left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Perşembe, 11 Mart 2010
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Gençlik Meclisi
Bize Ulaşın
KÜRT SORUNU:GURUR VE ONUR Yazdır E-posta
Yazar İhsan ELİAÇIK   
Cuma, 11 Aralık 2009

KÜRT SORUNU: GURUR VE ONUR

Önce yazının temel öncülü mahiyetinde iki soru;

1- 1921 anayasasında “Türk” kelimesi geçmiyor. Meclise bile “Büyük Millet Meclisi” deniyor, devletin ismi olarak da “Türkiye Devleti” tabiri kullanılıyor, neden?

2- On kıtalık İstiklal Marşı’nın hiçbir yerinde “Türk” kelimesi yok, niçin?

Bu soruların cevabı önemlidir.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, 1 Ekim’deki Meclis açılış konuşmasında, konu tamamen bu olduğu halde “Türk” veya “Kürt” sözcüklerini hiç kullanmadı, bu yüzden de eleştirildi. Fakat ben bu tutumu girişteki iki sorunun mana ve ruhuna dönüş olarak okudum ve gayet yerinde buldum.

Çünkü Türkiye’nin bugün adına “Kürt sorunu” veya bu sorunu çözmek için “demokratik açılım” adını verdiği sorun, bu iki soru da saklı “kurucu akıl” ile çözülebilir.

 

Devamını oku...
 
TKP'nin T'si... Yazdır E-posta
Yazar Erdoğan USTA-TURNUSOL   
Cuma, 11 Aralık 2009

TKP’nin T’si...

Solda yeni bir merkez yaratma imkânlarının arandığı ve bu amaçla kitlesel bir sol parti kurmaya dönük çalışmaların sürdürüldüğü biliniyor. Geçtiğimiz hafta Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız’ın açıklamalarıyla bu çalışmalar ivme kazandı, ülke gündemine oturdu.

Henüz yolun çok başındayız; ama ifade edilen niyetler dahi, ülkenin ihtiyaç duyduğu kitlesel bir sol odağı maddi bir güce dönüştürmeye hayli yakın olduğumuza işaret ediyor. Devrimciler, özgürlükçü sosyalistler, devletin resmi ideolojisinden ve her türden milliyetçi eğilimden azade sosyal demokratlar, yıllardır eşitlik ve özgürlük mücadelesini farklı kulvarlarda sürdürmüş olan Alevi hareketinden ve Kürt muhalefetinden çeşitli isimler, emek hareketinin yükünü çekmiş emekçiler, düşün dünyamızı zenginleştiren akademisyenler, yazarlar, bugüne dek hiçbir örgütlü yapıda yer almamış yüzlerce insanla birlikte yoğun bir seferberlik havasında çalışıyor. Ülkede yaşanan bütün siyasal ve sosyal gelişmelerin altını ısrarla çizdiği o büyük ihtiyacı, kitlesel bir sol partiyi ete kemiğe büründürme yolunda yeni adımlar atılıyor.

Devamını oku...
 
MEKKE VE MEDİNE'NİN İLKLERİ Yazdır E-posta
Yazar İhsan ELİAÇIK   
Cuma, 11 Aralık 2009

MEKKE VE MEDİNE’NİN  İLKLERİ

 

12 Eylül 1980 darbe yılları  bizim fırtınalı gençlik yıllarımızdı. 
O dönemde “kurtarılmış bölgeler” vardı. Her gurup “kurtardığı” bölgede “ilklerini” uygulardı. Bölgeye giriş çıkışta bir “militan” kimlik kontrölü yapardı. 
Örneğin bizim bölgede oruç yemek yasaklanır, başını açanlar uyarılır, ezan okununca esnafa “Camiye…” denirdi. Duvarlarda “Tek yol İslam”, “İslam gelecek vahşet bitecek”, “Akıncılar” vs. yazardı… 
Yine, bu daha sonları ama manzara aynı, örneğin: Çeçenistan’da mücahitler bir bölgeyi ele geçirince “ilk” olarak “Şeriat mahkemesi” kurarlar, yargıladıkları garibana 100 kırbaç vururlar, bunu da fotoğraflayıp dünya ajanslarına gönderirler ve böylece Çeçenistan’a şeriatın geldiğini dünyaya duyururlar. Demek böyle oluyor bir beldeye şeriatın gelişi (!). 
Yine, örneğin, öteki bölgede mehter marşları çalar, her yana Türk bayrakları astırılır, gelene geçene “Türk devletlerini say” vs. diye sorulurdu. Duvarlarında da “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”, “Komünistler Moskova’ya” diye yazardı…

 

Devamını oku...
 
YANAN HAYALLER VE RAKAMLARIN DUYGUSUZ YÜZÜ Yazdır E-posta
Yazar Can ŞENSES   
Perşembe, 10 Aralık 2009

YANAN HAYALLER VE RAKAMLARIN DUYGUSUZ YÜZÜ


 
Güzel bir genç kız yüzüydü artık gazetelerin sayfalarında. Hava pusluydu. Gelecek sisli ve görünmezdi yaşadığımız coğrafyada. Kan gölü tezgâhlarından çok geçmiştik. İyi bilirdik. İyi bilirdik kan emicileri, iyi bilirdik sırtlanları! Bizden çok daha iyi bilenler vardı ama hep! Kimin kime kırdırılacağını, kimin kimle savaştırılacağını! Tezgâhlar karşısında bazen uyanık, çoğu zaman aciz kaldık. Biz onlar gibi değildik! Biz demokrasiyi, insan haklarını, barışı, kardeşliği ağızlarda sakız etmedik. Yürekten istedik. Tarih bu günleri yazacak. Maskeler düşecek. Hangi kirli senaryolarla, hangi politikalar fitili ateşliyor göreceğiz.
 
Biz onlar gibi değildik, olmadıkta hiçbir zaman! Serap Eser’de değildi. Bir güzel genç kızdı henüz on yedisinde! Serap Eser, yoğun enfeksiyon bulgusu göstermeyen dokularına ve kan kültüründe üreme olmamasına rağmen, immun cevabı çok abartılı seyretmiş ve organ yetmezliği gelişmiştir. Sistemik immun cevap sendromunda ve sonrasında gelişen organ yetmezliğinde olay tamamen moleküler boyutta olup her türlü antibiyotik, mineral sıvı destek ilaçlar ve pansuman tedavilerine rağmen hasta kaybedilmiştir. Evet, tıbbi bir metinle Serap’ın öldüğü açıklanıyordu. Hani İstanbul Küçükçekmece’de İETT’DE otobüsüne Molotof kokteyli atılması nedeniyle vücudu yanan, ağır yaralanan Serap var ya o!28 günlük yaşam mücadelesini kaybetti. “Hayallerimi yaktılar” demişti acı içinde kıvranırken. Evet, hayalleri vardı. Okuyacaktı, çalışacaktı, ekmeğini kazanacaktı ve sevdalanacaktı deli gibi birine! Kürt müydü? Türk müydü Serap? Kim bilir? Kime ne?
 

Devamını oku...
 
GİTMESEK DE, GÖRMESEK DE O KÖY BİZİM KÖYÜMÜZDÜR Yazdır E-posta
Yazar Mine YILDIZTEKİN ŞAHİNKAYA-kadinhareketi.org   
Çarşamba, 09 Aralık 2009

    Image 78’li yıllarda, henüz 15 yaşındayken “devrim” kavramıyla tanışmıştım. Benden öncekilere yetişmem gerekiyordu. Bunu başarabilmek için bol bol okuyordum, hatta ders notu geçirir gibi defter bile tutmaya başlamıştım. Korsan mitingler, illegal eylemlerde mutlaka bulunuyor, hatta en ön saflarda yerimi alıyordum. NEDEN? Çünkü, halkımız emperyalizmin çarkları içinde sömürülüyor, soyuluyor, eziliyordu. Bizden önce ki 68 kuşağındaki abilerimiz, ablalarımız ölümüne mücadele etmişlerdi. Bu bayrağı yere düşürmemek ise bizim kuşağın göreviydi. O kuşak ki , kimleri darağacında  ölüme göndermişti?…  

Devamını oku...
 
MİNARESİZ CAMİ YUMURTASIZ OMLET Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Pazartesi, 07 Aralık 2009

MİNARESİZ CAMİ YUMURTASIZ OMLET

 

Topu topu dört minarenin bulunduğu İsviçre’de yeni minare yapımının referandumla yasaklanması aklıselim sahibi herkesi kaygılandırdı.

İster içtenlikle ister siyaset icabı takıyye kabilinden olsun, Avrupalı siyasetçiler, sonucun ayrımcılığı ve düşmanlığı körükleyeceğinden endişe ettiklerini söylüyorlar.

İsviçre Dışişleri Bakanı Micheline Calmy Rey, referandumdan çıkan sonucun kendisini şoke ettiğini söyledi.

Katolik dünyasının sözcüsü Vatikan bile, referandum sonucunu “din özgürlüğüne ve göçmenlerin bütünleşme sürecine ciddi bir darbe” olarak nitelendirdi.

 

Devamını oku...
 
KUTSALLAŞTIRMA Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Cuma, 04 Aralık 2009

Fe-in tevelev Fe- kul hasbiyallâhü Lâ ilâhe illâ hü, aleyhi tevekkeltü ve Huve Rabbül - arşil aziyim."

"Eğer yüz çevirirlerse, onlara deki: "Bana Allah yeter. Ondan başka tapılacak ilah yoktur. Ancak ona güvenip bağlandım. Ve o büyük arşın sahibi Rabbimdir".


        Peygamberler, ne zaman toplumcul evrimin ağdalı-karmaşık akışından başları dara düşse; kendi çağlarında tarihsel determinizmin en yüksek ifadesi olan (binlerce yıllık kutsallık geleneklerinin kabuğu içinde de bulunsa bilim ve bilgi yüklü olan) "Allah" yorumculuğuna sığınırlardı. Tıpkı modern sosyal devrimcilerin sıkıştıkça "Bize tarihsel determinizm yeter !" deyip demir çarık demir asa bilim - devrim görevlerinde daha fazla yoğunlaştıkları gibi. Çünkü antik peygamberler de kendi ölçülerinde tarihsel devrim görevleriyle müjdelenmiş idiler. Ve tarihsel devrimler en temelde üretici güçler determinizmiyle işleyen komüncül kollektif aksiyonlu insanın, kutsallaşmış (medeniyete geçiş: sınıflı topluma parçalanış) haliydi.
        Kutsallaştırma prosesi de insanlık tarihinin açılıp kapanan ama birbirlerini aşamayan üretici güçler cycle'larına: kendilerini yeniden üretiş devirdaimlerine uyar:

      Kutsallaştırma gidişinin son halkasında, son peygamber, son (veda) hutbesinde şöyle seslenir: "Ey insanlar! Bugünleriniz nasıl kutsal bir gün ise, bu aylarınız nasıl kutsal bir ay ise, bu şehrimiz Mekke nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle kutsaldır, hertürlü tecavüzden korunmuştur."


        Kutsallaştırmanın ilk halkası olan Totemizmde de böyledir: Komün, Totemi'ni kutsallaştırıp o'nu kendi ruhu üzerinde egemenleştirirken, aynı zamanda kan teşkilatlarını - üretici güçleriyle birlikte her şeyini; insanını da kutsallaştırıyordu. Toplum biçimleri geliştikçe kutsallaştırma üretici güçlere yansıdı ama hep aynı temellere uymadan edemedi. Binlerce, onbinlerce yıl sonra bile aynı temeller; açılarak, genişleyerek, tanınmaz boyutlara gelecek ölçülerde de olsa son peygamberin tutumunda böyle dilleniyordu... "Tarih Tezi" Işığında ALLAH - PEYGAMBER - KİTAP  Öner GÜRCAN KÜTÜPHANESİ

 
KARŞI OLMAK, KARŞI DURMAK Yazdır E-posta
Yazar Z. TÜL AKBAL SÜALP-BİRİKİM   
Perşembe, 03 Aralık 2009

Karşı Olmak, Karşı Durmak...


 
 
Buñuel’in Burjuvazinin Gizli Çekiciliği filmi, burjuvazinin dayanılmaz çekiciliği üzerinedir. Burjuvaların küçük hırslar, gösterişler ve ikiyüzlülüklerle dolu dünyasını; gevezeliklerini sürrealist bir vodville anlatır. Şık, bakımlı, ayrıcalıklı elleri her türlü pis işe bulaşabilir; zalim, kaba, açgözlü ve vahşi olabilirler. Hayat böyle devam eder. Sistem reflekslerle ve çelişkilerle ilerleyebilir ancak. Buñuel, burjuvaziye karşı, burjuvazinin hâkimiyetindeki dünyanın, yaşam biçiminin kendini daim kılmak için geliştirdiği davranış ve duruş biçimlerinin bir tablosunu çıkarır.

Evet Efendim ve serinin ikincisi Yes Men Dünyayı Kurtarıyor anaakımlara karşı ortalığı karıştırma yöntemini kullanan aktivist gruplardan birinin elleri kolları her yere uzanmış, emperyalizme, yani kapitalizmin belirli bir aşamasının hâkimiyetine karşı oyunlar oynayışının belgeselleridir.

 

Devamını oku...
 
KURBAN VE NEFSİN ISLAHI Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Salı, 01 Aralık 2009

KURBAN VE NEFSİN ISLAHI


Bir Kurban Bayramı daha geride kaldı.
Kimisi için tatil bayramı oldu, kimisi için et ve kefaret bayramı.
Can Yücel’e sorulsaydı, derdi ki,
“Koyunlar keçiler ve koçlar için
Ne kadar bayramsa Kurban Bayramı,
Bu barış var ya bu barış,
Cephedekiler için o kadar barış.”
Can Baba’nın söyledikleri elbette bayramcıların umurunda olmadı. Ahali önceki senelerde nasıl bayram ettiyse bu sene de öyle bayram etti. Geçen Kurban Bayramı’nda ne gördük ne yaşadıysak, bu bayramda da gördük yaşadık.

Devamını oku...
 
SERMAYENİN PAŞALARI Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ HABER MERKEZİ   
Pazartesi, 30 Kasım 2009

GAZETECİDEN

 “SERMAYENİN PAŞALARI”   KİTABI

 

Sample Image 

 


  • Gazeteci Rahmi Yıldırım, orduya hakaret iddiasıyla 301’inci maddeden yargılanıp beraat ettiği davadaki savunmasını kitaplaştırdı.

  • Söz konusu dava, “Paşalar sermaye düzeninin koruyucusu” sözlerine karşı Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un şikâyeti üzerine açılmıştı.

  • Savunmada Orgeneral Başbuğ’a ağır soru: “Zatı âliniz de emekliye ayrıldığınızda maaşınızla yetinmeyip, bir holdingte yönetim kurulu üyeliği koltuğuna oturmayı mı düşlüyorsunuz?”
     

Devamını oku...
 
KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ   
Perşembe, 26 Kasım 2009

 
BABANNE Yazdır E-posta
Yazar Gülderen GÜRCAN   
Salı, 24 Kasım 2009

Babaannem üç lisan biliyordu. Biri 11-12 yaşına kadar öğrendiği Kürtçe, ikincisi o yaşlarda gelin gittiği maçlarda "yallah tazyik" diye bağıran koca evinde, Arapça. Ömrünün son onsekiz senesini geçirdiği bizde, Türkçe.

Kimi onun ağırlığınca altına alındığını; kimiyse, yaşı kadar altın takılıp bir o kadar altın zincir takıldığını söyler. O kendisine takılan altınları çoktan unutmuştu. Belki de "sana kurban olsun bey " diye evden bir boğaz eksilir diye verivermişlerdir el kapısına. Bir-iki saatlik yol artık aşırı aşırı memleket olmuştu onun için. Öylede söylenirdi. Doğru mu değil mi anımsamaz. Tıpkı anasının- babasının- topraklarının unutturulduğu gibi. Hiç bir şekilde konuşturulmayıp içine gömdüğü ana dili kürtçe gibi. Ona "vara" "gel" diye seslenirler, gelir "deho" dediklerinde geri çekilirmiş.

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 49 - 60 / 1145
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1488
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 1706726
Syndicate
 
left
Top! Top!
right