| |
|
|
"DEMOKRASİ"YE YUMUŞAK GEÇİŞ |
|
|
|
Yazar DR. HİKMET KIVILCIMLI
|
|
Thursday, 27 October 2011 |
|
Menderes, çoğunluğun diktatörü olarak, Millet Meclisinde bir gün parmağı ile İsmet Paşayı göstererek: "Bu adam!" diye bağırmıştı, "Bu adam eğer 1945 yılı DP merkezine 2 görevli jandarma ile bir polis göndermiş olsaydı, şimdi iktidarda olan Demokrat Parti'nin bugün yerinde yeller eser, namı nişanı, kalmazdı!" Söylenen doğruydu. Tam o sıra ülkeye "Paşa Demirkıratı istememiş" diye yayılan bir haber üzerine, bütün kurulmuş DP ocak, bucak, ilçe, il örgütlerinin astıkları tabelalar yerlerinden sökülerek Ankara'ya gönderilmiş ve DP'den "toplu istifaların" başladığı görülmüştü. Paşa'nın yakınları daha ilginç bir olayı belirttiler. DP örgütünün paniğini gören Bayar-Menderes ekibi Paşa'nın huzuruna koşarlar. "Anan yahşi, baban yahşi" taktiğiyle Paşa'nın büyük ocağına sığındıklarını belirtirler. Herhalde "ecanibe karşı" demokrasi oyuncuğunun bozguna uğramasının çok "ayıp" düşeceğini de belirtmişler, Bunun üzerine Paşa gevşemiş. Karşısında "Nuh deyip peygamber demez" durumda dikilen, o bütün kapıkulları gibi "kraldan ziyade kralcı taraftarı" Recep Peker'e "Ne dersin Recep, bırakalım şunlan baksana, onlar da belki iyi bir idare ederler!" Onun üzerine Demokrat Parti üzerindeki ipotek kaldınlmış. Menderesler seçimi kazanıp iktidara gelmişler.
|
|
Devamını oku...
|
|
SARP KURAY'IN DEDİĞİ GİBİ |
|
|
|
Yazar CÜNEYT KURU
|
|
Tuesday, 25 October 2011 |
|
KENDİMCE… Ne sıraları ne günleri sezinlemez” batıp çıkmalar. 1928 yılı yeniden “Düyun’u Umumiye” borçları. “Gitsinler sultanlarından alsınlar. Demokraside mebus tayin edilmez.” İzmir’de, “Ameleden adamları iktidara getirmek” suçu. 4 yıl 6 ay 15 gün. Siverek yerine Afyon-Konya-Adana-Müslimiye-Mardin-Diyarbakır yoluyla: “Elaziz Kürdistan’ın Payitahtıdır” ve “Alfabesinden cebr’i alasına değin sosyalizm”.Doktorun yol hikâyesi 22 yıllık mahpusluk, tutsaklıkta Sosyalist olmak, iki yoldaş, iki mahpusluk, Sincan, yaşamını Sosyalizme adamış Sarp Kuray, Anadolu iki yoldaşın kesiştiği coğrafya, yorumlama, bakış, akılcılık, gerçekçilik, yokçuluklar, gerçekten demokratik Türkiye sevdası, umut ve iki adam, yalnız, kararlı, sert iki adam, özgürülüksüz, tefeci-bezirgâna kafa tutan iki yaşam. Karadeniz günlerdir ağlıyor, ıslaklık topraktan ayrılmıyor, Türkiye ateşten çember, dört bir tarafı sarılmış, öksüz kalmış güzel ülkem, sabahın sahipleri sessiz, günler baskı, zülüm ve kan getiriyor ve benim ülkem yarım yüzyıldır ağlıyor, Anadolu ne acılara göğüs gerdi, Kalender Sultan, inanmışlığın direnişi, kudretli efendilerin acımasızlığı, kutsallık savaşlarının, binlerce yılık Mezopotamya kültürünü yok edişi, Finans-Kapitalin, atlı süvarilerinin toraklarımıza kan, gözyaşı getirişinin hikâyesi, yazmak kolay değil, ağlayan bir ülkeyi anlatmak kolay değil, savaşıyoruz, doğayla, kendimizle bitmek bilmeyen bir çatışmanın ortasındayız, çocuklar şeker yesinlerin, aydınlık yarınların yorgun savaşçıları sağa savrulurken taşradan yazmak kolay değil. İki onurlu yaşam, iki tutsaklık, iki özgürlük mücadelesi, milyonlarca devrimcinin güvercin yaşamında ki tedirginliği, baskı, zülüm, kanın Halklara sıçrayışı, karanlıktan aydınlığa, Dr. Kıvılcımlılara, Denizlere, İbolara, Mahirlere, Sarplara tam bağımsız Türkiye sevdalılarının yokçuluklarına selam olsun. Ahmet Kayanın dediği gibi, sırat köprüsünden geçtik, zehir gibi sular içtik, Mügelere, Mehmet Alilere, ırkçılıkları, karanlığın efendilerine teslimiyetçilere tarih, hesap sormaya devam edecek. |
|
Devamını oku...
|
|
VİCDANLARI KÖRELTEN BİR "ÖL VE ÖLDÜR" ÇENGELİ |
|
|
|
Yazar ABDULLAH ÖCALAN
|
|
Sunday, 23 October 2011 |
Kürt ve Ortadoğu toplumu olgusunda gerekli olanın çok kan dökerek sorunları çözme yerine, köklü entelektüel çıkışlara ihtiyaç olduğuna dair kanımı da hiç yitirmedim. Bocalama bu iki eğilim arasındaydı. Kan ölçüleriyle, entelektüel çığır ölçüleri ben de adeta boğuşuyordu. Eğer çok ufak bir fırsat görsem bile entelektüel politik çıkışa ağırlık vereceğimden kuşkum yoktu. Özellikle Filistin-İsrail sorunundaki çıkmazlar bana kör şiddetin anlamsızlığını daha da açıklar nitelikte gelişince "şiddet felsefesini" yeniden çözümleme gittikçe kaçınılmaz hale geliyordu. PKK'nin içinde belli bir düzeyde ortaya çıkan ve örgütü bir çok bakımdan zorlayan, neredeyse önlenmesi zor, yozlaşmış çete anlayışı bu yönlü eğilimimi güçlendiriyordu. Bu gerçekliğin arkasında ise, tüm modern sorun ve çözüm yollarının Avrupa kaynaklı olduğu inancı, Avrupa üzeri arayış gereğini dayatıyordu. Adeta ikiye parçalanıyordum. Atina üzeri Avrupa'ya çıkış yapmaya çalıştığım 9 Ekim 1998 ve sonrası, özünde modernist paradigmanın bakış açısının şahsımda yaşanan iflasıydı. Çok sığ ve kuşkulu zihniyet yapımı tüm dönüştürme çabalarıma rağmen ülke içi başarılı bir özgürlük gücüne tam ulaştıramamamın ve bu yönde önümdeki engellerin bir anlamda beni zorunlu olarak uygarlığın yetkin temsil gücü olan Avrupa'ya çıkış yapmaya zorladığı açıktır. Bu gerçeklik bir anlamda da kendi özgücüne güvensizliğin itirafıdır. Yaşanan tarih, zamansallık ve mekan olarak derin bir çıkmazı ifade ediyordu.
Yaklaşık yirmi yıllık (1979-99) Ortadoğu'daki çabalarım çok önemli gelişmelere yol açmasına rağmen, tıpkı Ortadoğu toplumunun kendisi gibi, içinde yuvarlandığı kördüğümü kalıcı çözüme taşımaya yetmedi. Önümde beliren iki yoldan diğeri olan 'dağdaki savaş'a yönelmem bir olanaktı. Fakat hem çok gecikmiş olmam hem de silahlı güçlerin kutsal olması şurada kalsın, dejenere olmasının arzulananın zıddı sonuçlara yol açtığını görmem, bu alanda kısa ve kolay bir çözüm umudumu adeta köreltiyordu. Bir de mevcut güçler mevzilenmesinde kolay çözümden ziyade, vicdanları körelten bir 'öl ve öldür' çengeline takılmış yaşam alışkanlığı, aslında ahlaki ve felsefi olarak da giderek bireylerin yanlış yürüdüğünü ortaya koyuyordu. Dağa yönelmem, belki teknik taktik anlamda düzeltmelere yol açabilirdi. Ama bunun nihai, stratejik bir çözüme yol açabileceği kuşkulu görünüyordu |
|
Devamını oku...
|
|
FATMA NUDİYE YALÇI |
|
|
|
Yazar GÜRKAN HACIR-AKŞAM
|
|
Tuesday, 18 October 2011 |
Salondan Sinop Zindanı'na Kadına şiddet her zaman vardı. Ama son dönemde algımız mı değişti ne? Her taraftan bir kadın ve şiddet öyküsü fışkırıyor. Peki bu bitmeyen şiddet dalgası nasıl sona erecek? Elbette direnerek...Yoksa bu vandalizmi alt etmemiz mümkün değil. Üstelik tarihimizde direnişi yaşam biçimi haline getirmiş isimler varken... Örnek mi istiyorsunuz? Buyurun o halde Fatma Nudiye Yalçı'nın yaşamı...
FATMA Nudiye Hanım, 1904'te İstanbul'da doğdu. İstanbullu bir ailenin kızıydı. Babası bir gemi subayıydı. Varlıklı sayılabilecek bir yaşamları vardı. O dönem İstanbul'un en zenginlerinin oturduğu Talimhane'deki Bursa Apartmanı'nda oturuyorlardı. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne gitti. Edebiyata ilgisi de o yıllarda başladı. Tam bir kitap kurduydu. Fatma Nudiye okuldan mezun olur olmaz dönemin en gözde gazetecilerinden Nizamettin Nazif Tepedelenli ile evlendi. Nudiye Nizamettin adını aldı. Nizamettin Nazif Bey Marksist'ti. Fatma Nudiye Hanım Marksizm'in temel ilkelerini ondan öğrendi. Ama evlilikleri uzun sürmedi, 1928'de ayrıldılar. DOKTOR'LA KARŞILAŞIYOR Fatma Nudiye bu evlilikten sonra politik olarak daha da bileylenmişti. Dönemin muhalif dergilerinden olan Resimli Ay'a gidip gelmeye başladı. Serteller'in bu ünlü dergisinin müdavimleri arasında kimler yoktu ki? Nazım Hikmet'ten Doktor Hikmet Kıvılcımlı'ya kadar. Ülkenin bütün şöhretli 'komünist'lerinin ikinci adresi olan Resimli Ay, Kıvılcımlı'nın de uğrak yeriydi. Doktor, Fatma Nudiye Hanım'ın güzelliğinden etkilendi. Yakınlaştılar. 1932'den itibaren artık karı koca hayatı yaşamaya başlamışlardı. Ancak evlenmediler. Doktor, Türkiye'de komünist olmanın bedelini biliyordu bunun üzerine bir de 'evlilik' taşınamazdı. DEVAMI http://www.kadinhareketi.org/content/view/1144/1/ |
|
Devamını oku...
|
|
DEVRİMCİ HALK PARTİSİ MYK VE MDK |
|
|
|
Yazar DEV-PARTİ BAŞKANLIK
|
|
Tuesday, 18 October 2011 |

DEVRİMCİ HALK PARTİSİ MERKEZ YÜRÜTME VE MERKEZ DİSİPLİN KURULU GÖREV DAĞILIMI ÇİZELGELERİ| Sıra No | Adı ve Soyadı | Doğum Yeri ve Tarihi | Partideki Görevi | | 1 | MEHMET ÖMER GÜRCAN | KAĞIZMAN 09.02.1949 | GENELBAŞKAN | 2 | SEMA ÖZCAN | ANKARA 11.12.1961 | BAŞKAN YARDIMCISI (ÖRGÜTLENME) | 3 | TURAY TURAN | SELİM 10.071974 | BAŞKAN YARDIMCISI(SENDİKALAR) | 4 | EROL SOYSEVER | GELİBOLU 16.12.1942 | BAŞKAN YARDIMCI(JEOPOLİTİKA ) | 5 | AHMET GÖNEL | KANAK 02.91.1951 | BAŞKAN YARDIMCISI(SİVİL TOPLUM) | 6 | MUSTAFA KEMAL GÜLTEKİN | LEMOS 22.11.1960 | BAŞKAN YARDIMCISI(PROJE GELİŞTİRME) | 7 | CELAL ÖZCAN | İDRİSKORU 01.09.1959 | BAŞKAN YARDIMCISI(SİYASİ PARTİLER) | 8 | TAMER DAĞKIRAN | AKDAĞMADENİ 02.11.1963 | BAŞKAN YARDIMCISI(MALİ İŞLER) | 9 | İBRAHİM PETEKÇİ | PAZARCIK 01.01.1968 | BAŞKAN YARDIMCISI(SAĞLIKVE ÇEVRE) | 10 | CÜNEYT KURU | GİRESUN-GÖRELE 19.01.1972 | BAŞKAN YARDIMCISI(GENÇLİK) | 11 | OĞUZ TEKİN | DÜZCE 17.05.1950 | BAŞKAN YARDIMCISI(HUKUK) | |
|
Devamını oku...
|
|
BİZİ BULUŞTURAN VİCDANIMIZDIR |
|
|
|
Yazar ADİLMEDYA
|
|
Monday, 17 October 2011 |
| "Bizi Buluşturan Vicdanımızdır" | | |
| | | | İslami çevre zamanla kapılarını liberalizme ve liberallere açtı, hatta onları öğretmen belledi. Sosyalizm ve sosyalist dünyanın ise kapitalist dünyaya bir itirazı var. Sosyalist vicdan var. Ben de diyorum ki “benim okuduğum Kur’an’ı okuyanların yeri Kapitalist dünya olamaz, bu mümkün değil. Bu en fazla Sosyalist dünyanın, Sosyalist vicdanın durduğu yer olabilir.” Hatta şöyle demesi gerekir: Son iki yüz yılda ben dünyada yoktum, tarihten çekilmiştim. Sol biz yokken kapitalizme itirazda bulunmuş, sağ olsunlar, hadi şimdi kaldığımız yerden devam edelim!
Türk edebiyatının görkemli kalemlerinden Mehmet Eroğlu, “Fay Kırığı” üçlemesine “Emine” ile devam ediyor. Eroğlu’nun bir aşk örgüsü etrafında günümüz Türkiye’sini, meselelerini ele aldığı romanın en büyük sürprizi ise kahramanı Hasan Hoca’nın İhsan Eliaçık’tan esinlenerek yaratılmış olması... Biz de biri komünist, diğeri siyasal İslam kültüründen gelen bu iki ismi buluşturduk.
| |
|
Devamını oku...
|
|
DİN NEDİR? |
|
|
|
Yazar Dr. HİKMET KIVILCIMLI
|
|
Friday, 14 October 2011 |
|
Konumuz; " Din "; üzerinde en çok spekülasyon: düşünce vurgunculuğu yapılan alan! Oysa tam tersi olması gerekir: öyleyse bilimin en çok kılıç kuşanması gereken alanlardan birisi de din konusu olmalıdır. Bu yüzden bu alanda "İdeoloji" ve "politika" sökemez, sökememelidir. O yavanlıklar ancak bilim ateşiyle durdurulup dönüştürülebilir. Meselemiz hiç de İkincil-üçüncül kategoriden bir iş sayılamaz. Çünkü din konusu, sadece toplumun çatısında tıkırdayan bir kültür meselesi değil, insan beyninde düşünce mekanizmalarında işleyen adeta sistemleşmiş canlı bir düşünce biçimidir. Ve insan beyninde kolayca sökülüp atılamayacak derinliklere yapışmış köklere sahiptir. Söküldü sanıldığı yerde, başka bir nesnenin veya konunun Fetişe edilişine: tapımına dönüşmüştür: İnsan şuuru kendisini bilemedikçe ne maddi nesnelerin ne de manevi konuların fetişizmini (tapıncını) aşamaz. İnsan toplumunun gidişine göre daha maddi daha manevi tapınışlar öne çıkmaktan geri durmazlar. Ama bu öne çıkışlar daima insan zihninin işleyiş yasalarına etle tırnak gibi bağlı gelişirler. Çünkü insan üretici gücü toplumsal kanunlarla işlerken, herşey insanın beyin aynasında yansımakla kalmaz; o yansımalar yeniden topluma dönerken etki tepkilerde insan zihni ve toplum, kuşaklar boyunca sürüp giden gelenek göreneklerini oluştururlar. Ve onlar kolay aşılıp - kazınamaz. İnsan toplumu ve düşünüş sistemi, hasbel kader tesadüfi olarak tanrısallaştırmalara kapılmadığı gibi; "Matah" fetişizmine veya nesnelerin tapıncına, illüzyonlarına da öyle gelişigüzel düşmez veya düşürülemez. Başta toplumsal gidiş kanunları etkin bulunur. Her kişide ayrı ayrı yansıyan düşünce işleyişi de, kendi başlarına ayrı birer dünyadır. Ve ayrı bir uzmanlık alanı oluşturur. Fakat toplumsal yasaların işleyişlerinden hayat buldukları için son zerrelerine kadar toplumsaldırlar. Ve kanunumuz içine girerler. " |
|
Devamını oku...
|
|
FİNANS KAPİTAL NEDİR? |
|
|
|
Yazar Hikmet KIVILCIMLI
|
|
Friday, 14 October 2011 |
Finans Kapital Nedir?Sosyalist,12 Nisan 1967 SOSYALİST çıktı çıkalı "Finans-Kapital" sözü en sık geçen bir frenkçedir. Türkçesi malî sermaye diye çevrilse, daha anlaşılır olamaz. Kapital, bildiğimiz sermayedir. Finans: Maliye, büyük şirket ve bankalar işidir. Ancak, tarih içinde sermayenin geçirdiği değişiklikler gözönüne getirilmedikçe, Finans - Kapital sözünün anlamı ve önemi kavranamaz. Medeniyetten önce, insan Toplumu SOSYALİST idi. O ilkel sosyalizmde, ne sınıf, ne sermayeci vardı. Herşey toplumun ortak malıydı. Medeniyet özel sermaye ile doğdu. Onun için, bugün hâlâ özel sermaye vurgun yapmazsa medeniyet ölür, sananlarımız çoktur. Oysa medeniyet gibi, sermaye de ezeli, değişmez şey değildir. İlk özel sermayeci tip Sümerlerde "TAMKARA" adını alanlardan bunlar toplum varından aşırdıkları değerle Antika Sermaye diyeceğimiz gücü edindiler. Batıda, kapitalizm doğmadan önceye dek dünyayı allak bullak eden antika sermayeye önsermaye (PREKAPİTAL) denir. Önsermaye iki başlıdır: a) Tefeci sermaye: Para alışverişi yapıp fâiz alır. b) Bezirgân sermaye: Mal alışverişi yapıp kâr eder. Marks'ın "İkiz kardeş" dediği Tefeci - Bezirgân sermayenin, modern sermayeye zıt olan yani: Üretime karışmaması ile özetlenir. Antika toplumda üretimi ya hür küçük üretmenler (esnaf, köylü) yapar, yahut büyük toprak beylerinin geniş çiftliklerinde köleler yapar. Esnaf ve köylünün küçük üretiminden, yahut efendi ve beylerin büyük üretimden çıkardıkları malları pazara çıkarıp kâr sağlayan bezirgân sermayedir. Küçük üretmenleri (esnaf-köylüleri) ve beyefendileri ağır şartlarla haraca bağlayıp fâiz sağlayan tefeci sermayedir. Bu sıfatla, Tefeci-Bezirgân sermaye, üretim ve toplum düşmanı olarak dinlerce lânetlenmiştir. |
|
Devamını oku...
|
|
USULCULUK.. |
|
|
|
Yazar CÜNEYT KURU
|
|
Friday, 14 October 2011 |
|
Finans Kapital gelişmesini, Devletleri uluslaştırarak sağlar. Halkına düşman, Millete dost yaparak, büyümesinde ki engelleri ortadan kaldırarak, toplumların değerlerini kendi ekseninde dönüştürerek geliştirir. Ezanın sesi yükseldikçe, Finans pazarına morfini akıtır. Toplumsal barış, bezirgân-tefecinin sonu anlamına gelir. Üretim fazlası stoklarını eritmenin yolu savaş Kapitalizm için kurtarıcıdır. Yaşamların yok olması, tefecinin umurunda değildir. Büyük emperyalistler ve tekeller, dünyayı ekonomik, sosyal ve politik olarak yönlendirir duruma geldikleri gibi, borç faiz yoluyla dünyanın kaymağını yedikleri ve en büyük karı borç faiz sarmalında elde ettikleri ve parayla kazanarak emekçi halkaları yoksulluk ve sefalet içine ittikleri bir gerçektir |
|
Devamını oku...
|
|
VATAN KIVILCIMLI, KIVILCIMLI VATAN |
|
|
|
Yazar ASAF GÜVEN AKSEL
|
|
Wednesday, 12 October 2011 |
|
Büyük devrimci Hikmet Kıvılcımlı, 40 yıl önce bugün Belgrad kentinde yaşamını yitirdi. Kıvılcımlı'yı, Asaf Güven Aksel'in kaleminden anıyoruz. İskra ve vatan * Soyadı, çıkardığı Kıvılcım dergisinden. Kıvılcım, Lenin’in İskra’sından. İskra’yı soyadı aldı, kurduğu partinin adı Vatan’dı. Bu bileşime, Dr. Hikmet Kıvılcımlı denir. Hikmet Kıvılcımlı’yı ya birkaç anahtar kelime anlatabilir, ya da ciltlerce kitap. Arası yoktur. Hep eksik kalır. Kelimelerin genelleyicilerini atıp, karakteristiğini yansıtanları seçmek de zor. Türkiyeli. Şu an için, en uygunu bu geliyor. “Dünya ve Türkiye tarihinin en büyük devrilişler ve devrimler günleri”ne denk düştüğünü söyler, çocukluğunun, ilkgençliğinin. 1902’de doğduğu Priştine, Osmanlı İmparatorluğu’nun Makedonya’sında bir kasabadır. O imparatorluğun çöküşünü görmüş, dahası, tarihe gömülmesine katkıda bulunmuştur, yerini alacak olanın saflarında. Yörük Ali Efe çetesinde Kuvayı Milliye gönüllüsüdür, işgalciyle savaşan gizli gençlik örgütünün yöneticisi de olacaktır. Sonra, Şefik Hüsnü’nün “çarpıcı fikirleri”, derken TKP. Askeri Tıp Akademisi’nden mezun olduğu 1925, 10 yıl kürek cezasına çarptırılarak “asıl yüksek okul”la tanıştığı yıldır aynı zamanda. Bir yıl “tahsil görüp” afla bırakıldığı bu okulda aldığı eğitimden memnun kalır, 1929’da bu kez 4 yıl 6 aylık bir öğrencilik yapar. “Yol” kitap dizisini kaleme aldığı, partisine yeni bir hat önermeye yönelik, “sosyalizmi özümsemeyi, Türkiye’nin orijinalitesini kavramayı” hedefleyen bir öğrencilik. Kısa bir ara verir “eğitime”, öğrenip biriktirdiklerini, kurduğu Marksizm Biblioteği’nde aktarmaya başlar. Sosyalist literatürün temel yapıtlarıyla buluşturur ülkeyi, çoğunu bizzat çevirerek, yanlarına anlaşılmasını kolaylaştırıcı özgün kitaplar ekleyerek. 1938’de, yeniden “okuluna” döner ve 12 yıl, yazdığı onlarca kitaba bakılırsa, “öğretim görevlisi” olarak kalır. 1950’de “teneffüse çıktığında”, iktidarda DP vardır. |
|
Devamını oku...
|
|
ÖLÜMÜNÜN 40. YILINDA Dr. HİKMET KIVILCIMLI ve ESERLERİ |
|
|
|
Yazar AHMET KALE
|
|
Tuesday, 11 October 2011 |
|
1902’de Priştine’de doğup, 1971 yılının 11 Ekim’inde Belgrad’da kaybettiğimiz Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye Sosyalist Hareketi’nin önemli bir teorisyeni, yaşamını insanlığın kurtuluşuna adamış önemli bir bilim insanı, örgütlü pratik mücadeleden geri durmamış, devrimci duruşuyla örnek bir eylemci, örnek bir insandır.
Çok genç yaşında, emperyalist işgale karşı silahlı direnişe de katılan Kıvılcımlı, nihayet Askeri Tıbbiye öğrencisi iken, Türkiye Komünist Partisi hücresinde örgütlü olarak işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesine katılır ve son nefesine kadar da bir an bile o mücadeleden kopmaz. 1925 yılındaki kongrede gençlik temsilcisi olarak seçilir. Partinin yayın organı olan Aydınlık’ın özel gençlik sayılarında Ahmet Tevfik takma adıyla yazıları yayınlanır. Aynı yıl tutuklanarak, İstiklal Mahkemesinde yargılanıp mahkûm olur. Böylece tutuklama, işkence ve zindan devri de açılmış olur. 1929 İzmir Tevkifatı, Kıvılcımlı’nın siyasi yaşamında önemli bir dönüm noktası olacaktır. Tutuklanma ve yargılanma sonucu, 4 yıl 6 ay hapse mahkûm edilir. O zamanki İzmir Hizmet Gazetesi’nin 29 Temmuz tarihli haberine göre:” Dr. Hikmet ise, kahverengi şapkasını giyerek, büyük bir soğukkanlılıkla; ‘Hepimiz, çıkarken Kızıl bir profesör olarak çıkacağız’ demiş ve gülmüştür” Hükümlülerin hepsi değil ama Hikmet Kıvılcımlı, hapishaneyi, her anını çalışarak ve üreterek geçirdiği bir üniversiteye dönüştürmeyi başarmıştır. 1933 yılında Elazığ cezaevinden çıkarken, onlarca cilt çeviri ve orijinal eserler vardır dağarcığında. 10 yıllık parti yaşamının deneyimleriyle yazdığı ve o zamanki Merkez Komiteye tartışılması umuduyla sunduğu “TKP’nin Eleştirel Tarihi: YOL” adlı 9 ciltlik eseri de bunlardandır. Bu eserler: “Genel Düşünceler”, “Yakın Tarihten Birkaç Madde”, “Parti’de Konaklar ve Konuklar”, “Parti ve Fraksiyon”, “Strateji Planı, Düşman: Burjuvazi”, “Strateji Planı, Müttefik: Köylü”, “İhtiyat Kuvvet, Milliyet: Şark” ve “Legaliteyi İstismar” başlıklarıyla bölümlenirler. YOL serisi, yazılışlarından 45 yıl sonra, 1978 ve sonrasında ancak yayınlanabilmiştir. |
|
Devamını oku...
|
|
BİR SİNEK BİR KARTALI VURDU YERE..ALMAN KARTALI.. |
|
|
|
Yazar DR. HİKMET KIVILCIMLI
|
|
Monday, 10 October 2011 |
|
Emperyalist Batı'nın "Basın - Yayın Hürriyeti" adını, verdiği şeye niçin o denli bayıldığına hak vermemek elden gelmez. "Hür Yayın" olmasa, Emperyâlizm kurdu, hangi kuzu postuna bürünebilir? Serbest uçkur, baldır, bacak gıdıklamalarıyle dolu "Hür Yayın" ortamında, esrar kabağına çevrilen insan kafası, Azraili kolayca kurtarıcı melek gibi görebilir. Bin bir rezalet, şantaj, fuhuş gürültüleriyle, insan : avcılar önünde zağar sürüsünden kaçan şaşkın av hayvanı durumuna sokuldu mu, artık burnunun ucunu göremez oluyor. Başka hangi rejim, Birinci ve İkinci Emperyalist Evren Savaşlarını, birer "Demokrasi" yahut "Hürriyet" savunması gibi milletlere yutturabilirdi? Üçüncüsünü de yutturmaya böylesine ince dolambaçlı, gizli yollardan çalışabilir. Ne sayede? "Hür Yayın" sayesinde. Birinci Emperyalist Evren Savaşı kimin eseri? Kayzer Wilhelm' in dik bıyıklarının eseri... İkinci Emperyalist Evren Savaşı kimin eseri? Kafatasçı Hitler'in sarkık perçeminin eseri... Kayzer kaçtı mı, Hitler kendisini yaktı mı. Emperyalizm "piyrü pâk" mâsum kuzucuk postu altında sistem olarak yaşar gider. Ta ki, Üçüncü Emperyalist Evren Savaşı gelip çatıncaya dek. Üçüncü Emperyalist Evren Savaşı nerede? Emperyalizm Kore'de, Emperyalizm Vietnam'da, Emperyalizm Süveyş'te, İsrail'de, Kongo'da, Nijerya'da... Bunların hepsi dünyayı "kıyıcığından dişleme"dirler. Asıl Üçüncü Emperyalist Evren Savaşı'nın göbeği, Avrupa'nın göbeğindedir. Avrupa'nın göbeği önce Macaristan'da kesilmek istendi. Olmadı. Çekoslovakya'da patlatılacaktı. Elvermedi. İçeriden bir Quisling'in : bir Dupçek, Mupçek'in el vermesi, bel vermesi lâzım ki, Emperyalizm işliyeceği cinayeti, bir hayat kurtarıcı ameliyat gibi gösterebilsin. Başka türlü, koca bir insanlık, kasaplık koyun gibi salhaneye sürülenemiyor. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 61 - 72 / 1506 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4789979
|
|
|