left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
FekkuRagabe:'Boyundurukları kırın' Yazdır E-posta
Yazar Mesut KAPLAN-Ayhan SEVİM (MES: Müstakil Emekçiler Sendikası)   
Saturday, 24 September 2011

 

 Kimi çevrelerce Müslüman-sosyalist olmakla itham  edilen, özellikle İslamiyet’in kurumsal yönü ile mülkiyet-adalet temalarını ele alan, Sosyalizm, Marksizm ve İslamiyet alanında alışılmış algının dışında söylemleri ile günümüzün en çok dikkat çeken yazarlarından biri olan İhsan Eliaçık ile Fatih Kıztaşı’ndaki bürosunda bir araya geldik. Her şeyden önce İhsan Hoca dini sadece biçimsel ibadetler ve ritüeller olarak görmüyor ve her şeyden önemlisi “zamanın ruhu ve dilini” yakalamaya çalışıyor. Kuran’ın evrensel mesajlarını ve bugüne uyarlamalarını önemsiyor ve bunları anlamaya çalışıyor. Dolayısıyla sorduğumuz soruları da bu minvalde cevapladı..


 Her şeyden önce “güncellenmiş Müslüman” kavramı ile neyi kastediyorsunuz? Kendinizi öyle tanımlıyorsunuz. Sizce “Müslüman” kavramı modern dünyada neyi ifade ediyor?

“ Yaşayan Kur’an” diye bir tefsir yazmıştım. İslam’ın ortaya çıkmasından bu yana 14 asır geçti. Şöyle bir on dört asra baktığımız zaman İslamiyet ortaya çıktıktan sonra dünyada ne oldu ne bitti diye, koskoca imparatorluklar yıkıldı. Modern dönem dediğimiz çağ ortaya çıktı. Daha önceki insanların bilmediği bir sürü durumlar, olaylar, teknolojiler ve fikirler zuhur etti. İslam’ın ilk ortaya çıkışında Mekke’nin nüfusu 10.000 idi.
Devamını oku...
 
BU TARTIŞABİLİR... Yazdır E-posta
Yazar DR. HİKMET KIVILCIMLI   
Saturday, 24 September 2011


         Vatan Partisi programı Türkiye'nin, sosyalizm yolundan değil, kapitalizm yolundan yürüdüğü gerçeğini birinci gerçek gibi koyar. Kapitalizmde kalkınma kaç türlü olur? Ya Prusya usulü, pis hacıağalar hegemonyasında dikta düzenli zorba bir kapitalizm kalkınması olur, ya da Amerikan usulü, namusluca serbest rekabete dayanan demokratik düzenli az çok daha olumlu bir kapitalizm kalkınması olur. Türkiye için bu iki rahmetten biri kaçınılmaz yoldur. Şu ya da bu kılkuyruk kapıkulunun uyduruk mistifikasyonu, toplumun gidişine yön veremez.
         Böylece, kuruntu "sosyal adalet" ya da "üretim seviyesi" tartışması bir psödo-siyantifizm (bilim kalpazanlığıdır. Sorun, Türkiye'de "sosyal adalet" ya da "kalkınma felsefesi" serapları yaratmak değildir. Nasılsa öylece Türkiye'nin, içine yüzyıllardan beri girmiş bulunduğu düzende, hangi yoldan yürüyeceğidir. Kapitalizme geç gelmiş iki klasik ülke örneği, Prusya ile Amerika'dır. Japonya apayrı bir örnektir. İlkel komünadan kapitalizme doğru geçiş koşulları, Türkiye için tarihçe yoktur. Onun için, Japonya özentilerimiz Abdülhamit çağından beri boşa çıkmıştır. 
       

Devamını oku...
 
NASIL BİRİKİMCİ OLDUK? Yazdır E-posta
Yazar AHMET KAPLAN   
Monday, 19 September 2011

Birikim dergisi yayın hayatına 1975’te başlamıştı. O zamandan bu yana yayın çizgisinde ve politik hattında pek fazla bir değişiklik olmadı. Şüphesiz geçen 36 yıllık zaman süresince, dönemin koşullarına bağlı olarak ''ayarlar'' oldu, vurgusu yapılan şeyler değişti ama bir bütün olarak Avrupa solundan, özellikle New Left Review'den ithal sol liberal çizgi aynı kaldı; geçmiş sosyalist devletlere karşı yoğun bir düşmanlık, liberal Avrupa solunun politik çizgisinin Türkiye'nin hallerine tercümesi (1980 öncesi Birikim döneminde tercüme yazılar çoğunlukta iken, belki de Birikim taifesinin kendine güveninin artması sayesinde 1985’ler sonrası 2. Birikim dönemimde telif yazılar ağırlık kazandı. Ama bu telif yazılar, öz olarak, Avrupa liberal solunun savunduğu politik hattın Türkiye’deki politik mücadeleye tercümesinden başka bir şey değildi), kimlikler uğruna mücadelenin sınıf mücadelesinin yerine ikame edilmesi, AB’cilik, sivil toplumculuk vb… Birikim çevresinin AKP gericiliğinin açık destekçisi haline gelmesi, Kürt meselesi konusunda AKP ile paralel olarak Kürt gericiliğinin ve egemenlerinin desteklenmesi, demokrasi adına emperyalizmin başka ülkeleri boğazlamasına destek verme, batılı emperyalist devletlerin istihbarat örgütlerinin kontrolündeki vakıflarla çalışma vb bu politikaların doğal sonuçlarıdır.

Peki, ama biz niye Birikimci olduk? Bence Türkiye solunun sorması gereken en önemli sorulardan birisi budur. ÖDP Genel Başkanı Alper Taş birikimcileri eleştirirken, Birikim dergisine gönderme yaparak, ''Bu kadar sosyalizmi savunduktan sonra AKP’yi savunmak ayıp değil mi'' derken bir anlamda kendisini Birikimcilerden daha iyi bir birikimci sayıyor. Burada Alper Taş örneğini oldukça çarpıcı olduğu için veriyorum. Alper Taş ile politik olarak aynı düşünmesek de onun sosyalizme olan samimiyetinden hiç kuşkum yok. Ama şunu belirtmeden geçemeyeceğim, Sayın Taş'ın kötü bir Birikimci olduğu açık, çünkü iyi bir Birikimci AKP’yi savunur ya da ne bileyim Libya'nın NATO tarafından bombalanmasını savunur. Birikim politikalarının doğal sonucu, mesela tam da Murat Belge ve arkadaşlarının yaptığı gibi, Kürt gericiliğinin desteklenmesidir, emperyalizmin işgallerine destek verilmesidir.

Devamını oku...
 
PKK-MİT gizli görüşmeleri Tam Metin Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ   
Wednesday, 14 September 2011

PKK ve MİT arasında yapılan gizli görüşmenin ses kaydı internete sızdı. Devlet görevlileri ile PKK arasındaki pazarlıklar ilk defa gün yüzüne çıktı.


1993’ten beri dönem dönem yürütülen, son olarak İmralı’da Öcalan’la müzakere aşamasına gelen devlet- PKK temaslarının ses kaydı internete düştü. Kayıtta geçen yıl emekli olan MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, MİT Müsteşar yardımcısı sıfatıyla bugünün MİT Müsteşarı Hakan Fidan,“Koordinatör Ülke Temsilcisi” olarak bahsedilen en az üç farklı İngilizce konuşan arabulucunun moderatörlüğünde, PKK yöneticileri Sabri Ok ve Mustafa Karasu ile görüşüyor. Görüşmede PKK’dan Zübeyr Aydar ve Adem Uzun’un da hazır bulunduğu anlaşılıyor. Görüşmenin tarihi ve yeri ile ilgili kayıtta bir bilgi yok. Fakat görüşmede Habur Olayı (Ekim 2009), Reşadiye Baskını’ndan (Aralık 2009) bahsediliyor, Nevruz’daki bir girişim geçmiş zaman kipiyle anılıyor. Hakan Fidan’ın MİT Müsteşar Yardımcısı olarak ilk kez katıldığını söylediği görüşmenin, Fidan’ın bu göreve atandığı 17 Nisan 2010’dan sonraki bir tarihte gerçekleştiği söylenilebilir. Fidan’ın konuşmaya başlarken kendini tanıtması ve “ekibe yeni dahil olduğunu”söylemesi, MİT Müsteşar Yardımcı Güneş’in birkaç kez görüşmelerin “uzun süredir devam ettiği” yolundaki sözleri ve beşincisinin hazırlıklarından bahsedilen Oslo Görüşmeleri hakkındaki ifadelerden bunun uzun süredir devam eden bir görüşme trafiği içinde bir toplantı olduğu anlaşılıyor. Muhtemelen bu görüşmeler 2007 yılında MİT Müsteşarı Emre Taner’in girişimiyle başlayan, daha önce Filistin-İsrail barışı için çalışmış İsviçreli bir vakfın koordinasyonunda ilk toplantısı Oslo’da yapılan temasların bir parçası.

Devamını oku...
 
FETHİ GÜRCAN'IN BEDDUASI MI YAŞANANLAR? Yazdır E-posta
Yazar CEVHER KANTARCI   
Friday, 09 September 2011

 YERSEN DEMOKRASİSİ!

Yazıya, Nesrin Turhan’ın “İhtilalin Süvarisi” isimli kitabından üç kısa bölümle başlayalım.. Doğan Kitap’ın yayınladığı bu kitap, artık piyasada yok.. Belki sahaftan bulursunuz..…………..

Sigarası bitince, “Hadi artık bu işi bitirelim” diye ayağa kalktı… İdam gömleğini giydi, elleri bağlandı…

…………...

Avluya çıkmışlardı… Araçları kaldırmada kullanılan aracın zincirine takılan halatın ucundaki ilmek sallanıyordu… İlmeğin altında bir sandalye vardı. Başını gökyüzüne kaldırdı…

…………

Hızlı ve sert adımlarla yürüyerek sandalyeye çıktı. İlmek boynuna geçtikten sonra, yanı başında bulunan cellada, “Defol” dedi, “Kendi işimi kendim görürüm…”

Sonra duruşma hâkimine dönerek, “Verdiğimiz kararlardan kalben müsterih misiniz?” diye sordu…

“Ben vazifemi yaptım…”

“Hayır vazifenizi yapmadınız! Bu ihtilal başarılı olsaydı, orduya binbaşı rütbemle dönmekten başka bir isteğim yoktu… Cumhurbaşkanı, başbakan olacaklar nerede? Onları üçer dörder yılla kurtardınız… Bizleri bu yollara sürükleyenler en yüksek makamlarda oturuyorlar! Onları davaya bulaştırmamak için elinizden geleni yaptınız.”

Hâkim, heyecanlandı:

“Ama Fethi… Mahkemede, ‘Ben ihtilalciyim, bugün serbest kalırsam, girdiğim garnizonu ele geçirir yine ihtilal yaparım’ demedin mi?”

“Evet, dedim. Doğruları söyledim. Siz de doğru söyleyenleri idam ediyorsunuz. Yan çizenleri, kıvıranları kurtarıyorsunuz…”

İnfaz yerinde bulunanlarda bir panik yaşandı…

“Eğer mesele bir Fethi Gürcan’ın öldürülmesiyle hallolacaksa, bin Fethi Gürcan feda olsun! Ölüme seve seve gidiyorum” diye haykırdı, “korkmuyorum da… Ama sizin adaletinize de inanmıyorum! Siz ancak aldığınız emirleri uygularsınız… Günü geldiğinde hepiniz belanızı bulacaksınız!”

Devamını oku...
 
TANYA Yazdır E-posta
Yazar NAZIM HİKMET RAN   
Thursday, 08 September 2011

tanya 

 

ve granit kabrinde lenin. 

ve karların üstünde muzaffer gülümseyişi onun. 

 

düşman ulaştı moskova kuzeyinde yakroma'ya 

ve güneyinde tula şehrine. 

 

ve kasımın sonu 

ve aralık ayının ilk günlerinde 

harcamış bulunuyordu ihtiyatlarını 

bütün cephe üzerinde. 

ve aralık ayının ilk günlerinde, 

en nazik safhasındaydı durum. 

Devamını oku...
 
KÜLTÜR VE EDEBİYATTA ŞARKİYATÇILIK İZLERİ Yazdır E-posta
Yazar ALPER AKÇAM   
Wednesday, 07 September 2011

Ürdün asıllı ABDli bilim adamı Edward Said’in aynı adlı yapıtından sonra daha çok konuşulur ve tartışılır duruma gelen Şarkiyatçılık, genel olarak bir bilim olarak doğmuştur demek çok da yanlış olmayacaktır. Şarkiyatçılık, süreç içinde siyasal, ekonomik, kültürel, sanatsal birçok çalışmanın bir araya geldiği bir düşünce ve davranış genişliği kazandı… Günümüz dünyasında, özellikle Batı ve Batı’nın önkoşullarını hazırladığı Doğu’daki iktidarlar için “hegemonik bir kültür" olarak kullanılmaya başlandı… Nurdan Gürbilek, Şarkiyatçılık’ı, “bilgiyle iktidar arasındaki suç ortaklığı” olarak tanımlıyor (Nurdan Gürbilek, Benden Önce Bir Başkası, s 169). Bu suç ortaklığı, piyasanın baştan sona kıskaç altına aldığı bireyin tek direniş noktası olan sanat ve edebiyata kadar uzandığında, tablo, bir kara gülmeceye dönüşüyor.

“Şarkiyatçılık”, doğuş döneminde, Aydınlanma çağına girmiş, yeryüzündeki egemenliğini teknik buluşlar ve bilimcil çözümlemelerle somutlaştırmaya başlamış Batı dünyasındaki insan öznenin Doğu dillerini ve kültürünü kendisi için tanımlayıp “yeniden üretmesi” çalışmalarını kapsamaktaydı. Özellikle de uygarlığın beşiği sayılan Sümer ve Mısır coğrafyalarında, toprağın altında kalmış uygarlık yıkılışlarını, yeryüzünde kullanımı kalmamış “ölü diller”in ve Batı için ekzotik-kışkırtıcı olan doğulu erotik ve mitolojik öykülerin bir “buluş” olarak Batı’ya aktarılması, Batı’daki Doğu dil ve kültürüne ilişkin imgesel yapılanmanın da temelini oluşturmaktaydı.

Batı’nın oldu olası Doğu’yu “öteki” olarak algılamasından türetilmiş bir bakış açısını günümüzde kullandığımız Şarkiyatçılık kavramı ile doğrudan ilişkilendirmek, Şarkiyatçılığın temelini 1312 yılında Viyana’da toplanmış Kilise Şûrası’nda Arapça, Yunanca, İbranice, Süryanice kürsülerinin kurulmasına ya da Haçlı Seferleri’ne kadar götürmek, böyle bir “ideolojik” temelden hareket etmek, bu karşıtlığın oksidentalist bir yaklaşımla bir tarafında yer almak ve tarihin varoluş koşullarından kaynaklanmış bir durum ayrımını günümüzdeki insanlık karşıtı, sömürgen, hegemonyacı politikalar ile aynı kefeye koymak anlamına gelebilir. Bir edebiyat metninde, bir kültür çabasında, farklılıkların altını çizmekten çok, ekonomik-politik güç odaklarının insan toplumu içine bir “nifak tohumu” olarak soktuğu çıkara dayalı araçsal aklın görünür kılınması öne çıkarılmalıdır…

Devamını oku...
 
E-SENDİKACILIK Yazdır E-posta
Yazar BURAK ÖZ/BİRGÜN   
Wednesday, 07 September 2011


 

E-sendikacılık, sınıf sendikacılığını gölgeliyor mu?

 Yeni iletişim teknolojilerinin hızlı gelişimi sınıfsal mücadele ve örgütlülük konusunda günümüzde büyük sıkıntılar içerisinde olan emek örgütlerini değişime zorluyor. Bu süreçte hemen hemen herkes emek örgütlerinin internet teknolojisini, uluslarası ilişkileri daha etkin kullanması konusunda hem fikir durumda bulunuyor. Ancak diğer yandan da sendikaların örgütlenme biçimleri konusunda ciddi tartışmalar yürütülüyor. Tartışmalarda, internet sendikacılığı yaklaşımlarını savunanlar, emek örgütlerinin yok olmamak için yeni topluma ve bilgisayar teknolojisine uyumlanması gerektiğini vurguluyor ve emek örgütlerinin kökten bir değişikliğe gitmesi gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşımlara tepki duyanlar ise sendikaların sınıf örgütü olduğunun internet sendikacılığı yaklaşımlarıyla gölgelendiğini iddia ederek, teknolojik gelişimin piyasanın ihtiyaçlarına göre belirlendiğini ve teknolojinin toplumun kendi iktidar yapısını ürettiği değerlendirmelerinde bulunuyor. Ayrıca bu yaklaşımı savunanlar da teknolojiden yararlanılması gerektiğini söylerken, ancak teknolojinin ve  teknolojik değişimin mücadeleci sendikacılıkla etkilenmesi gerektiğini savunuyor.
Tan Kitabevi Yayınları'ndan çıkan Emek ve Teknoloji adlı kitabında, yeni iletişim teknolojilerinin sendikacılığa etkilerini inceleyen Gamze Yücesan-Özdemir bu tartışmalara ışık tuttu.
Gamze Yücesan-Özdemir'in kitabında E-sendika, sanal sendika, siber-sendika yaklaşımı özetle şu şekilde tanıtıldı:

E-SENDİKA

"E-sendika" yaklaşımı, "internet, her şeyi değiştiriyor" şiarından hareket etmekte. "E-sendika" yaklaşımının en önemli temsilcilerinden Darlington'a göre, "Sendikalar, bilgisayarları yalnızca bazı etkinliklere destek olmak amacıyla kullanmamalı; sendikalar, interneti tüm strateji ve amaçlarının merkezine almalı." Dolayısıyla, "E-sendika" yaklaşımı, yeni iletişim teknolojileri doğrultusunda yapısını ve işleyişini değiştiren sendikaların, üyeleriyle, diğer sendikalarla ve kamuoyuyla ilişkilerini geliştirme, üyelerinin haklarını koruma ve geliştirme, internet ağlarıyla ulusal ve uluslararası alanda mevcut bilgi bankalarına bağlanma, yeni üyeleri örgütleme ve çalışma yaşamındaki değişim ve dönüşümleri takip etme konusunda etkinleşeceklerini vurgulamakta.

Devamını oku...
 
LİBYA'DA UMUT VE HAYAL KIRIKLIĞI Yazdır E-posta
Yazar TARIK RAMAZAN-STAR   
Wednesday, 07 September 2011

 

Tariq Ramadan entelektüel, islamolog ve üniversite hocasıdır. Misir kökenli olup İsviçre vatandaşıdır, 26 Ağustos 1962'de Cenevre de doğmuştur. Eserleri islam dini, ve islam dinine bağlı felsefi, teolojik ve siyasi alanlara dayanmaktadır. Ayrıca diğer spiritüalizm ve felsefi konuları eserlerinde geliştirmektedir. Birkaç yıldır batıda ve dünyada İslam hakkında tartışmalarla meşgul olmuştur.

Libya’daki durum karmaşık ve oldukça rahatsız edici. Kaddafi ortadan kayboldu; Trablus’ta tam olarak neler olduğunu kimse bilmiyor.

Sanki Irak senaryosuna yeni baştan şahit oluyoruz: Fransız, ABD ve İngiliz kuvvetleri, bir yandan dünyayı niyetlerinin sivilleri korumak ve ülkeyi “bu korkunç diktatörden” kurtarmak olduğuna ikna etmeye çalışırken, isyancılara hem karadan hem da havadan yardım ediyorlar. Aynı besteyi 2003’te; 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında eski bir müttefik ve dost olan Saddam Hüseyin birdenbire, Amerikan politikasının saflığına karşın kötü bir çehre takınan bir diktatör haline geldiğinde duymuştuk. Bize bunun tamamen kitle imha silahları, özgürlük, demokrasi ve medeniyet ile ilgili olduğu söylendi. Tamamen yalan. Başkan Bill Clinton’ın yürürlüğe soktuğu ve yılda 500 binden fazla masum sivil Iraklı’nın öldüğü Amerikan ekonomik ablukasından birkaç yıl sonra, Bush yönetimi yeniden bir savaş başlatıp öldürmeye hazırdı. Muhabir Robert Fisk tarafından bildirildiği üzere, İsrail ve Amerika’daki lobileri tarafından yürütülen jeopolitik çıkarlar ve petrol kaynakları adına. Fakat hatırlamalıyız ki savaş George W. Bush yönetime geçmeden önce başlamıştı.

Fransız gazetesi Libération 1 Eylül 2011’de, Fransız hükümeti ve Libya Ulusal Geçiş Konseyi arasında gizli bir anlaşmanın varlığını ortaya çıkardı: savaştan sonra, ülkenin petrol ihracatının yüzde 35’i Fransa’ya tahsis edilecekti. Görünen o ki, Fransa Libya’da, ABD’nin Irak’ta oynadığı oyunu oynuyordu. Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy savaşın “Arap Baharı”ndan esinlenilerek, demokrasi, özgürlük ve haysiyet için yapıldığı şeklinde böbürlendi. Sadece 18 ay önce Paris’te karşıladığı Libyalı lider, bir gecede şeytani bir figüre dönüşmüştü. Ülkeyi “çılgın diktatörden” kurtarmak Fransa’nın ahlaki göreviydi. Şimdi ise bir başka versiyon, daha az görkemli ve daha çok ticaret ile ilgili farklı bir gerçeği duyuyoruz.

Devamını oku...
 
KAN YALAYAN MI OLACAKSIN ? YA DA.. Yazdır E-posta
Yazar İHSAN ELİAÇIK   
Tuesday, 06 September 2011
 KÜRD SORUNU, KANLI ÇANAK VE HACERU'L ESVED
“Ortak” Türkçe’nin en sevdiğim kelimelerinden birisidir.
Gündelik dilde “Na’ber ortak?” veya “Ya ortak baksana…” gibi ifadelerle daha sevimli bir hal alır ve sosyal bilinçaltımızı ifade eder.
“Adalet Devleti” adlı 2003’te çıkan kitabımın alt başlığına da“ortak iyinin iktidarı” demiştim.
Bu yazıda ise bir “ortaklık” hikayesinden bahsedeceğim.
Bir çok konuda olduğu gibi “Kürd sorunu” hakkında da size de gayet ilham verici gelebilir.
Önce rivayeti okuyalım:
***

“Kabe’nin duvarları yeniden örülüyordu. Haceru’l-Esved’in (Siyah taş) bulunduğu yere kadar yükseltildi. Hacerü’l-Esved’in yerine yerleştirilmesi işine gelince, Kureyş kabileleri arasında sert bir tartışma ve çekişme başladı. Her Kabile, yalnız başına kendisi kaldırıp yerine koymak istiyor, buna, en çok kendisinin layık olduğunu iddia ediyordu.
En sonunda birer tarafa çekildiler, and içtiler ve çarpışmak için hazırlandılar.
Abdu’d-Dâr oğulları; ortaya içi ‘kan’ ile dolu bir çanak getirdiler. Müttefikleri olan Adiy oğulları ile birlikte ellerini ‘kanlı çanağa’ batırarak bu yolda ölmeyi göze aldıklarına yemin ettiler. Bundan dolayı onlar ‘kan yalayan’ diye anıldılar.
Kureyş kabileleri bu iş üzerinde dört veya beş gece durdular. En sonunda Mescid-i Haram’da toplanarak birbirleriyle konuştular. Birbirlerini insafa davet ettiler.
Devamını oku...
 
8 YILLIK HUKUKİ GARABET Yazdır E-posta
Yazar NECATİ ABAY-RADİKAL İKİ   
Sunday, 04 September 2011

Bugün Ahmet Şık ve Nedim Şener’e yapılan komplonun daha ağırı, 8 yıl önce bana uygulandı. O dönemde Atılım gazetesinde yazar-editör olarak çalışıyordum. Komplo kurulmadan 2 ay önce 4 Şubat 2003’te Atılım gazetesi çalışanlarıyla birlikte gazeteden gözaltına alınmış ve serbest bırakılmıştım. Gözaltındayken bir emniyet yetkilisi bana “Atılım gazetesinde bombalama eylemlerinin haberini yaparsanız, başınız beladan kurtulmaz. Seni her an tutuklatabiliriz. Ne zaman tutuklatacağımıza biz karar vereceğiz” şeklinde tehdit etmişti. Bu aynı zamanda otosansür dayatmasıydı. Ben de “basın özgürlüğünü savunduğumuzu, haber değeri taşıyan her haberi diğer medya organları gibi yayımlayacağımızı” söylemiştim. Nitekim 2 ay sonra 13 Nisan 2003 tarihinde evimden bilgisayarımla birlikte gözaltına alındım. Evimdeki aramada hiçbir suç unsuruna rastlanmadı. “İstanbul’daki bombalama eylemlerinin koordinatörü olmak”la suçlandım. Suçlamaları reddettim. Bunun üçüncü Sınıf bir komplo olduğunu söyledim.
Tutuksuz yargılanma
Dört günlük gözaltıdan sonra 17 Nisan 2003’te savcılığa çıkarıldım. Savcılık tutuklama istemiyle hakimliğe sevketti. Sorgu hakimi, “bombalama eylemlerinin koordinatörü” suçlamasını ciddiye almamış olacak ki beni bıraktı. Ancak savcılığın itirazı üzerine tutuklanıp Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne konuldum. Uzun süre hem ben hem avukatım dava dosyasına ulaşamadık, çünkü dosyaya gizlilik kararı konulmuştu.

Devamını oku...
 
SIRRI ÖZTÜRK'DEN DEVRİMCİ HALK PARTİSİNE Yazdır E-posta
Yazar SIRRI ÖZTÜRK-Sorun Yayınları Kolektifi Çalışanları Adına   
Saturday, 03 September 2011

Değerli Kardeşim Ömer Gürcan,                               29 Ağustos 2011
 
Sorun Yayınları Kolektifimiz’e de incelik göstererek gönderdiğiniz Devrimci Halk Partisi’nin program ve tüzüğünü okuyup inceledik. Ambleminize baktık.
 
Günümüze kadar yeni kurulan hiç bir siyasî sol örgüt sizin gösterdiğiniz bu inceliği göstermedi. Bu açıdan gözettiğiniz duyarlılığı ve inceliğinizi takdir ediyoruz.
 
Kendiliğinden ve “Dar grup kültü” ya da “Dar grup tapınımı” yöntemiyle kurulan örgütlerin “legal” faaliyet alanındaki teori ve pratiklerini görüyoruz. Yaşadığımız coğrafyada şu an sol eğilimli 31 adet örgüt var. “İllegal” faaliyet yürüttüğünü iddia eden 61 adet de devrimci, sosyalist, komünist hatta bolşevik iddialı örgüt var. İnternetin keyif getirici sanal ortamında konuşlanmış “komünist” iddialı 170’i aşkın örgüt var. Her geçen gün yeni yeni “Nur topu” gibi örgütler kuruluyor ve bu tabloya ekleniyor…
100 yıllık sınıf mücadelesi tarihimizde Tarihî TKP’miz dışında Marksist-Leninist ilke, kural ve yöntemleri gözeterek, parti normlarını sürekli işleterek oluşturulmuş, inşa edilmiş Devrimci ve Marksist bir örgütlenme geleneğimiz yoktur. Kendiliğinden kurulan örgütlerimiz ideolojik, teorik, politik ve örgütsel deneyimleriyle yeterince sınanıp denenmiştir. Bu türden örgüt/partilerin bütün program ve projelerini hayat ve mücadele asla doğrulamamıştır.
150 yıllık sosyalizm tarihimiz ile 100 yıllık sınıf mücadelesi tarihimizin uzantısında bu türden örgütlerin kurulmuş olmasının bir zenginlik olduğunu düşünmüyoruz.

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 85 - 96 / 1506
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4789981
Syndicate
 
left
Top! Top!
right