left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Çarşamba, 22 Kasım 2017
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
ÂSIM’IN NESLİ, MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİ! Yazdır E-posta
Yazar Yavuz ALOGAN-Aydınlık   
Çarşamba, 10 Ağustos 2016
 
 
Bu darbe girişimi Devlet’in ideolojik niteliğini ve bütün aygıtlarının hazin halini gözler önüne serdi. Devlet’in ve  on dört yıldır onu kendi suretinde yeniden örgütlemeye çalışan  siyasi iktidarın yapısını en saydam haliyle gördük.
Ortaya çıkan gerçek, bir bakıma 12 Eylül darbesinin amacına ulaştığını,  darbe döneminde temelleri atılan Türk-İslam sentezi anlayışının başta eğitim sistemi olmak üzere devletin bütün kurumlarından Kemalizm’i  sürüp çıkardığını ve yerine işbirlikçi bir tarikatlar koalisyonunu  geçirdiğini gösterdi. Soğuk savaş döneminde Türkiye’yi komünizmin her türlüsünden arındırarak NATO konsepti içinde pekiştirmeyi amaçlayan darbe, kökleri Cumhuriyet öncesine dayanan tarihi bloklaşmanın iktidar yolunu açmıştı.
17-25 Aralık 2013’te sarsıntı geçiren blok, FETÖ’cü darbe girişimiyle  tamamen dağıldı ve Devlet’in içinde bir tarikatlar ve cemaatler savaşı başladı. “Son tahlilde” bu, elbette bir Atlantik-Avrasya çatışmasıdır.  Fakat gidişata baktığımızda,  bir mucize olmadığı taktirde; Cumhuriyet’in ilkelerini, özellikle laisizmi savunan bir  cephe iktidara gelmediği sürece, dağılan gerici bloklaşmanın Atlantik ya da Avrasya’ya yaslanarak farklı bir bileşimle yeniden kurulabileceği anlaşılıyor.
İktidarın tabanı

Son Güncelleme ( Çarşamba, 10 Ağustos 2016 )
Devamını oku...
 
İKTİDARI İSTEMEK Yazdır E-posta
Yazar TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)   
Pazartesi, 08 Ağustos 2016

 

...

Öyle dönemler olur ki elinizi uzatsanız iktidar avucunuzun içindedir. Biz sosyalistler yıllarca iktidar olmanın nesnel ve öznel koşullarını hesap ede ede diyebiliriz ki bu işin uzmanı olduk. Diğer sol yapılarla tartışa tartışa neredeyse beş on yıl sonrasında olağanüstü bir şey olmazsa işler nereye varır onu da neredeyse bire bir tutturabilmekteyiz. Ancak Türkiye'de yine de işler bilindiğinden çok daha karmaşık gelişiyor. Bu karmaşıklık yüzünden ülkemizde yıllarca Allah, Allah çekip duran analistler var. Çünkü sağ iktidarlar ülkeyi yiyip bitiriyor, ülke her anlamda yaşanmaz hale geliyor, bir de bakmışsınız ki sağın seçeneği yine sağ olmuş.


Devamını oku...
 
CHP’nin Hafızası Yazdır E-posta
Yazar Güray Öz - Cumhuriyet   
Pazar, 07 Ağustos 2016

 

 

 

Herkes maharetini sergilemek üzere meydanlara çıktı. İktidar partisi dağılan, dağılması kaçınılmaz ittifaklarını yeniden toparlama niyetiyle hareket ediyor; ihanet eden ortak yerine öteki cemaatleri göreve çağırıyor. Bu arada muhaliflerini de etkisizleştirmek için taktikler geliştirmeye özen gösteriyor. Buradaki ustalığın muhaliflerin acemiliğine bağlı olduğunu, bu koşulla başarı vaat ettiğini söylemek yerinde olacaktır.

***

CHP kendisini kapana kısılmış hissediyor olmalı ki, öne çıkan tehlikenin nereden kaynaklandığını anlamakta zorlanıyor. Darbe yenilgiye uğratılmıştır; iktidar kanadının pompaladığı “tehlike geçmedi” söylemi muhalefeti etkisizleştirmenin, susturmanın, OHAL uygulamalarına “sessiz onayını” sağlamanın yoludur. Bunun işe yaradığı CHP’nin yarım ağız itirazlarından anlaşılıyor zaten. Taksim sonrası Saray, Gündoğdu sonrası Yenikapı bu tutumun kanıtıdır. CHP kurması ve geliştirmesi gereken ittifaklar yerine siyasetin dar alanında etkili olacağını düşündüğü taktiklerle oyalanıyor.

***

Son Güncelleme ( Pazar, 07 Ağustos 2016 )
Devamını oku...
 
NASIL YAPMALI? Yazdır E-posta
Yazar Yavuz ALOGAN-Aydınlık   
Pazar, 07 Ağustos 2016

 

Siyasi iktidarın devletin tamamını ele geçirerek kurumları kendi ideolojisine göre yeniden biçimlendirmesi, halk kitleleri üzerinde ideolojik hegemonya kurması; başka deyişle, seçimle iktidara gelen siyasi partinin devleti ve toplumu kendi suretinde yeniden örgütlemeye kalkışması halinde, muhalefetin bütünsel, kitlesel ve eylemsel olması gerekir.
Böyle bir durumda yarım muhalefet (yani, “iktidar aslında kötü ama şunu da iyi yapıyor” gibi) ya da vatanın selameti için yapıcı muhalefet (“iktidarın hatalarını düzeltmeli ona yol göstermeliyiz” gibi) yapmak, iktidarın azami programına (rejimi değiştirmek, tam bir hegemonya kurmak) katkıda bulunmaktan başka hiçbir anlam ifade etmez. Faşizme karşıysanız; Hitler’in otobanlarını, işçileri tekne turuna çıkarmasını, halk için ucuz otomobil üretmesini, Ruhr Havzası’nı Alman ekonomisine kazandırmasını ya da Cermenleri birleştirmesini övemezsiniz.

TALEPLER

Devamını oku...
 
Buluttaki Atatürk silueti, Ay’daki ezan sesi ya da zırvanızı nasıl alırdınız? Yazdır E-posta
Yazar Taylan Kara- haber.sol.org.tr   
Cuma, 05 Ağustos 2016

Ey saçma bir tek sen ölümsüzsün.

Gramsci

Hiç değişmez bir ilkedir: ciddiye alıp mücadele etmediğin bir saçma, seni kuşatır ve esir alır. Deli saçması diye ciddiye alınmayan ve “üzerinde konuşmaya değmez” diye geçiştirilen zırva yayılır ve etrafa saçılır.

-Astronot Neil Armstrong, Ay’da ezan sesi duyup Müslüman olmuştur.

-Kaptan Cousteau, denizlerin birbiriyle karışmamasını Kur’an-ı Kerim’de okuyunca Müslüman olmuştur.

Devamını oku...
 
EN KAHRAMAN ASKER Yazdır E-posta
Yazar Zeki SARIHAN   
Salı, 02 Ağustos 2016

 

 

Devletin silahlı güçlerinin tümüne Türkçede “Ordu” diyoruz. Ordu kavramı, şimdi her zamankinden daha çok gündemde. Şu sorularla birlikte: Ordunun asıl görevi nedir? Ordu kime, nereye bağlıdır? Ordu hangi sınıfların çıkarını savunur?

İlkel insanların taş ve sopalarla avlandıkları ve diğer topluluklarla hâkimiyet mücadelesi verdikleri tarih öncesinde ordu kavramı yoktu. Ordular, insanların torağa yerleşip sınıflara ayrıldığı, devletin ortaya çıktığı dönemin ürünüdür. Bir ordunun iki görevi vardır: Birincisi devleti dışarıdan gelecek saldırılardan korumak ve bunun yanında başka devletleri zapt ederek devlete hükmedenlerin sömürü ve egemenlik alanlarını genişletmek; ikincisi devlete hükmeden güçlerin halk üzerindeki hâkimiyetini koruyup devam ettirmek.

Devamını oku...
 
HÜKÜMET NE YAPIYOR? Yazdır E-posta
Yazar Yavuz ALOGAN   
Cumartesi, 30 Temmuz 2016
 
AK Parti Genel Merkezi’ne Atatürk posteri ve Türk bayrağı asıldı

    AKP Genel Merkezi’nin ön cephesini kaplayan Mustafa Kemal resmini görünce, ne yalan söyleyeyim, çok gururlandım (bisiklet güzergâhımda olduğu için o binanın önünden sık geçerim). O resmi oraya astıran “tarihi mecburiyet”i düşündüm; “Atatürk Devrimi’ne teslim oldular” sözünü hatırladım.
Öteki “ayyaş”ın eseri olan Lozan Barış Antlaşması’nın 93. yıldönümü nedeniyle Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın verdikleri demeçleri okudum. RTE’nin, “Ne ördün, hiçbir şey örmüş falan değilsin” sözleriyle andığı 10. Yıl Marşı’nın Saray’ın önünde toplanan yurttaşlar tarafından koro halinde okunması ve  üzerlerine biber gazı sıkılmaması da bana gayet manidar geldi.
   
Devamını oku...
 
KİTAPLAR DA TUTUKLANIR Yazdır E-posta
Yazar Leyla AKGÜL La Kitap Yayınları   
Salı, 26 Temmuz 2016

 

 

Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de 474 kişi selben (asılarak) idam edildi. Siyasi idamlar genellikle “olağanüstü koşullar” denilen süreçlerde gerçekleşti. Adli suçluların en çok asıldığı dönemler de yine bu dönemlerdir. Bir bakıma adli suçlular siyasi suçluları asmaya meşruluk kazandırmak bir dolgu malzemesi olarak kullanıldı. 49 kişinin idam edildiği 12 Eylül Askeri darbesi sürecinde de böyle yapıldı. Bu büyük bir trajediydi.

Hayri Argav 1992-93 yıll...arında 12 Eylül’de idam edilenleri araştırdı. Ortaya çıkan tam bir vahşetti: İnsan hakları, hukuk her şey bir tarafa atılmıştı. Topluma gözdağı vermek için idamlar Türkiye’ye yaydırılmıştı. Dava dosyaları, Milli Güvenlik ve Danışma Meclisi, TBMM tutanakları incelendiğinde ortaya korkunç bir gerçek çıkmıştı: Erdal Eren, Veysel Güney, Ali Aktaş, Hıdır Aslan daha bir çok devrimci sırf sol görüşlü olduklarından dolayı idam edilmişlerdi.


Devamını oku...
 
Kader kapıyı çalıyor* Yazdır E-posta
Yazar Oğuzhan Kayserilioğlu- sendika.org   
Pazar, 24 Temmuz 2016

 

Kader kapıyı çalıyor* - Oğuzhan Kayserilioğlu

 

Yaşadığımız askeri darbe, bu coğrafyada yaşayan herkesi öncesinden epey farklı ve bolca belirsizliklerle dolu yeni bir döneme doğru itti.

Şimdi, herkes, o arada bütün politik güçler de, doğum sancıları çeken yeni zeminin üstünde tutunabilmek için, onun özgün yapısını, koordinatlarını, içinde hareket eden yeni süreçleri ve gerginlikleri, köşe taşlarını, hangi riskleri ve fırsatları taşıdığını anlamaya çalışıyor.

Aslında, her şey henüz o kadar çok ham ki, toplumsal ve siyasal güçlerin yaptığı her hamle, hatta ona anlam yükleme çabaları bile, aynı zamanda yeni dönemin yeni eğilimlerini ve dengelerini oluşturuyor. Her şeyden önce bütün her şeyin üstüne yerleşeceği yeni “zemin” henüz netleşmiş değil.

15 Temmuzdan “sonra”, şimdi sanki çok uzakta kalmış gibi gelen “öncesinde” yaşadığımızdan daha yoğun bir türbülans içinde sürekli sarsılıp zorlanıyoruz.

Devamını oku...
 
ÖRSLE ÇEKİÇ ARASINDA… Yazdır E-posta
Yazar Zeki SARIHAN   
Cuma, 22 Temmuz 2016

 

Zeki Sarıhan's photo.

Son yaşadığımız darbe girişimi ve onu bastırma hareketi daha öncekilerle benzerlik taşıyorsa da her olayı kendi bağlamı içinde ele almak gerekir. Kullanacağımız şablonlar bizi yanıltabilir. Hükümet kanadının, dış politikada olduğu gibi içeride de tecrit durumundan kurtulmak istediği darbeden önce dile getirilmişti. İktidar, muhalefete göz kırpıyor. Bu olumsuzluklar deryasında olumlu bir gelişmedir.

Fotoğrafın bütününe baktığımızda ise görünen ne yazık ki, Türkiye halkının örsle çekiç arasında dövülmekte oluşudur. AKP ve “Hizmet Hareketi” bizi birlikte dövüyordu. Fetulah Tarikatının devreden çıkarılmasıyla bundan sonra AKP iktidarı tek başına dövecek!


Devamını oku...
 
Beyazlara Sövmenin Karşı Konulmaz Lezzeti! Yazdır E-posta
Yazar Gaffar YAKINCA   
Çarşamba, 13 Temmuz 2016
Conflict- Marie Laywine, İngiltere - Pastel çizim

Conflict- Marie Laywine, İngiltere – Pastel çizim

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en fırıldak siyaset kulübü olarak gösterebileceğimiz AKP, on küsur yıldır aynı numarayı tekrar ediyor, bir “Beyaz Türk” karikatürünü döverek iktidarını sürdüyor. Bu karikatür kimi zaman boğazda viskisini yudumlayan biri oluyor, kimi zaman mazlum kızların başörtüsünü çekiştiren bir cumhuriyet teyzesi. Bazen İzmirli bir “Yalı çocuğu” oluyor bazen bir plaza çalışanı ya da bir emekli amca. Söylemlerse hep aynı şekilde vücut buluyor : bu vatanı sevmeyen, ilk fırsatta bu ülkeyi terk etmeye hazır, halka yabancı, beleşçi… Ve bu karikatür tarif edilirken hep tüketim kalıplarına vurgu yapılıyor : Beyaz Türk’ümüz Starbaksta kahve içiyor, falanca diziyi seyrediyor, falan marka papuç ya da gömlek giyiyor, falan yere tatile gidiyor…. Bütün dolayımlarda hep aynı alt anlama gönderme yapılıyor : bunlar eski Türkiye’nin cebberut düzeninin ürünü olan vesayetçilerdir, İslam düşmanlarıdır, Kürt düşmanlarıdır.

Devamını oku...
 
Siyasette 'kitle manyağı' olmak Yazdır E-posta
Yazar Osman Çutsay haber.sol.org.tr   
Salı, 12 Temmuz 2016


 

Başka bir şey bu, başka bir eksikliğin ürünü. İlginin yokluğundan, bilinçsizlikten, entelektüel kapasite eksikliğinden doğup kitlesizlik sendromuyla habisleşen, bu nedenle önü alınamayan bir korkunç hastalık. Turgut Özal’ın faşist darbeden sonra masasına oturtup yemlediği solcuların dokusu tutmuştur. Çeşitli kimlikler altında aralıksız çoğalıyor işte.

Nasıl mı?

Solu vurmak için ve solculuk kisvesiyle sahnededirler: Servet önerileri falan değil, kitle bunları yerle yeksan ediyor, esir alıyor. Yalnızlıktan bunalmış bir biçimde, entelektüel kapasiteleri bir ara nedense bulaştıkları sosyalist mücadeleye yetmediği için, önlerine açılan kapıları reddedemiyorlar. Kendilerine para değil, “kitle” sunuluyor. Yeni ortaçağımızdaki en tehlikeli silah, sola karşı. Dedik ya, bunu mutlaka para nedeniyle yapmıyorlar. Özellikle genç ömürlerine yayılan yalnızlık senfonisinden bir anda sıkıldıkları için, sosyalizm dışındaki tüm kapılara hücum ediyorlar. Kitle ve onay görmek istiyorlar. Hangi kitlenin neye ve neden onay verdiği değil artık onlar için önemli olan, sadece beğeni ve onay peşindedirler. İtiraf edemedikleri, muhtemelen farkında bile olmadıkları bir açlık bu. Ölümcül bir vitamin eksikliği, “K vitamini” eksikliği...  “K”itlesizlik, mücadele edenleri zaman içinde “K”omünizme karşı, üstelik solculuk, komünistlik adına atağa geçmeye çağırıyor. Böyle bir “K vitamini eksikliği” işte...

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 73 - 84 / 2220
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2757
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 31409971
Syndicate
 
left
Top! Top!
right