| |
|
|
TSK-NEWYORK AYDINLARI |
|
|
|
Yazar Soner YALÇIN-Hürriyet
|
|
Pazar, 19 Ekim 2008 |
Türk Silahlı Kuvvetleri neden New York aydınlarının hedefinde Sanmayınız ki tüm bu tartışmalar, gerginlikler, sert demeçler Aktütün baskınıyla başladı. Son dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri yoğun bir psikolojik harp bombardımanı altında. Peki niye? Saldırganların amacı ne? Tüm bu psikolojik savaşın perde arkasında neler var? TSK’ya ağır sözler sarf edenler kimlerin ağzıyla konuşuyor? Kim bu New York aydınları? Gelin size bir fil hikáyesi anlatayım!.. HİNDİSTAN’da yaşamları boyunca fil görmemiş yirmi kişi gözleri bağlanarak, bir filin yanına götürülmüş. File dokunmaları istenmiş. Gözü bağlı Hintlilerin her biri filin bir yerine dokunmuş. Sonra Hintlilere sormuşlar: "Dokunduğunuz şeyi anlatın." Gözleri bağlı Hintliler filin neresine dokundularsa hayvanı öyle anlatmış, öyle tanımlamışlar.
Son günlerde yaşadıklarımızı bu "hikáyeye" benzetiyorum.
Herkes olayın bir yerini tutmuş ona göre değerlendirme yapıyor.
Meseleyi böyle görenler, böyle tanımlayanlar aldanır.
Meselenin özü başka. Bütünü görmek gerekiyor.
Gelin, çok da gerilere gitmeden bir yolculuğa çıkalım...
|
|
Devamını oku...
|
|
ONUNCU KONGRE |
|
|
|
Yazar Ali Kemal ÖZCAN
|
|
Pazartesi, 13 Ekim 2008 |
|
Yansıyanlar ve Tehlike Üçüncü kongre (1986) ile de karşılaştırılan PKK 10. Kongresi'nin “Önderliği ve Kürdistan’ı Özgürleştirme” şiarıyla toplanıp sonuçlandığı açıklandı.
Bu şiarın gerçekleştirilmesi, devletin ordu birliklerini aşa aşa Hakkari’den İmralı önlerine dayanmak suretiyle planlanmadığı aşıkâr. Bunun siyasetle; yani felsefeyle, ruhla, bilinçle, bilgiyle, ahlak ile, dil ile ― kısaca terbiye ile― halkı demokratik konfederalizm örgütleşmesiyle karşıkonulmaz örgütlü güç ederek devleti buna mecbur etme üzerinden şiarlandığı anlaşılıyor. Ve şiarın, “Uygarlık Manifestosu” olarak adlandırılan veya son savunmanın da etkisiyle C. Bayık’ın “Düşünce Patlaması” şeklinde ifadelendirdiği Öcalan’ın İmralı derinleşmelerinin örgüt kadro ve çalışanlarına benimsetilmesi (anlama/yaşama) üzerinden kararlaşmalandığı yansıyor söylemlere. Bu yönüyle ― insana, felsefeye, ruha, terbiyeye, bilgiye, sosyalist öğretiye dönüş anlamında― bu kongrenin 3. kongre karşılaştırması da anlamsız değildir. 3. Kongre Konuşmaları’nda Öcalan “... eger sosyalist öğretiyi iyi öğrenmiş olsaydınız, o zaman sizlerle çok iyi tartışırdık ve görüş ayrılıkları bizi fazla zorlamazdı” (s.254) derken, İmralı’da da Savunmalar’ı için, “yaz duvara kalsın bahara” dediğini hatırlarsak, özetle: “sosyalist öğretinin Öcalan ruhuyla buluşmasının sentezinden çıkan İmralı Düşünce Patlaması eğer örgüte/çalışana taşınırsa, ‘Önderliği ve Kürdistan’ı Özgürleştirme’ gerçekleşebilir, dolayısıyla; sosyalist ögretinin ve ütopyasının bir-buçuk yüzyıllık birikimlerini liberalizmiyle yutan kapitalist modernite aşılarak insanlığa yeni bir kapı aralanabilir” demeye getiriyor onuncu kongreden ilk yansıyanlar.. |
|
Devamını oku...
|
|
YAŞASAYDI 50 YAŞINDA OLACAKTI. |
|
|
|
Yazar Emel SUNGUR-ordukentgazetesi.com
|
|
Çarşamba, 08 Ekim 2008 |
|
Vicdan azabı kimler duyar,vicdan nedir,kimlerde bulunur,sonradan akla gelip insan kendini yargılar mı,bu bir görev mi. Vicdan azabı duymak geçmişte yaşattıklarını insanın biraz olsa bağışlar mı. Vicdan sahibi nasıl olunur,bu vicdan satın alınır mı.Binlercesi sırala nan “VİCDAN” açıklamaları.İnsanın yaşadığı koşullara,ekonomik koşullarına,cinsiyetine,aldığı kültüre,inandığı fikre göre değişim arz eder mi bu vicdan denilen gözü görmediği,sözün yetmediği,dilin dönmediği bu vicdan. Yazımın başlığı 12 Eylül ün unutulmazı Kenan Evren"in ifadeleri.Ancak bu açıklamalar o tarihlerde sayfalara düşen ifadeler değil hala bu gün yüz kızarmadan,yürek titremeden söylenen sözler.Tek yanıtı var. |
|
Devamını oku...
|
|
MEKTUP |
|
|
|
Yazar SUVARİ HABER MERKEZİ
|
|
Pazartesi, 06 Ekim 2008 |
|
Sayın Erdal Sarızeybek, Cumhuriyet Strateji Dergisi'ndeki yazınızı okudum. Önemli bir noktaya parmak basmışsınız. Bu konuda çok haklısınız. Ben burada eski bir meslekdaşınız olarak birkaç eklemede bulunmak istiyorum. Aynı sorunu devre arkadaşım Koşaner de, devir teslim töreninde dile getirmişti. Yasalarda birtakım düzenlemeler yapılması kaçınılmazdır. Ancak yapılacak yeni düzenlemelerin uygulanmasında benim birtakım kaygılarım var. Biliyorsunuz Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde, teröristlere yataklık yaptıkları savıyla Güneydoğu'da birtakım köyler güvenlik güçlerince yakılmış ve o yörelerde yaşayan köylü yurttaşlarımızın yaşam düzenleri onarılamayacak biçimde bozulmuştu. Bu eylem, tümüyle bir suçtu ve sorumlular yargı önünde hesap vermeliydiler. Ama gereği yapılmadı. Bu ve benzeri hukuk dışı eylemler uzun süre devam etti. Örneğin, Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanan insanlık dışı uygulamalar gibi... Bilindiği gibi, güvenlik güçlerinin görevi sanığı yakalayıp yargıya teslim etmektir, yargılamak değil. Yargılamak, yargı erkinin görev ve yetkisindedir. Bu hukuk dışı eylemleri yapanların evleri yakılsaydı, nasıl bir düşüncede olurlardı acaba? Bir duygudaşlık(empati) yapsınlar bakalım. Yetkileri yokken yukardaki hukuksuz eylemleri gerçekleştirenler, sözünü ettiğiniz o yetkiler verilirse, hukuktan ve insanlıktan nasibini almamış birtakım güvenlik güçleri bu yetkilerle neler yaparlar acaba? Hele hele o yöreye atanan birtakım personel, yöre halkına karşı düşmanca duygular içinde önyargıyla oralara gitmişse... Her şeyin başı hukuktur. Unutulmasın ki bu tür hukuk dışı uygulamları yapanlara da, gün gelir bu hukuk gerekebilir. Sayın Sarızeybek, konuyla ilgili olarak www.suvaridergi.org sitesinde yayımlanmış değerlendirmeler var. Görüşlerinizi bize aktarırsanız seviniriz. Çalışmalarınızda başarılar dileriz. Bir küçük not: Manisa'da komutanlığınız sırasındaki başarılı çalışmanızından dolayı sizi kutlamak isterim. Hoşça kalın. Erol SOYSEVER E.J.Plt.Kd.Binbaşı |
|
DIVAN-I HARP |
|
|
|
Yazar SUVARİ HABER MERKEZİ
|
|
Pazartesi, 06 Ekim 2008 |
| PKK’YA AĞIR DARBE İNDİRDİKLERİNİ SÖYLÜYORLARDI, NE OLDU? BÜYÜKANIT DİVAN-I HARP'TE YARGILANMALI | 'Her şeyi önceden gören adam'dan eski Genelkurmay Başkanı'na eşi görülmemiş eleştiri
Sansasyonel çıkışları ile tanınan stratejist Erhan Göksel'den tartışma yaratacak sözler.
Beklenmedik çıkışları ile ezber bozan Göksel, Turktime adlı haber sitesine yine çok tartışılacak açıklamalar yaptı. Terör örgütünün son saldırılarının ABD ve diğer bölge güçleri tarafından bilindiğini ve özellikle Türkiye'ye iletilmediğini iddia eden Göksel, hain saldırının gerçekleştiği 5 saat boyunca yardım gelmemesini de 'haberleşme bir devlet tarafından bölgesel olarak bloke edilmiş olabilir' şeklinde yorumladı. | |
|
Devamını oku...
|
|
ZENGİNLERİN DÜNYASI:"BÜTÜN ÜLKELERİN KAPİTALİSTLERİ BİRLEŞTİ" |
|
|
|
Yazar Fikret BAŞKAYA
|
|
Pazar, 05 Ekim 2008 |
|
Zenginlerin medyasından ekseri kötü haberler yayılıyor: Açlık, yoksulluk, sefalet, şiddet, savaş, cinayet, katliam, kasırga, sel, kazalar, yok olup giden canlı türleri, kötüleşen doğal çevre, sayısız skandallar... Bu arada iyi şeyler de oluyor elbette... Ünlü tefecilik kurumu Merrill Lynch’in 2008 raporuna göre, dünyanın en zenginlerinin sayısı 2007 sonunda 10 milyonu aşmış. Artık dünyada 10 milyondan fazla dolar milyoneri var... Bu en zenginlerin toplam serveti de 1986 da 7200 milyar dolardan 1997 de 17 400 dolara, 2007'de 40 700 milyar dolara yekselmiş. Ne büyük başarı... Bu arada ortalama servetlerinin değeri de ilk defa 4 milyon doların üstüne çıkmış... Sadece en zenginlerin sayısı artmıyor zenginlikleri de artıyor... Velhasıl küreselleşme kazandırıyor... Türkiye ‘yükselen piyasa’ olarak bu sürecin dışında değil. Muasır medeniyet seviyesine doğru her zamankinden daha hızlı koşan Türkiye’de milyonerlerin ve milyarderlerin sayısı daha hızla artıyor. Aynı tefecilik kurumunun verdiği rakamlara göre: “Türkiye’de toplam varlığı 1 milyon doların üstünde bulunan yüksek ve ultra yüksek varlıklı kişi sayısı 2006’da 42 bin iken, 2007 yılında bu rakamın 8 bin kişi artarak 50 bini aştığı belirtildi.” Türkiye milyoner sayısını artırmakla da kalmıyor % 17,5’lik oranla dünya ortalamasından 3 kat daha hızlı artırıyor... Bir yılda milyoner sayısını 8 bin kişi artıran, üstelik dünya ortalamadan da daha yüksek artıran AKP hükümetinin medya, akademi taifesi, her şeyi bilen köşe yazarları [bal tutan parmağını yalarmış] ve bir kısım siyaset erbabı tarafından takdir edilmesini anlamamak mümkün mü? Elbette mutlak rakamların nüanse edilmesi gerekir. Dünyanın en zengin 10 milyonu dünya nüfusunun sadece binde on beşini [ % 0.15] oluşturuyor...
|
|
Devamını oku...
|
|
YABANCI BANKALAR, ÖZEL DIŞ BORÇLAR |
|
|
|
Yazar Korkut BORATAV--haber.sol.org
|
|
Pazar, 05 Ekim 2008 |
|
IMF’nin Nisan 2008 tarihli “Dünya Ekonomik Görünümü” başlıklı raporunda (ss. 86-87) şu görüşler yer alıyordu:
Bölgenin büyümesini ön planda banka kredilerinden oluşan büyük boyutlu sermaye girişleri destekledi; ancak, bu girişlerin daralması büyümeyi köstekleyebilecektir. 2007 ortalarında Batı Avrupa bankalarının bölgedeki varlıkları 1 trilyon dolar civarındadır. Bu bankaların açtığı esnek faizli döviz kredileri hızla arttı ve özel sermaye girişlerinin büyük bölümü bunlardan oluştu. Yabancı sermaye mülkiyetinin en yüksek orana ulaştığı ülkeler, en çok borçlanan ülkelerdir. Daha çok yerel mevduatla beslenen yabancı bankalar, genel merkezlerinde güçlüklerle karşılaştıkları takdirde, bölge ekonomilerini de kırılganlığa sürükleyebilirler. Üstelik, yabancı krediler daha çok döviz geliri olmayan sektörlerin finansmanında kullanılmıştır.
|
|
Devamını oku...
|
|
DİN VE MEZHEPLERDE SUREKLİLİĞİNİN İZLENMESİ |
|
|
|
Yazar Safa KAÇMAZ
|
|
Cuma, 03 Ekim 2008 |
|
"Yaratılış" anlatımlarının temel kavramlarını tanımak ve bu anlatım tarzlarını eski Mezopotamya tarihine oturtarak anlayabilmek çok önemli... Aşağıdaki yazılar daha önce yayınlanmıştı ama, yeniden anımsatmamın anlayışla karşılanacağını umarım.
Bu arada, bu yazıların birinde, kısmen Cebrail/Cibril konusunda da değinilmektedir.
Selamlar,saygılar.. ***
Din ve Mezheplerde Sürekliliğin İzlenmesi-1
Eski toplumu ve onun bir parçası olarak dinleri ele alırken, dinler üstü ve etnisite üstü kalmaya özen göstermek zorundayız. Çünkü Hıristiyanlık cephesinde durarak, İslama karşı çıkmak "dine karşı" çıkmak olmayacağı gibi, farklı mezhepler yanında durarak Sunni İslamın eleştirisi de, "din eleştirisi" olmuş olmaz.
Diyelim ki, insanbilim alanında çalışırken, tarihte, eski Türk toplulukların bir bölümünde, babanın mirascı olan en küçük oğlunun, babanın karılarını da, yani bugünkü kavramlarımızla "analarını" da, miras olarak karılığa aldığını açıklamak gibi bir yükümümüz var. Bunu, bugünkü moral değerleri bakımından "teşhir" amacıyla yapmıyoruz; bu, bilimsel objektiflik gereğidir. Çünkü ancak böylece eski toplumun, örgütlenme ve miras ilişkisinin temel mantığını ve gerekçelerini açığa çıkarabiliriz. |
|
Devamını oku...
|
|
KONJOKTÜREL DEĞİŞİM FİLİSTİN DENEYİMİ VE KÜRTLER |
|
|
|
Yazar Teslim TÖRE-www.dusunseluretim.com
|
|
Salı, 30 Eylül 2008 |
|
Günümüz insanının önemli bir bölümü, hem iki kutuplu dünya hem de tek kutuplu dünya konjoktürürnü yaşayarak da gördü. Şimdi de yeniden tek kutuplu dünya konjoktüründen çok kutuplu bir dünya konjoktürüne doğru gidişe tanıklık ediyor. Gelecekte oluşacak olan konjoktürün kaç kutuplu olacağını şimdiden söylemek, fazla isabetli bir belirleme olmaz. Ama hiçbir şeyin tek kutuplu dünya konjoktüründeki gibi olmayacağı da besbelli. Ancak bir önceki iki kutuplu dünya gibi, birinin sosyalist diğerinin kapitalıst olmayacağı da kesin. Kapitalizmin krizi derinleşiyor. Kapitalizm bu güne kadarki krizlerini, üretimi artırıp, ücretleri düşürüp, artık değerin hacmini yükseltip, pazar alanını genişleterek aşmayı deniyordu. Belli ölçüde de aşıyordu. O nedenle çöküş, yükseliş düzelme evreleri doğal bir gelişim seyri izledi. Söz konusu süreç büyük balıkların küçük balıkları yutmasına paralel olarak devam etti. Yaşanmış olan bütün bunalım süreçlerinde köpek balıkları semirirken, küçük ve orta üretim işletmeleri köpek balıklarına yem oluyordu.. |
|
Devamını oku...
|
|
SOL TARİHINDEN DERS ÇIKARTMALI |
|
|
|
Yazar Teslim TÖRE-www.dusunseluretim.com
|
|
Salı, 30 Eylül 2008 |
|
Sol kavramı, Fransa Burjuva Devrimi’nin bir ürünü olarak siyasi arenaya çıktı. Sol denmesinin nedeni izafidir. Yani parlamentonun solunda oturmuş oldukları için solcular denmiştir. Sağında oturmuş olsalardı sağcılar denecekti. Bu bakımdan sol kavramı izafidir. Ama sol kavramının içeriği maddidir, yaşamsaldır, tarihseldir; dolaysıyla da toplumsaldır. Emekten, halktan, ezilenden yana olmaktır. Sol izafi olduğu gibi mutlakda değildir. Bir sürecin solu başka bir süreçte sağa dönüşebilir. Çünkü bütün olgular diyalektiğin zıtların birliği yasası gereği kendi karşıtlarını içinde taşırlar. Bu diyalektik yasa gereği, sağ kendi içinde solu, soldu kendi içinde sağı barındırır. Örneğin, feodalizm sağdı. Ama onun sinesinden çıkan Fransa Burjuva Devrimi sol bir fenomendi. Süreç içerisinde Fransız Devrimi sağlaşınca bu sefer de onun sinesinde sol bir olgu olarak Paris Komünü oluştu. Bu somut veri sağın olduğu her durumda, maddi olan her şeyin kendi karşıtını içinde taşıdığı zıtların birliği kanunu gereği, doğal ve kaçınılmaz olarak sol da çıkacaktır. Bu kısa tanımı temel alıp geriye dönüp insanlık tarihine bakarak söyleyecek olursak: Fransız Devrimi’nde ‘adı sol olarak belirlenen ‘emekten, insani değerlerden, insandan yana olmak‘, zor ve zorbalığın karşısında durma olgusunun, insanlık tarihindeki süresinin iki ya da üç asırlık bir süre olmadığını kolayca görebiliriz.
|
|
Devamını oku...
|
|
RAMAZAN BAYRAMINIZ BOL ŞEKERLİ OLSUN MU? |
|
|
|
Yazar Selahhattin DUMAN-VATAN
|
|
Pazar, 28 Eylül 2008 |
|
Ramazan Bayramınız bol şekerli olsun mu?Seyrek bıyıklı asabi hükümet adamının hayrına yazıyorum.. Arnavutköy çocuğu İsmet Berkan'ın yazısına kızıp da bayram arifesi "Şekerdi.. Ramazandı.." nizası çıkarılır mı? Efendim, muhafazakârlar bu bayrama "Ramazan" dermiş.. Yeni icat çıkaranlar "Şeker Bayramı" diyormuş.. Bu kültürel erozyonmuş.. Oldu olacak.. "Şeker"i kullananlar için "Laikler" tarifini yapsaydın da malûm çekişmeyi bir güzel harlandırsaydın.. Bu nizaya taraf olan İsmet Berkan'a kızmam.. Arnavutköy'de oturur.. Aslen Nişantaşı, Etiler çocuğudur.. Evinden gazetesine, gazetesinden evine.. Arada bir köpeğini çıkarıp sahilde dolaştırır.. |
|
Devamını oku...
|
|
TAYLAN ÖZGÜR CİNAYETİNİ KAPSAMAYAN BİR SORUŞTURMA |
|
|
|
Yazar Tuncay ÇELEN
|
|
Perşembe, 25 Eylül 2008 |
|
68 devrimci gençliğinin simgelerinden sevgili Taylan’ın sokak ortasında kontrgerillanın- ergenokonun , adı ne zıkkımsa , kökü ABD’den; CIA’dan beslenen, dalları NATO’ya üye ülkelere sarkan devlet içinde örgütlenen , yarı resmi, ama tümüyle yasa dışı cinayet örgütü tarafından katledilmesinden bu yana 39 yıl geçti.
Katil Lisan Çakıcı suçüstü yakalanmasına rağmen, “derin devlet” in koruyucu kanatları altında, delil yetersizliğinden beraat ettirildi. Lisan Çakıcı “BERAAT” ETTİRİLDİYSE Tetikçi korunduysa, azmettiren “terör örgütü” nün Türkiye sorumluları kimler ve nerdeler ? Hiçbir resmi güç bu soruların yanıtlarını aramadı, arayamadı. Bu soruların cevapları, olayların içinde yaşayan ve hala devrime inanan bizler için son derece açık.
Taylan Özgür ; CIA’nın, 1952’den itibaren NATO’YA bağlı tüm Avrupa ülkelerinde “ gladio” “kontr gerilla” “özel harp dairesi” adı altında kurduğu ve “komünistleri” yok etmeyi amaçlayan örgütlerin direktifiyle, tetikçiler tarafından , “bilinçli” ve “planlı” bir şekilde öldürülmüştür.
|
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 25 - 36 / 963 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1189
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 818028
|
|
|