| |
|
|
Marx'ın Yolu Eyüp Sultan'dan Geçer (mi?) |
|
|
|
Yazar Cuma TAT
|
|
Salı, 27 Ekim 2009 |
Marx’ın Yolu Eyüp Sultan’dan Geçer (mi?)Cuma Tat -TEORİ ve POLİTİKA 1997Sayı 7 Marksistler ezen ve ezilenler dünyasında ezilenlerin safında yer alırlar. Bu konuda hiçbir kaygıya, kuşkuya yer yoktur. Bir başka açıdan Marksizm, gerçek tarihsel olaylara hiçbir şekilde sırça köşkün ilkeleri adına yaklaşmamak durumundadır. Marksizm, her olayı, ezenlere karşı fiili mücadelenin gerekleri açısından ele almaya gayret eder.Yazımızda, teorik düzeyle pratik yaşam arasında nasıl uygun bir bağ kurulabileceğine ve halihazırda politik kulvarda faaliyet yürüten Marksizan yapıların bu konudaki sorunlarına işaret etmeyi deneyeceğiz. Düşüncelerimizi bir tema üzerinden ifade edeceğiz: Dine nasıl yaklaşılmalı?
|
|
Devamını oku...
|
|
KÜRT AÇILIMINDA PATİNAJ VE KÜRTAJ |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Cuma, 23 Ekim 2009 |
KÜRT AÇILIMINDA PATİNAJ VE KÜRTAJ Kürt açılımı, “patinaj yapıyor” derken, Abdullah Öcalan’ın talimatıyla Kandil ve Mahmur kamplarından iki ekibin gelişiyle yeni bir evreye girdi. İki ay önce, Genelkurmay Başkanı Orgeneral General İlker Başbuğ, bir eyleme katılmayıp teslim olanların serbest bırakılmakta olduklarını söyleyerek açılımın hangi çerçevede süreceğinin işaretini vermişti. Başbuğ’un söyleyemediğini de Yasemin Çongar yazdı, “Ekimde dönebilirler” başlığı altında başta MİT olmak üzere ilgili devlet birimlerinin Kandil’den dönüşün yolunu açmaya çalıştıklarını, dönüş yolunda uluslar arası işbirliği yapıldığını belirtti. (Taraf, 8 Eylül 2009) Anlaşılıyor ki süreç, İlker Başbuğ’un söylediği, Yasemin Çongar’ın yazdığı gibi gelişti. Mahmur ve Kandil’den gelenler, on binlerce Kürdün yanı sıra devletin sıcak ilgisiyle karşılandılar. Karşılamadaki sıcaklık, savaş tarihinin sayfalarında kayıtlı, savaşan taraflar arasındaki centilmenlik gösterilerini çağrıştıracak ölçüdeydi. Yazılanlar doğruysa, Türk ordusunun bir generali, “Hoşgeldiniz. Bıraktığınız telsizleri alıp arkadaşlarınıza işlem tamam mesajı verin. Sizi merak etmesinler.” diye mihmandarlık yaptı. (Aktaran Burhan Ayeri, Akşam, 21 Ekim 2009) 1999 yılında gelenleri teslim alan devlet, bu kez şenlikli karşılama töreni düzenlenmesine, pankart ve bayrak açılmasına göz yumdu. Hatta adliyeye sevk etmek şöyle dursun, adliyeyi, gelenlerin ayağına sevk etti. Adliye de üzerine düşeni yaptı. Üzerlerinde gerilla kıyafetiyle gelenler, örgüt üyesi olduklarını belirtip, Abdullah Öcalan’ın talimatıyla geldiklerini söylediler. Binlerce kişiyi örgüt üyesi oldukları iddiasıyla tutuklayan ve halen cezaevlerinde tutan adliye, Kandil’den gelenleri salıverdi. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, “Devlet 1 adım atarsa PKK 10 adım atar! Şimdi sıra Türkiye’de!” diyerek hem devleti hem PKK’yi alkışladı. |
|
Devamını oku...
|
|
ZAVALLIM |
|
|
|
Yazar SUVARİ
|
|
Salı, 20 Ekim 2009 |
|
|
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Sayın Yetkililerine, |
|
|
|
Yazar SUVARİ
|
|
Salı, 20 Ekim 2009 |
|
Kandil ve Maxmur’dan gelen 34 kişilik barış ve demokratik çözüm grubu, sınır kapısındaki işlemlerin ardından Türkiye’ye giriş yaptı. Barış elçileri yanlarında Türk devletine ve Türkiye kamuoyuna iletilmek üzere bir mektubu getirdiler. İşte mektubun tam metni… Barış ve Demokratik Çözüm Grubu’nun mesaj ve taleplerini içeren mektubunda şu ifadeler yer alıyor: Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Sayın Yetkililerine, Türkiye Halklarına Ve Demokratik Komuoyuna,
Bizler, Kürt sorunun çözümü, onurlu bir barış ve Türkiye’nin demokratikleştirilmesi için başlatılan süreçteki tıkanıklığın önünü açarak sürecin gerçek bir barışla sonuçlanması için, Kürt Halk Önderi sayın Abdullah Öcalan’ın tarihi çağrısı üzerine, bu sürece mütevazi bir katkı sunmak için Türkiye’ye gelme kararını veren barış grubuyuz. Gelişimizin, 221. Maddeden yararlanma gibi bir amacı yoktur. Başta akan kanın durması, anaların ağlamaması ve barış içinde ortak yaşam zeminini güçlendirmek amacıyla kendi özgür irademizle yola çıktık. Bu adımımızda da görüldüğü gibi, sorunun kaynağı değil, çözümün tarafıyız. |
|
Devamını oku...
|
|
BARIŞ GRUPLARINI BAĞRIMIZA BASMALIYIZ |
|
|
|
Yazar Vedat TÜRKALİ
|
|
Pazartesi, 19 Ekim 2009 |
|
BARIŞ GRUPLARINI BAĞRIMIZA BASMALIYIZ Barış gruplarının gelişini değerlendiren Vedat Türkali, çözüm için yola çıkanlara 'teslim oldular' demenin çok ahlaki olmadığını belirterek, tüm barışseverlere çağrıda bulunarak, 'Onları bağrımıza basmalıyız' dedi.
Usta Edebiyatçı Vedat Türkali, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine barış gruplarının Türiye'ye gelişlerini değerlendirdi. Kim Kürt sorununu çözmek isterse onun önünün kapatılmaması gerektiğini ifade eden Türkali, Kürt açılımı tartışmalarını yürüten AKP'nin ise samimiyet sınavı vereceğini söyledi. Sorunun kaynağının Türkiye'de olduğunu belirten Türkali, barış gruplarına doğru yaklaşılması uyarısında bulunarak, 'Hodri medyan, iddiaları vardı, bunları ispatlasınlar. Aldatmacayla bu iş olmaz. Gelenlere kesinlikle 'işte yenildiniz geldiniz' dememeli. Bu kesinlikle olmaz. Bu ne psikolojik ne ahlaki olarak doğru değildir. Çözüme de bir şey katmaz. Onları güler yüzle bağrımıza basmalıyız. Onlar bizim çocuklarımız. Suçlayarak kabul etmeyelim. Yoksa yürümez bu iş. Gelenlere ne oldu. Doğduklarına pişman ettiler. Ben Avrupa'da gördüm onları. Bu işin çözümü için çaba gösteren insanlardı. Göze aldılar, geldiler sonra öğrendik ki hepsini yaka paça tutukladılar. Bu çok narsist bir tutum. O zaman bu işi çözemezsin. Sorun çözülmez' dedi. CHP ve MHP'ye 'kesinlikle güvenemiyorum' diyen Türkali. AKP'nin samimiyet sınavı vereceğini söyledi. Tükali şunları belirtti: 'Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bu bir imtihan olacak.Nasıl karşılayacaklar. Biraz bu ülkeye sevgisi olan herkesin bu işi sevinçle karşılaması gerekir. Türk Kürt birbirini öldürerek bir yere varmaz. Bunu bilmemiz lazım' Türkali kamuoyuna da seslenerek, grupların karşılanmasının bir görev olduğu söyledi. |
|
KUTSALLAŞTIRMANIN SON HALKASI: KUR'AN ve HZ. MUHAMMED |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI
|
|
Cumartesi, 17 Ekim 2009 |
KUTSALLAŞTIRMANIN SON HALKASI: KUR'AN ve HZ. MUHAMMED 1- "BİSMİLLAHİRRAHMÂNİRRAHİM" (Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla.) Rahmân: Ancak, doğanın ve insan toplumunun en temelli diyalektik gidiş kanunlarının yaratabileceği yücelikte bir iyilik - yaratıcılık - sevgi - merhamet (acıma) olumluluğudur. Bu topyekün madde ve mananın akışından çıkmış zenginliklerdir. Tek başına insanlar - sosyal sınıflar - zümreler - uluslar; hatta insanlık bu olumluluğu - zengin yaratıcılığı kapsayamazlar. Bu yüzden "Rahmân " sıfatı sadece Allah' a yakıştırılabilir. Topyekün doğanın ve insan toplumunun temellerinde bulunan kanunlarının akışındaki, binlerce yıl geçmesine karşın kavranamaz - ele geçirilip yön verilemez zenginlik ve yüceliklik; sadece Allah'a yani bu tarihsel akışa denk düşer. Ve o'nu kavrayamayan - hele yönlendirilemeyen insanlığa da, bu yüce merhametliliği (herşeyi kuşatan iyiliği) sadece Allah'a yakıştırmak düşer. |
|
Devamını oku...
|
|
YAZIŞMALAR |
|
|
|
Yazar MARX-ENGELS
|
|
Cumartesi, 17 Ekim 2009 |
|
Bernier haklı olarak, doğudaki tüm fenomenlerin temelinde toprakta özel mülkiyet olmayışını görür ve Türkiye. İran ve Hindistan'a atıfta bulunur. Gerçek anahtar, hatta doğu cennetinin anahtarı da budur.
... Toprak mülkiyetinin olmayışı, gerçekten de Doğunun tümü için anahtar. Doğunun siyasal ve dinsel tarihi de bu noktaya dayanıyor. Ama nasıl oldu da doğulular, feodal biçiminde de olsa toprak mülkiyetine varmadılar? ENGELS’TEN LONDRA’DAKİ MARX’A [MANCHESTER, -26 MAYIS 1853]
... Sana sözünü ettiğim Arap yazıtları hakkındaki kitabı" dün okudum. İlginç değil diyemem, ama başından sonuna, bezginlik verecek kadar rahip ve İncil savunusuyla dolup taşıyor. En büyük başarısı, Gibbon'un eski coğrafya konusunda bazı gaflar yaptığını kanıtlaması; bundan Gibbon'un tanrıbiliminin de itiraz edilir türden olduğu sonucunu çıkarması. Kitabı muhterem rahip Charles Forster yazmış: başlığı Arabistan'ın Tarihsel Coğrafyası. Kitabın içeriği şöyle özetlenebilir:
|
|
Devamını oku...
|
|
ORTADOĞU RÖPORTAJLARI |
|
|
|
Yazar Mustafa Kemal GÜLTEKİN
|
|
Cumartesi, 17 Ekim 2009 |
|
ORTADOĞU RÖPORTAJLARI
Ürdünlü yazar İbrahim Garaybe’ye soruyoruz kendisi Londra’da Arapça yayımlanan El Hayat gazetesinde yazıyor. Son yazınızda soruyorsunuz “ İran’dan laiklik çıkar mı? İran’daki İslam devrimi dünyayı silip süpüren siyasal İslamcı dalganın yayılmasının başlangıcı idi. O vakitten bu yana dünya bir anda üniversitelere, sokaklara, genel seçimlere giren, hükümetlere katılan, hükümetler kuran, siyasi rejimlerle silahlı çatışmalara giren İslamcı hareketlerle meşgul. Bütün bu gelişmeler görüldüğü üzere İran’la güçlü şekilde bağlantılı. 1979 ile nasıl bir bağlantı var ? Bugün İran 1979 devrimini hatırlatan karşı bir devrime sahne oluyor. O vakitler milyonlar ve yüz binlerle sokaklara çıkanlar, ısrar ve inatla polis ve istihbaratla karşı karşıya gelen kalabalıklar Şahı gitmeye mecbur bırakmıştı. Hali hazırdaki devrimin 79 devrimi yoğunluğunda ve halkçı yapısında olmadığı doğru ancak İslamcı dalganın yaşlandığı ve zayıfladığının göstergesi olabilir. |
|
Devamını oku...
|
|
Arap Dünyasında Komünizmin Krizi |
|
|
|
Yazar Tarık İsmail
|
|
Pazar, 11 Ekim 2009 |
 II. Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın Batı’yla kurduğu ilişkilerde yaşadığı tatminsizliğin artması ve sömürge güçlerinin çöküşüyle birlikte Arap komünist partileri, bölgedeki tüm devrimci hareket dâhilinde önde gelen bir unsur olma fırsatını yakaladılar. Ancak radikal anlamda toplumsal ve ideolojik dönüşümlere tesir edebilecek başarılı kimi devrimci faaliyetlere önderlik edememeleri, sözkonusu dönüştürücü rolün ilkin Nasır’cı güçlerin ve diğer devrimci yerli hareketlerin, ardından da İslâmî hareketin eline geçmesi ile sonuçlandı. Bu hata, öncelikle hem teoride hem de pratikte, Arap komünist partilerinin sahip oldukları eksikliklerden kaynaklandı. Teorik Düzeydeki Sorunlar: Arap Komünistleri ve “Bilimsel Sosyalizm”
|
|
Devamını oku...
|
|
Ali Şeriati |
|
|
|
Yazar Nathan COOMBS
|
|
Pazar, 11 Ekim 2009 |
Marx ve Allah Arasında Ali Şeriati | | | Sol ve politik İslam arasındaki ilişki sorunlu olduğundan, Şeriati’nin Batı’da bilinmiyor oluşu temelsiz değildir. Şeriati, en azından devrim öncesi İran’ında, ikisi [sol-politik İslam] arasındaki hattı neredeyse tek başına kurmuştur. Dolayısıyla, “İslamo-faşist” gibi tartışmalı terimlerin bina edilişinde net bir “sağ” ve “sol” ayrımının lafazanlığını yapmak her ne kadar sıklıkla tercih edilen bir kolaycılıksa da onun [Şeriati] mirası meselenin bu kadar basit olmadığının açık bir göstergesidir. Ütopya, Şeriati’nin toplumun ve öznenin sosyal-politik-ahlakî ve varoluşsal anlamda tamamen yeniden doğumunu hedefleyen politik kozmolojisinde büyük rol sahibidir. Şeriati’yi en azından katî bir Batıcı bakış nezdinde birçok politik İslamcının mükerrer dinî dogmalarından daha fazla ilgiye layık kılan, onun Batı felsefesini en ince ayrıntısına dek biliyor oluşudur. Asarının hiçbir yerinde Asr-ı Saadet’e dönüşe yönelik bir öneriye rastlanmaz, o daha çok, Kierkegaard, Fanon, Husserl ve Sartre’ı yankılar bir hâlde, entelektüelin rolüne ilişkin varoluşsal endişelere ve sonuç alıcı eylemin gerekliliğine meyleder.
| |
|
Devamını oku...
|
|
HİKMET KIVILCIMLI |
|
|
|
Yazar TEORİ DERGİSİ
|
|
Cumartesi, 10 Ekim 2009 |
|
Sayın Gürcan! TEORİ Dergisi Genel yayın Yönetmeni Arslan Kılıç'ın, 11 Ekim Pazar günü çıkacak Aydınlık için yazdığı ve ölümünün 38. yıldönümünde Türkiye sosyalist harekitinin ilk kuşağından ve seçkin önderlerinden Dr. Hikmet Kıvılcımlı'yı anlattığı bu haftaki yazısı EK'tedir. Görüş ve değerlendirmenize sunar, esenlik dileklerimizi bildiririrz. Mehmet Ulusoy TEORİ Dergisi Yazı Kurulu Sekreteri Bayrağı yere düşürmemiş devrimci: Hikmet Kıvılcımlı Arslan Kılıç YARIM YÜZ YILI AŞAN DEVRİMCİ MÜCADELE 11 Ekim 1971’te yitirdiğimiz Dr. Hikmet Kıvılcımlı Türkiye’nin ilk sosyalist kuşağından seçkin bir devrimciydi. 12 Mart (1971) darbesinde, ilk “Arananlar-Tutuklanacaklar” listesinde yer alınca, ömrünün olağan yaşama süresinden çok daha uzun yıllarını kaplamış “yer altı” yaşamına bir kere daha geçmek zorunda kaldı. O sırada kanser tedavisi görüyordu ve hastalık, tedavinin polis-MİT hücreleri ve hapishane koşullarının insafına bırakılmayacağı derecede ağırlaşmıştı. Bu durumda olmasaydı, “hapishane üniversiteleri”nde profesörlük unvanına ulaşmış sosyalist Dr. Hikmet, belki de, 70’ine merdiven dayadığı yaşında Polis-MİT ve 12 Mart mahkemeleri ile bir kere daha çarpışmaktan kaçınmazdı. O, işkencedeki tavrıyla, ünlü işkenceci Kankusturucu Ziya’ya parmak ısırtmış ve kendisine selam durdurmuş devrimciydi. |
|
Devamını oku...
|
|
YENİ BİR DÜNYA? |
|
|
|
Yazar Mustafa Kemal GÜLTEKİN
|
|
Cuma, 09 Ekim 2009 |
“YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ İNŞA ETMELİYİZ” 186 ülke temsilcisi IMF-Dünya Bankası yıllık toplantıları çerçevesinde İstanbul’da bir araya geldiler.Ben de gittim gördüm , hepsinin fikrini aldım bakın neler dediler.
Herkes Yeni bir dünya düzeninden bahsediyor eskisine ne oldu? Yandı bitti kül oldu, yıkıldı gitti. Eski düzen geçmişte kaldı. Artık oturup geçmişi özleyerek vakit harcamamalıyız. Bugün yeni bir dünya düzeni inşa etmemiz gerekiyor Eski düzen nasıl yıkıldı? Kağıttan kaleler gibi Kim yıktı? Bilmiyoruz. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 85 - 96 / 1145 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1488
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 1707478
|
|
|