beklenen, düzeni emekçi sınıflar lehine kökten değiştirme fikrini itibarsızlaştırmak, dönekliği ve sermaye düzenini kutsamaktır.

Devamını oku...
 
Genç Siviller Rahatsız! Yazdır E-posta
Yazar Çağlar KILINÇ-Yarınlar Sayı 9   
Thursday, 21 June 2007

ImageYarınlar, 4. sayısının kapağını hakim sınıfların tükenen AB barutuna ve sistemin bu şekilde daha ne kadar krizsiz devam edebileceği sorusuna ayırmıştı. Sunuş yazısında ise halklara pervasızca yalan söyleyen ve söylediği yalana kendisi de inanarak hareket eden ve sonunda her zaman ve her yerde, her ne hikmetse 'çiçeklerle karşılanacaklarını' sanan zavallıların zeka sorunsalını incelemiş ve şöyle demiştik: "Liberaller Küçük Bush'un zeka düzeyinin neredeyse genetik bir kodlamadan başka bir nedeni olmadığına eminler. Bizse bunu bir sınıf tutumu sayıyoruz. O yüzden ABD'nin şimdiki yönetimini bir salaklar oligarşisi olarak görmektense, kişisel olarak tarihin sahnesine salak olarak çıkmak zorunda bırakılmış siyasi kadrolar olarak değerlendiriyoruz." Kendisine genç siviller adını veren ve son dönemde gazete köşelerinden Taksim Meydanına kadar her buldukları yerden fırlamakta olan toplulukla ilgili okurken, Ocak ayında Bush ve benzerleri için yazdıklarımızı düşünmeden edemiyoruz: "Zeka, ideolojik bir ayrıcalıktır!"

Oysa bu organizasyonun temsilcileriyle röportaj yapan çoğu gazeteci, sunuş bölümünde ekipten yayılan zeka pırıltılarının nasıl da göz kamaştırıcı olduğundan söz ediyorlar. Parlak zekalı gençlerin yetişmesinden büyük bir haz duydukları kesin, ideoloji, gazeteciler için 'seçilen' bir şeydir. Elden bir şey gelmiyor.

"Spor ayakkabı özgürlük, hafiflik, sivillik demek. Sivil olmak bir yere ait olmamak, sırtında yumurta küfesi taşımamak, kırmızı çizgileri olmamaktır." diyerek tarif ediyor kendilerini, grubun sözcülerinden Turgay Öğür Star Gazetesine verdiği röportajda.Image

Devamını oku...
 
Gelecek yıl yine geleceğiz Yazdır E-posta
Yazar YARINLAR   
Thursday, 21 June 2007


Image“Türkiye’de sol sağdır sağ da sol” demiş Cemil Meriç. Aman da ne güzel söylemiş, Mehmet Barlas’ından Ahmet Hakan’ına ağzına bu lafı pelesenk etmemiş adam kalmadı memlekette. Türkiye’de sol sağmış, sağ da sol, öyle mi? Siz solu ne bilirsiniz ki?


1 Mayıs’ta uçaklarla çevre illerden polis taşıyıp bütün kavşaklarını kapattığınız İstanbul’a aynı muameleyi bir önceki yapışınızı unuttunuz mu? NATO Zirvesi için toplaşmıştınız. Başkanınız Bush, Boğaz köprüsü fonunda bir konuşma yapacak, incileri döktürecekti. Uluslararası terör, güvenlik politikaları falan… Karadan, havadan ve denizden çembere almıştınız zirve mekanınızı. Kuş uçurtmayacaktınız. Gelgelelim bir hesap hatası oldu, sizin pek derin sosyolojik, sosyal psikolojik analizlerinizde kendine yer bulamayan solcular çıktı sokaklara. Zirvenizi dar etmişlerdi. Ne çabuk unuttunuz! Biber gazınızla, robocoplarınızla, panzerlerinizle artık ne varsa elinizde saldırmıştınız da yine de engel olamamıştınız. Televizyonlarınız, gazeteleriniz yer vermedi aman rezalet çıkmasın diye, zirvenize toz konmasın diye… Yine de Irak’ta direnişçiler duymuştu sokaktakilerin sesini de, rehin aldıkları Türk şoförleri, NATO zirvesine meydan okuyanlara selam göndermek için serbest bırakmıştı. Sizin ölsün diye Irak’a yolladıklarınızı oradan yine solcular çekip almıştı. Dışişleri Bakanınız pek muhterem Abdullah Gül Beyler, NATO’yu protesto eden eylemcilere teşekkür etmişti, ne çabuk unuttunuz! Türkiye’de sol sağmış, sağ da sol, ne bilirsiniz?

 


Devamını oku...
 
Devşirmeler ve Dönekler(3) Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Thursday, 21 June 2007

 


 

ImageDönekliğin ezilen sınıf saflarından ezen sınıf saflarına geçiş olduğundan, bu bağlamda soldan sağa geçişi ifade ettiğinden, devşirme geleneğinin tarihsel mirasçısı olduğundan, modern devşirmeler olarak itirafçı ve dönek devşiriminin askeri darbe dönemlerinde, ezilen sınıf mücadelesinin yenilgiye uğradığı dönemlerde zirveye çıktığından söz ediyorduk. İtirafçıların egemen sınıfın silahlı savaş örgütlerinde tetikçi olarak görevlendirildiklerini, döneklerin ise ideolojik/politik savaşın tetikçileri olarak devşirildiklerini söylemiştik.

* * *

 

Dönekler

Söylediğimiz gibi itirafçılık sosyal hayatta ve siyasette de geçerli bir olgudur. İtirafçılığın bu türüne dönmek denir. ‘Dönek’lerin kendilerine yakıştırdıkları niteleme ise değişmek.

Olumlu bir anlam taşıması nedeniyle dönekler, geçirdikleri mutasyonu değişmek ve gelişmek olarak yüceltirler. Oysa, şu ya da bu nedenle katıldıkları sol mücadelede iğreti olarak edindikleri kimliği ve kişiliği bırakıp asli kimliklerine ve kişiliklerine kesin dönüş yapmışlardır. Resmi görevlilerin illegalite itirafçılarına yakıştırdıkları “ gerçekçi” adlandırması belki de dar anlamıyla, yani bireysel çıkarını gerçekleştirme anlamıyla, en çok sosyal-siyasal itirafçılara yakışır.

Devamını oku...
 
İdris Küçükömer Yazdır E-posta
Yazar Özdemir İNCE-Hürriyet   
Saturday, 16 June 2007

Image
Özdemir İNCE
İdris Küçükömer efsanesi

İDRİS Küçükömer (1925–1987) bir iktisatçı. 1976 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde profesör oldu. "Düzenin Yabancılaşması: Batılılaşma" (1969) adlı kitabında Osmanlı-Türk tarihini devlet-sivil toplum karşıtlığı ekseninde yorumladı.

İttihat Terakki ile Kemalizmi bürokratik devleti kurup koruyan antidemokratik hareketler olarak tanımladı.

Bütün Eserleri dört cilt olarak Bağlam Yayınları tarafından yayınlandı.

Yazarlar, şairler ve ressamlarla yakın dostluklar kurdu ve onlar sayesinde, dar bir çevrede bir mitos, bir efsane haline getirildi. Günümüzde, iktisatçılar arasında önemli bir yeri olmamasına karşın Yeni Mürteciler olarak anılan kadronun başvuru kaynaklarından biridir.

Hayattayken de tezleri bilim çevreleri tarafından ciddiye alınmadı. Hakkındaki övgüleri bugün olduğu gibi geçmişte de yakın çevresi (Murat Belge, Asaf Savaş Akat...) yazdı. Hakkında en ciddi bilimsel eleştiriyi 1969 yılında Yalçın Küçük yaptı.

Dostları sayesinde tek kitaba ("Düzenin Yabancılaşması") ve tek cümleye ("Türkiye’de sağ soldadır, sol da sağda") indirgenmek talihsizliğine uğradı.

Müritlerinden Yücel Yaman, hocasının tezlerini "Düzenin Yabancılaşması"nın sunuş yazısında şöyle özetlemektedir:

* * *

1. Türkiye’nin "solcu"ları gericidir. Üretim güçlerinin gelişmesinden yana değillerdir, tek merkezli, yukardan aşağıya otoriter bir örgütlenmenin savunucusudurlar. Halkı yönetilecek sürü olarak görürler.


Devamını oku...
 
Devşirmeler ve Dönekler(2) Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Saturday, 16 June 2007

ImageSeçim öncesinde düzen partileri arasındaki transferlerin döneklik diye adlandırılmasının yanlışlığından, dönekliğin ezilen sınıf ve katmanların saflarından ezen sınıf saflarına geçiş olduğundan, bu bağlamda dönekliğin soldan sağa geçişi ifade ettiğinden ve devşirme geleneğiyle tarihsel akrabalığından söz ediyorduk. Araya, modern devşirme Ufuk Güldemir’in ölümü girdi. Devşirme arkadaşlarının yaktıkları ağıtların birinde geçen “Öteki Türkiye’de doğdu. Ama sonradan çok sıkı bir ‘Beyaz Türk’ oldu” cümlesi, tam da “Devşirmeler ve dönekler” başlıklı yazının ana fikrine karşılık geliyordu. Kaldığımız yerden devam edelim.

* * *

 

İtirafçılar

Modern devşirmeler olarak itirafçılara ve döneklere sınıf mücadelesinin her anında ve alanında rastlansa da itirafçı ve dönek devşirimi özellikle darbe dönemlerinde zirveye çıkar.

Darbe dönemleri insanların açıkça av hayvanı yerine konduğu dönemlerdir. Ülke baştanbaşa insanların avlandığı bir avlak haline gelir. Sağ olarak avlanan tutsaklar nezarethane hücrelerinde, mahkeme salonlarında, idam sehpalarında açılan can pazarında itirafçılığa zorlanırken, dışarıda da dönek adayları kuluçkadan çıkmaya hazırlanırlar.

Hayattaki en zalim sınav, tutsak edildikten sonra içine düşülen can pazarındaki sınav olsa gerek. Avlanan tutsaktan arkadaşlarını da avlatması istenir.

Kimisi can pahasına da olsa davasına ve yoldaşlarına bağlılıktan, kimliğinden, kişiliğinden ödün vermez, avcıya yardımcı olmaz. Vahşi işkence tezgâhlarında, “kaçarken vuruldu” ya da “başını duvara vura vura intihar etti” mizansenlerinde canını verir; ama arkadaşlarını ele vermez.

Teğmen Ömer Yazgan, 1982 Aralık ayında işkenceci zebanilerin “Ordu içindeki arkadaşların hakkında ifade ver, idam cezanı bozduralım” teklifini hakaret saymıştı. Ömer, sadece bir ay sonra, 28/29 Ocak 1983 gecesi, doğum gününde idam edildi. Ömer de bütün devrimciler gibi yiğitçe karşıladı ölümü. İdamından 10 dakika önce kelepçeli elleriyle yazdığı mektup 24 yıl sonra ailesine verildi. Ömer ailesine veda mesajında, “Halkımızın yazgısı bu değil. Çok evladını kaybetti. Ama bir gün kazanmayı da öğrenecek. Halkımızın mücadelesi haklıdır, meşrudur. Meşru olmayan, bu zorbaca düzeni sürdürmekten yana olan katillerdir” diyordu.

Devamını oku...
 
15-16 Haziran 1970 Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Thursday, 14 June 2007

ImageTürkiye kapitalizmi, 1960 sonrasında hızlı bir genişleme dönemi yaşadı. Sanayi sermayesi, ülke ekonomisine artan bir biçimde damgasını vurmaya başladı. Bu süreç aynı zamanda işçi sınıfının ülke tarihinde ilk kez siyaset sahnesine kitlesel bin biçimde girişini sağladı. 1960’lar Türkiye işçi sınıfı açısından yeni bir dönem oldu. İşçi sınıfı bu dönemde, hem nicel hem de nitel olarak hızla gelişti.

1961 Saraçhane Mitingi; 1963 Kavel Grevi, 1965 Kozlu Direnişi, 1966 Paşabahçe Grevi işçi hareketini şekillendiren eylemler DİSK’in kuruluşuyla sonuçlandı. Aynı yıllarda yaşanan grevler sınıf mücadelesinin keskinleştiğini gösteriyordu. Greve çıkan işçi sayısı, grev başına düşen ortalama işçi sayısı ve grevde kaybedilen ortalama işgünü sayısında geçmiş yıllara oranla büyük bir artış yaşandı. Bu göstergenin yanında çarpıcı bir gelişme de yasadışı direnişlerin, işgallerin ve gösterilerin sayısındaki yoğunlaşmaydı. Bu eylemler işçi sınıfının mücadele gücünü ve kolektif davranma yeteneğini açığa çıkardı.

Yükselen dalga bir yandan sendikalı işçilerin mücadele yeteneğini artırırken, diğer yandan örgütsüz işçileri de hızla sendikal yapılara yöneltti. İşçiler arasında örgütlenme bilinci ve alışkanlığı hızla gelişti.

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 973 - 984 / 1507
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838539
Syndicate
 
left
Top! Top!
right