left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
İSYANSIZLIK.. Yazdır E-posta
Yazar CÜNEYT KURU   
Saturday, 03 September 2011

   Denizin maviliğinde süzülen Yunus un asaletine, güzelliğine hayranlıkla dalıp gideriz. O güzellik, yaşamına vücuduna aldığı en hafif bir darbede son verir. Yunus istemeden gerçekleşen bu olaydan kendini sorumlu tutar, onurunu koruma içgüdüsüyle yok eder bedenini. Güzelliğini koruyamamak, Yunusu ölüme götürür. Yunus balıkları-03Yunus onurunu kaybetmenin bedelini yaşama eyvallah diyerek öder, üstelik bun...u bilinçli yapar. Ne insanlar görmüşüzdür, konuşurken mangalda kül bırakmayan, konuştuğunu yaşamaya geçirirken nasılda kıvırdığını? Savaşların coğrafyasında dünün diktatörleri direnişe geçtiler, yirmi yıllık hanedan Emperyalizme savaşıyor. Müslüman kardeşlerimizin başına bombalar yağıyor, hepimizin kardeş olmadığı böylece ortaya çıkmış oluyor. Din kardeşliği Emperyalizmin uşaklığına dönüşüyor. Yeni Tanrı ABD ve onun işbirlikçilerine secde ediliyor. Kapitalizmin baronları yeni savaşlar hazırlamayı sürdürüyor, Halklar özgürlük adına belirsizliğe sürükleniyor, Ortadoğu’nun yeni haritası kanla yazılıyor. Barış üçüncü Dünyaya uzak, şairin dediği gibi, su diyip geçme Dicle’nin ve Fırat’ın aklını karıştıran ‘kötülük dayanışmasına karşı kardeşlikten ve barıştan vazgeçme’
  

Devamını oku...
 
STK DEYİP GEÇME , DÜŞÜN ALTINDA OLANI Yazdır E-posta
Yazar METİN ÖZUĞURLU-mülkiye " CiIt:XXV " Sayı:227   
Wednesday, 31 August 2011

"Sivil Toplum Kuruluşları'' Olgusu ve Halkevleri

Metin   ÖZUĞURLU(*) -2009

Bilimsel ve popüler dilde herhalde pek az terim, yapı ve işleyiş bakımından birbirinden son derece farklı oluşumları potasında eritebilme ve bir üst adlandırma olarak bunların tümüne kendisini kabullendirme şansına sahip olmuştur. Sivil Toplum Kuruluşları(1) adlandırmasından, ya da dilimize kısaltmasıyla da yerleşen STK'lardan söz ediyorum. Neler yok ki? Bir kaç kişilik inisiyatifler, birlikler, topluluklar, klüpler, vakıflar, dernekler, forumlar, platformlar, projeler, fonlar vb... Tılsımlı bir adlandırma olduğuna şüphe yok; muhtemel ki, her tılsım gibi onun da dünyevi dayanakları mevcut. Üçüncü Dünya ülkelerinde, sayıları elli bini aşan farklı farklı oluşumları üst bir adlandırmayla bir havuzda toplayıp, uluslararası kuruluşlardan da, 10 milyar dolarlık bir kaynağı 1990-1999 yılları arasında bu havuza yönlendirebilen bir tılsım bu (Petras, 1999). Hakkındaki değerlendirmeler ise muhtelif; önceki cümledeki rakamları veren Petras gibi sözleri azınlıkta kalanlar için STK'lar "emperyalizmin günümüzdeki yeni hizmetkarları"; onu, ölen işçi sınıfı enterasyonalizminin yerini alan "yeni enternasyonalin" manivelaları olarak görenler, az değil(2); kalkınmacı vasıflarını kaybetmiş ulusal devletleri ikame ederek "sürdürülebilir kalkınmayı" omuzlayacak, aynı şekilde, sosyal devlet işlevlerini üstlenerek yeni bir 'kamu yönetimi' anlayışını yerleştirecek ve oluşan etik değerler boşluğunu kapatacak bir kudret atfedenler ise, bilebildiğim kadarıyla, STK literatürünün asıl büyük çoğunluğunu oluşturuyor.(3)

Devamını oku...
 
ÇELTEK DAVASI Yazdır E-posta
Yazar CÜNEYT KURU   
Wednesday, 31 August 2011

Yeni çeltek ocağından yükselir yükselir çığlıkları
Yanar bedenler yitip gider yitip gider umutları
Yazgıları kömür gibi kazar bitmez yerin dibi oy...
Bir tas yemek biraz ekmek
Güneş görmez hiç yüzleri oy... oy gülüm...
Hasret çöker yüreklere toprak dolar gözlerine
Haber ulaşır köyüne
Yetim kalır oğlu kızı oy... oy gülüm...
Bir gün gelir ocaklardan kazma kürek ellerinde oy
Yürüyünce yeryüzüne
Değişecek yazgıları oy... oy gülüm

        Amasya, Suluova ilçesinde başlar işçinin feryadı, yeraltında başlayan direnişin öyküsünü aktarmak kolay olmasa gerek. Çeltek işçi sınıfının onurunu, görkemli haykırışını simgeler.1976 da 980 işçinin başlattığı grevle başlayan, işçi sınıfının zaferi ile sonuçlanan Çeltek Maden İşletmeleri 1980 de kapatıldı. İşçi sınıfının tarihine altın harflerle yazdırdığı direnişin bedelini ödemek ise grevi örgütleyen, sendikacılara, işçilere, Devrimci güçlere ve yerel halka kesildi. İşkenceleriyle ünlenen Çeltek davası ile ilgili belgeseller yayınlandı, kitaplar, makaleler yayınlandı, çeltek tüm onuruyla geleceğe taşınırken sürecin gizli kahramanları ise unutuldu. Çeltek davasını Yazganın anlatımlarıyla sürdürelim;
    FATSA; Belediyenin organize ettiği halk şenlikleri başlıyor. Ülkenin en seçkin sanatçıları, yazar, çizerleri gazetecileri Fatsa’ya akın ediyor.Dost düşman herkes Fatsa’dan bahsediyor.Demirel ünlü sözünü söylüyor..ÇORUMU BIRAK FATSAYA BAK Fatsa da nokta operasyonları başlıyor.Seçilmiş Belediye Başkanı Fikri Sönmez tutuklanıyor.Sol dergiler darbenin ayak seslerini işaret ediyor. 12 Eylül sabahı radyoda insanlar Hasan Mutlucanın tok sesle söylediği marşları duyunca uykuları kaçıyor uyuyamıyorlar. Kara günler başlıyor. Galip Yazgan yaşadıklarını anlatırken duraksıyor, boğazında ki düğüm çözülünce anlatımlarına devam ediyor,

Devamını oku...
 
ALLAH DE NE İSTERSEN BECER, OH NE ALA NE ŞEKER Yazdır E-posta
Yazar İHSAN ELİAÇIK   
Tuesday, 30 August 2011

 

"İNSANIM, İNSANCIL OLAN HİÇ BİRŞEY BANA YABANCI KALAMAZ

Marks'ın Mezarında şöyle yazar: "İnsanım, İnsancıl olan hiçbir şey bana yabancı kalamaz"  Ve Marks da örnek yarısı Engels de, yaşamları boyunca bu sözün en derin anlamlarını içlerinde duyarak yaşayıp çiçeklendirmekten geri duramayacak teorik - pratik mücadeleler sunmuşlardır.       Peygamberler, Antik Tarih'te kent kurucu; cahiliyetteki barbarlığı medeniyete geçirmeye çalışan önderlerdir. Ve dolayısıyla bu yüce tarihsel determinizmin, az rastlanır (yüzlerce yılda bir çıkabilen) birer yansımasıdırlar. Başka bir anlatımla her peygamber, kendi çağının ve toplumunun lideri olsa bile bu yüce tarihsel akışın özelliklerinin kendisinde yansımış bulduğu için, bu yüce diyalektiğin sözcüsü - yansıtıcısıdırlar.          Hemen herkesin anlayıp kabul edeceği gibi her önder veya peygamber kendi çağının en otantik (gerçek) yaratığıdır ve ibret alınacak bir örneğidir.

 BİLİNCE ÇIKARMAK

Antik çağda iktidar dinde idi, bilinç yerine geçerek bilimi bilinçaltına bastırdı. Modern çağda iktidar bilime geçti dini bilinçaltına bastırdı. Bunu ancak, tarihi işleten kanunlar bilindikçe kesin egemen bir çözüme kavuşturabiliriz; denenmesi gereken budur. Nasıl nakli bilimler akli bilimleri şuuraltına itmişlerse öylece modern çağda da akli bilimler veya daha doğrusu bilimsel birikiş, din bilimlerini (teolojiyi) şuuraltına bastırmıştır.          Dinin altında işleyen evrimsel kanunları ortaya koyabilirsek, modern insanın da dinsel şuuraltını bilince çıkarmaya yardım etmiş oluruz. Bunu vahşi çağlara (mitolojilere) dek götürürsek aklı zincire vuran sayısız din ve kültür kalıntılarından arınmış ve tarihin kanunlarına uyumu geliştirmiş oluruz. İbni Haldun, Muhammed'den 700 yıl sonra, iliklerine dek Müslüman olduğu halde, aklı ve tarihsel gidiş kanunlarını, nakli bilimlerden (geleneksel teoloji bilimlerinden- Fıkıh-hadis-tefsir vb.'den) kurtarmaya, laik olmaya çalışarak Tarih Bilimi'ni kurmaya kalkışır.          Biz tarihsel maddeciler 650 yıl sonra, İbn-i Haldun'u bir adım öteye götüremez miyiz? "(DEVRİMCİ HALK PARTİSİ PROGRAMI)

 SOLCU OLDUĞUNU DÜŞÜNEN KİŞİNİN EN YABANCI OLDUĞU ALAN DİNDİR. HALBUKİ  TEMEL ALDIKLARI MARKS DİNE YABANCI DEĞİLDİR. "İNSANIM, İNSANA AİT OLAN HİÇ BİR ŞEY BANA YABANCI OLAMAZ." DER.

İHSAN ELİAÇIK DİNİ ÖĞRENMEMİZ İÇİN,  BANA GÖRE TÜRKİYE'DE BİRİNCİ KAYNAK ARAŞTIRMACIDIR..  http://www.ihsaneliacik.com/ SİTESİ  EN GENİŞ KAYNAĞI SUNUYOR BİZLERE..İŞTE SÜVARİ SİTESİNİN YOLDAŞ KABUL ETTİĞİ BİR SİTE DEN BİR YAZI....

Devamını oku...
 
SOSYAL DEVRİM VE GENÇ TÜRKLER Yazdır E-posta
Yazar DR:HİKMET KIVILCIMLI   
Tuesday, 30 August 2011

       30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. BUGÜNLERİ BİZE ARMAĞAN EDEN TÜM DEVRİMCİ ATALARIMIZ ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUZ... O GÜNLERİ DR. HİKMET KIVILCIMLI'NIN KALEMİNDEN OKUYALIM..HALK SAVAŞI'NIN PLANLARI..1970 DE YAYINLANAN ÜÇLÜ KİTAP DİZİSİNİN İKİNCİSİ...OPORTONİZM NEDİR? VE DEMOKRATİK DEVRİM NEDİR? KİTAPLARI  DİĞERLERİ..

DEVRİMCİ OLAYLARI OLANLARI NASIL İNCELER..OKUYUNDA GÖRÜN...PİYASADAKİ "SOL" GÖRÜNÜMLÜ SOYTARILARLA ARADAKİ FARKI GÖRÜN... KİTABIN TAMAMINI    http://www.onergurcan.org/hikmet%20kivilcimli/halk.html SİTEMİZDEN OKUYABİLİRSİNİZ...

  SOSYAL DEVRİM VE GENÇ TÜRKLER

Türkiye'de Millî BURJUVA Demokratik Devrimi, Fransız "Büyük İhtilâli" yılında (1789) Taht'a çıkan Selim III ten beri belirdi. 19. yüzyıl boyu 4 büyük Politika Kutubu : (İngiltere- Fransa) ile (Rusya - Türkiye) diye, ayrıca birbirine zıt ikişer kutupta toplaştı. İşveren sınıfı : İngiltere ve Fransa'da İktidarını yerleştirdi; Rusya ve Türkiye'de bir türlü yerleştiremedi. 19. yüzyıl Rusya'da da, Türkiye'de de en aşırı İSTİBDAT düzeni ile sona erdi.
         20. yüzyılda, kapitalist Anayurtlar (Metropoller) Tekelci Sermayeyi başa geçirince, Geri Ülkelerde kendilerine rakip olacak Millî Burjuva Demokratik Devrim'lerini baltaladılar. O zaman geri ülkelerin en ilerisinde, Rusya'da 1905'ten 1917 ye dek Millî Demokratik Burjuva Devrimi İşçi sınıfını öncülüğe zorladı. 1917 Şubat - Mart'ından 7 Ekim gününe dek, hemen 7 ay içinde Burjuva Demokratik Devrimi, PROLETARYA Demokratik Devrimi oldu.
         Dünya Tarihinin bu sosyal dönemeci, ister istemez, bütün ülkeler gibi Türkiye için de etkiler, tepkiler yarattı. İçeride KUVAYİMİLLİYECİLİK hareketi başladı. Bu hareket te, Türkiye'nin tek Orijinal özelliğine dayanan GENÇLİK (Genç Türkler) düşünce ve davranışı oldu. Her zamanki gibi o zaman da ORDU gençliği Davranış yoluna girdi; sivil AYDIN gençlik Düşünce yoluna girdi.
         Emperyalist Savaşta Karaavrupası'nın üç ülkesinde okuyan GENÇ TÜRK'ler, Millî Demokratik Devrimin Burjuva karakteri yerine Proletarya karakteri aldığını sezmekte gecikmediler. Hemen hepsi Sosyalizmi buldular. Bunlardan Türkiye Sosyalizm Tarihinde iz bırakan üç Genç Türk, içinde bulundukları üç Avrupa ülkesinin sol akımlarına uydular.
         Fransa'da okuyan Şefik Hüsnü ile İsviçre'de okuyan Sadrettin Celâl daha çok Fransız sosyalizmini benimsediler. Jean Jaures'ten Henri Barbusse'e doğru gelişen akımı, Türkiye'de başlamış olan Kuvayimilliyecilik davranışı önünde düşünceleştirmeye giriştiler. Sadrettin Celâl'in İsviçre Öğrenci Örgütleri ölçüsünde önerdiği düşünceler Millî Kurtuluş Savaşı'nın ilk ideolojik taslağı gibiydi. Fransa, Türkiye'yi yenmiş bir Emperyalist ülke olduğu için, Şefik Hüsnü, yurt dışında örgütçül bir davranışa ortam bulamadı. Vanlı Kâzım gibi kalifiye işçiler ise, Anarkosendikalizm hareketine katılabildiler.
         Nejad ve arkadaşlarının bulundukları Almanya: hem Karl Marks'ın memleketi idi, hem de yenik Emperyalizmin uğradığı ihtilâller ve karşı - ihtilâllerle çalkanan Orta Avrupa merkezi idi, Onun için daha 1919 Mayıs ayı Berlin'de yayınlanan KURTULUŞ, ilk Bilimcil Sosyalizm eğilimlerinin dergisi oldu.

Devamını oku...
 
İNGİLİZLER MERKEZ BANKAMIZA ORTAK MI? Yazdır E-posta
Yazar GÜRKAN HACIR-AKŞAM SALLANAN   
Monday, 29 August 2011

İNGİLİZLER MERKEZ BANKAMIZA ORTAK MI?

Uluslararası finans danışmanı Mete Akıncı, geçtiğimiz hafta Merkez Bankası'nın yüzde 15'nin İngilizlere ait olduğunu söyledi. Bugün Merkez Bankası'ndan istenen yüzde 15 değişmediğine göre, geçmişe dönüp bakmakta yarar var

İki hafta önce Skyturk TV'de ilginç bir program yaptım. Konuğum uluslararası finans danışmanı Mete Akıncı'ydı. Akıncı programda birbirinden ilginç bilgiler verdi ki izleyiciler gibi ben de şoka girdim.  Yayın sırasında mail box'ım çöktü, reji gelen telefonlardan kilitlendi. Program bir kez daha yayınlandı.
Akıncı'ya göre Suriye'den sonraki durak Yemen olacaktı. Ama asıl sırada Arabistan vardı. Çünkü Fahd'ın Batı'daki bankalarda çok yüklü miktarda parası vardı ve bu para iflasın eşiğindeki Amerika'nın ağzının suyunu akıtıyordu. Sıra ona da gelecekti.

 YENİ HAZİNELER AÇMAK
Akıncı 'Arap Baharının' nedenlerini ise başka bir açıdan değerlendiriyordu.
Amerika ve Avrupa'nın derinden yaşadığı ekonomik kriz dolayısıyla isyanlar 'çıkartılıyordu.' Resmen iflasın eşiğine gelmişlerdi. Bunun için yapılacak en iyi şey yeni hazinelere açılmaktı.

Devamını oku...
 
MARKS'DAN ÖNCE İBN HALDUN VARDI... Yazdır E-posta
Yazar İHSAN ELİAÇIK   
Sunday, 28 August 2011

İBN HALDUN'DAN MÜLK DERSLERİ

Malum, İbn Haldun’un (öl. 1406) Mukaddimesi’nde en temel kavram “mülk”...

Öyle ki tüm Mukaddime “mülkün tabiatına dair” derinlemesine analizdir. Mukaddime’de mülk, kök anlamına uygun olarak “iktidar ve mal” anlamında kullanılır. Mülkün iktidar boyutuna daha fazla değinilirken mal boyutu da ihmal edilmez.

Mal-emek-değer arasındaki ilişkileri köklü bir şekilde ele alan İbn Haldun, Karl Marx’ın (öl. 1883) ekonomi politiğini andırır açıklamalar yapar. Öyle ki bilmeyen birisi bu metinleri okuyunca İbn Haldun’u beş yüz yıl öncesinden Marx’ın hocası bile zannedebilir.

Malum Marx, Das Capital’e “meta” ile başlar. “Meta dışımızdaki bir nesnedir” tanımıyla başlayan eser tümüyle meta, mal, para, sermaye, emek, değer kavramlarına, bunların birbiriyle ilişkisine ve dönüşümlerine ayrılmıştır.

Bunlar aynı zamanda Kur’an kavramlardır; meta, mal, altın ve gümüş/dinar (para), ruûsu’l-emval (sermaye/anapara), sa’y, kesb (emek)…

Devamını oku...
 
KIRAVATSIZ KAPİTALİZM Yazdır E-posta
Yazar BAŞAR BAŞARAN- BİRGÜN   
Saturday, 27 August 2011
Pegasus Havayolları ile hiç uçtunuz mu? Bir bardak sudan tutun da, ‘’cam kenarında yer var mı?’’ sorusunun talep ettiği karşılıksız iyiliğe kadar her şey parayla satılıyor. Sürekli kampanya halindeki bu şirket insana parayı bastırdığı anda bütün olmazları oldurabileceği duygusu veriyor. Burada adeta uçağı bile kullanmanın bir fiyatı var. Bu havayolunu seçtiği için ne kadar da akıllı olduğu her an vurgulanan müşteriler kendi menfaatlerini en iyi şekilde savunmuş olmalarının kıvancını yaşıyor. Yani bu zekice tercihleri sayesinde daha az harcayarak daha çok tüketmeyi başarabilen kurnaz ve gururlu insanları göklerde uçuruyorlar. ‘Başımızın üzerinde yeriniz var, ama 10 lira farkla’ diyorlar. Yeniliklerini sunarken takındıkları dinamik ve genç tavrın yolculara verdiği güven duygusundan eminler. O bakımdan ‘Tabuları yıkıyor, ezberleri bozuyoruz’ hallerini adeta gözümüze sokuyorlar.

Kıravatsız kapitalizmin sempatik görüneceğinden besbelli şüpheleri yok. Kargo cepli pantolonlar, spor gömlekler giymiş ‘modern’ kabin görevlileri, anonslardaki neşeli ‘’baylar, bayanlar ve sevgili çocuklar’’ kalıbı, her yerde göze çarpan ‘’çalışırken çok eğleniyoruz’’ yollu mutluluk halleri, aslında katma değer yaratmanın bir parçası.
Devamını oku...
 
OLDUDA BİTTİ MAŞALLAH Yazdır E-posta
Yazar CÜNEYT KURU   
Friday, 26 August 2011

TSK ileri gelenleri Devleti terk eylediler. Emekli Paşaların yoğun yaşadıkları Güneye doğru süzülmeye hazırlanıyorlar. Tarihinde ilk kez üç tatbikatı iptal eden, yatak odasına Siyaseti sokan sözde Atatürkçü Devletin çimentosu TSK önderleri teslimiyetlerini sağlayan süreci yaratan üst devrelerinin kurbanı oldu....... Ordu Siyaset ilişkisi Cumhuriyet tarihinde her zaman olmuştur. İlk fışkırma büyük Devlet adamı Doğan Paşa hazretlerinin DYP saflarında Millete hizmet etme aşkıyla açığa çıkmıştır. Devlet geleneğinde Din-Siyaset-Ordu ilişkisi nedense hep ret edilmiştir.
Besledin Kargayı oydu gözünü ,misali oldukça trajik, komik anlar yaşıyoruz.12 Mart ,27 Mayıs,12 Eylülün kudretlileri, kıymetlileri yüksek maaş ve sosyal statü ocağından Marmaris’e doğru savruluyorlar.28 Şubatın balans ayarcısı ,12 Eylülün işkenceci Binbaşısı Çevik Bir hazretlerinin termal otelinde iyi dinlenceler..

Devamını oku...
 
MEŞİN YUVARLAĞIN GÖZYAŞLARI Yazdır E-posta
Yazar CAN ŞENSES   
Friday, 26 August 2011

   
 Çocukluğumuzun futbol yıldızlarından Cevat Prekazi’nin bir sözüydü. ‘ ‘Topunda canı vardır, kaleye girmek istemezse girmez.’’Evet topun, eskilerin deyimiyle meşin yuvarlağın canı yanıyor bugünlerde. Canı olduğu gibi bence gözyaşları da var o büyülü yuvarlağın. İçine içine akıyor, o yeşil sahanın üstünde olmak, oradan oraya savrulmak istemiyor. Ve büyük bir aşkla sevdiğimiz futbolun en önemli figürü meşin yuvarlağın bu dramını içimiz burkularak izliyoruz.
 
İnsanlığın topla tanışması çok eskilere dayanır. Mısır’da mezarlardaki resimlerde ayaklarıyla top oynayan insanlara rastlanır. Hatta Orta Asya Türklerinin de kız ve erkeklerden kurulu takımlarla ayaktopunu beraber oynadıkları rivayet edilir. Ama futbolu bugünkü haline en yakın biçimiyle getiren 17. yüzyıldan itibaren İngilizler olmuştur. Aşama aşama tüm dünyaya yayılmasını sağlamışlardır. Osmanlı döneminde 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yine İngilizler Türklerle karşılıklı maçlar yaparak yavaş yavaş bu oyunu sevdirmişlerdir. İşgal yıllarında yeni kurulan futbol takımlarımız işgal kuvvetlerinin takımlarına karşı maçlar yapmaya başlamış, bu maçlar savaş ortamında büyük ilgi görmüş ve milli dava halini almıştır.
 
İki taş, bir sokak, birde patladı patlayacak basit bir toptu her şeyimiz. Üç korner bir penaltıydı. Çok abanmak yoktu topa. Küçüklere sen geride dur denir, Hücumu büyükler yapardı. Sıcak, kar, soğuk dinlemeden koştururduk; okul bahçelerinde, mahallemizde. Hepimiz ünlü futbolcular olurduk Kimimiz Maradona, en esmerimiz sarışın Rummenigge, saçı üç numara traşlı olanımız uzun saçlı Kempes! Mahalle maçları olurdu ve kimse mahallesini satmayı düşünmez, şaka yollu teklif edilen kola ve çukulataya tenezzül etmezdi.

Devamını oku...
 
APTALLAR...BEYNİNİ KİRAYA VERENLER.. Yazdır E-posta
Yazar BANU AVAR   
Thursday, 25 August 2011

Yaygın Medya Sus Pus Ama Suriye’yi Bir Türk Heyeti Ziyaret Etti!

ResimSuriye topun ağzında. Libya’nın NATO güçlerince bombalanmasından, izahı mümkün olmayan bir zevkle bahsedenler, Suriye için de kalem bilemekteler…

Batıya her yanlarıyla bağlı bu ‘dolma’ kalemler ve ekran gülleri bir komsu ülkede olan bitenle ilgili tarafsız yayın yapmanın çok ötesinde, yalan haber üretme merkezlerine dönüştüler… Neden?

Bağlı oldukları merkezlerden gelen emir böyle!

Rahat rahat yaşamaları için olayların gerçek yüzünü görüp yazmak değil, ağababalarına yaranmak ve ‘uluslar arası yalan merkezleriyle’ aynı doğrultuda olmaları gerek!

Aptallar! Ortalık kan gölüne döndüğünde o kanın sizi affedeceğini mi sanıyorsunuz? Yoksa Amerikalı dostlarınızın yardıma geleceğini mi umuyorsunuz? Bu kadar saf olabilmek için hangi kolejlerde beyin travmasına uğradınız? Hangi yurtdışı burslarda beyninizi kiraya verdiniz?

Her cenahtan isimleri buluşturan bir Türk Heyeti

Türkiye Suriye Dostluk komitesi davetiyle, bu akraba ülkeye bir ziyarette bulunduk. Yaygın medyadan muhabirler de geziye katıldı… CNN, HaberTürk, NTV… Hepimiz bir aradaydık. Bakalım bu kanalların mutfağından çıkan haberlerle bizim gördüklerimiz birbirini tutacak mı? Yoksa gezi notları mutfakta yeniden üretilip servise sunulacak mı?!

Devamını oku...
 
İLERİCİLİK VE GERİCİLİĞİN DEĞİŞEN ANLAMLARI Yazdır E-posta
Yazar Ali Tarık DEVELİOĞLU-sendika.org   
Thursday, 25 August 2011

   
 
 
Meşrutiyet rejimine karşı çıkan gerici Ahrar Fırkasını, Osmanlı topraklarının savaş halinde olduğu İngiltere’ye bizi bu coğrafyada iktidar yapın diyen Prens Sabahaddin’i, NATO’ya girmek için Kore’ye asker gönderen Demokrat Parti’yi, ülkesinin bağımsızlığı için mücadele eden sosyalistlere karşı kurulan kontrgerilla örgütlenme geleneğini kendisine referans alan yeni rejim ve onun entelijansiyası tarihte hak ettiği sıfatı er ya da geç alacaktır

Görünen ile gerçek arasındaki mesafe her zaman bilimin ve aklın önemine işaret eder. Görüneni sorgulamak, görüneni değil de gerçeği aramak, gerçeğe görünenin ardında gizli kalmış olanların açığa çıkarılması ile ulaşmak. Ama bir de gerçeği gizlemek, gerçeği değil de görüneni gerçek olarak sunmak ve bunu da ideolojiden arındırılmış bilimsel bir yaklaşım olarak takdim etmek. Muhafazakarlığın, dinselliğin toplumsal yaşamda önemli bir ağırlığa sahip olması gerektiğini vurgulayıp kendinizi bilime önem veriyor olarak sunmak, dış politikada ABD eksenli bir politikaya angaje olup bunu bağımsızlık olarak gösterebilmek, otoriter bir düzen inşa edip adını ileri demokrasi koymak.

Bu tabloya son olarak da tarihsel olarak karşıdevrimci bir akımın kendisini ilerici olarak takdim etmesi eklendi. Murat Belge ve Türköne ikilisinin dile getirdiği gerici solcular ilerici muhafazakarlar kodlamasına “Aristokrat Solcular İlerici Muhafazakarlar ve Demokrasi” başlıklı yazısında Fatih Yaşlı, bizzat eski rejimin tasfiyesine onay vermiş isimlerin kendi kabulleri üzerinden Türkiye’de yaşanan sürecin bir ilerlemeye değil de otoriterleşme ve vesayetin el değiştirmesi anlamına geldiğini ifade ederek cevap verdi.
 

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 97 - 108 / 1506
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4789981
Syndicate
 
left
Top! Top!
right