left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 03 September 2010
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Gençlik Meclisi
Bize Ulaşın
İŞÇİ PARTİSİNE İHTARNAME Yazdır E-posta
Yazar Av. Oğuz TEKİN  Av. Altan Görkem GÜRCAN   
Monday, 15 March 2010

İHTARNAME 

KEŞİDECİ : Sarp KURAY’ın vasisi Bilge TAPLAMACIOĞLU

VEKİLİ  : Av. Oğuz TEKİN – Av. Altan Görkem GÜRCAN

           Atatürk Bul. Sıhhiye Merkez İşhanı  46/38 Sıhhiye/ANKARA 312 2296051 

MUHATAP : İşçi Partisi Genel Merkezi

             Toros Sok. No:9 Sıhhiye/ANKARA

KONU  : Basın Kanunun 14. maddesine göre düzeltme ve cevap hakkımızı kullanmak hk.  
 

     Partinize ait internet sitesinde 07.02.2010 tarihinde yayınlanmış olan “Doğu Perinçek şüphelisi bile olmadığı iddianamenin baş hedefi!” adlı http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=2266 linkinde yer alan basın açıklamanızda şu ifade yer almıştır: “Sayın Perinçek’in, Sarp Kuray’a “Ordu’nun rotasını ben çiziyorum” dediği yalanına yer verilerek “9 Mart’a özendiği” iddia edilmiştir. Türkiye’de darbelere karşı en kararlı mücadeleyi İşçi Partisi yürütmüştür. 9 Mart 1971 Cunta hareketine, ilk ve tek karşı çıkan Doğu Perinçek ve arkadaşlarıdır. Sarp Kuray, 9 Mart hayali peşinde iken Perinçek ve arkadaşları karşısındaydı. Eğer Kuray böyle bir beyanda bulundu ise; Ergenekon Savcılarının yeni gizli tanığı olmaya aday olduğu anlaşılmaktadır. Hapisten kurtulmak isteyenlerin, Sayın Perinçek’e iftira atmaları alışkanlık haline getirilmektedir.”

  

Devamını oku...
 
UFUK KESİCİ 'YE Yazdır E-posta
Yazar Sarp Kuray Vekili Av. Altan Görkem GÜRCAN   
Monday, 15 March 2010

Sayın Ufuk KESİCİ;

12.03.2010 tarihinde internet günlüğünüzde http://blog.milliyet.com.tr/12_Mart/Blog/?BlogNo=233493 linkinde yayınlanmış olan “12 Mart” isimli yazınızın değerli müvekkilim Sarp KURAY’a ilişkin kısımlarını şaşkınlık içinde okuduğumu belirtmek isterim.

Yazınızda şöyle diyorsunuz “KOCA 1971’DEN TEK SORUMLU KALDI: SARP KURAY…  Yattıkları hariç 7 yıl daha yatacak.”

Müvekkilim Sarp Kuray’ın 12 Mart askeri darbesinin sorumlularından olduğuna dair bir kanaata sahip olmanıza yol açan “gerçek veriyi” açıklamanızı rica ediyorum. Çünkü benim elimdeki tek gerçek veri; Sarp Kuray’ın 12 Mart’ın mağduru olduğudur. Ziverbey’de işkence gördüğüdür, cezaevinde yattığıdır, TCK 146/1’den idamla yargılandığıdır.  Bu gerçek verinin Sıkıyönetim Mahkemelerinin evraklarında dahi kabul edilmiş olmasına rağmen; tarafınızca kabul edilmemesinin nedenini açıklamak, sizin bir yazar olarak sorumluluğunuzdur.

 

Devamını oku...
 
12 Mart'ın Kirli Ve Karanlık Yüzü: Devrimci Maskeli Halk Düşmanları Kimlerdir Yazdır E-posta
Yazar Sarp Kuray   
Friday, 12 March 2010

Image9 Mart olayı ve ardından verilen 12 Mart muhtırası, 1946 da başlayan ABD emperyalizminin ülkemize egemen olma süreciyle birlikte ele alınıp bir değerlendirmeye tabi tutulmazsa açık ve net bir biçimde yerli yerine oturtulamaz.

Emperyalist bir savaşta, bu savaşı yöneten emperyalizm kendisi öyle istemedikçe, hiçbir geri ülkenin kendi gücü ve zekası ile “tarafsız”“tarafsızlığımız” sonunda, Türkiye yüzlerce Amerikan üssü ile topun ağzına sürülen bir numaralı Emperyalizm fedaisi haline sokulmuştur. Hiç unutmamak gerekiyor. Mustafa Kemal Paşa en keskin anda yalnız ve ancak en keskin biçimde “taraf” tuttuğu ve Emperyalizme açıkça karşı çıktığı için bu güne dek ayakta duran Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur.

Devamını oku...
 
ADEM'İN İKİ OĞLU (KABİL-HABİL) KISSASI NE ANLATIYOR Yazdır E-posta
Yazar İHSAN ELİAÇIK   
Monday, 08 March 2010

TDK sözlüğünde “çit” sözcüğü şöyle tanımlanmış: “Bağ, bahçe, bostan vb. yerlerin çevresine çalı, kamış, ağaç dalı gibi şeylerden çekilen duvar türü, çeper, barı…”

İyi de, bunun Habil-Kabil kıssasıyla ne alakası var diyeceksiniz…

Var, var; tam da mesele bu.

Bakın nasıl…

***

Kur’an’da “Adem’in iki oğlu” denilerek isim vermeksizin anlatılan kıssa şöyle geçiyor:

“Onlara Adem’in iki oğlu kıssasını anlat. Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. Birisi Seni kesinlikle öldüreceğim” derken, diğeri “Allah ancak takva sahiplerinden kabul buyurur. Sen öldürmek için bana el uzatsan da ben öldürmek için sana el uzatmayacağım. Çünkü ben Alemlerin Rabbi Allah’tan korkarım. Dilerim, hem benim, hem de kendinin günahını yüklenip cehennemi boylarsın.” dedi.

Kardeşini öldürmek, kendini kaptırdığı ihtirasına hiç de zor gelmedi ve böylece kaybedenlerden oldu. Derken Allah kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermesi için yeri deşen bir karga gönderdi. Bunun üzerine “Yazıklar olsun, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömemedim” diye vicdan azabı çekti…” (Maide; 27-31).

Devamını oku...
 
ASKERİ DARBELERİN ASKER MAĞDURLARI Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Tuesday, 02 March 2010

ASKERİ DARBELERİN ASKER MAĞDURLARI

Kamu bilincini zehirleyen, balyozlayan vukuatları layıkıyla izlemek çok zorlaştı.

İyi kötü istikrara kavuşmuş ülkelerde kamuoyunu aylarca idare edecek vukuatlar, Türkiye’de neredeyse saat başı meydana geliyor. Birine akıl erdirmeye fırsat bulamadan diğeri gelip “balyoz” gibi iniyor, indiriliyor.

Apaçık suç teşkil eden 28 Şubat 1997 müdahalesi 27 Nisan 2007 muhtırası zaman aşımına girmediği halde es geçilirken, beceriksiz darbe manyaklarının 2003’te uygulamaya güç ve fırsat bulamadıkları, şimdi ihbar edilmese fark edilmeyecek “Balyoz” planı, üst kademeye tırmandırılamayan eylem planları fırsat bilinerek, kamu bilinci buldozerle ezilir gibi eziliyor.

Son vukuatlar tam da 28 Şubat’ın yıldönümüne denk geldi. Kamusal bilinç mühendisleri, fırsat bu fırsat, toplum bilincini balyozladıkça balyozluyorlar. Şiire benzemedik bir dörtlük okudu diye 28 Şubat sürecinde mağdur edilmiş, sıradan bir Orta Asya kökten dincisinin dizinin dibinde çekilmiş fotoğrafıyla maruf, akademi tahsiline rağmen eğitimsiz, beşerî ve entelektüel donanımı zayıf bir siyasi lideri “değişimin ve demokratikleşmenin aktörü” diye pazarlıyorlar…

Devamını oku...
 
ORDU POLİSLEŞİYOR, POLİS ORDULAŞIYOR Yazdır E-posta
Yazar SUAT PARLAR- YİĞİT TUNCAY   
Friday, 19 February 2010

 KÜRESELLEŞMECİLİK VE GÜVENLİK DOKTRİNLERİ 
 

 YİĞİT TUNCAY VE SUAT PARLAR

(Bu söyleşıyi görüntülü olarak http://www.halksahnesi.org/soylesiler/guvenlik/guvenlik.htm  sitesinden görüntülü olarak izliyebilirsiniz

 

Tuncay: Evet, Suat... Uzun süredir söyleşemiyorduk seninle. Söyleşilerimizi yapamıyorduk ama, uzun bir aradan sonra tekrar bir araya geldik. Bu süre içinde bayağı gündem birikti. Dünyada yeni gelişmeler oldu. Türkiye'de yeni gelişmeler oldu. Bunların hepsini tek tek konuşacağız seninle. Önce genel bir soruyla, ben Türkiye'den başlayalım diyorum. Türkiye'deki, son süreçteki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsun?

Suat Parlar:  Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Türkiye'deki gelişmeler bizim önceki tespitlerimizi veya analizlerimizi doğrular nitelikte. Bu analizlerin belki başlıcası; bundan 15 yıl önce sözünü ettiğimiz, Türkiye'de "polisin ordulaşması, ordunun polisleşmesi" olgusu. Bu konuda "Silahlı Bürokrasinin Ekonomi Politiği"nde yer alan tespitler günümüzde de halen geçerliliğini koruyor. Geçerliliğini korumanın ötesinde, sanki çok yeniymiş gibi, bu konu geldi bir anda gündeme oturdu. Konu derken; tabi konuyu, ben kendi analiz koordinatlarımız çerçevesinde değerlendiriyorum. Yani oradaki kavramlaştırmalar, oradaki değerlendirmeler... Bu konuya ilişkin olarak; bunu getirip bir ekonomi politik bağlam noktasında ele alma, bunların hepsi bugün gündemleşmiş vaziyette ve sanki çok yeniymiş gibi ele alınıyor, değerlendiriliyor. Halbuki tam da budur; "ordu polisleşiyor, polis ordulaşıyor". 
 

Devamını oku...
 
AVUKATINDAN MİT İDDİASINA TEPKİ Yazdır E-posta
Yazar BİRGÜN   
Tuesday, 16 February 2010

 

AVUKATINDAN MİT İDDİASINA TEPKİ

Devrimci Karargah iddianamesi'nde bir itirafçı, "Sarp Kuray’ın Beşiktaş’ta MİT görevlileri ile birkaç kez görüşürken göründüğünü "ileri sürmüştü. Bazı medya kanallarında bu iddiaların gerçek gibi sunulmasına ve Kuray'ın Devrimci Karargah'la ilişkilendirilmeye çalışılmasına, Kuray'ın avukatı Altan Görkem Gürcan'dan tepki geldi.
Gürcan haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Gürcan sürekli müvekkilinin örgütle bağlantısının olduğu yönünde haberler yapılmak istendiğini belirtti. Müvekkilinin o tarihte yurt dışında olduğunu söyleyen Gürcan, “Sarp Kuray 1993 Ekim’de döndü Türkiye’ye ve döner dönmez havaalanında gözaltına alınarak 2.5 ay tutuklu kaldı. Sonra şuan yargılandığı dosyadan tutuklandı ve şuan halen cezaevinde. Burada çok ilginç birkaç nokta var.
Birincisi şuan tutuklu bulunduğu ve yargılandığı ‘16 Haziran’ davası bu örgüt Serdar Kaya tarafından kurulmuş bir örgüt ve yargılama sırasında Serdar Kaya’da yargılananlar bir tanesi, mahkeme iki sanığın ayrı ayrı yargılanmasına karar veriyor ve dosyaları birbirinden ayırıyor. 
Serdar Kaya halen yargılanmaya devam ediyor. Ama kendisi yurt dışında olduğundan dolayı hakkında bir arama kararı var. Ama aynı davadan dolayı örgütün işlediği suçlardan dolayı müvekkilimin yurt dışında olmasına rağmen tek başına ceza aldı.
Diğer sanıklardan bir kısmı beraat etti ancak müvekkilim tek başına Türkiye Cumhuriyet’ini yıkmaktan halen yargılanıyor. Müvekkilim 16 Haziran Örgütü ile ilişkisini 1987’de kesmiştir.
Devrimci karargah ise çok yeni bir örgüt ve hiçbir ilişkisi yok” dedi. Haberi yayınlayan gazetelere tekzip göndereceklerini belirten Gürcan, “AİHM nezdinde devam eden dosyasının ve burada çıkacak karar sonrası yapacağımız hukuki başvuruları olumsuz etkilendiğini” söyledi.
ALİ CEMAL KARABUDAK

 
İNFAK- 2 Yazdır E-posta
Yazar Emine KARAHOCAGİL ARSLANER   
Tuesday, 16 February 2010

Konumuz İnfak (2)

Geçtiğimiz günlerde gazetelerde tuhaf bir haber göze çarpıyordu. „Trabzon belediyesi camileri gül suyuyla yıkıyor“ başlıklı bir haber… Habere göre, mezkur belediye cuma günleri şehirde bulunan bütün camileri gül sularıyla yıkamakla yetinmiyor, bir de kent genelinde bütün sokakları da dezenfektan su ile bilumum mikroplardan arındırıyormuş. Bu obsessiv belediye teşkilatının ulvi gayesi ise Trabzon’u Türkiye’nin en temiz kenti yapmakmış.

Modern çağın anahtar kelimelerinden „hijyen“ doktrini, İslam’ın „temizlik imandandır“ dusturu ile yoğrulur ve „beyaz, daha beyaz, çok daha beyaz, beyazlaşşş!“ şeklinde cereyan eden hipnoz seanslarıyla kalabalıklar uyuşturulur. Böyle bir cemiyette artık bütün deterjanlar leblebi gibi satar.

Modern dünyanın müslüman çocuklarının kulaklarında da guguklu saat gibi hep o kelime tekrarlanıyor artık; hijyen, hijyen, hijyen. Her tarafın mikrop kaynıyor, unutma! Pislik çok zahiri bir kavramdır ve her daim görüntüde aranır. Böyle bir mücadelede dizginleri içindeki temizlikçi kadının eline vermeyenin adı ya „pis“ tir ya da „pinti“.

 

Devamını oku...
 
İNFAK Yazdır E-posta
Yazar Emine KARAHOCAGİL ARSLANER   
Tuesday, 16 February 2010

Konumuz “İnfak” (1)

Yıllar önceydi. Aklımın kıpırdamaya başladığı yıllar… Kafalarını omuzlarının üzerinde taşıyan insanlar arasında, bütün bedenini kafasının üzerinde taşıyan mahluklardan biri olmaya aday olduğum yıllar… Kışkırtıcı sorularla boğuşuyorum henüz. Cevaplarını merak ettiğim ancak yanlış yerlerde aradığım sorularla…

Mütedeyyin, mütesettir ve müreffeh bir hanım ablamız, göğsünü kabarta kabarta, evine gelen temizlikçi kadına yaptığı yardımlardan bahsediyordu. Adrenali gösteren bir ibre gibi hareket eden, bir alçalıp bir yükselen kollardaki altın bileziklerin çıkardığı şıngırtıların eşliğinde anlatılan heyecanlı hikayeyi dinledikçe kendimden geçiyor, sözünü kesmemek için adeta dişlerimle dudaklarımı dilimliyordum.

Derken, birden sustu ablamız. Çok kısa süren bir sessizlikten sonra kaldığı yerden devam etti konuşmaya;

‘Ama birgün… Benim bu kadar yardım ettiğim, kol kanat gerdiğim kadın ne dedi biliyor musunuz?’

 

Devamını oku...
 
TEKEL DİRENİŞİNDEN NOTLAR Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Monday, 15 February 2010


TEKEL direnişi, üçüncü ayını tüketmeye başladı. Üçüncü ayında direnişçilerin kararlılığında, coşkusunda bir azalma yok. Uluslararası Sendikalar konfederasyonu ETUC da TEKEL işçileri için uluslararası dayanışma eylemi yapılmasını kararlaştırdı.
TEKEL işçilerinin salt kendi ekonomik çıkarları için direnişe geçtiklerini düşünen haksızlık eder. İşçilerle birlikte geçirilecek birkaç saat bile direnişin ne denli haklı ve meşru olduğunu kavramaya yeter.
* * *
 
Direnişin katılımcı gözlemcileri
Nazım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM)’nin  “TEKEL işçileriyle dayanışma” eylemi kapsamında, tanınmış şair yazar Ataol Behramoğlu, tanınmamış gazeteci Rahmi Yıldırım, hafta sonunda, işçilerin arasındaydı. Behramoğlu ve Yıldırım, hafta sonunda Tuna, Sakarya ve Bayındır sokaklarına kondurulmuş çadırlarda ve TÜRK-İŞ genel merkez binasının konferans salonunda açlık grevinde direnen işçilerle birlikte nefes alıp verdiler, hayatı ve direnişi paylaştılar. Katılımcı gözlemin bir bölümünde dostları Günay Güner, Metin Aksoy ve Arzu Yıldız da kendilerine eşlik etti.

Devamını oku...
 
CEMAAT=KOMUN Yazdır E-posta
Yazar Müjgan HALİS -SABAH   
Wednesday, 10 February 2010

Röportaj:

 R. İhsan ELİAÇIK :İslam'ın Politik Duruşu Sol

 
 

Türkiye kamuoyunun büyük kısmı İhsan Eliaçık ismiyle, geçtiğimiz günlerde MÜSİAD'ın eski Başkanı Erol Yarar'la yaptığı tartışmayla tanıştı. O tartışmada İslam ve kapitalizm hakkında çarpıcı görüşlerini ortaya koyan, Müslümanların kapitalizme karşı olması gerektiğini söyleyen ve zenginlikle İslam'ın yan yana gelemeyeceğini savunan Eliaçık; aslında 30 yıldır İslami çevrelerde tanınan, bilinen bir isim. Birçok dergide yazılar yazan, görüşlerini sayısı 30'u bulan kitaplarında toplayan Eliaçık, 'farklı' ve 'yeni' görüşleri nedeniyle 'yeşil komünist', 'Allahlı komünist' diye niteleniyor. Müdavimleri onu, adını taşıyan blog'undan takip ediyor, bir de yazdığını bildikleri aylık dergilerden. Gerçekten de hayli ilginç biri Eliaçık, öyle ki randevumuza o gün bütün Türkiye'de yapılan işçi eyleminden geliyor olması bile bu farklılığı anlatmaya yeter herhalde. Fatih'teki bürosunda buluştuğumuz Eliaçık'la hayli uhrevi, hayli dünyevi, hayli tarihsel ve hayli çağdaş bir sohbet yaptık..


- İslam'ın yeniden inşasından bahsediyorsunuz, ne demek bu?


 


Devamını okumak için kayıt olun...
 
TEKEL İŞÇİLERİNİN YAKTIĞI MEŞALE Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Wednesday, 10 February 2010


TEKEL işçilerinin Ankara’nın soğuğunda iki aydır süren direnişi açlık grevine dönüştü.
Direniş çadırlarının kurulduğu Tuna Caddesi’nde direniş sloganları yazılı pankartların yanında bir haftadır diğerlerinden ilk bakışta ayırt edilebilen bir pankart asılı.
Pankartın sol yanında, 1988 yılındaki “grev gözcüsü” Tayyip Erdoğan fotoğrafı.
Pankartın sağ yanında ise, transatlantik gemi ve gökdelen resimleri, dolar yığını, ÜLKER ve Atasay markaları kolajı içinde yarım boy Başbakan Erdoğan fotoğrafı…
Burjuva siyasetinde tutarlılık ve emeğe saygı aranmaması gerektiğini yeterince açıklayıcı bir pankart olduğuna kuşku yok.
Direniş çadırlarında Türkiye’nin dört bir yanından kadın erkek tütün emekçileri, hayata tutunma çabası içinde umutla bekleşiyor.
Bir kadın işçi, okul çağında iki çocuğunun olduğundan, 15 yıl çalıştıktan sonra 4-c’ye mahkûm edildiğinden yakınıyor.

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 85 - 96 / 1215
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1578
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 2164405
Syndicate
 
left
Top! Top!
right