left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Saturday, 11 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Ulusal (Nasyonal) Kültür - Uluslar arası ( Enternasyonal ) Kültür Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Tuesday, 31 July 2007

Özne olan insanın bilme eylemleriyle nesneler dünyasını kavrayıp ifade etmesi “sanat” ı oluşturur.

Sanat; insanın algı, düşünme, tasarlama, düşleme, uslamlama gibi yollarla vardığı bir sonuçtur. (1)

Sanatçı yönlediği nesneleri yalnızca görmekle kalmaz; onu imgeleminde değiştirir, zenginleştirir ve bir sanat yapıtı olarak sunar. Eski Yunan dilinde “söylenen ya da duyulan masal-öykü-efsane anlamına gelen “mythos”la, belli bir düzen içinde söylenen söz anlamına gelen “epos”u kapsayan bir şey.  Mythos’la eposun oluşturduğu bireşim sanat yapıtının ta kendisidir.

Logos “gerçeğin insan gücüyle dile gelmesi ya da betimlenmesi anlamına gelen insanın bedenide ve ruhunda bir logos, bir yasal düzeni yansıtır. Dahası, insanın bedeninde ve ruhunda bir logos bulunduğu gibi, evrenin ve doğanın da bir logosu vardır.

Devamını oku...
 
Söz Ağızdan Çıkar-Rodoslu Baykal Yazdır E-posta
Yazar Mehmet AYDIN   
Tuesday, 24 July 2007
Image
 
Rusen Cakir ,Baykal'la cok ilginc bir roportaj yapmis.. Secimden sonra Rodos meselesi yeniden gundeme gelince fark ettim..
 
CHP'nin son secimdeki hezimetinin ipuclarini da veriyor bu roportaj..
 
Baykal, halka dayanarak degil, ABD'ye ve buyuk burjuvaziye dayanarak iktidar olmayi istedi.. Acikcasi, solcu olarak degil, sagci olarak iktidar olmak istedi. Listeleri solculukla hic ilgisi olmayan adamlarla doldurdu. Tek basina degil, MHP ile koalisyon seklinde iktidar olmayi hedefledi. Bu politikasi, MHP'yi buyutmekten baska bir ise de yaramadi ve yetmedi.
 
Bu yolu bilerek secti. Baykal, sunlari soyluyor roportajda:
 
“Amerikan karsitligiyla hic iliskimiz yok, hatta bilincli olarak uzak duruyoruz. Ne soylemimizde, ne eylemimizde bulamazsiniz. Hicbir mitinge katilmadik. Cuval hadisesi gibi durumlarda bile mesafeli, dikkatli, olumlu, husumetten uzak hareket ettik.”
“Son donemde Amerikalilarla temaslarimiz cok yogunlasti. Gerek burdaki Amerikali diplomatlar, gerekse Turkiye’ye gelenler bizleri ziyaret ediyor, goruslerimizi ogrenmek istiyorlar.”
 
 
Oysa onlar coktan AKP'yi secmislerdi.. Bunu bile goremedi veya gormek istemedi..
 
CHP tipki 2000'deki esnaf eylemlerinde oldugu gibi halk'tan korktu ve kacti, buyuk burjuvazinin ve ABD'nin guvenli kollarina siginmak istedi. Halkin muhalefetine onderlik etmeye cesaret edemedi. Butun bir secim kampanyasi boyunca, halkin en fazla canini yakan issizlik sorununa Baykal bir kez olsun deginmedi. Zaten deginse ne olacak, alternatif olabilecek bir cozumu de yoktu ki.. En can alici Enerji sorununu bir Israil ajani masona emanet etti.. Can derdinde olan halkin dinlemek bile istemedigi kibar ve soyut sloganlar uzerine kurdu butun secim kampanyasini..
 
 
Insallah dedigini yapar ve Bozburun'dan denize atlar. Rodos'a varamadan da yolda kalir ve Turkiye solu boylece bu resmi gazete suratli sevimsiz adamdan kurtulur..
 
Ama kendi iradesiyle intihar edecegini zannetmiyorum, arkadan itmek lazim..
 
 
 
İlginc roportaj:
Devamını oku...
 
1. Meclis'in ruhunu istiyoruz. Yazdır E-posta
Yazar Aysel TUĞLUK: Diyarbakır bağımsız milletvekili adayı   
Saturday, 21 July 2007

Image..kız birdenbire, oğlan birdenbire

yollar, kırlar, kediler, insanlar

aşk birdenbire oldu...'

Orhan Veli KANIK


O gün güneş bir başka doğmayacak elbet. Bütün mevsimler bahara dönmeyecek. Ve... İnsanların hafızası/zihni Zen Budizminde olduğu gibi birden boşalmayacak yeni şeyler edinmek için. Nietzsche'nin 'en büyük kötülük' dediği Namütenahi umutlar beslemeyelim elbet, ancak yeni umutlar da edinelim kendimize. Hepimizin yeniden umutlanmaya ihtiyacı var çünkü...

Siyaseti bir 'bilim' olarak ele alıyorsanız ki siyasetin kesinlikle bir bilim olduğuna inanırım- kullandığınız dilden, yöntemlere ve hatta tekniğine kadar bilim disiplinine uymak gibi ahlaki bir sorumluluğu da taşımanız gerekmektedir. Ki, böyle bir ahlaka sahip iseniz, siyasetin felsefesini de bünyenizde taşıyorsunuzdur.

Birbirimize karşı koynumuzda bir 'yılan' gibi beslediğimiz önyargıların ve dogmaların çoğunluğunun politik olduğuna kuşku duymamaktayım.

Güvensizlik ya da korku duygularının (ki, tarihsel-toplumsal sebepleri vardır) pozitif evrimleşememesi bu korkuların kurgu ve sunumuyla ilgilidir. Bilime göre yaşadığını iddia eden büyük çoğunluğumuzun bir 'yanlışlamaya' gitmemesi, tüm bu 'hipotezlerin' yıllarca bir 'doğru' olarak toplumsal ve bireysel hafızamızda yazık ki kalıcılaşmasını sağlamıştır. İşte bu yüzden, öncelikle zihnimizi boşaltmalıyız. Yanlışlaya yanlışlaya gerçeğe, yalnızca gerçeğe açık bir zihin var edeceğiz. Zor ama yapabiliriz.


Devamını oku...
 
MİLLİ İRADE! Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Saturday, 21 July 2007

ImageSeçimlerde, irili ufaklı siyasi partilerin hiç ağızlarından düşürmedikleri bir büyülü filozof taşı var:

Milli İrade!


Seçilen Milletvekillerinin millet dileği ile Meclise geldikleri söylenir.


Seçimde millet iradesi nasıl gerçekleşir?


Seçmenlerin, birtakım kağıttan karanlık hücrede zarfa koyup kapatarak, sandığa atmaları, şu veya bu kişiyi veya Partiyi "Dileme”leri, milli iradeyi gerçekleştirmek sayılabilir mi?..


Sigara içenin çok dilediği şey tütündür: bir yol alışanlar, ömürleri boyunca, rızıklarından keser, sağlığını yok eder, taksitle intiharı göze alır: sigara içmekten cayamaz. Her tiryaki, kendisini kısa yoldan öldürmeye yarayan sigarayı içerken "kişi iradesi"ni kullanır; tütünün nikotin zehirini  seçer. Bu neyi ispat eder? İnsanin "keyif veren zehirle” bile bile "irade"sini kullanarak ölümü göze aldığını. "Milli İrade": böyle milletin bile bile zehiri seçmesi demek olur mu? Bezirgân Partilerimiz "olur" diyorlar. Bunu açıkça söylemiyorlar; ama, fakir köylünün vurguncu tüccarı ve tefeci ağayı "seçtiğini" öne sürerlerken, sözlerden bu anlam çıkıyor.

Devamını oku...
 
İşsizler Yoksullar ve Seçimler Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Saturday, 21 July 2007

 


 

ImageSeçim öncesinde kamu bilincini iğfal etme operasyonu, burjuva kanaat önderlerini bile isyan ettirecek ölçüde rezilleşti.

İktidar partisi yüzde 50’ye yakın oy alacakmış; ama tek başına iktidara ancak gelebilecekmiş.

Söyleyen(ler)in kim olduğu önemli değil. Bir anket tüccarının adını “Hayırlı seçimler” başlıklı geçen yazıda anmıştık. Anımsattığımız üzere, 2004 yerel seçimi öncesinde iktidar partisinin yüzde 58 oyla rekor kıracağını sürmüş ve tam 17 puan yanıl(t)mıştı. Şimdi yine sahnede ve başka anket tüccarları da geride kalmamak için iktidar partisini şişirdikçe şişiriyorlar.

Anketler havada uçuşurken, yerli yabancı sermayenin ülkeyi yönetecek kadrolar diye ortaya sürdüğü siyasi aktörler de iyice belden aşağı düştüler. Ülke tarihinin en önemli iki üç seçiminden biri yapılacak, Türkiye’nin geleceği oylanacak; ama, parlamentoya girmesi beklenen siyasi aktörlerin söylemi, ‘tencere dibin kara’dan ibaret. Kapitalizmin emekçilere reva gördüğü yoksulluğa önerdikleri çare, sadaka ekonomisi. İşsizliğe onu da önermiyorlar, tartışmıyorlar bile. Oysa işsizlik ve yoksulluk kader değil. Türkiye’nin olanakları herkesi insanca yaşatmaya yeterli. Ama, milyonlarca insan işsizlik ve yoksulluk cenderesinde yaşam mücadelesi veriyorlar; oylarını da kendilerini işsiz ve yoksul bırakan düzenin siyasetçilerine verecekler.

 

Devamını oku...
 
Temmuz 1993-Temmuz 2006nın Öğretip Hatırlattığı... Yazdır E-posta
Yazar sırrı ÖZTÜRK-Sorun POLEMİK   
Saturday, 14 July 2007

1993’ün Temmuz ayında Sivas Katliamı gerçekleştirildi. Sivas’da gerçekleştirilen Festivale Kolektifimizin ve benim de katılmamız için davet almıştık. Bu davete popülaritesi olan kimi yazarlar bizlerin katılmasını istemiyordu. Bizlerin böyleleri gibi ne popülaritesi ne de karizması vardı. Sansasyon ve magazinleşme anlayışlarının dışındaydık. Sınıfsal tevazuumuzu koruyorduk. İzlemiş olduğumuz yayın çizgisi burjuva ve küçükburjuva “sol”ların açık ve belgeli olmasa da büyük bir tepkisiyle karşılanmıştı. Üretimden, fabrikadan ve sokaktan geliyorduk. Proleter Devrimci bir geleneğin kadrolarıydık. “Muarızlarımız” üniversite okumuştu, bizler ise, hapishanelerde kimi doğruları öğrenmeye koyulmuştuk. Yine de öğrenciliğimiz sürüyordu. Sınıfsal tevazuumuzu koruyarak Marksizm’in yorumu, özümlenmesi ve pratikte-yeniden üretilmesinden yanaydık. Hayat ve mücadele, özellikle 15/16 Haziran Hareketi bizlere çok şey öğretmişti. Bu sürecin öğrettiklerini sandığımız görüşlerimizi, deneyimlerimizi ve çıkardığımız çok yönlü derslerle sonuçları cenahımızla paylaşmak-tartışmak istiyorduk. “Sorun” isimli bir yayın aracını bu türden gerekçelerle oluşturmuştuk.

Sorun Yayınları, tecimseI bir kuruluş olmamaya büyük bir özen gösteriyordu. Telif ağırlıklı Devrimci ve Marksist bir yayın çizgisini daha doğru buluyorduk. Fakat, sınıflı bir toplumda, kapitalist üretim ilişkileri içinde faaliyet gösteriyorduk. Gelirlerimiz, yeni eserleri üretebilmemiz için, bir de asgarî yaşama düzeyindeki basit ve sade yaşantılarımız için harcanıyordu. Kimi “olanak ve bulanak”larla âdeta karun olanlardan değildik. Yayın çizgisini “esen yele” göre uyarlayanlardan değildik. “Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan” diyebilen ve bunu özel yaşamında, işinde ve üretiminde gösteren bir geleneğin insanlarıydık. Böylesine bir duruşu Bizans artı Osmanlı artı Bab-ı Ali artı Cumhuriyet dönemlerinin birbirinden devraldığı kötü geleneklerinin hâkim olduğu bir mahallede sergilemeye çalışıyorduk.

Devamını oku...
 
İki tutam milliyetçilik, üzerine bir fiske din Yazdır E-posta
Yazar Nermin FENMEN   
Saturday, 14 July 2007

Imageİnsanlık tarihi isyanlarla, savaşlarla dolu. Sonuçları hep aynı: zulüm, ölüm, yıkım... Bir tarafta planlı düşmanlığın bedelini canıyla ödeyen insanlar, diğer tarafta bu olaydan deneyim çıkararak ileride daha alasını planlamaya hazırlananlar... Önden biraz milliyetçilik ver, sonra gelsin arkasından din. Tersi daha mı etkin? Bir de onu dene.

 

İşte Cumhuriyet tarihimizde kısa bir yolculuk:

 

Şubat 1925: '' Cumhuriyet yasaları ile İslamiyet, din, namaz, oruç, kuran, nikâh, ırz ve namus kalkacak! Bütün aşiret ağaları ve hocalar Ankara' ya sürülecek ve bunlardan, yasalara uymayanlar denize atılacak!''  Sonuç: Aylar süren işgaller, çatışmalar, ölen yüzlerce insan, yakılan, yıkılan köyler… Şeyh Sait isyanının arkasında İngilizlerin Musul petrolleri hesapları olup olmadığı sorgulanacaktı yıllar sonra.

 

Devamını oku...
 
Okuyucuyla Yarenlik Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Saturday, 14 July 2007


ImageSohbet, yarenlik elbette en az iki kişiyledir.

Tek başına bir yazıyı sohbet saymak hüsnü kuruntudur.

Lakin dönekler konulu yazı dizisi öyle bir ilgi gördü ki, okuyucuyla yarenlik etmek, hesap vermek farz oldu.

Dönekler konulu yazının diziye dönüşeceğini düşünmemiştim. Ufuk Güldemir konulu yazıyla birlikte toplam 7 (yedi) yazıya ulaştı. Pek çok internet sitesinin yazıları paylaşmasının yanı sıra, çok sayıda okuyucu, doğrudan adrese ya da yorum kutusuna yazarak görüşlerini, eleştirilerini ilettiler.

Kimisi sevdiği bir yazarın dönek diye anılmasına serzenişte bulundu.

Kimisi, yazı dizisinde isimleri anılmayan dönekleri de yazıp yazmayacağımı sorup, belge ve bilgi tavsiyesinde bulundu.

Kimisi döneklere duyduğu haklı öfkeyi paylaştı.

Hepsine şükran borçluyum. Yazı dizisi uzadıysa, biraz da okuyucu teşvik ettiği, cesaretlendirdiği içindir.

Sultan taifesinden bir okuyucu, “Siyasette dönekliğe dair anlattıkların iyi de, aşkta döneklikten ne haber?” demeye getirmiş.

Son derece hassas bir soru.

Kral taifesinden yazar buna ne yanıt versin?

Sınıf savaşında döneklikle aşkta döneklik benzer şeyler olmasa gerek. Kim bilir, belki de benzer yönleri vardır. Ayrıntısına girilirse, aşkın metafiziğine, diyalektiğine uzanmak gerekir ki, sohbet yazısı başka konuya kayar. En doğrusunu yüreğinde aşk duygusu olanlar, aşkta döneklik acısını yaşayanlar bilir...

Çok sayıda okuyucu ise yazı dizisini sürdürmemi, sürmeyecekse kitaplaştırmamı önerdi.

Doğrusu, ilk yazıyı kaleme alırken böyle bir düşünce yoktu aklımda. Hatta, dizi yazıya dönüşeceğini de düşünmemiştim. Toplam yedi yazıya ulaşan diziyi şimdilik noktaladım.

Noktaladım. Çünkü dönekler bir değil, beş değil, on değil. Hangi birini teşhir etmeli?! Birini yazsan ötekinin hatırı kalır! Sonra, okuyucunun dolduruşunaJ gelip “Kofti Efe”nin acizliğine düşme tehlikesi de var!

 

Devamını oku...
 
Kapitalizm, Artı Değer, Sosyalizm Yazdır E-posta
Yazar Deniz Kavukçuoğlu-Cumhuriyet   
Friday, 13 July 2007

Kapitalizm, ürün ve hizmet üretimine dayanır, artı değer/kâr artışını sağlayabilmek için sürekli, daha fazla ve daha yaygın üretmeyi amaçlar. Ürün ve hizmetlerin değişim değerlerinin emek zamanına bağlı olarak belirlenen kapitalist ekonomide salt meta alıp satmak tek başına 'kâr' sağlamaz. Ürün ve hizmetler üzerlerine 'kâr payı' konularak satışa sunulur. Bunun için de ürün ve hizmetlerin değişim değerlerine, kendi değişim değerlerinden fazlasını katan 'özel' bir metaya gereksinim vardır. Bu meta 'emek gücüdür'.

Sermaye sahibi/kapitalist, çalışanına 'emeğinin karşılığını' ödemez; öderse 'kâr' sağlayamaz. Çalışan da sermaye sahibine/kapitaliste 'emeğini' değil, 'emek gücünü' satar, karşılık olarak da emek gücünün değişim değerini alır. Örneğin, sekiz saatlik çalışmasının karşılığı 40 YTL ise bunun yüzde 20'si (8 YTL) kendisine ödenir, geri kalan yüzde 80'lik pay (32 YTL) sermaye sahibi tarafından 'artı değer' olarak tutulur. Bir diğer deyişle 'artı değer, çalışanın ödenmemiş emeğidir' . Bunları doğal ki biliyorsunuz; son zamanlarda pek konuşulmadığından anımsatayım, dedim.


Devamını oku...
 
Kürtlerin Eksikliklerine Dair Yazdır E-posta
Yazar Ömer AĞIN   
Monday, 09 July 2007

  BU VE BUNA BENZER YAZILAR OKUYUCULARIMIZIN ÇOK YÖNLÜ BAKMALARINI VE DÜŞÜNMELERİNİ SAĞLAMAK İÇİN SİTEMİZE KOYULMAKTADIR. SORUN HEPİMİZİN SORUNUDUR. YÜREĞİNDE VE BEYNİNDE BU SORUMLULUĞU TAŞIYANLAR İÇİN SİTEMİZ VARDIR.

SAYGILARIMLA 

EDİTÖR

ImageKürtler yaklaşık 150 yıldır kesintisiz özgürlükleri için savaşıyorlar. Üç kuşak Kürt Özgürlükçüleri ya cezaevlerinde ya da sürgünlerde doğuyorlar. Orta Doğu'da özgürlükleri için bu kadar mücadele eden bir halk yoktur. Aynı zamanda özgürlüklerine kavuşamayan tek halk da onlardır.

Bu bir garipliktir. Garipliğin temelindeki zembereği kurcalamak gerekir. Bunun zamanı geldi ve çoktan geçti. Kürtlerin politik yaşamı, özelikle son yirmi yıllık serüvenleri didik didik incelenmelidir. Bilim adamları, politikacılar, tarihçiler nesnel olarak bu halkın savaşımını ele almalıdırlar. Bu konuda en büyük görev Kürtlerindir.

Kürt isyanları hakkında çok şey yazıldı, çok şey konuşuldu. Doktora tezlerine konu oldu, politikacıların ilgi odağında yer aldı. Açıklanan tarihi belgelerin haddi hesabı yok.

Dostluğu da, ihaneti de gördüler. Güçlü yanları da oldu zaafları da. Kürt isyanlarının çoğu, Kürtlerin istediği yer ve zamanda başlamamıştır. Kürtler en zayıf zamanlarında isyan etmek zorunda kalmışlardır, isyan zamanlarını ve yerlerini kendileri değil düşmanlarının istediği planladıkları zamanda ve biçimde olmuştur. Hep karşı tarafın, düşmanlarının provokasyonlarına gelmişler, "zamansız öten horoz" gibi öttükleri için akıbetleri de horozdan farklı olmamıştır.

Devamını oku...
 
"Ne yapmalı" Yazdır E-posta
Yazar Devrimci Atılım   
Monday, 09 July 2007

 

Devrimci Atılım Aralık 2004 Sayısından:


"Ne yapmalı"

 

Komünist hareketin bunalımı sürüyor. Bu bunalım komünizmin kendini yenileyememesinin bunalımıdır.


Bunalım Son otuz yıllık dönemi boyunca üç ana akımlaşmayı doğurmuştur.


Birinci akımlaşma; Sosyalizmi yıkılan biçimiyle tanımlayan eski anlayışın temsilcisi ve devamı olan akımlaşmadır. Sosyalizmde çıkışsızlık biriktiren ve komünist değerleri dejenere ederek yenilmemize neden olan bu akımlaşma aynı zamanda ikamecidir. Sınıfın yerine partiyi, partinin yerine polit büroyu, onun yerine de kendi liderliğini geçirir. Kollektif anlayıştan ve paylaşmacı kültürden uzak olduğu gibi yaratıcılıktan da yoksundur. Gelişme, ilerleme değil, şablonlarına uygunluk önemlidir, Siyasal tarihte yeni olan yeniden doğan şeyler yok, tekrarlar vardır. Davanın kendini yenileme dinamiklerini de, dünya çapında yeni bir hareketin devrimci referanslarını da olanaklı göremez. Dogmatiktir, devrimci teoriyi ölü dogmalar yığınına indirger. Her düşünceyi eskiye benzerliği ve uygunluğu ölçüsünde ve düzeyinde kabul eder. Çöken şeyleri savunmaktadır, savunduğu şeyler çökmüş şeylerdir. Gücü zayıflamıştır. Bu zayıflık, yeninin geçici zayıflığı değil stratejik çöküş zayıflığıdır.

 

Devamını oku...
 
Devşirmeler ve Dönekler(6) SON Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Saturday, 07 July 2007

Ben orada, çocuk pornosuna duyulan tepkinin altında yatan iki ayrı etkeni birbirinden ayırabilmek için, bir soyutlama yapmaya çalışmıştım. Çocukların zarar görmesi faktörünü bir an için bir kenara bırakarak geride kalana bakmak istemiştim. (...) Kısacası benim derdim anlamaktı. Hem sübyancıyı, hem de ‘bizi’ anlamak...” (Sabah, 13 Ocak 2002)Image

Gülay Göktürk’ün sergilediği rezillik tekil değildir. Köşe yazılarına cinsel içerikli fıkralar serpiştiren (kendi adlandırmasıyla) “Rezil Köpek” Çetin Altan da, Başbakan Erdoğan’ın Bush ile yapacağı görüşmede ele alınacak konulara değinirken, sözüm ona bir sübyancı fıkrası anlatmıştı ki, Göktürk’ün rezilliğinden aşağı kalır değildi. (Milliyet, 11 Ocak 2004)

Döneklik böyle bir şeydir işte. Döndükleri için mi soysuzlaştılar, zaten soysuz oldukları için mi döndüler? İkisi de doğrudur herhalde.

Dönekliğin çukurunda kim bilir başka ne rezillikler, soysuzluklar vardır. Bunca rezilliğe, soysuzluğa karşın, modern devşirmeler olarak,  kitle bilincini zehirleyen iletişim endüstrisinin tepe noktalarındadırlar, başköşelerindedirler. Çünkü “En iyi sağcı soldan dönendir.”

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 961 - 972 / 1507
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838536
Syndicate
 
left
Top! Top!
right