| |
|
|
DR.HİKMET KIVILCIMLI'DAN |
|
|
|
Yazar TARİHİMİZDEN BİLGİLENDİRME
|
|
Saturday, 13 October 2007 |
|
İŞÇİ SINIFI PARTİSİ'NE GİRİŞ Vatan Partisi Tüzük ve Programı'nın ikinci baskısı yapılıyor. Niçin? Bunun birçok anlamları var. 1 - CHP TEKPARTİ DİKTATÖRLÜĞÜ Vatan Partisi hangi dönemde doğdu? Tek parti CHP ortasından çatlamıştı. Türkiye'nin yüzdeyüz yerli malı olan Antika ve Modern Parababaları kendilerini yeterince palazlanmış buldukları için, artık CHP "Vesayetinden" (sağdıçlığından) kurtulmak istemişlerdi. Tek parti’nin "Ebedî Şef"i Atatürk, altın yaldızlı bir çerçeve içinde "İsâ Ruhullah" gibi duvara asılabilirdi. O çerçevenin içinden fırlayıp CHP'nin başına geçemezdi. Fizikçe (bedence) ölmüştü. Ruhça mumyalaştırılıp, Anıt - Kabir Ehramı içinde ebediyen, susturulabilirdi. CHP'nin "Değişmez Şef"i İsmet İnönü Paşa'nın da: "değişmez"liği sözle kaldırılmıştı. Ama, Devletçi Kapıkulu gönüllüler kalabalığı ile kadrolaşmış, çerçevelenmiş CHP ayakta kaldıkça, onun için her istenilen manevra kolay olmuyordu. Ayrıca CHP'nin 20 yıllık "Demokratik Zortlamaları" ve "Devrim Zorlamaları" onu halk yığınları içinde tutundurulur olmaktan çıkarmıştı. En iyi dileklerle uygulanan "İlköğretim Seferberliği" bile: Okul masrafına katılmak için tek ineğini satmayan dul kadını jandarma sopası altında falakaya yatırmak sonucunu vermişti. Hele toprak ürünlerini gözetleyip ele geçirmek için girişilen "Subaşı" ağaları, uygulanamasa bile, halkı dehşetlere boğmak için Parababaları eline verilmiş en büyük CHP düşmanlığı silâhı idi. 2 - DP ÇOKPARTİ "DEMOKRASİSİ" Böylesine zıpkınlarla kanatılmış Halk yığınlarına: "Kaç ben kurtarayım!" diyen Parababalarının "Demokrat Parti"si, bezgin insanlarımızca gökten inmiş "Demirkır At" gibi kucak açılarak karşılandı. Modern Parababalarımızın (Finans - Kapitalin) elebaşısı C. Bayar Cumhurbaşkanı, Antika Parababalarımızın (Tefeci - Bezirgânlığın) tipik "batakçı çiftlik ağası" A. Menderes Başbakan oldu. |
|
Devamını oku...
|
|
MAHİR ÇAYAN'DAN |
|
|
|
Yazar TÜRKİYE TARİHİNDEN BİLGİLENDİRME
|
|
Saturday, 13 October 2007 |
|
Bu yazı, 1971 Nisan sonunda sıkıyönetim ilan edilmesinden sonra Mahir Çayan 'ın kaleme aldığı durum değerlendirmesi taslağıdır.]
1950, Türkiye’de karşı devrimdi. Çünkü tefeci bezirgan, finans kapital temsilcileriyle yönetime geliyordu. Yönetime gelen Anadolu ticaret burjuvazisiydi. Kasaba kodamanı yönetime gelmişti. Bu asalak zümre, kendisi gibi asalak bir zümre ile ittifak kurarak iktidara geldi. İşte hakim ittifak bu idi.
1960, 27 Mayıs harekâtı bir devrimdi. Reformist burjuvazi, feodal artıkları, tefeci bezirgan hegemonyasını yıkıp yerine bir hakim ittifakı iş başına getiriyordu. Tekelci burjuvazi ve emperyalizm neden 1950’de reformcu burjuvaziyi hakim ittifaktan atmadan tefeci bezirgan ve toprak ağasına omuz verdi? Neden 1960’da tefeci bezirgan ve toprak ağası takımının yönlendirici rolünü reformist burjuvazinin almasına en azından göz yumdu? Ve neden reformist burjuvaziyi tali plana iterek bu kalıntılarla ittifak kurdu? Durum son derece açıktır. Türkiye’de devlet 1970’e kadar burjuvazinin hiçbir zümresinin kesin hakimiyeti altına girmemiştir. 1919-23 harekatı reformist burjuvazinin harekâtıydı. Cumhuriyet, reformcu burjuvazi, radikaller, tefeci bezirgan ve eşraf devletiydi. Hakim ittifak burjuvazinin bütün fraksiyonlarıyla, toprak ağalarından oluşmaktaydı.Yönlendirici güç milli burjuvaziydi (reformist burjuvazi). Tekelci kapitalizm şartları içinde yıllar ilerledikçe reformcu burjuvazi ekonomik hayatta etkisini yitiriyordu ve dışa bağımlı unsurlar egemen oluyordu. Emperyalizm iyice içeriye sızıyordu.Ve daha çok toprak ağalarına ve tefeci bezirganlara dayanıyordu. Tekelci burjuvazi de yavaş yavaş güçleniyordu. |
|
Devamını oku...
|
|
ALEVİLER'DE DEĞİŞİM |
|
|
|
Yazar BİLGİLENDİRME
|
|
Saturday, 13 October 2007 |
ALEVİLER DEDE KILIKLI İMAMLARIDA MI GÖRECEKTİ? Hüseyin DEMİRTAŞ Dedelerin imam gibi davrandığı bugünleri de mi görecekti Aleviler? Veya böyle bir şey olabilir mi, olması mümkün mü? Evet, maalesef Aleviler için bugün her şey mümkün. Türkiye’nin doğusunda ve batısında imam gibi hareket edip, taliplerine beş vakit namaz kılmayı tavsiye eden, Kuran kursuna gitmeyi öğütleyen, cemevinde ilahi söyleten dedeler mi ararsınız; yoksa bayram namazlarında camiye dönüştürülen cemevleri mi? Hepsini bulmak çoktandır mümkün. Her mal ve hizmetin bolca ve çeşitli kalitelerde satın alınabildiği günümüzde, Aleviler de serbest piyasa şartlarına uyup, kendi içlerinde Alevilik aleyhine çeşitleniyor. İmam dedelerde belki böyle bir ortamın ürünü. İnsanın isyan edesi geliyor bunları duyunca! Fakat ne yapılsa boş, çünkü bu tür gelişmeler, hep ezbere tekrarladığımız gibi doğrudan devletin asimilasyon politikasıyla da açıklanamaz. Kuşkusuz bu politikaların dolaylı ve dolaysız etkileri hesap edilmeli ama anlatacağımız bu örnek olayda doğrudan Alevi toplumunun kendisi suçlu. Neden mi? Çünkü böyle dedeleri başta tutan ve hala onların önünde niyaz edenler, yaptıklarına, “yolumuzda böyle bir şey var mı? Sen atalarının erkâna böyle Sünni unsurlar karıştırdığını gördün mü?” diye karşı çıkmıyorlar. Karşı çıkanları da, çoğunluk imam dededen yana olduğundan, “vurun, söyletmeyin!” diye gürleyerek diktatörce bir tavırla susturuyorlar. Olayı somut hale getirirsek, yine her zaman olduğu gibi kendi kimliğine yabancılaşmanın çok ileri boyutlara ulaştığı Batı Anadolu Alevilerinden, daha detaya indirirsek Kütahya Alevilerinden bahsediyorum. |
|
Devamını oku...
|
|
DR: HİKMET KIVILCIMLI |
|
|
|
Yazar Mehmet Aslan
|
|
Thursday, 11 October 2007 |
 Dr. Hikmet KIVILCIMLI, 11 Ekim 1971 tarihinde Belgrad'da, herhangi bir insan gibi " son soluğunu verdi", " önsüz ve sonsuz bir sosyalizm çabası içinde, en gerçek emeğin adsız ruhu gibi göçtü." Onun ölümünde "yaşıyanları dehşete düşürecek hiçbir şey bulunmuyor!" Çünkü, Dr. Hikmet KIVILCIMLI, yaşarken: "Mâ ene (Ben hiçbir şey değilim) illâ (meğer ki) beşerün misliküm (sizin gibi insan olayım)!" (Hazreti Muhammed), "Homo sum (İnsanım) humani nihli (insancıl olan hiçbir şey yok ki) a me alienum puto (bana yabancı kalsın)!" (Terentius) ve "Ben sosyalistim. Sosyalizmden başka hiçbir şeyim yoktur!" (Ho Amca) düsturlarını kendine prensip edinmiş bir fani idi. Ölümünden 36 yıl sonra onu yeniden anmak ve hatırlatmak istedim.. Geçenlerde elime geçen Kırşehir'deki mahpusluğu hakkında ilginç bir anı ile... |
|
Devamını oku...
|
|
ÖDP 4. OLAĞANÜSTÜ KONFERANS / KONGRE |
|
|
|
Yazar BİLGİLENDİRME
|
|
Wednesday, 10 October 2007 |
|
ÖDP 4. OLAĞANÜSTÜ KONFERANS / KONGRE SONUÇ BİLDİRGESİ YENİ DÖNEMİN GÖREVİ AKP’YE KARŞI SOL MUHALEFETİ YÜKSELTMEKTİR 12 yıldır özgürlükçü sosyalizm mücadelesini sürdüren ÖDP, Olağanüstü Konferansı’nı yeni dönemin görevlerini eksiksiz yerine getirerek, özgürlükçü sosyalizmin bayrağını yükseltmek; emekçilere, barış, demokrasi ve özgürlük isteyenlere umut verecek bir mücadeleyi örgütlemek kararlılığıyla tamamlamıştır.
ÖDP Olağanüstü Konferansı, bu mücadelenin örgütleneceği koşulların doğurduğu tehdit ve imkanların farkındadır. Seçimlerden yüzde 47 oy alarak çıkan AKP, sermayenin kapitalist küreselleşmeye eklemlenme hedefini taşıyan neo liberal politikalarının öznesi olmuştur. Önümüzdeki günler bu politikaların gereklerinin yerine getirileceği ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelere sahne olacaktır. Bu gelişmelerin doğal sonucu, AKP’yi bir umut olarak gören küreselleşme mağdurlarının, yoksulların, emekçilerin daha fazla hak kaybetmesidir. Diğer yandan Kürt Sorunu, Kıbrıs, Ermeni Sorunu gibi köklü tarihsel sorunlar karşısında izlenecek politikaların da toplumda yarılmaya neden olacağı açıkça görülmektedir. Bu yarılmadan istifade etmek isteyecek olan milliyetçi, militarist güçler AKP’ye karşı muhalefeti bu konular etrafından örmek isteyeceklerdir. |
|
Devamını oku...
|
|
BEHİCE BORAN |
|
|
|
Yazar ANMA
|
|
Wednesday, 10 October 2007 |
DEVRİMCİ MÜCADELEMİZE KATKIDA BULUNAN BEHİCE BORAN'I UNUTMADIK!!! "Koşunca ırmaklar denize doğru, hangi güç bu seli durdurabilir? Selam dünyanın ve Türkiye'nin aydınlık geleceğine.." Behice BORAN Behice Boran, 1910 yılının 1 Mayıs'ında Bursa'da doğdu. Babası orta halli bir zahire tüccarıydı. Ailenin üç çocuğunun en küçüğüydü. Orta öğrenimini Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde tamamlayan Boran, azandığı bursla Michigan Üniversitesi'nde yüksek öğrenimini sürdürdü ve aynı üniversitede sosyoloji doktorası yaptı. ABD'den döndüğünde lise öğretmenliğine, kısa bir süre sonra da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sosyoloji Kürsüsü'ne atandı. Üniversiteden ayrılmak zorunda kaldığında doçentti. Manisa köylerinde sosyal yapı araştırmalarını içeren ve getirdiği metodoloji ile uzun yıllar Türkiye'de tek kalan kitabı, DTCF'deki hocalık döneminin ürünlerindendir.
Ankara'daki yaşamıyla birlikte toplumsal mücadelenin de içinde yer alan Boran, fakülte arkadaşları ve ülkenin tanınmış aydınlarıyla beraber "Yurt ve Dünya", "Adımlar" dergilerini çıkardı. Bu dergilerin başlıca yazar ve yöneticilerinden oldu. Nevzat Hatko'yla evliliği de o sıralara rastlar. Boran, aydınlık düşünceleri ve aydınlık kalemiyle zamanın siyasi iktidarının hışmına uğramakta gecikmedi. "DTCF Olayları" diye bilinen bir takım tertipler sonucunda, üç arkadaşı ile önce fakülte genel kurulu kararıyla, bu olmayınca, mahkeme yoluyla işinden uzaklaştırılmak istendi. Mahkemede aklanınca, bu defa da, zamanın Milli Eğitim Bakanı olan Reşat Şemsettin Sirer tarafından kürsüsü lağvedildi. Böylece Boran ve diğer üç arkadaşı Pertev Naili Boratav, Niyazi Berkes ve Muzaffer Şerif Başoğlu üniversiteden ayrılmak zorunda kaldılar. Diğer arkadaşları dış ülkelerdeki öğretim kurumlarında önemli görevler yüklenerek yurtdışına giderken Boran, yurtta kalmayı yeğledi ve Anadolu Ajansı'ndaki mütercimlik işinden uzaklaştırılmış bulunan eşinin açtığı tercüme bürosunda çalışmaya başladı. Bir yandan da dergi ve gazetelerde yazı yazmayı sürdürdü.
|
|
Devamını oku...
|
|
DEVRİME DEVRİMCİLERE SELAM ! |
|
|
|
Yazar Tuncay ÇELEN
|
|
Tuesday, 09 October 2007 |
|
ERNESTO’YA BİN SELAM ! 9.Ekim.1967, 39 yıllık yaşantısına koca bir insanlığı, başkaldırıyı, özveriyi, isyanı, devrimi, zaferi ve yenilgiyi sığdıran Ernesto Che Guevera’nın katledildiği gün. Daha dün gibi, oysa ki kırk yıl geçmiş. Latin Amerika’yı motosikletiyle baştan başa dolaştıktan sonra,Guatemala’da ABD işgaline karşı mücadele eden devrimcilerin kavgasına ortak olan, 30 yaşında Commandante olan Che Guevera. Meksika’da Kübalı devrimcilerle ve Fidel , Castro ile birlikte devrime önderlik eden, Küba devrimini zafere ulaştıranlar arasında tarihe ismini yazdıran 32 yaşında Havana iktisat Bakanı olan Arjantinli doktor CHE GUEVERA. Bakanlık koltuğunu terkederek yine devrime kulaç açan, 39 yaşında Bolivyada bir gerilla lideri olarak ölüme kucak açan ERNESTO CHE GUEVERA. |
|
Devamını oku...
|
|
GÜVEN: GÜVENEBİLİRSEN |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI
|
|
Tuesday, 09 October 2007 |
|
30 Mayıs 1967 Amerika, Holivud ülkesidir. Zengin dekorlu fılmlere milyarlar yatırır. Maksat: Hem insancıkların uçkur yanlarını gıdıklayıp para kazanmak, hem böylece aklı apışına karışan 3 buçuk milyar kalabalığa gerçek olayları unutturmak. İnsan, başı, ya ayakta "futbol topu", ya bacak arasında tutucu veya totocu "tuti kuşu" olmalı. "Sahneye koyuş" ustalığına diyecek yok. Yerine göre ayarlanır. Kaçgöçlü Türkiye'ye "mini etek" demokrasisi, açık saçık Yunanistan'a mini-etek yasaklı cunta. En son CIA modası "Kayseri gülleri" piyesinden "Güven Partisi" sahneye kondu. Bu son "sahne"ye nasıl gelindiğini bilmiyenimiz kalmış mıdır?
27 Mayıs devriminin nirengi-noktasına oturtuluşu gerekti. Bunu en az sarsıntı ile yapabilecek "Tek Adam" İsmet Paşa'ydı. Paşa'nın görevi, 27 Mayıs derdimendi Aydemir-Gürcan ikilisinin asılmasıyla bitti. Artık koalisyon kabinesine finans-kapilalin ihtiyacı kalmamıştı. Kendi kabinesi başı çekmeliydi. Amerikan casus başlarından CİA Generali Porter, Ankara'ya gönderildi. Bir deli kurşunla İnönü, Amerikan Cumhurbaşkanı Kennedy'ye çevrilemeyince, bütün casus teşkilâtlarının sınangılı metoduna başvuruldu. Kale içinden fethedilecekti.
Başbakan aradı. Buldu. Ardından İnönü'nün çizmelerini yalıyarak kefenlerini yırtan koalisyon partileri, ansızın, hep bir ağızdan, Paşa'nın kişiliğine karşı taarruza kalktılar. Birinci Kuvayımilliye geleneğinin nasılsa sağ kalabilmiş en büyük direğini, İsmet Paşa'yı paldır küldür devirdiler. Bu kaleyi içinden fethetmenin BIRİNCİ RAUNDU oldu. Finans-kapitalin 27 Mayıs'tan beri yaptığı kerte kerte birikim Paşa'nın tekerlenmesi ile ansızın atlama yapmıştı.
|
|
Devamını oku...
|
|
AÇILAN-KAPANAN ŞİRKET |
|
|
|
Yazar BİLGİLENDİRME
|
|
Tuesday, 09 October 2007 |
|
TOBB’nin Açılan Kapanan Şirket İstatistiklerine Göre;
2007 yılının ilk 9 ayında geçen yılın ilk 9 ayına göre açılan şirket sayısında yüzde 2,41’lik, yine aynı dönemde kapanan şirket sayısında da yüzde 3,91’lik bir azalma oldu.
ANKARA- Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin Ticaret Sicili verilerine göre, 2007 yılının ilk 9 ayında açılan şirket sayısında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,41, kapanan şirket sayısında da yüzde 3,91 azalma oldu.
2006 (9Ay) 2007 (9Ay) Değişim Açılan Şirket Sayısı 82.183 80.204 % -2,41
Kapanan şirket Sayısı 26.296 25.269 % -3,91
Aynı verilerden, 2007 yılı Eylül ayında, 2006 yılı Eylül ayına göre açılan şirket sayısında yüzde 1,48’lik artış olurken, kapanan şirketlerde ise yüzde 5,73’lük bir azalma olduğu görülüyor.
2006 (Eylül) 2007 (Eylül) Değişim
Açılan Şirket Sayısı 7.774 7.889 % 1,48
Kapanan şirket Sayısı 2.008 1.893 % -5,73 |
|
VATANLARI SATANLAR |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI
|
|
Tuesday, 09 October 2007 |
|
Sosyalist,12 Nisan 1967 27 Mayıs, suyun yüzüne hep ve yalnız "Kültür-Eğitim" konularını çıkardı. Suyun dibindeki ekonomi ve toplum trajedileri o sayede unutuldu. Unutulmayacak tek derin olay ise, Finans - Kapitalin Türk milletine ihanetini, Menderes'in şahsında kalan bir kusurmuş gibi yutturabilmesi oldu. İsrail oğulları her yıl toplanır: Bütün günahlarını ortadaki tekeye yükler, ve sonra suçlu tekeyi kesince, günahlarından kurtulurdu. DP düzeninin günah çıkartma tekesi Menderes oldu. Finans - Kapital, bir an, bütün günahlarından temizlenerek, Demirkırat'ı AP sembolü yaptı. Ve o sayede, daha teşkilâtlı, daha bilinçli sömürücülüğüne rahat rahat girişti. Buna "ÖZEL GİRİŞKİNLİK" (hususi teşebbüs) dendi. Yumuşacık bir tatlılıkla "ÖZEL TEŞEBBÜS" deniliveren Finans - Kapital, o kanlı kansız trajedilere neden sık sık başvuruyor? Bunu, 27 Mayıs'tan sonraki ekonomik, sosyal, politik olaylardan iyi hiç bir şey açıklıyamaz. "Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları" (TTOSOTBB) (Toto Sot Bebe) diye adı satırlar dolduran İşveren teşkilâtının Başkanı Sırrı Enver Batur,15-16 Şubat günü, İskenderun'da "Dördüncü Koalisyondanberi" yapıldığını söyledi. Bölge Toplantılarından sonuncusunu açtı 5 milyon insanın ekmeğini kesen 15 Ticaret ve Sanayi Odası, 3 Ticaret Odası, 1 Sanayi Odası 7 Borsa (26 İşveren teşkilâtı) Güney Bölgesi 4'üncü kongresinde, birlik başkanı "Aziz arkadaşları"na şu yalın kat zamane olayını açıkladı: |
|
Devamını oku...
|
|
SİVİLLERDE GERİLİM 1 |
|
|
|
Yazar BİLGİLENDİRME
|
|
Monday, 08 October 2007 |
|
Rakamlara yalan söyletmek (ı) 17/09/07
Sorulara yalan söyletmek (2) Cemaatine yalan söyle(t)mek (3) 01/10/07 RIDVAN AKAR Birgün 30 yıl önce bu ülkede "bu memleket komünistleşiyor mu" diye bir soru sorulmuyordu. Tamaaaam! Celal Bayar'ın "bu kış komünizm gelecek" diye incileri; vardı ama yaşıda "yüze merdiven dayamıştı) verilerek, hafif tebessümle izlenmişti. 30 yıl önce bu ülkede solun oyları da AKP'nin bugünkü oy oranına yakındı. Bugünkünden çok farklı bir CHP vardı. "Toprak işleyenin su kullananın" ya da " üretenler yönetecek" türü sosyalizan sloganlarla "bozuk düzen"in üzerine yürüyen CHP'nin oy oranı yüzde 41.3 idi. TİP, TSİP, SDP, TBP gibi sosyalist-sol partilerin oy oranı da yüzde ı'i buluyordu. Dahası "parlamento dışı muhalefef'i oluşturan devrimci-sosyalist grup/hareket/partiler sokağın hâkimiydi. Düşününüz ki o yıllarda bir Dev Yol dergisi 150 bin, bir Kurtuluş Dergisi 40-50 bin, bir Halkın Kurtuluşu dergisi 40-50 bin satıyordu. Bülent Forta, yaptığımız bir söyleşide o yıllarda DevYol'un etki alanı içinde olan insan sayısını "bir milyon" olarak vermişti. O yıllarda nüfusun 40 milyondan biraz fazla olduğunu hatırlayın. "Parlamento dışı muhalefetsin oy üzerindeki etkisini ölçmek ve bilmek zor olsa da 1979 ara seçimlerinde Dev Yol dahil hemen bütün devrimci grupların "seçimleri boykot" çağrısının sola gönül veren halk üzerinde etkisi sayesinde AP beş milletvekilinin beşini ve senatörlerden de 33'ünü elde etmişti. CHP ise hiç milletvekili (toplamı zaten 5 idi) 12 senatör çıkarabilmişti. Devrimcilerle sosyal demokratlar arasındaki adı konmamış consensus'un sona ermesi ile solun asrı- saadet dönemi de bitmiş 12 Eylül'e gidecek olan sürecin perdesi aralanmıştı. |
|
Devamını oku...
|
|
SİVİLLERDE GERİLİM 2 |
|
|
|
Yazar BİLGİLENDİRME
|
|
Monday, 08 October 2007 |
|
"Kazanamadıysak kazınalım mı?
MELİH PEKDEMİR Birgün- 8 Ekim-2007 Rıdvan Akar'ın geçen haftaki "Cemaatine yalan söyle(t)mek" başlıklı yazısını ibretle okudum. Dersimi aldım. Reel politika hakkında artık kem söz söylemeyeceğim! "Ne saçmalıyor bu herif" diye beni okumaya devam eden kardeşim, evet, sana söylüyorum, sen de kem söz söyleme! Çünkü artık solculuğun reel politikadan medet umduğu anda tarihsel bir dönemine kendi elleriyle son vermiş olduğunu, Sovyetler ve Doğu Avrupa'daki "reel sosyalizm" diye bilinen uygulamaların bunu kanıtladığını unutacaksın. Bundan böyle Marx filan yerine her derde deva, mucizevî "reel-politik" kavramını 19. yüzyılda ilk kez kullanan Alman yazar Ludwig von Rochau'ı minnetle anacaksın. Yeri geldiğinde iktisadi ve siyasi konularda sosyalizm ilkelerinden vazgeçmeyi de öğreneceksin. Reel-politika gereği, inançlarına ve ahlaki ilkelerinin önüne, kısa dönemli çıkarları geçirebilme marifetini mutlaka kazanacaksın. Öncelikle gündelik sorunların üstesinden gelebilmeyi gözeteceksin, günü kurtaracaksın. Varsın işin içine rahatlıkla, Makyavelcilik filan girebilsin, tam da bu tarz sayesinde "güçler dengesini" mutlaka hesaba katacaksın. Başarının tanımını bu şekilde hele bir değiştir, gör bak, mutlaka "başarmış" sayılacaksın. Yeter ki kazanma şansı yüksek olanın yanında yer almaktan geri durma, unutma eninde sonunda (Pirus zaferi de olsa!) kazanmanın keyfini çıkaracaksın. Ve unutma, sadece böyle diyenler ve eyleyenler kazanıyor, sağda da solda da... Rıdvan Akar işte bize bu realiteyi, reel politikayı hatırlattı, benim gibi sen de öncelikle ona şükran duyacaksın: Yani artık normal olan reel politik olmaktır, öyleyse anormal olan reel politikaya kafa tutmaktır! Sen de AYKIRI olmaktan, anormal olmaktan vazgeçeceksin, normal olacaksın, normal! Ve normal normal solculuk yapacaksın. Dün mesela Rıdvan Akar gibi sen de PKK eleştirisi yapmışsan, bugün bu eleştiriyi derhal hazmedeceksin, yani "Kürtler PKK'yi eleştirenlere oy vermiyorlar" ise, bundan derhal vazgeçeceksin. Üstelik bu konuda hazımsızlık çekenlerin karşısına geçip onları bir de milliyetçilikle suçlayacaksın. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 949 - 960 / 1558 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1988
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5442447
|
|
|