left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Cumartesi, 17 Kasım 2018
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
EN KAHRAMAN ASKER Yazdır E-posta
Yazar Zeki SARIHAN   
Salı, 02 Ağustos 2016

 

 

Devletin silahlı güçlerinin tümüne Türkçede “Ordu” diyoruz. Ordu kavramı, şimdi her zamankinden daha çok gündemde. Şu sorularla birlikte: Ordunun asıl görevi nedir? Ordu kime, nereye bağlıdır? Ordu hangi sınıfların çıkarını savunur?

İlkel insanların taş ve sopalarla avlandıkları ve diğer topluluklarla hâkimiyet mücadelesi verdikleri tarih öncesinde ordu kavramı yoktu. Ordular, insanların torağa yerleşip sınıflara ayrıldığı, devletin ortaya çıktığı dönemin ürünüdür. Bir ordunun iki görevi vardır: Birincisi devleti dışarıdan gelecek saldırılardan korumak ve bunun yanında başka devletleri zapt ederek devlete hükmedenlerin sömürü ve egemenlik alanlarını genişletmek; ikincisi devlete hükmeden güçlerin halk üzerindeki hâkimiyetini koruyup devam ettirmek.

Devamını oku...
 
HÜKÜMET NE YAPIYOR? Yazdır E-posta
Yazar Yavuz ALOGAN   
Cumartesi, 30 Temmuz 2016
 
AK Parti Genel Merkezi’ne Atatürk posteri ve Türk bayrağı asıldı

    AKP Genel Merkezi’nin ön cephesini kaplayan Mustafa Kemal resmini görünce, ne yalan söyleyeyim, çok gururlandım (bisiklet güzergâhımda olduğu için o binanın önünden sık geçerim). O resmi oraya astıran “tarihi mecburiyet”i düşündüm; “Atatürk Devrimi’ne teslim oldular” sözünü hatırladım.
Öteki “ayyaş”ın eseri olan Lozan Barış Antlaşması’nın 93. yıldönümü nedeniyle Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın verdikleri demeçleri okudum. RTE’nin, “Ne ördün, hiçbir şey örmüş falan değilsin” sözleriyle andığı 10. Yıl Marşı’nın Saray’ın önünde toplanan yurttaşlar tarafından koro halinde okunması ve  üzerlerine biber gazı sıkılmaması da bana gayet manidar geldi.
   
Devamını oku...
 
KİTAPLAR DA TUTUKLANIR Yazdır E-posta
Yazar Leyla AKGÜL La Kitap Yayınları   
Salı, 26 Temmuz 2016

 

 

Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de 474 kişi selben (asılarak) idam edildi. Siyasi idamlar genellikle “olağanüstü koşullar” denilen süreçlerde gerçekleşti. Adli suçluların en çok asıldığı dönemler de yine bu dönemlerdir. Bir bakıma adli suçlular siyasi suçluları asmaya meşruluk kazandırmak bir dolgu malzemesi olarak kullanıldı. 49 kişinin idam edildiği 12 Eylül Askeri darbesi sürecinde de böyle yapıldı. Bu büyük bir trajediydi.

Hayri Argav 1992-93 yıll...arında 12 Eylül’de idam edilenleri araştırdı. Ortaya çıkan tam bir vahşetti: İnsan hakları, hukuk her şey bir tarafa atılmıştı. Topluma gözdağı vermek için idamlar Türkiye’ye yaydırılmıştı. Dava dosyaları, Milli Güvenlik ve Danışma Meclisi, TBMM tutanakları incelendiğinde ortaya korkunç bir gerçek çıkmıştı: Erdal Eren, Veysel Güney, Ali Aktaş, Hıdır Aslan daha bir çok devrimci sırf sol görüşlü olduklarından dolayı idam edilmişlerdi.


Devamını oku...
 
Kader kapıyı çalıyor* Yazdır E-posta
Yazar Oğuzhan Kayserilioğlu- sendika.org   
Pazar, 24 Temmuz 2016

 

Kader kapıyı çalıyor* - Oğuzhan Kayserilioğlu

 

Yaşadığımız askeri darbe, bu coğrafyada yaşayan herkesi öncesinden epey farklı ve bolca belirsizliklerle dolu yeni bir döneme doğru itti.

Şimdi, herkes, o arada bütün politik güçler de, doğum sancıları çeken yeni zeminin üstünde tutunabilmek için, onun özgün yapısını, koordinatlarını, içinde hareket eden yeni süreçleri ve gerginlikleri, köşe taşlarını, hangi riskleri ve fırsatları taşıdığını anlamaya çalışıyor.

Aslında, her şey henüz o kadar çok ham ki, toplumsal ve siyasal güçlerin yaptığı her hamle, hatta ona anlam yükleme çabaları bile, aynı zamanda yeni dönemin yeni eğilimlerini ve dengelerini oluşturuyor. Her şeyden önce bütün her şeyin üstüne yerleşeceği yeni “zemin” henüz netleşmiş değil.

15 Temmuzdan “sonra”, şimdi sanki çok uzakta kalmış gibi gelen “öncesinde” yaşadığımızdan daha yoğun bir türbülans içinde sürekli sarsılıp zorlanıyoruz.

Devamını oku...
 
ÖRSLE ÇEKİÇ ARASINDA… Yazdır E-posta
Yazar Zeki SARIHAN   
Cuma, 22 Temmuz 2016

 

Zeki Sarıhan's photo.

Son yaşadığımız darbe girişimi ve onu bastırma hareketi daha öncekilerle benzerlik taşıyorsa da her olayı kendi bağlamı içinde ele almak gerekir. Kullanacağımız şablonlar bizi yanıltabilir. Hükümet kanadının, dış politikada olduğu gibi içeride de tecrit durumundan kurtulmak istediği darbeden önce dile getirilmişti. İktidar, muhalefete göz kırpıyor. Bu olumsuzluklar deryasında olumlu bir gelişmedir.

Fotoğrafın bütününe baktığımızda ise görünen ne yazık ki, Türkiye halkının örsle çekiç arasında dövülmekte oluşudur. AKP ve “Hizmet Hareketi” bizi birlikte dövüyordu. Fetulah Tarikatının devreden çıkarılmasıyla bundan sonra AKP iktidarı tek başına dövecek!


Devamını oku...
 
Beyazlara Sövmenin Karşı Konulmaz Lezzeti! Yazdır E-posta
Yazar Gaffar YAKINCA   
Çarşamba, 13 Temmuz 2016
Conflict- Marie Laywine, İngiltere - Pastel çizim

Conflict- Marie Laywine, İngiltere – Pastel çizim

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en fırıldak siyaset kulübü olarak gösterebileceğimiz AKP, on küsur yıldır aynı numarayı tekrar ediyor, bir “Beyaz Türk” karikatürünü döverek iktidarını sürdüyor. Bu karikatür kimi zaman boğazda viskisini yudumlayan biri oluyor, kimi zaman mazlum kızların başörtüsünü çekiştiren bir cumhuriyet teyzesi. Bazen İzmirli bir “Yalı çocuğu” oluyor bazen bir plaza çalışanı ya da bir emekli amca. Söylemlerse hep aynı şekilde vücut buluyor : bu vatanı sevmeyen, ilk fırsatta bu ülkeyi terk etmeye hazır, halka yabancı, beleşçi… Ve bu karikatür tarif edilirken hep tüketim kalıplarına vurgu yapılıyor : Beyaz Türk’ümüz Starbaksta kahve içiyor, falanca diziyi seyrediyor, falan marka papuç ya da gömlek giyiyor, falan yere tatile gidiyor…. Bütün dolayımlarda hep aynı alt anlama gönderme yapılıyor : bunlar eski Türkiye’nin cebberut düzeninin ürünü olan vesayetçilerdir, İslam düşmanlarıdır, Kürt düşmanlarıdır.

Devamını oku...
 
Siyasette 'kitle manyağı' olmak Yazdır E-posta
Yazar Osman Çutsay haber.sol.org.tr   
Salı, 12 Temmuz 2016


 

Başka bir şey bu, başka bir eksikliğin ürünü. İlginin yokluğundan, bilinçsizlikten, entelektüel kapasite eksikliğinden doğup kitlesizlik sendromuyla habisleşen, bu nedenle önü alınamayan bir korkunç hastalık. Turgut Özal’ın faşist darbeden sonra masasına oturtup yemlediği solcuların dokusu tutmuştur. Çeşitli kimlikler altında aralıksız çoğalıyor işte.

Nasıl mı?

Solu vurmak için ve solculuk kisvesiyle sahnededirler: Servet önerileri falan değil, kitle bunları yerle yeksan ediyor, esir alıyor. Yalnızlıktan bunalmış bir biçimde, entelektüel kapasiteleri bir ara nedense bulaştıkları sosyalist mücadeleye yetmediği için, önlerine açılan kapıları reddedemiyorlar. Kendilerine para değil, “kitle” sunuluyor. Yeni ortaçağımızdaki en tehlikeli silah, sola karşı. Dedik ya, bunu mutlaka para nedeniyle yapmıyorlar. Özellikle genç ömürlerine yayılan yalnızlık senfonisinden bir anda sıkıldıkları için, sosyalizm dışındaki tüm kapılara hücum ediyorlar. Kitle ve onay görmek istiyorlar. Hangi kitlenin neye ve neden onay verdiği değil artık onlar için önemli olan, sadece beğeni ve onay peşindedirler. İtiraf edemedikleri, muhtemelen farkında bile olmadıkları bir açlık bu. Ölümcül bir vitamin eksikliği, “K vitamini” eksikliği...  “K”itlesizlik, mücadele edenleri zaman içinde “K”omünizme karşı, üstelik solculuk, komünistlik adına atağa geçmeye çağırıyor. Böyle bir “K vitamini eksikliği” işte...

Devamını oku...
 
Rojava’daki ABD üsleri kabul edilemez! Yazdır E-posta
Yazar Kurtuluş KILÇER- gazetemanifesto.com/   
Cumartesi, 09 Temmuz 2016
 
3 ABD üssü. Yani emperyalist ABD’nin 3 adet askeri üssü bulunuyor Rojava’da ya da Kuzey Suriye’de. PYD yönetimi altında bulunan bölgede.

Kobane’de yeni bir Fransız askeri üssü kuruluyor.

İngiliz askerleri Ürdün üzerinden olsun, Kuzey Suriye’de olsun, “Suriye muhalifleri” ile birlikte savaşın bir bileşini.

Almanlar bir taraftan. Rusya Suriye yönetimi tarafından davet edildi.

Bu fotoğraf normal karşılanamaz. Bu fotoğraf meşru görülemez.

Daha dün Rojava’da devrim oldu diye Türkiye solunun bir kısmının gündeme getirdiği gelişmelerin bir başka boyutunu oluşturuyor bu durum.


Devamını oku...
 
Avrupa Patladı, Yerli Vakvakların Başı Sağolsun Yazdır E-posta
Yazar Gaffar YAKINCA   
Pazar, 26 Haziran 2016

 

Avrupa Miti - Nathalie Guerra, Belçika - akrilik

 

 

Avrupa Miti – Nathalie Guerra, Belçika – akrilik

 

Cuma sabahı itibarı ile İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan Taksim istikametine gidiyorum. Af buyurun daha kargaların pisliklerini didiklemediği bir vakitte uyanıp radyo programı yapmaya gelmiş olan siyaset ve “ekönömi” yorumcuları kaygıdan pelte olmuş ses tonlarıyla ah vah ediyorlar.

“Hayırdır yahu yoksa başkan babamıza bir şey mi oldu” diyerek heyecanla kulak kabarttım, yok mevzu o değilmiş, İngiltere’deki referandumda AB’den ayrılmak isteyenler galip gelmiş, dertleri oymuş.

Arkadaş, zannedersin ki yuvaları yıkılmış, anaları babaları ölmüş! CNN’nin NTV’nin çakma kanaat önderleri dokunsan ağlayacak haldeler. Hele Egebıoy’la beraber şu bakara/makara işlerine bakan bir tanesi var ki hem üzgün hem kızgın, feryat ediyor “alçaklar, Dünya’nın en büyük barış ve demokrasi projesini yıktılar” diye… Evet dostum, barış demokrasi ve kardeşlik, hatta çokseslilik, çeşitlilik falan… neredeyse beni bile ağlatacaksın!

Devamını oku...
 
Liselerde ne oluyor? Yazdır E-posta
Yazar Yılmaz ÖZDİL - SÖZCÜ   
Çarşamba, 22 Haziran 2016
 
3-lise-daha-isyan-dalgasina-katildi-147936-1.
Tutucu, hatta gerikafalı öğretmenler tarafından yönetilen, eğitim denilen kavramı disiplin'den ceza'dan ibaret gören, öğrencileri cendereye sokan, öğretmeyen, ezberleten, asık suratlı bir liseydi.

Sınıf, etüd, yatakhane üçgenine sıkıştırılan öğrencilerin monoton hayatı, okula gelen yeni edebiyat öğretmeniyle bi anda değişti.
Bu genç öğretmen, öbür öğretmenlerin aksine, ders kitaplarını boşvermelerini, klişeleşmiş düşünce kalıplarını unutmalarını, fikirlerini özgürleştirmelerini, hayatlarını dolu dolu yaşamalarını, gençliklerini ıskalamamalarını öğütlüyordu. Üniversiteyi kazanmaktan başka amacı olmayan öğrencilerine, diplomanın her şey demek olmadığını anlatıyordu. Sizin gelecek planlarınıza başkaları değil, siz karar verin, kendi geleceğinize dair kendi hayalleriniz olsun diyordu. Mahalle baskısına boyun eğmeyin, sizden olmanızı istedikleri kişi olmayın, sadece kendinize kulak verin, kendiniz olun diyordu. Anlatılanları olduğu gibi kabullenmeyin, farklı açılardan bakın, kendiniz anlayın, kendiniz kavrayın diyordu.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 22 Haziran 2016 )
Devamını oku...
 
YALANCININ… Yazdır E-posta
Yazar TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)   
Salı, 21 Haziran 2016

 

Star gazetesi

 

Artık ne söylesek fazla, ne yazsak birileri bildiğini okuyor. Recep Tayyip Erdoğan dahil bütün dinci taifesi Firuzağa'da yaşanan plakçı baskınını içki içilmesine bağlıyor ve halkın duyarlılığına uygun davranılmadığı için böyle bir olayın yaşandığını dile getiriyor. Oysa işin rengi tıpkı Kabataş yalanında olduğu gibi değişti. Saldırganlar tarafından ileri sürüldüğüne göre 2 çocuk annesi Z.B. hakarete maruz kalmışmış. Şu paçavra gazete Star bu konuyu başlığına çekmiş. Z.B. ve eşi; bölgede rantın arttığını, evlerini terk etmeleri için mahalleliye her türlü provokasyonun yapıldığını diyesiymiş. Bildiğiniz gibi bu gazete daha önce de yalan haberle ülke gündemine Kabataş'ta bir anne ve çocuk arabasında bulunan çocuğuna akıl almaz şeyler yapıldığını yazmıştı. Sizin anlayacağınız bu gazete dipten doruğa sabıkalı. Ha, bir de ranttan falan söz ettirmiş ya güya saldırıya uğrayan kadına, işte bu da tam anlamıyla şaşkınlık olsa gerektir. Beyoğlu Belediye Başkanı kim? AKP'li Ahmet Misbah Demircan, Büyükşehir Belediye Başkını Kim? Kadir Topbaş. İktidarda kim var? AKP. Öyleyse nasıl oluyor da sözü edilen kadının söyledikleriyle plakçı dükkanının basılması arasında bağ kurulabiliyor? Uzatmayalım faso fiso işte.

Son Güncelleme ( Salı, 21 Haziran 2016 )
Devamını oku...
 
Hesaplaşma, iç savaş ve Foreign Polisy analizi Yazdır E-posta
Yazar Merdan YANARDAĞ -abcgazetesi.com   
Pazartesi, 20 Haziran 2016
 
Türkiye’de siyasal ve toplumsal gerilim her geçen gün derinleşiyor. Cumhurbaşkanlığı makamını ele geçiren Tayyip Erdoğan, hemen her gün yaptığı hamlelerle bu gerilimi daha da tırmandırıyor. Örneğin, İstanbul’da katıldığı bir iftar programında, “kendi düşünce ve hayat tarzlarını bütün ülkeye dayatarak toplumun huzur ve barışını bozanların” Ramazan’da içki içiliyor diye Cihangir’de kafelere saldıran yobazlar değil, Gezi eylemlerine katılanlar olduğunu söylüyor. Toplum provoke ediliyor. Ülke, herkesin bildiği bir cinayetin işleneceği güne doğru sürükleniyor.

Daha açık bir ifade ile Türkiye bir iç savaşa doğru gidiyor. Yakın zamana kadar yandaş Star gazetesinde yazan islamcı ama muhalif yazarlardan Levent Gültekin, Erdoğan'ın da iç savaşı göze alan bir siyaset izlediğini belirtiyor. Gültekin’in aktardığı bir anekdot bu bakımdan önemli; emekli olan bir üst düzey bürokrat (adını ve ünvanını vermiyor ama müsteşar olmalı) Erdoğan’a veda ziyaretine geliyor. Görüşme sırasında Cmhurbaşkanı bundan sonra yapacaklarını anlatıyor. Erdoğan’ı dinleyen üst düzey bürokrat, söylediklerini yapması halinde “iç savaş çıkar” diyerek onu uyarıyor. Aldığı yanıt tüyler ürpertici; “İç savaş çıkarsa ezer geçeriz”. (1)


Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 61 - 72 / 2203
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2762
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 34934554
Syndicate
 
left
Top! Top!
right