| |
|
|
ÇERÇEVE METİN |
|
|
|
Yazar SUVARİ
|
|
Çarşamba, 30 Eylül 2009 |
|
Sol'da kurulması dusunulen yeni partinin(ODP'den ayrılan Ozgürlükcü Sol,Ufuk Uras ve arkadasları,SHP,DSIP,Alevi ve Pir Sultan Abdal,Tur-is,Dısk ve Kesk icinde yer alan cesitli sendika yoneticileri ve aydınlar grubu) hazırlamıs ve kamuya duyurmus oldugu cagrı metni aşağıdadır TOPLUMSAL ADALET VE DEMOKRATİKLEŞME İÇİNDEMOKRAT, EŞİTLİKÇİ VE ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR SİYASAL HAREKET... Türkiye’de, sözde kalmayan bir toplumsal adaleti temel hedef olarak kabul eden; milliyetçiliğe ve muhafazakarlığa hiçbir şekilde teslim olmayan; demokrasiyi sadece kendisi için değil, bütün toplum kesimleri için talep eden ve yaşatan demokrat/eşitlikçi/özgürlükçü bir siyasal harekete ihtiyaç var. Sosyal adaletsizlik ve eşitsizliklerden mağdur olanların dayanışmacı ve adil bir Türkiye toplumu arzusunu; “etnik kimliği, kültürü, dili ve diniyle tek tip Türk milleti” dayatmalarına karşı çoğul, farklılıkların eşit beraberliğine dayalı bir toplumsal yaşam hedefini; yükselen muhafazakarlık ve cemaatçilik karşısında özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye hedefini savunacak ve bunun öncülüğünü yapacak bir vicdan hareketine ihtiyaç var. |
|
Devamını oku...
|
|
İSLAM BİLİM |
|
|
|
Yazar Ali ŞERİATİ
|
|
Cumartesi, 26 Eylül 2009 |
|
İSLAM BİLİM; DERS-10 [Bölüm 1] / Kur’an ve Öğretiler Açısından Tarih
Bugün, İslam-bilim planının ikinci bölümüne, yani ideolojiyi koruyan ve tevhidin dünya görüşü üzerine kurulu o üç sütunun açıklamasına geçiyoruz. Bu üç sütun, şekilde şöyle gösterilmiştir; Ortadaki sütun insandan ibarettir. Sağdaki sütunu tarih, soldaki sütunuysa toplum oluşturmaktadır.
Kural olarak insandan başlamamız gerekiyordu. Çünkü öncelikle insanın kim olduğunu, bu büyük düşünce tasvirinde, bu öğretide nasıl algılandığını bilmek, onun öz ve gerçeğinin nasıl çözümlenip anlatıldığını kavramak durumundayız. Daha sonra da insanı tarihte ve toplumda tanımalıyız. Bu üç sütunda, ortadaki sütun olan insan, felsefî yönüyle, yani bu öğretinin kendisine özgü görüşündeki insanın hakikati, özü ve gerçek anlamı olarak tanınmaktadır. Bu sütunda insan, soyut bir gerçek olarak, tümel ve zihinsel bir cevher biçiminde ortaya çıkmaktadır. Tarih felsefesinde insan, zamanda, zamansal hareket durumunda; sol sütundaysa insan, toplumsal sistem içerisinde ya da toplumsal şekliyle betimlenmiştir. |
|
Devamını oku...
|
|
Gün ZİLELİ-KARANLIĞIN ÖTESİNDE |
|
|
|
Yazar Ahmet KÜLSOY-BİRGÜN
|
|
Perşembe, 24 Eylül 2009 |
RESMİ TARİHİ BİREYSEL GERÇEKLİK BİLE YIKABİLİR 1960’lı yıllardan bu yana politika/edebiyat dergilerinde yazıları çıkan ayrıca TİP, FKF ve Dev-Genç örgütlerinde çalışan ve birçok kez hapis yatan Gün Zileli 12 Eylül’e kadar aktif politika ve edebiyat sahnesinde yer aldı. 12 Eylül’den sonra, TİKP davası dolayısıyla aranan ve on yıl kaçak yaşayan Zileli o yıllarda daha çok Mehmet Gündüz takma adıyla teorik yazılar yazdı. 1990 yılının başında yurt dışına çıkıp İngiltere’de siyasi mülteci olarak yaşamaya başladı. Bu yıllarda, roman yazdı ve İngilizceden Türkçeye kitap çevirdi. Amargi, Sosyalizmin Sorunları, Yeni Zamanlar, Birikim, Apolitika, Ateş Hırsızı, Uç, İmlasız, Kitap-lık, Virgül, Koxüz, Öteki İsviçre, Açık Gazete, Özgür Üniversite gibi dergi ve internet sitelerinde ağırlıklı olarak kitap eleştirisi yazıları yayımlandı. Zileli son olarak Jan Valtin’in ‘Karanlığın Ötesinde’ adlı 1920’lerin yükselen hareketi Nazizm ve karşısına aldığı Komünizm savaşının dip notlarını içeren kitabı çevirdi. Zileli ile kitabı ve dönem tarihi üzerine konuştuk.
»Önce size şunu sorayım... Böylesi kapsamlı bir kitabı çevirmeyi neden göze aldınız? Neydi sizi bu kitabı çevirmeye sevk eden? Kitabın üst başlığındaki ‘Bir Alman Komünistinin Komintern ve Nazizm Anıları (1918-1938)’ yazısı sanırım yeterince açıklayıcı olacaktır. Sovyetler Birliği’nin 1920’li ve 1930’lu yılları benim alanımdı zaten. Hitler Almanya’sı da çok ilgimi çekerdi eskiden beri. Bu kitap, bu iki ilgi alanıma tam denk geldi. Müthiş yıllardı... |
|
Devamını oku...
|
|
TAYLAN ÖZGÜR CİNAYETİNİ KAPSAMAYAN BİR SORUŞTURMA |
|
|
|
Yazar Tuncay ÇELEN
|
|
Perşembe, 24 Eylül 2009 |
|
68 devrimci gençliğinin simgelerinden sevgili Taylan’ın sokak ortasında kontrgerillanın- ergenokonun , adı ne zıkkımsa , kökü ABD’den; CIA’dan beslenen, dalları NATO’ya üye ülkelere sarkan devlet içinde örgütlenen , yarı resmi, ama tümüyle yasa dışı cinayet örgütü tarafından katledilmesinden bu yana 39 yıl geçti.
Katil Lisan Çakıcı suçüstü yakalanmasına rağmen, “derin devlet” in koruyucu kanatları altında, delil yetersizliğinden beraat ettirildi. Lisan Çakıcı “BERAAT” ETTİRİLDİYSE Tetikçi korunduysa, azmettiren “terör örgütü” nün Türkiye sorumluları kimler ve nerdeler ? Hiçbir resmi güç bu soruların yanıtlarını aramadı, arayamadı. Bu soruların cevapları, olayların içinde yaşayan ve hala devrime inanan bizler için son derece açık.
Taylan Özgür ; CIA’nın, 1952’den itibaren NATO’YA bağlı tüm Avrupa ülkelerinde “ gladio” “kontr gerilla” “özel harp dairesi” adı altında kurduğu ve “komünistleri” yok etmeyi amaçlayan örgütlerin direktifiyle, tetikçiler tarafından , “bilinçli” ve “planlı” bir şekilde öldürülmüştür.
|
|
Devamını oku...
|
|
AÇILIM |
|
|
|
Yazar CUMHURİYET
|
|
Perşembe, 24 Eylül 2009 |
|
Cumhuriyet – 22 Eylül 2009 - Önce çatışmasızlık ortamı’ SHP Genel Başkanı Hüseyin Ergün AKP’nin açılım programı olmadığını ve sadece toplumdan görüş topladığını söyledi.
ERGÜN: DEVLET YAPABİLECEĞİ HER ŞEYİ YAPMALI SHP Genel Başkanı Ergün, “Çözüm, barışçı yoldan olmak zorundadır. Barışçı çözüm için, her şeyden önce çatışmasızlık ortamının varlığı zorunludur. Devlet, tek taraflı tasarrufu ile yapabileceği her şeyi yapmalıdır. Bu bağlamda, Kürtlerin ve bütün diğer etnisitelerin, Türk etnisitesi ile aynı hak ve özgürlüklere sahip olması sağlanmalıdır” dedi. |
|
Devamını oku...
|
|
HRANTIN RANTI |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Pazartesi, 21 Eylül 2009 |
HRANT’IN RANTI
Türkiye’deki kadar ödül dağıtılan başka bir ülke var mıdır acaba? Elbette marifet iltifata tâbidir; nadir olan, kıymetli olan ödüllendirilmeli, teşvik edilmelidir. Lakin, Türkiye’de marifeti olan da olmayan da, kıymetli olan da olmayan da ödüllendirilir. Hatta marifetsizler ve kıymetsizler daha çok ödüllendirilir. Ekonomideki enflasyon düşmüştür ama ödül enflasyonu sürüp gitmektedir. Şirketler, kulüpler, yerel yönetimler, patron ve esnaf örgütleri, sendikalar, dernekler, hatta derneklerin şubeleri… Kendisinden söz ettirmek, reklamını bedavaya getirmek isteyen kişi ve kuruluşlar, toplumun seçkin (elit) aktörlerine ve figüranlarına ödül üstüne ödül yağdırmaktadırlar. Politik seçkinler, ekonomi dünyasının seçkinleri, kışla seçkinleri, medya seçkinleri, sanat ve edebiyat dünyasının seçkinleri, seçkin akademisyenler, sahne ve futbol seçkinleri ödül üstüne ödül almaktadırlar. |
|
Devamını oku...
|
|
SANATÇI OLMAK |
|
|
|
Yazar Mihrac URAL
|
|
Cumartesi, 19 Eylül 2009 |
SANATÇI OLMAK… Ferhat Tunç sanatçı arıyor. Yazısını okuduğum zaman algımın ilk refleksi bu odu. Oysa bu ülke, kendini sanatçı olarak tanımlayan, paparazileriyle bereketli bir ülkedir. Ferhat Tunç kimi ve neyi arıyordu? Bu arayış ne kadar hepimize aitti ne kadarı şahsına münhasırdı? Empati yapın bu soruları daha kolay cevaplayacaksınız… Filistin tecrübesinden bilirim, bu gün Türkiye-Suriye yakınlaşmasından da çok iyi izleyerek algılamak mümkün. 86 yıllık cumhuriyet orta-doğuda bir etkin varlık olmak için çırpınıp durdu, ama olamadı. Komşularıyla düşmanlık üzerine korulu siyasetlerle kendi yolunu kendi kesti, kolunu kanadını kırdı. Ortak ülkemizin Osmanlı aklı iktidarları, halkları tarihsel yaşam ortaklığı, kültürel, gelenek ve görenek birliği içinde olduğu halklarla birer düşman gibi yaşamayı dış güçlerin çıkarı için tercih etmiştir. Türkiye, doğunun karanlığından kaçış diye ötekileştirdiğini komşuluğu, II. dünya savaşı ertesinde ABD üsleriyle, Bağdat paktı, SENTO türü bölge halklarını dış güçler lehine köle etme paktlarıyla, Lübnan iç savaşına müdahalelerle (1958), Irak devrimine karşı komplolarla (1958), her savaşta İsrail lehine, Arap halkı aleyhine duruşlarla düşman edinen politikalar hakim oldu. |
|
Devamını oku...
|
|
İKİ TEHLİKE |
|
|
|
Yazar Mihrac URAL
|
|
Cumartesi, 19 Eylül 2009 |
İKİ TEHLİKE Demokrasi mücadelemiz, içinde barınmak isteyen iki tehlikeyle yüz yüzedir. Birincisi; demokrasi mücadelemizi tarihsizleştirme tehlikesidir. İkincisi; demokrasi mücadelesi başarılarını, dış etkenlerin örtüsü altına alma tehlikesidir. Tarihsizleştirme ve dış etken örtüsüyle demokrasi mücadelesi dinamiklerini kapatma tehlikesi aynı noktada kesişir; demokrasi mücadelesini geçmişsiz ilan edip, geleceksiz kılar; tarihin derinliklerinden çıkıp bu güne gelen özgürlük hareketi ve toplumsal hareketlerin iç dinamiğini inkar eder. Dış güçlerin çıkar etkilerini mutlak görüp, demokrasi mücadelesini dış güçlerin örtüsü altına alır. Yükseliş döneminde her zaman böylesi marjinal tehlikeler üremeye ve gelişmeleri tıkama eğilimi gösterir. |
|
Devamını oku...
|
|
KİMLİK |
|
|
|
Yazar Kemal KARPAT
|
|
Cuma, 18 Eylül 2009 |
|
KİMLİK SORUNUNUN TÜRKİYE'DE TARİHİ, SOSYAL ve İDEOLOJİK GELİŞMESİ
Giriş Kimlik, eski terimi ile hüvviyet milli devlet (national state) in ortaya çıkması ile güncel bir önem kazanmıştır. Bu kimlik en yeni olduğu kadar şüphesiz ki en çok tartışma yaratmaktadır. Her ülkenin kavim, millet, sosyal sınıf, tarihi-sosyal ve kültürel yapısına göre şekil ve yapı özellikleri gösteren kimlik meselesi Türkiye için diğer ülkelere kıyasla çok farklı özellikler arz etmektedir. Türkiye'nin modernleşmesi bir bakıma batıyı model alarak yürütüldüğü için, kimlik meseleleri de batı modelinin kavramsal ve metodolojik sınırları içinde ele alınmaktadır. Halbuki Türkiye'nin kimlik meseleleri hem çok geniş tarihi bir çerçeve içinde, hem de Türk-Osmanlı toplumunun yapı ve kimlik değişimleri gözönünde tutularak incelenmeleri gerekmektedir. Kimlik kişinin içinde yaşadığı çeşitli gruplarla olan ilişkilerini ve bu gruplara olan ödev, hak, ve bağlılık derecelerini tayin etmektedir. Bu hak ve bağlılıklar, kişinin ve toplulukların varlıklarını savunmalarını ve gelişmelerini sağladığı için her şeyden evvel kişiler arasında beraberlik ve bilhassa dayanışma-tesanüt (Latince köklü terimi ile solidarite-solidarity) yaratmak amacını güderler. |
|
Devamını oku...
|
|
TÜRKİYENİN ORTADOĞU`DAKİ YENİ MİSYONU |
|
|
|
Yazar M.Kemal Gültekin
|
|
Perşembe, 17 Eylül 2009 |
|
Türkiye’nin Ortadoğu’daki yeni misyonunu anlamak için Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun son iki haftalık gezilerine bakmak yeterli olacaktır.;
1 Eylül ; Bağdat, Şam, Lefkoşa hattında Ahmet Davutoğlu tam bir “sürpriz” yapıyor. Ermenistan’la yeni bir dönem için bir protokol imzalanacağını açıklıyor.
“Türkiye Cumhuriyeti Azerbaycan’ın aleyhine olacak hiçbir adım atmaz, izin vermez. -Sınırlar tanınacak? -Bu diplomatik ilişkinin başladığı anlamına gelecek? -Karşılıklı tarih komisyonu başta olmak üzere komisyonlar kurulacak.ve çalışacak? -Karabağ konusu için çalışılacak.Attığımız bu adım Kafkasya’ya getirmek istediğimizi yeni düzenin adıdır. - Bu düzen içerisinde sınırların kalktığı, ekonomik ilişkilerin yoğunlaştığı, karşılıklı bağlılıkların arttığı bir vizyon vardır. Biz Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki meseleye de bu vizyondan bakıyoruz. - Burada amaç kalıcı ve kapsamlı bir barıştır. -Bugün herkesin barış için elini taşın altına koyma günüdür. Biz bu açıklamayla ortaya çıkan atmosfer ışığında uluslararası toplumu Azeri Ermeni ihtilafının çözümüne katkıda bulunmaya çağırıyoruz. “ |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 97 - 108 / 1145 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1488
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 1706722
|
|
|