left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 03 September 2010
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Gençlik Meclisi
Bize Ulaşın
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN CİDDİYETİ Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Tuesday, 06 April 2010


Anayasaların uzlaşmaya dayalı toplumsal sözleşme oldukları söylense de, AKP’nin anayasa değişikliği, toplumu uzlaştıracağına daha da keskin bir kutuplaşmaya sürükleyecek görünüyor.
Paket, özü itibariyle Anayasa Mahkemesi ile Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeniden yapılandırılmasını, parti kapatmanın olanaksızlaştırılmasını öngörüyor. Arada, 12 Eylül darbecilerine yargı bağışıklığı sağlayan maddenin kaldırılması, Yüksek Askeri Şura kararlarının yargı denetimine açılması gibi, içtenlikten uzak, demokratik vicdana tuzak niteliğinde önerilere yer veriyor.
Anlaşıldı ki açılımlar, çalıştaylar göz boyamadır. Açılım ve çalıştay adı altında yeşertilen umut ve beklentilerin hiçbir değeri yoktur. Bürokrasiden ve medyadan sonra yargı organlarını da ele geçirmek, siyasal temsilde adaleti sağlamaktan, Kürt ve azınlık sorunlarından daha önceliklidir.
İktidar partisinin gözü kapalı destekçisi liberaller, anayasa değişikliğinin Türkiye’yi demokratikleştireceğine, tutucular koalisyonu karşısında halk egemenliğinin güçleneceğine yemin üstüne yemin ediyorlar. Değişikliğin AKP’yi frensiz bırakacağı eleştirilerine küfürle karşılık veriyorlar; “Ergenekoncular ve PKK de değişikliğe karşı çıkıyor” söylemiyle demagojik tuzaklar kuruyorlar; geniş kapsamlı demokratikleşme paketi isteyen aydınlara ise “Alice harikalar diyarında” diye hakaret ediyorlar.

Devamını oku...
 
O BÜYÜK ADAMI TANIMAK Yazdır E-posta
Yazar Mevlut SOYSAL-KOCAEL DEMOKRATİ   
Tuesday, 06 April 2010

HAYAT bize mutlu olma şansı vermedi sevgili, dedikten sonra ekliyordu Yılmaz Güney;
- Biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü…
***

Geçen yıl 16 Ocak’ta bir teknede yemek yiyor sohbet ediyorduk Sarp Kuray’la;

Tam 1 hafta vardı hapishaneye girmesine…

Yüzüne bakıyordum;

Yüzünde hiç hüzün yoktu.

Cezaevine girecekmiş gibi değildi.

 

Devamını oku...
 
BÜYÜK GÜN-ÇETİN ALTAN Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ   
Monday, 05 April 2010
cetinaltan.jpg
 
65 YAŞ YADA VEFAT Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ   
Sunday, 04 April 2010

 MEVCUT ANAYASA'DA YARGI'NIN  TEPESİ CUMHURBAŞKAN'INCA OLUŞTURULUYOR. SEÇİLEN 65 YAŞINA KADAR O GÖREVDEN ALINAMIYOR.  KAVGA BU...  DEĞİŞİM , 65' E YADA ERKEN ÖLÜMLERE BAĞLI.  DİĞER TARTIŞMALAR İKİYÜZLÜLÜK.

MADDE 146.– Anayasa Mahkemesi onbir asıl ve dört yedek üyeden kurulur.Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarınca kendi Başkan ve üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçer. I

MADDE 159.– Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.Kurulun Başkanı, Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay Genel Kurulunun, iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından, her üyelik için gösterecekleri üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilirler. Kurul, seçimle gelen asıl üyeleri arasından bir başkanvekili seçer. 

 
FİNANS KAPİTAL NEDİR? Yazdır E-posta
Yazar Hikmet KIVILCIMLI   
Saturday, 03 April 2010
    Finans Kapital Nedir?
    Sosyalist,12 Nisan 1967

            SOSYALİST çıktı çıkalı "Finans-Kapital" sözü en sık geçen bir frenkçedir. Türkçesi malî sermaye diye çevrilse, daha anlaşılır olamaz. Kapital, bildiğimiz sermayedir. Finans: Maliye, büyük şirket ve bankalar işidir. Ancak, tarih içinde sermayenin geçirdiği değişiklikler gözönüne getirilmedikçe, Finans - Kapital sözünün anlamı ve önemi kavranamaz.
             Medeniyetten önce, insan Toplumu SOSYALİST idi. O ilkel sosyalizmde, ne sınıf, ne sermayeci vardı. Herşey toplumun ortak malıydı. Medeniyet özel sermaye ile doğdu. Onun için, bugün hâlâ özel sermaye vurgun yapmazsa medeniyet ölür, sananlarımız çoktur. Oysa medeniyet gibi, sermaye de ezeli, değişmez şey değildir.
             İlk özel sermayeci tip Sümerlerde "TAMKARA" adını alanlardan bunlar toplum varından aşırdıkları değerle Antika Sermaye diyeceğimiz gücü edindiler. Batıda, kapitalizm doğmadan önceye dek dünyayı allak bullak eden antika sermayeye önsermaye (PREKAPİTAL) denir. Önsermaye iki başlıdır:
             a) Tefeci sermaye: Para alışverişi yapıp fâiz alır.
             b) Bezirgân sermaye: Mal alışverişi yapıp kâr eder.
             Marks'ın "İkiz kardeş" dediği Tefeci - Bezirgân sermayenin, modern sermayeye zıt olan yani: Üretime karışmaması ile özetlenir. Antika toplumda üretimi ya hür küçük üretmenler (esnaf, köylü) yapar, yahut büyük toprak beylerinin geniş çiftliklerinde köleler yapar. Esnaf ve köylünün küçük üretiminden, yahut efendi ve beylerin büyük üretimden çıkardıkları malları pazara çıkarıp kâr sağlayan bezirgân sermayedir. Küçük üretmenleri (esnaf-köylüleri) ve beyefendileri ağır şartlarla haraca bağlayıp fâiz sağlayan tefeci sermayedir. Bu sıfatla, Tefeci-Bezirgân sermaye, üretim ve toplum düşmanı olarak dinlerce lânetlenmiştir.
             Batı kapitalizmi o antika önsermayeyi kazıyıp atarak modern sermayeyi üstün getirdi. Modern sermayenin antika sermayeden baş farkı: Doğrudan doğruya üretimle uğraşmasıdır. Kapitalizmde üretim temelini eline geçiren sermaye, tarihsel gelişimi yüzünden birbirine zıt iki basamak gösterdi:
             a) Serbest Rekabetçi Sermaye: 19'uncu yüzyıla değin özel sermaye girişkin ve yaratıcı kişi olan modern kapitalistler elinde işledi. Muazzam Batı medeniyetini kurdu. Kendi "mezar kazıcısı" olacak muazzam İşçi sınıfı ordularını yetiştirdi. İnsanlık, kapitalizmin serbest (Hürriyet) çağına çok şey borçludur.
             b) Tekelci Finans-Kapital: 19'uncu yüzyıl ortalarından beri temellerini atıp 20'inci yüzyıla girer girmez kayıtsız insan oğlunun herşeyine egemen olan sermayedir. Serbest rekabet çağında egemenlik bütün olarak SERMAYECİ (Kapitalist) SINIFININ elinde idi. Finans - Kapital çağında, kapitalist sınıfının dahi çoğunluğu aşağı safa itilir. Gerek (sanayici, tüccar, banker) KAPİTALİST'lerin, gerek (Büyük emlâk sahibi toprak beyi, ağa mütegallibe, eşraf) RANTİYE'lerin (İRAT yiyicilerinin) içinden en kalınları, en soyguncu, vurguncuları. birkaç büyük ŞİRKET - BANKA kubbesi altında buluşup kaynaşırlar. Sanayii, ziraati, alışverişi, siyaseti, bilimi, felsefeyi, ahlâkı; dini, her şeyi TEKELCİ - SERMAYE'lerinin zokası altına sokarlar. İşte buna FİNANS- KAPİTAL denir.
     
     

 
BEKÇİ KÖPEĞİ Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Wednesday, 31 March 2010

YANDAŞ GAZETECİLİK ARTIK ÇOK KOLAY

Havlayan KöpekGazetecilerin toplumsal bilinç ve örgütlenme bakımından toplumun en geri meslek grubu oldukları söylense de, “gazeteciler” örgüt üstüne örgüt kuruyorlar.

Son olarak Medya Derneği kurulmuş. Genel başkanı, AKP milletvekili Nursuna Memecan’ın kocası, Sabah gazetesinin karikatüristi Salih Memecan.

Başkan yardımcıları Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu ile Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı.

Yönetim kurulu da, Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Turkuvaz Medya Yönetim Kurulu Başkan Vekili Serhat Albayrak, Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik, Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert ve Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak'tan oluşmuş.

Dernek kurulur kurulmaz, “yandaş” etiketi yapıştırıldı.

Devamını oku...
 
KİM DOĞRU SÖYLÜYOR?KIZILDERE'DE NE OLDU? Yazdır E-posta
Yazar Abdullah Nİihat Yılmaz   
Tuesday, 30 March 2010

kizildere2006

 ertuğrul kürkçü, mahkemesindeki ifadesinde ve sonraki açıklamalarında ‘mahir vurulduğunda ben onun altında bir yerdeydim. kanı üstüme döküldü ve ben aşağı doğru kayarak samanlıkta saklandım’ diyor. ayrıca ‘bize askerin ateş açmasından yarım saat önce, biz rehineleri öldürdük, sonra da askerler bizimkileri öldürmüşler‘ demektedir

Burada bir başkasının yaptığı araştırmayı sunmayacağım, çünkü olayın büyük bir bölümünün tanığıyım. eksik kalanları da süreç içinde araştırdım. söyleyeceklerim, şimdiye kadar söylenenlerin ve sözde belgeselcilerin ortaya koyduklarıyla taban tabana zıttır. bu araştırmayı yapmış olmamın sebebi, öldürülenlerin içinde sadece ağabeyimin de bulunması değildir. yapılan katliamı açığa çıkartmayı, insanlığın önüne koymayı bir borç biliyorum


Kızıldere olayı, deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan’ın idam edilmesinin engellenmesi için yapıldığına indirgenemez. evet, doğrulardan biri budur ama tamamı değildir. thkp-c’nin kendi programı ve bu program doğrultusunda yapacağı açılımlar vardı.

Devamını oku...
 
YAHOVA Yazdır E-posta
Yazar Orhan HANÇERLİOĞLU-DÜŞÜNCE TARİHİ   
Sunday, 28 March 2010

ELOAH’LAR ARASINDA BİR YAHOVA


      Üç bin yıl öncesine kadar otuz beş bin tanrı, insanların erdemleriyle uğraştı. İnsanlar arasındaki düzen ancak bir törenin (ahlak) varlığıyla kurulabilirdi. Otuz beş bin tanrının çabası boşuna değildi. Ne var ki çeşitli tanrıların çeşitli töreleri birbirleriyle [sayfa 45] çatışıyorlar, düzeni büsbütün bozuyorlardı. İnsanlığa tek ölçü gerekiyordu, bunu da tek tanrı sağlayabilirdi. Mısır’dan kaçarak Sina çölüne çekilen Musa, tarihçilerin Medyan kahini dedikleri Yetro’nun yanına sığınmıştı. Yetro, ona kızıyla beraber düşüncelerini de verdi. İsrailoğularını Mısır köleliğinden kurtarmak amacını güden genç damat, akıllı olduğu kadar becerikliydi de. Gerçi bütün insanlığı değil, sadece kendi soyunu (İsrailoğullarını) düşünüyordu. Ama yapmak istediği iş gene de önemli bir işti. Yüzlerce yıllık tutsaklığın bütün niteliklerini benimsemiş bir insan sürüsünden, benliklerini yüzyıllarca koruyacak güçlü bir ulus çıkaracaktı.
      Yahudi
sözcüğü, en büyük İsrail kabilesi olan Yahuda kabilesine ilişkinliği dilegetirir, Yahuda kabilesinden olan demektir, daha sonra Musa dininden olan’ı adlandırmıştır. Yahudiliğe, Musa’nın adına bağlanarak Musevilik denir. Yahudilerin kutsal kitabı bu dinin kurucusu olarak peygamber İbrahim’i gösterir. İlkin tanrının buyruklarını kabilesine ileten oymuş. Oğlu İshak ve İshak’ın oğlu Yakub da bu dini sürdürmüşler. Daha sonra Musa (Yahudi inançlarına göre İ.Ö. 1440’da ölmüş) Sina dağında Tanrı’nın on buyruğunu alıyor ve Yahudi dini böylelikle biçimleniyor. Yahudilik, çağımızda da geçerli olan üç büyük dinin en eskisi ve en önemlisidir. Çünkü Hıristiyanlık ve Müslümanlık onun attığı temeller üstünde kurulmuş ve onun bir uzantısı olmuştur. Bundan ötürüdür ki bir sonraki din bir öncekini tanımış ve kabul etmiş, ama aynı tanrının buyruğuyla kendisine uyulması gerektiğini ve artık bozulmuş olan eski dine bağlı kalınmamasını istemiştir. Önceki dinse kendinden sonrakini tanımamış ve sahte saymıştır. Beliren din düşmanlıklarının nedeni budur. Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat (Tora) evrenin ve insanın yaratılışını anlattıktan sonra insanların tek soydan nasıl çeşitli soylara (uluslara) ve tek dilden nasıl çeşitli dillere geçtiğini metafizik gerekçeleriyle açıklar

Devamını oku...
 
Mahir ÇAYAN-KIZILDERE Yazdır E-posta
Yazar Sarp KURAY   
Sunday, 28 March 2010

 Image

2 Mart ‘ta devrimcilerin yattığı Maltepe Cezaevi beş devrimci arkadaşımızın özgürlüğe yürüyeceği geceden önceki son kırk sekiz saati çok yoğun bir boyutta yaşamıştır. Neredeyse tüm hapishane tek yürek tek nefes haline gelmişti. İstanbul dukalığına ve onların emir eri asker müsveddesi işkenceci Faik Türün ve ekibine büyük bir tokat atacaktık. Cezaevinde yatan devrimcilerin aşağı yukarı tümü , bu zalimin işkencelerinden geçmiş , horlanmış ve hırpalanmıştı. Cezaevinde görev yapan genç devrimci subaylar bizlerle büyük bir dayanışma içersindeydiler.İşte bu hareketli saatlerde , koğuş kapısına gelen asker gardiyan yavaş bir sesle nöbetçi subayın benimle görüşmek istediğini söyledi ve beni dışarıya aldı.

Topçu Teğmen Sabahattin Sakman nöbetçi subayıydı. Kendisi devrimci , terbiyeli , sakin, Harbiye’de dereceye girmiş ve herkes tarafından sevilen bir kişiliğe sahipti. Benimle de ilişkileri büyük bir sevgi ve saygı temeline dayanıyordu. Teğmen Sakman koridorda Mahir’in benimle görüşmek istediğini söyledi ve Mahir’lerin Cihan’ların kaldığı koğuşun kapısını açtırarak içeri girmemi sağladı. Mahir , Cihan, İrfan , Ulaş, Atilla ve şimdi hatırlayamadığım bir iki arkadaşımızla birlikte beni karşıladılar. Benden istenen cezaevinin etrafındaki nöbetçi devriyelerin çekilmesi veya bu konuda başka bir kolaylığın sağlanabilmesi için Teğmen Sakman’ın ikna edilmesi idi.

Devamını oku...
 
SINCAN CEZAEVI SARP KURAY Yazdır E-posta
Yazar Ömer Gürcan   
Saturday, 27 March 2010
 
VATAN KURTARAN SOSYAL DEMOKRASİ Yazdır E-posta
Yazar GAZİ ÇAĞLAR-BİRGÜN   
Tuesday, 23 March 2010


Sosyal demokrasinin hali vahim. Reel sosyalist dünyanın çöküşü ile birlikte sosyal demokrasi, neoliberalizmin hızlı bir uygulayıcısı haline dönüşmüştü. Schröder-Blair tezleriyle, tüm dünya sosyal demokrasisine örnek gösterilen bu yeni rol keşfi, bir çok ülkede sosyal demokrasiyi sıradan bir parti haline getirdi. Refah devleti, sosyal güvenceli iş, sermaye siyasetinin sendikal toplu sözleşme hakkıyla dengelenmeye çalışılması gibi klasik sosyal demokrat temalar terkedilmiş, “sosyal” devlet budaması üzerine kurulu neoliberal şampiyonluğa soyunulmuştu. Schröder-Blair tezlerinin merkezi vurgusu, siyasal ve kültürel hakların yanısıra insan haklarının üçüncü halkasını oluşturan toplumsal-ekonomik haklar yerine “yurtdaş sorumluluğuydu.” Devlet karşısında yurtdaşın “görev ve yükümlülüklerine” vurgu yapan bu anlayış, antidemokratik olduğu kadar, ekonomik açıdan da devletin sosyal sorumlulugundan kaçışının adıydı.

Devamını oku...
 
ULUSALCI KENT SOYLULARIMIZ VE PAŞALARIMIZ Yazdır E-posta
Yazar Ömer GÜRCAN   
Wednesday, 17 March 2010

 CERCL'E d ORİENT 'in

 ULUSALCI  KENT SOYLULARI VE PAŞALARI

 
 Ben hiç bir şey yazmadım. Okuduğumu paylaştım. Resimdeki ATATÜRK  büstüne dikkat. ANLIYANA SİVRİSİNEK SAZ, ANLAMIYANA DAVUL ZURNA AZ.  Ömer Gürcan


Türkiye’nin seçkinler kulübü olarak bilinen 6 bin üyeli Büyük Kulüp’te (Circle D’orient) bu hafta sonu yapılacak seçimlerde üç başkan adayı yarışacak.


Kulübün 14 yıldır başkanlığını yürüten işadamı, sanayici Duran Akbulut yeniden aday. Diğer adaylar ise Kaptanoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Gündüz Kaptanoğlu ile sanayici-ekonomist Mehmet Nuri Kuriş.
Duran Akbulut’un listesinde Çevik Bir (Emekli Orgeneral), Tevfik Altınok (Hazine ve Dış Ticaret E. Müsteşarı), Talat Yılmaz (Eski Kızılay Genel Bşk. Yüksek Mühendis) gibi isimler yer alıyor.
Gündüz Kaptanoğlu’nun listesinde ise Salim Dervişoğlu (Emekli Oramiral), Yalçın Sabancı (Yasa Holding Yönetim Kurulu Başkanı), Rıdvan Kartal (Zeyport Liman İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı) gibi isimler var.
Mehmet Nuri Kuriş’in listesinde ise Prof. Dr. Ertan Oktay (Doğuş Üniversitesi), Ali İhsan Karacan (Doç. Dr. SPK eski Başkanı) da yer alıyor.

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 73 - 84 / 1215
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1578
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 2164403
Syndicate
 
left
Top! Top!
right