left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 03 September 2010
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Gençlik Meclisi
Bize Ulaşın
YARGI NASIL ELE GEÇER? Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ   
Wednesday, 28 April 2010

AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - .

Değerli milletvekilleri, 23'üncü madde, Anayasa'mızın 159'uncu maddesinde değişiklik öngörmektedir. 159'uncu madde ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı ve işleyişiyle alakalı bir maddedir. Konuyu daha iyi anlamak için, mevcut durumu öncelikle tespitte fayda vardır. Bugün Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 5 asıl üyesi var, bunlardan 3 tanesi Yargıtay tarafından seçiliyor, 2 tanesi Danıştay tarafından seçiliyor. Baktığınız zaman, 7 üyenin yüksek yargıyı sadece temsil ettiği çok açık. Buna kürsüdeki hâkimlerin ne olduğunu sorarak cevap verirsek daha iyi anlaşılır. Bugün ilk derece mahkemelerinde görev yapan idari ve adli yargıdaki hâkim ve savcılarımızın sayısına baktığınızda, yaklaşık 12 bin civarında hâkim ve savcı var. Bunların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda temsili mümkün mü? Mümkün değil.

Şimdi, işleyişe baktığınızda da orada şöyle bir şey var: Yargıtay salt çoğunlukla boşalan 1 üye için 3 aday seçiyor ve Sayın Cumhurbaşkanı bunlardan 1 tanesini atıyor. Aynı çoğunluk birbiriyle aynı 3 kişi seçiyor. Öte yandan, Danıştay aynı yapıyı işliyor ve atamalar oluştuktan sonra, bakıyorsunuz sisteme, Yargıtayın bütün üyelerini bu kurul seçiyor, Danıştayın bütün üyelerini bu kurul seçiyor. Görev süreleri dolduktan sonra da Yargıtay ve Danıştaya dönüyorlar ve orada da, Yargıtayda, Danıştayda aday olunacak başka yerler var, kendi seçtikleri üyeler eğer aday olurlarsa onlar da onları seçiyor. Baktığınız zaman, demokratik temsile uygun olmayan, yargının tamamını temsil edemeyen bir yapının burada olduğunu ve yargı bağımsızlığı açısından da bir teminat değil, aslında bir gölge bulunduğunu çok net olarak ifade etmemiz lazım. Onun için bu yapı eleştirildi. Herkes tarafından eleştirildi. Daha ne dendi? "Teftiş kurulu Adalet Bakanlığına bağlı, yanlıştır." Eleştirildi. Herkes söyledi. "Özel ayrı bir sekreteryası yok, Bakanlık yürütüyor." Eleştirildi. "Ayrı bir bütçesi yok." Eleştirildi. "Baktığınız zaman kürsüyü temsil etmiyor." Eleştirildi. Sadece Türkiye'de yargı bağımsızlığını savunanlar mı eleştirdi bunu? Hayır, Avrupa Birliğiyle ilgili Türkiye'ye dönük hazırlanan ilerleme raporları, istişarî ziyaret raporlarına baktığınız zaman, bunların tamamında da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısına dönük bir eleştiri var. Öte yandan bakıyorsunuz, bu Kurulun kararlarına karşı etkili bir itiraz yolu var mı? Yok. Yani itirazınız sadece beyhude bir zaman kaybından başka bir anlam ifade etmiyor. Öte yandan yargı yolu açık mı? Yok. Birini ihraç ediyor, karar veriyor, diploması âdeta yırtılıyor, avukatlık dahi yapamaz hâle geliyor "Ben haksızlığa uğradım." deme hakkı yok. İddianamede birinin ismini geçirdi diye, dünyanın hangi ülkesinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu "Sen niye böyle iddianame hazırlarsın?" diye görevden tardedilen bir savcı örneğini birileri bana gösterebilir mi? Var mı böyle bir şey? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Devamını oku...
 
SÖZ HAKKI Yazdır E-posta
Yazar İbrahim Utku NAR   
Tuesday, 27 April 2010

 

12 Eylül Cunta yönetiminin bir eseri olan 82 Anayasası günümüze kadar 30’a yakın kez değiştirilse de, esas olarak ona anti-demokratik bir içerik sağlayan sacayaklarına dokunulmadığı ortadadır.
 
Gündemi yoğun bir şekilde meşgul eden anayasa tartışmaları, muhalefet partilerinin önerileri,hazırlanan taslaklar ve son şekliyle ortaya sunulan anayasa paketinin askeri vesayet rejiminin kalıntılarını güçlü bir şekilde yok edemediği, radikal bir değişimin söz konusu olmadığını bizlere gösteriyor.Bir kaç noktaya temas ederek somut bir şekilde bu söylemimin doğrulunu kanıtlamaya çalışacağım…
 
İlk olarak Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu konusuna değinirsek ; lider sultasına dokunmayan, parti içi demokrasiyi yok eden, siyasi partileri statik bir yapıya dönüştüren ve dünyanın birçok yerinde hatta gelişmemiş ülkelerde bile uygulanmayan bir baraj sistemiyle tamamen anti-demokratik bir nitelik taşıyan bu kanun üzerinde mecliste çoğunluğu oluşturan siyasi partilerin iktidar ve muhalefetiyle beraber adeta mutakabata varıp herhangi bir değişiklik konusunda adım atmamış olmaları düşündürücüdür.Çeşitli Stk’lar, sendikalar ve siyasi partilerin en azından barajın %3 veya 5’e inmesine yönelik yaptıkları çağrılarda bu şekilde sonuçsuz kalmıştır.

Devamını oku...
 
ELİTİST FAŞİZMDEN LÜMPEN FAŞİZME Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Monday, 26 April 2010


Bir 23 Nisan Çocuk Bayramı daha geride kaldı.
Çocukların sevinci, neşesi okul bahçeleri ve şehir stadyumlarında kalmayıp, ekranlardan evlerimize taştı. Renk cümbüşü içinde çiçek çiçek, cıvıl cıvıl çocukların coşkusunu hissetmek ferahlatıcıydı. Çocuksu sevinci bastıran büyüksü kabalık ve faşizan hamaset ise iç karartıcıydı.
Bizim çocukluğumuz ve gençliğimiz Soğuk Savaş döneminde harcandı. Soğuk Savaş bayramlarının da en önemli ritüeliydi bayrak geçişleri. Ses yükselteçlerinden tok sesle haykırılan dizelerle bayrağa saygı(!) gösterilir, çocuk kalplere bayrak sevgisi(!) aşılanırdı:
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım
Çocukluğumuzun üzerinden on yıllar geçti. Soğuk Savaş bitti ama faşizan hamaset bitmedi. Çocukların her sabah körpe varlıklarını armağan etmeleri yeterli değilmiş gibi hâlâ insana, doğaya, börtü böceğe, uçan kuşa düşmanlık yüklü dizelerle, çocuk kalplere sözüm ona bayrak sevgisi aşılanıyor. Çocukların bayramı, evrimleşmemiş içgüdülere kurban ediliyor. Hâlâ mezar kazdırılıyor, yuva bozduruluyor, kanlı sermaye birikiminin üzerine şehitlik örtüsü seriliyor. Bu akıl tutulması bir de “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır” diye kutsanıyor.

Devamını oku...
 
ANAYASA MAHKEMESİ Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ   
Monday, 26 April 2010

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Ankara) - Değerli milletvekilleri, çok önemli bir madde müzakere ediyoruz. Anayasa Mahkemesi gibi hukuk aklının evrim dışında rasyonel olarak keşfettiği bir yapının yeniden yapılandırılmasını müzakere ediyoruz. Beklerdim ki, bu modelin yapısı, noksanlıkları, tamamlama argümanları layıkıyla ortaya konsun.

Değerli arkadaşlar, çok iyi bir anayasa mahkemesi, çok kötü bir anayasayı yorumlayarak yasama egemenliğini anayasa sınırları içerisine getirebilen, hukukun üstünlüğünü kurabilen bir örnekliği ortaya koyabilirdi, Alman Anayasa Mahkemesi öyledir, İtalyan Anayasa Mahkemesi öyledir.

Anayasa Mahkememiz, kötü olan Anayasayı vesayetçi ve ideolojik muhtevadan kurtaramamış, özgürlük lehine yorum yoluyla anayasal dönüşümü sağlayamamış ve bu husus, sadece Türk siyaset kurumunun değil, bilim kurumunun ve hukuk camiasının ortaya koyduğu müşterek bir eleştiri olarak gelişmiştir.

Değerli arkadaşlar, şu anda önünüzde bulunan proje, önünüzde bulunan model, bizzat tarafınızdan imal veya inşa edilmiş bir model değildir. Evvela, Anayasa Mahkememiz, diğer anayasa mahkemelerindeki mukayeseli ziyaretlerle, sonra 2004 yılında yaptığı bilhassa Almanya ve Avusturya ve Venedik Komisyonu müşterek müzakereleriyle bir model oluşturmuştur. O model bu modeldir. Barolar Birliğimiz 2 defa çalışma yapmıştır. O model bu modeldir. Sivil toplum örgütlerimiz, kimi partilerimiz çalışma yapmıştır. O model, bu modeldir. Şimdi, değerli parti sözcülerimizin kısmen, kamuoyunda tamamen modele yöneltilen iki-üç temel eleştiri vardır. Bunlardan birisi, yasama organının

77

Devamını oku...
 
KÜRT SORUNU Yazdır E-posta
Yazar Kemal BURKAY   
Monday, 26 April 2010

KÜRT SORUNUNDA BU DURUMA NASIL GELİNDİ?
1960 VE SONRASI...

Kemal Burkay

Bu yazı İstanbul’da aylık olarak yayınlanan  Anlayış Dergisi’nin Şubat 2010 tarihli sayısında, “Kürt Hareketinin Serencamı” başlığı altında basıldı.

Kürt sorunu daha cumhuriyetten önce vardı. Cumhuriyet döneminde de, Kürt halkının varlığı ve meşru hakları tanınmadığı için, sorun ağırlaşarak devam etti, Kürtlerin talepleri ve devletin baskıları birbirine eşlik etti. Devlet 1925’ten 1938’e kadar Kürtlere karşı savaştı. 1938 Dersim direnişinden sonra yirmi yıllık nisbi bir sessizlik dönemi yaşandı. 1950’li yılların sonlarında Kürt aydınları arasında ilk kıpırdanmalar başlayınca, devlet 1959’da “49’lar Olayı” diye adlandırılan operasyonu yaptı ve bu insanlar TCK’nun 125 maddesinden, yani idamla yargılandılar. Oysa ortada ne herhangi bir örgüt, ne silah, ne de eylem vardı... Daha 49’lar davası sırasında Kürt aydınları arasında, “sol” eğilimli olanlar ve olmayanlar biçiminde iki kanat belirmişti. 

Devamını oku...
 
BÖLÜCÜ ANAYASA-ŞURALAR ANAYASASI-HALKÇILIK (CUMHURİYET)ANAYASASI Yazdır E-posta
Yazar Ömer GÜRCAN   
Friday, 23 April 2010

90. yılını kutladığımız  TBMM açılışı ve sonrası, o günlerin ruhu anlaşılmadıkça açıklanamaz. Cumhuriyet , Halkçılık demektir. 13 eylül 1920 tarihi, 29 Ekim 1923 ün den önce Cumhuriyetin (Halkçılık’ın) ilanıdır. Kurtuluş savaşını yapanların ana sözleşmesidir.. 

Kurtuluş savaşından sonra  Cumhuriyet'in sadece kabı kalmış, içi boşaltılmıştır.Halkçılık ruhu koparılıp atılmıştır. Bu ruha sahip çıkanlar bölücü  vatan haini olarak suçlandırmıştır. Savaş sırasında bölücü olmayan kavramlar barış zamanında tehlikeli ve bölücü olmuştur. Cumhur’un tepesine bir azınlık çöreklenmiş, kendi düşüncelerini kurucu irade, cumhuriyet’in değerleri, değiştirilemeyecek anayasa maddeleri diye geviş getirircesine utanmadan tekrarlamaktadırlar

.

 Hırsız ev sahibini bastırmaktadır.

 

Aşağıda sunduğum belgeler, kurucu iradeyi, cumhuriyet değerlerini ortaya koymaktadır. Lütfen şuralar ( meclisler)örgütlenmesine, hiçbir dil ırk ve din dayatmadığına dikkat edin Bu sözleşmeyi bozanların korkularını anlayın. Kimin bölücü olduğunu sorgulayın. Halk taleplerine terör uygulayanların gerçek terörist olduğunu sergileyelim

Kısaca Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.

Devamını oku...
 
F TİPİ CEZAEVİ'NDEN DIŞARIYA AÇILAN PENCERE Yazdır E-posta
Yazar M. Kemal GÜLTEKİN   
Wednesday, 21 April 2010


SARP KURAY’LA

 F-TİPİ YAZIŞMA- GÖRÜŞME DİYALOGLARI  JEOPOLİTİK 1

Sarp Ağabey’in  Sincan’a gidişinin ardından bir yılı aşkın bir zaman geçti. Kendisine verebileceğimiz en önemli destek düşünce yoldaşlığıyla mümkündü. Kendisinin oldukça yoğun bir yazışma tarafiği var ve her yazılana özenle cevap veriyor.
Buradan da kendisine kucak dolusu selamlarımızı gönderiyoruz.

İlk yazışmalarımız 2009 Haziranında başladı. Kendisinin de belirtiği gibi ; “ Burada sevgili arkadaşlarımından gelen mektuplar benim dışarıya açılan pencerelerim oluyor.Bu süreçlerden geçen bir arkadaşım olduğun için sen de bilirsin, insan burada mecburen kendisine bir dünya yaratıyor.Ziyaretler ve mektuplar bu dünyayı hem dışarıya bağlıyor hem de zenginleştiriyor.

 Son günlerde gazetelerden ve televizyonlardan İran’daki son olayları takip etmeye çalışıyorum, Bilirsin belki İran Devrimi gerçekleştiği zaman, 1979 ‘da o gün çıkardığımız “ YOL” dergisinde İslam Devrimi, Şiilik, Çarşı Esnafı ve İran’ın İç  Dinamikleri üzerine bir araştırma yapmıştık.

Şu anda olup bitenlere, bizim basının yakıştırdığı “ Refomcu – Muhafazakar “ şablonu çerçevesinde bakmadığımı belirtmek isterim. İran’da ki gelişmeleri İslami rejimin bünyesindeki siyasi iktidar kavgası ve eskiden kalmış hesapların açılması olarak görüyorum.Ancak popüler deyimiyle “ dipten gelen dalga” yani halkın değişim taleplerinin , ayağı iç dinamiklere basan bir değerlendirmeyle ortaya konulması gerekmektedir.

Devamını oku...
 
AYLA AKAT ATA-BDP Yazdır E-posta
Yazar AYLA AKAT ATA   
Tuesday, 20 April 2010

Değerli milletvekilleri, Türkiye tarihinde cumhuriyetin ilanıyla birlikte yapılan bütün anayasalar, devlet üstünlüğünü esas alan ve tekçilik üzerine kurgulanan bir mantığa dayanmaktadır. Bugün, bu mantıktan uzaklaşılması gerektiğini yoğun bir şekilde tartışıyoruz. Bu tartışmalar göstermektedir ki demokratik bir anayasanın nasıl oluşturulabileceğine ilişkin bir çabanın içerisine acil bir şekilde girilmesi gerekmektedir. Fransız siyasetçi Charles de Gaulle "Anayasa nedir?" sorusunu "Anayasa, bir felsefe, bir kurumlar sistemi ve bir pratiktir" diye cevaplamıştır. Bu tanımıyla anayasalar, birey ve devlet ilişkisini tanımlayan ve bu ilişkiyi düzenleyen bir felsefe üzerine kurulmuştur. Bu açıdan Anayasa tartışmalarına, anayasalara yüklenen anlam üzerinden bakmak gerekmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'ndan cumhuriyete geçişle birlikte Türkiye'nin, Osmanlı toplumunun çoğulcu, heterojen toplum yapısını, aynen devraldığı sosyolojik ve tarihsel bir gerçekliktir. Osmanlı farklılıklardan oluşan toplu yapısını kendi anayasa sistemi içinde tanımış, bu durum daha sonrasında kuruluş anayasası olarak kabul edilen 1921 Anayasası'na yansıtılmıştır. Ancak cumhuriyetin ilanı sonrasında Anayasa konusunda en büyük kırılma, 1921 Anayasası'na hâkim olan farklılıkların birlikte yaşama iradesinin yerini, 1924 ve sonrasında yapılan anayasalarda farklılıkları reddeden, tekçiliği merkeze alan anlayışa bırakmasıyla yaşanmıştır. Bu nedenle, 1921 Anayasası daha sonra hazırlanan 24, 61 ve 1982 Anayasalarından hem yapılış bakımından hem de içerik bakımından farklılıklar arz etmektedir. 24, 61 ve 82 Anayasaları öz itibarıyla, başta Kürtler olmak üzere tüm farklılıkların varlığını yadsıyan, asimilasyoncu, tek millet tek devlet esasına dayalı, tekçi, ulus devlet ideolojisine göre şekillendirilmiştir. Oysa, 1921 Anayasası böyle bir ideolojiye yer vermediği gibi, tüm farklılıkları, Kürtlerin genel ve yerel demokratik haklarını güvenceye kavuşturmuş bir anayasadır. Hem cumhuriyetin kuruluş anayasasıdır hem de demokratik içerikli ve demokratik cumhuriyet anlayışına uygun bir anayasa olup, halkın iradesini esas alan, yönetimde salt merkeziyetçiliğe dayanmayan bir yapıda düzenlenmiştir.

Devamını oku...
 
GÜNAH KEÇİSİ ELVERDİ Yazdır E-posta
Yazar Ömer GÜRCAN   
Monday, 19 April 2010

ALİ  ELVERDİ BOĞULARAK ÖLDÜ.

DENİZLERİN GÜNAH KEÇİSİ ÖLDÜ.

Denizlerin idamı Nasıl mı oldu?

Savcı Baki Tuğ idam istedi. Mahkeme Başkanı Ali Elverdi kalemini kırdı. Mecliste Adalet Partililer üçe üç dedi? ve gençler asıldı.

Ali Elverdi kimin paşasıydı? Niçin paşa yapılmıştı?

Bu mahkemeye kimler bunları atamıştı?

Cumhurbaşkanı kimdi? 

Ali Elverdi'nin sağında ve solunda oturan hakimler kimdi?

Başbakan  hangi partidendi. Hükümet üyeleri hangi partilerdendi?

Yargıtay da idamları onaylayanlar kim di?

YASAMA-YÜRÜTME- YARGI . KUVVETLERİN AYRIMI NASIL BİRLEŞİP GENÇLERİ BOĞDU.

CUMHURİYET DEĞERLERİNE BAĞLI , HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE İNANAN YARGIÇLARIMIZ NASIL ONURLU DAVRANIŞ GÖSTERDİLER?

HİÇ MERAK ETMİYORMUSUNUZ?

BİR KISMINI BEN ANLATAYIM...

 

Devamını oku...
 
DİRENİŞ TEOLOJİSİ Yazdır E-posta
Yazar İhsan ELİAÇIK   
Friday, 16 April 2010

Latin Amerika’da “kurtuluş ilahiyatı” veya “özgürlük teolojisi” olarak ifade edilen akım öteden beri hep ilgimi çekmiştir. Mümkün mertebe elime geçen özgürlük teolojisi metinlerini büyük bir dikkatle okurum.

Birikim Dergisi’nin son sayısında da ele alındığı gibi “Tanrı’ya alttakilerin gözüyle bakmak”, günümüz İslam dünyasında, hele de Türkiye’de şiddetle ihtiyaç duyulan bir yaklaşım…

Prof. Dr. İlhami Güler’in son kitabı “Direniş Teolojisi”nde geçen bir makale başlığındaki gibi “İşgal ve tahakküm durumunda İslam, kurtuluş/direniş teolojisine dönüşür”

Ankara İlahiyat’tan değerli dostum İlhami Güler, “Direniş Teolojisi” adını verdiği yeni kitabında usta işi bir felsefi derinlikle İslam dünyasının “kurtuluş ilahiyatını” inşa ediyor.

“Sokağın sesini” veya “Tanrı’ya alttakilerin gözüyle bakmayı” akedemyanın                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      içinden dillendiriyor. Bunlar Türkiye İlahiyat Fakülteleri’nde pek göremediğimiz bir tarz…

 

Devamını oku...
 
MAHKEME KADIYA MÜLK DEĞİLDİR Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ   
Saturday, 10 April 2010

Nursel TOZKOPARAN'ın haberi  

kullanSavcı Sacit Kayasu…

Tam on yıl önce “darbe yapanlar yargılansın” dedi. Dedi demesine ama başına gelmedik kalmadı.

Üç yıl açığa alındı. Ve meslekten ihraç edildi.

”Doğruyu söyledim, dokuz köyden kovuldum. Onuncu köyün savcısı oldum” diyor Sacit Kayasu.

Mesleğe dönmek için yıllarca hukuk mücadelesi verdi. Ve nihayetinde avukatlık hakkını kazandı. Ama şimdilerde tek istediği savcı olarak tekrar görevine devam etmek.

Yeni Anayasa paketi değişikliği ile tekrar konu gündeme geldi. Basın tekrar Savcı Sacit Kayasu’nun peşine düştü. Röportajlar yapıldı. Aldığım duyumlara göre Doğan grubuna bağlı Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde savcı ile yapılan röportajlar yayınlanmamış.

Ben de merak ettim.

Gerçekten kendisi ile röportaj yapıldı mı?

Kimler yaptı?

Ve neden yayınlanmadı?

Soruların cevabını siz de merak ediyorsanız bu sohbeti kaçırmamanızı tavsiye ederim.

HEM HÜRRİYET HEM MİLLİYET RÖPORTAJI YAYINLANMADI

Sacit Bey, Hürriyet ve Milliyet gazeteleri sizinle röportaj yaptılar mı?

Evet. Hürriyetten ilk bu olay olduğunda, 2000 yılında, geldiler. Bir de bundan bir ay önce falan geldiler. Ama röportajların hiçbiri yayınlanmadı. Son gelen deneyimli muhabire

dedim ki; “Zahmet ettin geldin ama bu yayınlanmayacak.” “Öyle bir şey olur mu?” dedi. Dedim ki; “Tamam sen Cumhurbaşkanları ile röportaj yaptın ama benle yaptığın röportaj yayınlanmayacak, göreceksin” dedim. Nitekim artık yayınlanması gereken süre olarak 4’üncü haftaya giriyor.

Daha önce de yani bu olay olduğunda İstanbul’dan çok tanınmış muhabirler gelmişti.

Devamını oku...
 
PAŞA PAŞA HESAP VERECEKLER Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ   
Thursday, 08 April 2010
'Paşa paşa hesap verecekler'
07 Nisan 2010 / 18:35
Darbeye teşebbüs ettiği iddiasıyla idam edilen Binbaşı Fethi Gürcan'ın oğlu Ömer Gürcan, darbecilere adeta ateş püskürdü.
 

Türkiye'nin çalkantılı yıllarında sol gençlik hareketinin önemli isimleri arasında yer alan Yazar Ömer Gürcan, darbecilere ateş püskürdü. Darbeye teşebbüs ettiği iddiasıyla idam edilen binbaşı Fethi Gürcan'ın da oğlu olan Ömer Gürcan, "Cuntacıların sadece askerlerden ibaret olmadığına" dikkat Çekti; Darbe ürünü 12 Eylül anayasasını değiştirme girişimlerine ise destek verdi.

 

‘Allah Allah diye dövüşen ordunun kendi gençlerini hapishanelerde nasıl Allah Allah dövdüğünü, işkence yaptığını bir kere kabul etmesi lazım. TSK’nın önce halkından ve gencinden özür dilemesi lazım.’ diyen Gürcan, darbelere ve darbe sonrası yazılmış olan 12 Eylül anayasasına adeta ateş püskürdü.

 

Kanal A’nın Gün Ortası haber bültenine konuk olan Gürcan, ‘Bizim itibarımız gidiyor demeden önce kendileri nasıl itibarsızlaştıklarını nasıl işkenceci olduklarını anlatmaları lazım ve genç subaylara 12 Mart, 12 Eylül tüm harp okulunda Türk ordusunun yaptığı rezillikler olarak anlatılmalı.

 

 

DEVAMI

http://www.kanalahaber.com/pasa-pasa-hesap-verecekler-haberi-46909.htm

 

 

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 61 - 72 / 1215
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1578
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 2164404
Syndicate
 
left
Top! Top!
right