| |
|
|
Taylan Özgür'ü unutmadık |
|
|
|
Yazar Süvari haber merkezi
|
|
Salı, 23 Eylül 2008 |
|
|
Devamını oku...
|
|
"YARATILIŞ BİLMECESİ"Nİ ÇÖZMEK! |
|
|
|
Yazar Safa KAÇMAZ
|
|
Pazartesi, 22 Eylül 2008 |
|
Avrupa'nın 'Aydınlanma' döneminin en ünlü eski beyinlerinden günümüzün din ve doğu uzmanlarına kadar herkes (yakın zamana kadar hepimiz ) bütün bu eski dinsel anlatımlarda, erken Mezopotamya toplumlarının gerçek tarihini bulmak yerine, onlarda sadece 'efsane ve-ya uydurma' bulmaya yönelmişlerdi. Eski İlahilerin ve onlara dayanan Tevrat veya Kuran'ın, 'cahil eski toplum' tarafından nasılsa üretilmiş bu tür efsane ve-ya uydurma'lara dayandığına yönelik böyle bir kör inanç,Türkiye kamuoyunda uzun yıllar önce Turan Dursun tarafından, din'i islamla eşitleme eğilimi halinde de yansıtılmıştı. T.Dursun'un bu "samimi çabaları"nın, sonuçları itibariyle önemli teorik tahribatlar yarattığını artık ortaya koymak gereklidir. Dinsel gelişmenin önüne geçme çabasında, din'lerin eski kaynaklarını tanımak bugün çok daha önem kazanmaktadır.. |
|
Devamını oku...
|
|
YENİ DEVLETİN YENİ "CUMHURİYET" İ :TARAF GAZETESİ |
|
|
|
Yazar Yiğit TUNCAY
|
|
Pazartesi, 22 Eylül 2008 |
|
Eski devletin müttefikleri ile soğuk savaş doktrini çerçevesinde uzlaştığı dönemde üç eksen gazete mevcuttu; Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet.
Hürriyet’in solistliği üstlendiği, Cumhuriyet’in “sessiz kahraman” olarak bas’tan sorumlu olduğu bu sahne düzeninde Milliyet; gazetecilik ve entelektüellik adına bu ikisinin arasını doldurdu. Devletin temel kaygısı kitleyi yönetmektir ve o dönemlerde kitlenin zihin dünyası ve hareket aksları açısından bu üçleme yeterliydi. Zamanla toplum çeşitlendi; soğuk savaş doktrini tedavülden kalkıp yerine yenisi oturtulmaya çalışılırken, küresel güçlerin devlet ve egemenlik yapılarında ayrışmalar oldu ve bugüne kadar hep “dış” ortaklıklarla “iç”i şekillendiren devletimiz aynı paralelde ayrıştı ve kendi içinde çatışmaya başladı. Yeni Devlet’in yeni tabulara, yeni totemlere ihtiyacı vardı ve bunlara yer açmak için eskilerin yıkılması gerekiyordu. Yeni sermaye birikimleri ve teknoloji eşikleri sayesinde toplum da artık yönetilmesi daha zor; daha eklemli, daha ‘çok bilinmeyenli’ bir denkleme dönüşüyordu. |
|
Devamını oku...
|
|
BİZİM MAHALLENİN ÇOCUKLARI |
|
|
|
Yazar Gürkan HACIR-simdikizaman.tv
|
|
Pazar, 21 Eylül 2008 |
|
Darüşşafaka'da okuyordu.
Masa tenisine olan ilgisi onu zamanla okul takımına kadar taşımıştı.
Okul takımıyla yapılan seyahatler birbirinden keyifli maceraları barındırsa da hastalıklar yakasını gezilerde de bırakmıyordu.
Ateşlenmişti.
Bebekliğinden bu yana sorun yaratan bademcikleri yine şişmiş ve halsizlikle beraber vuran yüksek ateş, onu yere sermişti. Ama bu kez serildiği yer ne revirin rahat yatağı ne de ailesinin şefkatli kollarıydı… Turnuva için geldikleri Kastamonu'daki spor salonunun soğuk tribün koltukları onun yorgun ve halsiz bedenine evsahipliği yapıyordu. Tribünün bir köşesine öylece kıvrılmış dişleri birbirine vurur halde titreme nöbetinin geçmesini bekliyordu. Bir yandan da aklı sahadaydı. Çıkacağı maçta ne yapacağını düşünüyordu. Belli belirsiz gözlerini yummuşken bir dost eli belirdi anlında… “-Ooo çok ateşin var senin yavrum” diyen babacan bir ses. Başını kaldırdı. Aleko beydi. Muhtemel rakiplerinden Vasil ve Fani Aleksandiridis’in babaları. “Kalk böyle olmaz bir şeyler içmen gerek” diyerek onu ayağa kaldırdı. Önce nabzını kontrol etti ardından terlemiş sırtına havlu koydu. Sağdan soldan bulduğu birkaç ilaçla toparlanmasını sağladı. |
|
Devamını oku...
|
|
HALKLARIN KARDEŞLİĞİ |
|
|
|
Yazar Delal DİNK--Radikal
|
|
Pazar, 21 Eylül 2008 |
Sarhoş olduk Hrazdan’da, sırf umuttan...
Biz babamı İstanbul’a gömmemiş miydik, yüz binlerle birlikte? Sonra, kavgalı olduğum Tanrı’yla konuşuyorum: Affederim seni, ama bir şartla. Bana söz ver, babamın sonuncu olduğuna dair. Bu iki halktan 1915 ve sonrasında ölenlerin sonuncusu olsun. O zaman belki öfkem de azalır sana...
Duramadım İstanbul’da. Aldım yanıma ailemden 14 yürek daha, gittim Hayasdan’a. Sokakları dolaşırken, beklemediğim bir duyguyla karşılaşıyorum. Bundan üç yıl önce geldiğimde ne kadar da yaşlı görünmüştü şehir gözüme, ne kadar yalnız, ne kadar hüzünlü. Bu defa hiç öyle hissetmiyorum. Hayat gelmiş buraya, şehir gençleşmiş. Bir taksiye biniyoruz, bizi anıta götürsün diye. Anıt yolunda dayanamayıp soruyorum şoföre, maçla ve Gül’ün gelişiyle ilgili ne düşünüyor diye. “En önemlisi sınırın açılması. Asıl sorunu çıkaranlar devlet yönetimi. Bıraksalar halk kendi ortak dilini bulur” diyor. Kim ki bu adam? Yüzünü görmek istiyorum. Göremiyorum... Çıkıyorum merdivenleri, Soykırım Anıtı’na doğru. İlerleyemiyorum önce anıtın olduğu yere. Çöküyorum müzenin girişinin kenarındaki taş tümseğin üstüne, uzaktan izliyorum. Daha önce de gelmiştim buraya, üç yıl önce. Ama bu defa farklı. Niye bu kadar ağlıyorum? Niye bu kadar etkileniyorum? Biz babamı İstanbul’a gömmemiş miydik, yüz binlerle birlikte? Sonra, kavgalı olduğum Tanrı’yla konuşuyorum: Affederim seni, ama bir şartla. Bana söz ver, babamın sonuncu olduğuna dair. Bu iki halktan 1915 ve sonrasında ölenlerin sonuncusu olsun. ağlıyorum? Niye bu kadar etkileniyorum? Biz babamı İstanbul’a gömmemiş miydik, yüz binlerle birlikte? Sonra, kavgalı olduğum Tanrı’yla konuşuyorum: Affederim seni, ama bir şartla. Bana söz ver, babamın sonuncu olduğuna dair. Bu iki halktan 1915 ve sonrasında ölenlerin sonuncusu olsun. |
|
Devamını oku...
|
|
İFTAR YEMEĞİ |
|
|
|
Yazar BARAN DERGİSİ
|
|
Cumartesi, 20 Eylül 2008 |
|
Dergimizin düzenlediği "İftar Yemeği" geçtiğimiz Pazargünü yoğun bir katılımla yapıldı.
Yaklaşık yüz kişiyi bulan bir katılımın gerçekleştiği İftar Yemeğimize, Devrimci Sol hareketin önderlerinden olan, günümüzde de aktif mücadelesine SHP Parti Meclisi Üyesi olarak devam eden Sayın Sarp Kuray, Milliyetçi camiânın önde gelen isimlerinden, Kuşak Ofset'in sahibi Veli Avcı; Usta Gazeteci-Yazar Nurettin Çakın beyler de iştirak etti. Güzel bir sohbet ortamının oluştuğu iftar yemeğimize, dergimizin Genel Yayın Yönetmeni Sayın Ali Osman Zor ve Yayın Kurulumuzdan Sayın Kâzım Albayrak ve Haber Müdürümüz Sayın Fazıl Duygun katıldı. Ayrıca yemekte Yazıişleri Müdürümüz Aydın Alkan da bir teşekkür konuşması yaptı. Sayın Veli Avcı, Nurettin Çakın ve Sarp Kuray başta olmak üzere davetimize icâbet eden işadamlarımıza, avukat arkadaşlarımıza, gazeteci ve yazarlara, Anadolu'nun değişik yörelerinden gelen sayın gönüldaşlarımız ve tüm dostlarımıza teşekkür ederiz. |
|
ANADOLU-İSTANBUL MEYDAN MUHAREBESİ |
|
|
|
Yazar Hasan Bülent KAHRAMAN-SABAH
|
|
Cumartesi, 20 Eylül 2008 |
Doğan-Erdoğan arasında cereyan eden tartışmayı çok farklı ve sanıyorum ilk kez bu yazıda benim değineceğim şu açıdan değerlendirmeden anlamak ve işlerin nereye varacağını kestirmek çok zor. Uzatmadan sonunda söyleyeceğimi başında da söyleyeyim ve bu gerilimi belki de bir kopuşun başlangıcı olarak görmemiz gerektiğini şurada belirteyim. Niye öyle düşündüğümü de açıklayayım. Bir sınıfın tarihi Bugün Türkiye bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşüm ilk kez ortaya çıkmıyor. 150 yıldır devam eden sosyal ve siyasal farklılaşmanın bugünkü durağını meydana getiriyor. Nedir o dönüşüm? Türkiye'de modernleşme veya çağdaşlaşma denilen değişim daha önceki dönemlerde bir hiyerarşi içinde yaşandı. Bu hiyerarşi bilenler-bilmeyenler, yönetenler-yönetilenler, seçkinler-halk şeklinde toplumsal ayrışmaları gerektirdi. Fakat ortadaki büyük mesele dönüşümü taşıyacak olan sınıfların yaratılmasıydı. O sınıf burjuvaziydi ve burjuvazi devlete bağımlı, iktidara yandaş, koşullara uyumlu bir nitelik taşıyordu. Öyle Batı'daki gibi kendi başına buyruk ve özgürlükçü değildi. Burjuvazinin bu niteliği, birçok incelememde göstermeye çalıştığım gibi, ilk kez 24 Ocak 1980 kararları sonrasında kırıldı. Hatırlayanlar olacaktır, dönemin işveren sendikaları başkanı olan zat 12 Eylül darbesi ilan edilince "Artık gülme sırası bizde" demişti. Özal dönemi onları doya doya güldürme olanağı sundu. |
|
Devamını oku...
|
|
KORKAKLIK ÇIKIŞSIZLIKTIR |
|
|
|
Yazar Askar YILMAZ
|
|
Cumartesi, 20 Eylül 2008 |
|
Milliyet Gazetesinde Devrim Sevimay’ın bazı aydınlarla yaptığı görüşmeler, “Sol çıkışını arıyor” başlığı altında yayınlanıyor. Tartışmalara katılan bazı aydınlar çıkıştan çok kendi çıkmazlarını tanımlıyorlar. Özellikle Baskın Oran sol adına sağcı açıklamalar yapıyor. Baskın Oran açıklamasında, “Dünya sanayi devriminin birinci aşamasına geri döndü: Sermaye güçlü ve örgütlü, emek zayıf ve örgütsüz. Ama sermayenin büyük vurgunu yatırıma dönüşüyor. Emek yine güçlenecek. Bu aşamada şunlar yapılmalı: 1- Demokratlaşmaya çalışmak, çünkü değiliz; 2- Kapsama alanımızı bütün ezilmiş-dışlanmışlara genişletmek, çünkü çok dar; 3- Devletçilik yerine birey mutluluğunu hedeflemek, çünkü devletçiyiz sol ve oy almak hayal” Bu perspektifle sol çıkış bulabilirmi? “Demokratlaşmaya çalışma”nın bir ölçüsü tartısı varmı? “Kapsama alanımızı bütün ezilmiş-dışlanmışlara genişletmek,”için vasıtalar neler? Bireysel çalışmalarla “Kapsama alanımızı” nası genişleteceğiz? Hoca bu sorulara solcu bir yanıt bulmaktan kaçınıyor. “Şu aşamada particilik yapmak zor ama hiç olmazsa bir çatı örgütlenmesi olmalı” önerisiyle kendini sınırlıyor. “Çatı örgütlenmesiyle”, “demokratlaşma”, “alan genişletme” ve “birey mutluluğu” nasıl sağlanabilir? |
|
Devamını oku...
|
|
A. Turan Alkan'a |
|
|
|
Yazar http://haber.sol.org.tr/sabahsabah
|
|
Çarşamba, 17 Eylül 2008 |
|
Konuk yazarınız TKP kulislerinden bildiriyor! Filmlerde sıkça görebileceğimiz klişe bir tema vardır: adama piyangodan büyük ikramiye çıkar ve bunu öğrenir öğrenmez kendisine o zamana kadar hayatı zindan eden ne kadar insan varsa –patronu, ev sahibi, çıkarcı ailesi, v.s.- hepsine bağırır çağırır; suratlarına karşı "yaşasın sizden kurtuluyorum" naraları atar. Ancak sonrasında bir sorun olduğu ortaya çıkar: biletteki numaraya yanlış bakılmış, ya da bilet kaybolmuş olmasın mı? İşte sevgili okurlar, maalesef aynı talihsiz olay, köşemizde cumartesi günleri yazan E.Z.'nin başına geldi bugün sabah saatleri itibariyle. TKP'ye miras bırakılan trilyonlarla ilgili haber kendisine ulaşır ulaşmaz zengin olduğuna kanaat getirip yazısını bir kenara fırlattı, zıplayıp oynamaya başladı ve köşeyi yazmam için beni apar topar karın tokluğuna işe aldı! İdare edin artık benimle bugünlük, olur mu? Yazarımızı son gördüğümde, "başlasana artık yazmaya, sen bizim taze sermayemizin kalemşörüsün, bizim Özkök'ümüzsün! Sağmış solmuş bunlar demode kavramlar, ilerleyin artık atın at gözlüklerini!" diye haykırarak kendini kapıdan dışarı atıyordu. İşin kötü yanı, anlaşılıyor ki yalnızca kendisi değil, tüm partililer trilyon hikâyesinin gerçek olduğuna inanmışlar ve bununla ilgili hararetli bir kongre gerçekleştiriliyor şu anda benim bu satırları yazdığım yerde. Az sonra buradan izlenimlerimi aktaracağım. |
|
Devamını oku...
|
|
21 YUZYIL SOSYALİZMİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER |
|
|
|
Yazar James PETRAS
|
|
Pazar, 14 Eylül 2008 |
|
Petras, bu makalesinde bir taraftan 20.yy deneyimleri üzerinden 21.yy sosyalizmine ilişkin kimi dersler çıkarırken bir taraftan da isim vermeden Küba ve Venezüella devrimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor. Makalede Küba devriminin Raul Castro dönemindeki reformlarına ilişkin olumlu bir çerçeve çizilmesinin yanı sıra, Venezüella'daki bürokrasi gerçeği ve Küba ile Venezüella'nın uluslararası yardım programlarına ilişkin olumsuz eleştirilerin ipuçları da bulunabilir. Sendika.Org
21. yüzyılda sosyalizme ilişkin perspektifleri incelemek için, sosyalist projeye şekil veren temel önermelerden bazılarını hatırlamak gerekir.
Dahası, çarpık yapıları ve başarısızlığa uğrayan politikaları anımsamanın büyük önem taşımasının yanı sıra, 20. yüzyıl sosyalist rejimleri tarafından erişilen temel ilerlemelerin bazılarını da hatırlamak önemlidir.
En temel anlamda “sosyalizm”in, kapitalizm altında olduğundan daha iyi bir maddi hayata dönük bir araç olduğunu hatırlamak önemlidir: daha yüksek yaşam standartları, daha geniş siyasi özgürlük, koşullarda toplumsal eşitlik ve iç ve dış güvenlik. “Saygı”, “haysiyet” ve “dayanışma”, sadece bu temel maddi hedeflere eşlik eden şeyler olarak anlaşılmalıdır, ikameler olarak değil. “Saygı” ve “haysiyet”e, uzun vadeli, geniş ölçekli mahrumiyet, fedakârlık ve maddi ilerlemenin gecikmiş biçimde yerine getirilmesi koşulları altında ulaşılamaz. Adaletin soyut ilkeleri adına maddi yaşam standartlarından “fedakârlığı” idealleştirerek “sosyalist” olduklarını iddia eden hükümetler, modern dinamik bir sosyalist hükümetten çok dini düzenin “ruhani sosyalizmi”ne yakındırlar. |
|
Devamını oku...
|
|
Tanı bu rektörü, tanı da sahipsiz bırakma İTÜ'yü |
|
|
|
Yazar Özge OZAN-sendika.org
|
|
Pazar, 14 Eylül 2008 |
 İstanbul Teknik Üniversitesi yeni akademik yıla üniversite fikriyle yan yana getirilemeyecek bir açılış töreni ile başladı. Üniversitede yalnızca aklın ve bilimin otoritesini kabul edenlerin, üniversite bağımsızlığını, aydın kimliğini, özgürlüğü, onuru, en azından insan olmayı savunanların, bilimsel ve demokratik bir üniversite isteyenlerin içeri alınmadığı tören salonu bunların hiçbirinden nasiplenememişlerin ibretlik bileşkesiyle dolduruldu.
12 Eylül’de, Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde, Recep Tayip Erdoğan’ın katılımıyla, YÖK ve Abdullah Gül sayesinde rektör olan seçilmemiş-atanmış Muhammed Şahin’in açılış konuşmasıyla, bir polis ordusunun koruması altında gerçekleşen ve “üniversitemize sahip çıkacağız” diyen öğrencilerin tören salonuna girmelerinin engellendiği, gözaltına alındıkları bir İTÜ açılışı…
Üniversitelilerin, AKP ve rektör sevgisinden o kadar eminler ki, kampusü çevik kuvvet ekipleriyle, sivil polisleriyle, devriye ekipleriyle bir polis ordusunun ablukası altına aldılar ve “sadece çok başarılı öğrencilerin katılımına” izin verdiklerinden öğrencilerin bölgeye yaklaşmasını engellediler. Muhammed Şahin ve Tayyip Erdoğan, sıfatlarına tahammül edebilecek pek fazla İTÜ’lü olmadığından basın, sivil polisler, salon görevlileri ve her geleni alkışlayanlardan başka kimsenin bulunmadığı boş koltuklara konuştular. Erdoğan “özgürlüğün temeli eleştiridir” derken, kendisini eleştiren öğrenciler tören salonunun dışında yaka paça gözaltına alınıyordu. |
|
Devamını oku...
|
|
ÇAĞRI |
|
|
|
Yazar admin@turandursun.com
|
|
Pazar, 14 Eylül 2008 |
|
Tüm Duyarlı İnsanlara Çağrıdır… 07 Eylül 2008 tarihinde, dünyaca ünlü biyoloji profesörü Richard Dawkins'in resmi web sitesi olan www.richarddawkins.net'eTürkiye'den erişim, ne zaman ve hangi kurum tarafından verildiği belli olmayan bir kararla engellenmiştir. Karar, site adresinde yalnızca “Mahkeme kararıyla engellenmiştir” şeklinde duyurulmaktadır. Bu bildirimin ekinde, olası kararı verdiği farz edilen mahkemenin ismi, kararın tarihi ve sayısı almamaktadır. Girişimlerimiz sonucu ulaştığımız Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı durumdan haberdar olmadıklarını, kendilerinin bu site hakkında engelleme kararı vermediğini belirtmiş ve Türkiye'deki internet servis sağlayıcılarına başvurmamızı önermiştir. Oysa, 5651 Sayılı Kanun’un 8/3 maddesine göre: “(3) Hâkim, Mahkeme veya Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen ‘erişimin engellenmesi’ kararının birer örneği gereği yapılmak üzere Başkanlığa (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) gönderilir.” hükmüne amirdir. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 37 - 48 / 963 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1189
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 817971
|
|
|