| |
|
|
MUSTAFA KEMAL'IN 19 MAYIS 1919 DEĞERLENDİRMESİ |
|
|
|
Yazar SUVARİ
|
|
Wednesday, 19 May 2010 |
|

SAMSUN'A ÇIKTIĞIM GÜN GENEL DURUM VE GÖRÜNÜŞ 1919 yılı Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir : Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş'ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı'na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa 'nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı. |
|
Devamını oku...
|
|
AHLAKSIZ BİR RESİM |
|
|
|
Yazar SUVARİ
|
|
Sunday, 16 May 2010 |

PİSLİK BAYKAL'I DENİZ BİLE TEMİZLİYEMEZ |
|
RAHMİ YILDIRIM'DAN BİR KİTAP |
|
|
|
Yazar SUVARİ
|
|
Saturday, 15 May 2010 |
DÖRDÜNCÜ ORDU MEDYA Karınca Yayınları’nın tanıtım yazısı
Rahmi Yıldırım ‘Dördüncü Ordu Medya’ kitabında, medyanın savaşa bakışını ve savaş karşısındaki tutumunu inceliyor. Kitap medyanın propaganda aracı olarak hükümetleri bile etkileyip savaş çıkarabileceğini, savaş dönemlerinde medyanın hükümetlerce nasıl kullanıldığını iki büyük dünya savaşında basının nasıl bir habercilik anlayışı sergilediğini, basının ayrımcı ve savaş taraftarı söyleminin gazeteciler tarafından nasıl içselleştirildiğini anlatıyor. Ardından Türk medyasının tarihsel olarak savaşa yaklaşımını inceleyip Kardak Krizi ve Irak Savaşı öncesindeki duruşunun ayrıntılarına odaklanıyor. O dönem gazetelerde çıkan yazılarla desteklenen bölümde, medyanın savaş çığırtkanlığını savaşın gerekli olduğuna dair kamuyonu ikna çabalarını, savaş karşıtlarına gösterdikleri inanılmaz tepkileri ve bunun arkasındaki ideolojik ve ekonomik çıkarları çarpıcı ve ironik bir dille aktarıyor. |
|
Devamını oku...
|
|
TARİHTEN GELEN BİR KONUĞUM VAR |
|
|
|
Yazar Ezeli DOĞANAY
|
|
Friday, 14 May 2010 |
Konuk: Şeyh Bedreddin Konu: Şeyh Bedreddin ve Yaşamı. Bedreddinin tenini dinlendirdigi yer.Topkapı Sarayından biraz aşağıya Çemberlitaşa doğru yürüdüğünüzde sol tarafta yeşillikler içerisinde Türk ocağı olarak işletilen bir yer var. Geniş giriş kapısından bahçeye adımınızı atar atmaz karşınıza sağlı sollu mezar taşları çıkıyor. Ziya Gökalp ve II.Abdülhamitin karşı karşıya vererek sonsuz uykuya daldığı bu yerde II.Abdülhamitin mezarına giden yol üzerinde hemen sol tarafta üzerini ayrık otlarının bürümüş olduğu bir mezar taşı göreceksiniz. İşte benim Seyh`im üzerini ayrık otlarının kapladığı o mezarda yatmaktadır.Ezeli: Sevgili Bedreddin Hoş geldin buyur. Şeyh Bedreddin. Hoşbulduk can lütfen otur. Ezeli: Sizin karşınızda koca tarih ayakta duruyor siz gelirken nasıl ayağa kalkmam. Şeyh Bedreddin. Rica ederim buyrun oturun. Ezeli. Sevgili Bedreddin bize kısaca yaşam öykünüzü anlatırmısınız? |
|
Devamını oku...
|
|
İHANETTEN KOMPLOYA KOMPLODAN PENSİLVANYAYA |
|
|
|
Yazar Can ŞENSES
|
|
Thursday, 13 May 2010 |
|
Özgürlük, kulağa hoş gelen, coşkun sular gibi hemen büyüsüne kapıldığımız bir sözcüktür. Tarih boyunca tüm yönetimler aslında özgürlükleri daha da geliştirmek, hayatı daha da yaşanabilir bir hale getirebilmek adına iktidara gelmişlerdir. Spinoza “ Devlet yönetiminin amacı özgürlüktür’’ der.12 Eylül faşist darbesini yapanlar dâhil. Sağ sol çatışması var, insanlar güpegündüz birbirlerini vuruyor diye özgürlükler için (!) demokrasiyi askıya almışlar; bu uğurda işkence tezgâhlarını ve idam sehpalarını önümüze koymaktan çekinmemişlerdir. Özel yaşama ve mahremiyete saygıda özgürlükler çerçevesi içinde değerlendirilmelidir. İnsan doğası gereği özel yaşamına dokunulsun istemez. Gizlemek istedikleri, arzuları, tutkuları, zevkleri, ütopyaları kendisiyle birlikte mezara gidecek sırları vardır. En sıradan yurttaştan en şöhretli film yıldızına ve de toplumun kaderine yön veren bir siyasetçiye kadar… Yaşadığımız coğrafyada ise hukuksuzca telefon dinlemeler, gizli kamera ve cep telefonu çekimleriyle büyük skandallar ve dramlar yaşanmaktadır. Hele ki bu dinlemeler ve gizli kamera çekimleri hukuksal ve siyasal boyutta kullanılıyorsa elde patlamaya hazır bir bomba haline gelir. CHP liderinin başına gelen de kişisel özgürlüklere saldırının politik izdüşümüdür. Altını koyu bir kalemle çizmek gerekir. Bunun adı komplodur ve düpedüz kahpeliktir. Biz ideolojilerle, projelerle, fikirlerle, ürettiklerimizle yarışmalıyız. Temiz siyaset böyle olur, demokrasi kalleş bir ortamda gelişmez. Mao’nun bir sözü vardır, güzeldir. Ülkesinde ne kadar uygulandığı ayrı bir tartışma konusudur. “ Yüz çiçek açsın, bin fikir yarışsın’’Ama düşüncesi olmayan karanlık tiplerin bel altından vurması sık rastlanılan bir durumdur. |
|
Devamını oku...
|
|
NEO - GLADIO I - 1.BÖLÜM |
|
|
|
Yazar Suat PARLAR
|
|
Saturday, 08 May 2010 |
|
"Karşı Ayaklanma" Doktrini Yiğit Tuncay: Evet Suat, iki ay önce yaptığımız söyleşide sürekli bir şeyden bahsettin, bir vurgu yaptın; "Küresel Ayaklanma Doktrini". Bu bir güvenlik doktrini olarak globalizmin ortaya attığı yeni bir şey. Bunu bize biraz daha açabilir misin? Suat Parlar: Bunu fazlasıyla açmak ve bu konuda fazlasıyla aydınlatıcı olmak gerekiyor. Çünkü şöyle söyleyelim; ileride dünyanın herhangi bir yerinde hakkını arayan herhangi bir insanın karşılaşacağı baskıyı, zulmü, işkenceyi sistematize eden bir doktrinden söz ediyoruz. Buna kendileri "karşı ayaklanma doktrini" diyorlar. Emperyalistlerin askeri kavramlaştırması açısından bunun adı "karşı ayaklanma doktrini". Fakat bu meseleyi alabildiğine yumuşatan ve ideolojik meşruiyet kazandıran bir değerlendirme. Biz bunun adına "karşı devrim doktrini" de diyebiliriz. Çünkü aslolan burada onların tabiriyle "isyanların bastırılması". |
|
Devamını oku...
|
|
ANAYASANIN CÜCÜĞÜ |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Friday, 07 May 2010 |
|
Darbe anayasası için kampanya günleriydi. Ret kampanyası yürütmek yasaktı. Cunta lideri Kenan Evren, tam da Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Nisan başbakanına tavsiye ettiği türden bir embedded diktatördü; ister asıyor ister kesiyordu. Kürsüleri zaptetmiş, “kefil” olduğu anayasanın memleketi ne kadar huzura kavuşturacağını propaganda ediyor, itiraza yeltenenleri “Siz 12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz?” diye karalıyordu. Aynı tarihlerde Urfa’nın Suruç ilçesi kırsalında sınır bölük komutanıydım. Köylülerle içten bir diyalog içindeydim. Öyle ki, köy ve aşiret içi kavgalarını, sınır anlaşmazlıklarını artık mahkemeye götürmüyorlar, aile içi anlaşmazlıklarını bile komutanlarına getiriyorlardı… Anayasa için referandum tarihi yaklaştıkça, sohbetlerde köylülerin soruları zaman zaman referandumda ne yapılacağına yöneliyordu. Çarıklı erkânıharpler, anayasa referandumunda “evet” mi “hayır” mı demenin daha doğru olacağını komutanlarına soruyorlardı. |
|
Devamını oku...
|
|
F TİPİ CEZAEVİ'NDEN DIŞARIYA AÇILAN PENCERE 2 |
|
|
|
Yazar Mustafa Kemal GÜLTEKİN
|
|
Wednesday, 05 May 2010 |
SARP KURAY’LA F-TİPİ YAZIŞMA- GÖRÜŞME DİYALOGLARI-2 İSLAMİYET Sarp Ağabey’ 15 Temmuz 2009 mektubuyla devam ediyor. “Mektubundaki ‘ Sinop’ yazısı çok hoşuma gitti. Anlatımların bütün yönleriyle beni çok etkiledi. Bu bilgilere ilk defa ulaşmış oldum. Aslında bu konularda büyük bir boşluğum olduğunu hep düşünmüşümdür. Gençlik yıllarımda Doktor’dan etkilenip, Nazım Hikmet’e kapılarımı kapatmayla başlayan süreç bende Sabahattin Ali’ye kadar uzanmıştır. “Tatar Ramazan” biliyorsun Kerim Korcan Ağabey’in yazdığı romandır. 1971sonrasında kendisini tanıdım çok da sevdim. 1980 sonrasında “Bibliotek” de bir romanını da bastırmıştım. Şehir Tiyatrolarında Rahmetli Türker Tekin bu romanı tiyatroya uyarlarken , Kerim Ağabey, Ben ve Türker Ağabey birlikte çalışmıştık. Metin Çekmez Kardeşimiz Tatar Ramazan’ı oynamıştı. Bence “Selvi Boylum Al Yazmalım” ile “Tatar Ramazan” Kadir’in sinemada en iyi oynadığı filmlerdir |
|
Devamını oku...
|
|
EY FAŞİST YUMURCAKLARI! |
|
|
|
Yazar AZİZ NESİN-1948
|
|
Wednesday, 05 May 2010 |
“ Ahmet Demir odasına girer girmez “Sen misin Aziz Nesin?” diye sordu. Genellikle beni tanımayanlar iri yarı sanarlar da sonra ufak tefek olduğumu görünce şaşırırlar … Ahmet Demir de onun için böyle soruyor sandım. Açık ceketimin önünü ilikleyerek, Ahmet Demir'e yaklaştım ve - Evet, benim! Dedim. Söz ağzımdan çıkar çıkmaz bir şamar şakladı. Ne olduğunu, neye uğradığımı şaşırdım. Bu tokadın arkasından Ahmet Demir, - Ulan it, sen misin o vatanı satacak olan? diye bağırdı. Ne oluyorduk, ne satıyorduk, kime satıyorduk? Senin “memleket” dediğin pırasa değil ki ona buna satasın. Ben bu şaşkınlıkla kim bilir suratına nasıl bakmışım bilmiyorum. Yine bağırdı. - Ulan, ne bakıyorsun muavin beyin suratına! Ondan sonra sille tokat tekme girişti. Demek ki ben emniyet müdürlüğüne gelmişim ve bu zat da emniyet müdürü (!) idi … Kolu mu yoruldu, sakinleşti mi, bilmiyorum, yaşamımda duymadığım küfürleri de savurduktan sonra, - Götürün! diye bağırdı.” |
|
Devamını oku...
|
|
15. MADDE |
|
|
|
Yazar Ayşe Nur BAHÇEKAPILI
|
|
Sunday, 02 May 2010 |
|
AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Yine sözlerime başlamadan evvel belirtmek istediğim bir şey var, bunu hepiniz biliyorsunuz, halkımız da biliyor: Bu kürsü tutarlılık ister, bu kürsü kendini kandırmanın, kendini avutmanın yeri değildir. 
FARUK BAL (Konya) - e-muhtırayı anlat… AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Belki bu kürsüde kendinizi kandırabilirsiniz, belki bu kürsüde kendinizi avutabilirsiniz ama halk ve millet sizi izliyor. Halkı ve milleti kandırmak ve avutmak asla mümkün değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AKİF AKKUŞ (Mersin) - İçinizdekini söyleyin, içinizdeki… AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi'nin Anayasa'nın geçici 15'inci maddesini yürürlükten kaldıran çerçeve 25'inci maddesi hakkında AK PARTİ adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Siz Yaşar Büyükanıt'a bir tane zırhlı daha alın, iyi olur! AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - 1982 Anayasası'nın geçici 15'inci maddesinin amacı Millî Güvenlik Konseyi üyelerinin, darbe yapanların, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükûmetlerin, 12 Eylül sürecinde görev yapan Danışma Meclisinin cezai, mali ve hukuki sorumsuzluğunu sağlamaktır. Öte yandan, 1982 Anayasası'nın geçici 15'inci maddesi 12 Eylülü gerçekleştiren askerleri, darbeci kişi ve kurumları âdeta koruma altına alan bir madde olmasının yanında, darbeleri yapanların yargılanmadığı, muhtıra verenlerin yargılanmadığı, anayasal koruma altına alındığını gören darbe heveslilerine de cesaret vermektedir, güven telkin etmektedir. Darbenin gerekçesi ve koşulları olmaz arkadaşlar, darbe yapan da darbeye teşebbüs eden de yargıda hesap vermelidir, verecektir de. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 49 - 60 / 1215 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1578
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 2164401
|
|
|