left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Cuma, 21 Kasım 2008
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Bize Ulaşın
TSK-NEWYORK AYDINLARI Yazdır E-posta
Yazar Soner YALÇIN-Hürriyet   
Pazar, 19 Ekim 2008

 

Türk Silahlı Kuvvetleri neden New York aydınlarının hedefinde

Sanmayınız ki tüm bu tartışmalar, gerginlikler, sert demeçler Aktütün baskınıyla başladı. Son dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri yoğun bir psikolojik harp bombardımanı altında. Peki niye? Saldırganların amacı ne? Tüm bu psikolojik savaşın perde arkasında neler var? TSK’ya ağır sözler sarf edenler kimlerin ağzıyla konuşuyor? Kim bu New York aydınları? Gelin size bir fil hikáyesi anlatayım!..


HİNDİSTAN’da yaşamları boyunca fil görmemiş yirmi kişi gözleri bağlanarak, bir filin yanına götürülmüş. File dokunmaları istenmiş. Gözü bağlı Hintlilerin her biri filin bir yerine dokunmuş. Sonra Hintlilere sormuşlar: "Dokunduğunuz şeyi anlatın." Gözleri bağlı Hintliler filin neresine dokundularsa hayvanı öyle anlatmış, öyle tanımlamışlar.


Son günlerde yaşadıklarımızı bu "hikáyeye" benzetiyorum.


Herkes olayın bir yerini tutmuş ona göre değerlendirme yapıyor.


Meseleyi böyle görenler, böyle tanımlayanlar aldanır.


Meselenin özü başka. Bütünü görmek gerekiyor.


Gelin, çok da gerilere gitmeden bir yolculuğa çıkalım...

Devamını oku...
 
ONUNCU KONGRE Yazdır E-posta
Yazar Ali Kemal ÖZCAN   
Pazartesi, 13 Ekim 2008

 


Yansıyanlar ve Tehlike

Üçüncü kongre (1986) ile de karşılaştırılan PKK 10. Kongresi'nin “Önderliği ve Kürdistan’ı Özgürleştirme” şiarıyla toplanıp sonuçlandığı açıklandı.


 

      Bu şiarın gerçekleştirilmesi, devletin ordu birliklerini aşa aşa Hakkari’den İmralı önlerine dayanmak suretiyle planlanmadığı aşıkâr. Bunun siyasetle; yani felsefeyle, ruhla, bilinçle, bilgiyle, ahlak ile, dil ile ― kısaca terbiye ile― halkı demokratik konfederalizm örgütleşmesiyle karşıkonulmaz örgütlü güç ederek devleti buna mecbur etme üzerinden şiarlandığı anlaşılıyor. Ve şiarın,  “Uygarlık Manifestosu” olarak adlandırılan veya son savunmanın da etkisiyle C. Bayık’ın “Düşünce Patlaması” şeklinde ifadelendirdiği Öcalan’ın İmralı derinleşmelerinin örgüt kadro ve çalışanlarına benimsetilmesi (anlama/yaşama)  üzerinden kararlaşmalandığı yansıyor söylemlere.

      Bu yönüyle ― insana, felsefeye, ruha, terbiyeye, bilgiye, sosyalist öğretiye dönüş anlamında― bu kongrenin 3. kongre karşılaştırması da anlamsız değildir.  3. Kongre Konuşmaları’nda Öcalan “... eger sosyalist öğretiyi iyi öğrenmiş olsaydınız, o zaman sizlerle çok iyi tartışırdık ve görüş ayrılıkları bizi fazla zorlamazdı” (s.254) derken, İmralı’da da Savunmalar’ı için, “yaz duvara kalsın bahara” dediğini hatırlarsak, özetle: “sosyalist öğretinin Öcalan ruhuyla buluşmasının sentezinden çıkan İmralı Düşünce Patlaması eğer örgüte/çalışana taşınırsa, ‘Önderliği ve Kürdistan’ı Özgürleştirme’ gerçekleşebilir, dolayısıyla; sosyalist ögretinin ve ütopyasının bir-buçuk yüzyıllık birikimlerini liberalizmiyle yutan kapitalist modernite  aşılarak insanlığa yeni bir kapı aralanabilir” demeye getiriyor onuncu kongreden ilk yansıyanlar..

Devamını oku...
 
YAŞASAYDI 50 YAŞINDA OLACAKTI. Yazdır E-posta
Yazar Emel SUNGUR-ordukentgazetesi.com   
Çarşamba, 08 Ekim 2008

Vicdan azabı kimler duyar,vicdan nedir,kimlerde bulunur,sonradan akla gelip insan kendini yargılar mı,bu bir görev mi.

Vicdan azabı duymak geçmişte yaşattıklarını insanın biraz olsa bağışlar mı.

Vicdan sahibi nasıl olunur,bu vicdan satın alınır mı.Binlercesi  sırala nan “VİCDAN” açıklamaları.İnsanın yaşadığı koşullara,ekonomik koşullarına,cinsiyetine,aldığı kültüre,inandığı fikre göre değişim arz eder mi bu vicdan denilen gözü görmediği,sözün yetmediği,dilin dönmediği bu vicdan.

Yazımın başlığı 12 Eylül ün unutulmazı Kenan Evren"in ifadeleri.Ancak bu açıklamalar o tarihlerde sayfalara düşen ifadeler değil hala bu gün yüz kızarmadan,yürek titremeden söylenen sözler.Tek yanıtı var.

Devamını oku...
 
MEKTUP Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ HABER MERKEZİ   
Pazartesi, 06 Ekim 2008

Sayın Erdal Sarızeybek,

Cumhuriyet Strateji Dergisi'ndeki yazınızı okudum. Önemli bir noktaya parmak basmışsınız. Bu konuda çok haklısınız. Ben burada eski bir meslekdaşınız olarak birkaç eklemede bulunmak istiyorum.

Aynı sorunu devre arkadaşım Koşaner de, devir teslim töreninde dile getirmişti. Yasalarda birtakım düzenlemeler yapılması kaçınılmazdır. Ancak yapılacak yeni düzenlemelerin uygulanmasında benim birtakım kaygılarım var.

Biliyorsunuz Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde, teröristlere yataklık yaptıkları savıyla Güneydoğu'da birtakım köyler güvenlik güçlerince yakılmış ve o yörelerde yaşayan köylü yurttaşlarımızın yaşam düzenleri onarılamayacak biçimde bozulmuştu. Bu eylem, tümüyle bir suçtu ve sorumlular yargı önünde hesap vermeliydiler. Ama gereği yapılmadı. Bu ve benzeri hukuk dışı eylemler uzun süre devam etti. Örneğin, Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanan insanlık dışı uygulamalar gibi...

Bilindiği gibi, güvenlik güçlerinin görevi sanığı yakalayıp yargıya teslim etmektir, yargılamak değil. Yargılamak, yargı erkinin görev ve yetkisindedir. Bu hukuk dışı eylemleri yapanların evleri yakılsaydı, nasıl bir düşüncede olurlardı acaba? Bir duygudaşlık(empati) yapsınlar bakalım.

Yetkileri yokken yukardaki hukuksuz eylemleri gerçekleştirenler, sözünü ettiğiniz o yetkiler verilirse, hukuktan ve insanlıktan nasibini almamış birtakım güvenlik güçleri bu yetkilerle neler yaparlar acaba? Hele hele o yöreye atanan birtakım personel, yöre halkına karşı düşmanca duygular içinde önyargıyla oralara gitmişse...

Her şeyin başı hukuktur. Unutulmasın ki bu tür hukuk dışı uygulamları yapanlara da, gün gelir bu hukuk gerekebilir.

Sayın Sarızeybek, konuyla ilgili olarak www.suvaridergi.org sitesinde yayımlanmış değerlendirmeler var. Görüşlerinizi bize aktarırsanız seviniriz. Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Bir küçük not: Manisa'da komutanlığınız sırasındaki başarılı çalışmanızından dolayı sizi kutlamak isterim. Hoşça kalın.

Erol SOYSEVER
E.J.Plt.Kd.Binbaşı

 
DIVAN-I HARP Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ HABER MERKEZİ   
Pazartesi, 06 Ekim 2008
PKK’YA AĞIR DARBE İNDİRDİKLERİNİ SÖYLÜYORLARDI, NE OLDU? BÜYÜKANIT DİVAN-I HARP'TE YARGILANMALI

'Her şeyi önceden gören adam'dan eski Genelkurmay Başkanı'na eşi görülmemiş eleştiri

Sansasyonel çıkışları ile tanınan stratejist Erhan Göksel'den tartışma yaratacak sözler.

Beklenmedik çıkışları ile ezber bozan Göksel, Turktime adlı haber sitesine yine çok tartışılacak açıklamalar yaptı. Terör örgütünün son saldırılarının ABD ve diğer bölge güçleri tarafından bilindiğini ve özellikle Türkiye'ye iletilmediğini iddia eden Göksel, hain saldırının gerçekleştiği 5 saat boyunca yardım gelmemesini de 'haberleşme bir devlet tarafından bölgesel olarak bloke edilmiş olabilir' şeklinde yorumladı.

Devamını oku...
 
ZENGİNLERİN DÜNYASI:"BÜTÜN ÜLKELERİN KAPİTALİSTLERİ BİRLEŞTİ" Yazdır E-posta
Yazar Fikret BAŞKAYA   
Pazar, 05 Ekim 2008

Zenginlerin medyasından ekseri kötü haberler yayılıyor: Açlık, yoksulluk, sefalet, şiddet, savaş, cinayet, katliam, kasırga, sel, kazalar, yok olup giden canlı türleri, kötüleşen doğal çevre, sayısız skandallar... Bu arada iyi şeyler de oluyor elbette... Ünlü tefecilik kurumu Merrill Lynch’in 2008 raporuna göre, dünyanın en zenginlerinin sayısı 2007 sonunda 10 milyonu aşmış. Artık dünyada 10 milyondan fazla dolar milyoneri var... Bu en zenginlerin toplam serveti de 1986 da 7200 milyar dolardan 1997 de 17 400 dolara, 2007'de 40 700 milyar dolara yekselmiş. Ne büyük başarı... Bu arada ortalama servetlerinin değeri de ilk defa 4 milyon doların üstüne çıkmış... Sadece en zenginlerin sayısı artmıyor zenginlikleri de artıyor... Velhasıl küreselleşme kazandırıyor... Türkiye ‘yükselen piyasa’ olarak bu sürecin dışında değil. Muasır medeniyet seviyesine doğru her zamankinden daha hızlı koşan Türkiye’de milyonerlerin ve milyarderlerin sayısı daha hızla artıyor. Aynı tefecilik kurumunun verdiği rakamlara göre: “Türkiye’de toplam varlığı 1 milyon doların üstünde bulunan yüksek ve ultra yüksek varlıklı kişi sayısı 2006’da 42 bin iken, 2007 yılında bu rakamın 8 bin kişi artarak 50 bini aştığı belirtildi.” Türkiye milyoner sayısını artırmakla da kalmıyor % 17,5’lik oranla dünya ortalamasından 3 kat daha hızlı artırıyor... Bir yılda milyoner sayısını 8 bin kişi artıran, üstelik dünya ortalamadan da daha yüksek artıran AKP hükümetinin medya, akademi taifesi, her şeyi bilen köşe yazarları [bal tutan parmağını yalarmış] ve bir kısım siyaset erbabı tarafından takdir edilmesini anlamamak mümkün mü? Elbette mutlak rakamların nüanse edilmesi gerekir. Dünyanın en zengin 10 milyonu dünya nüfusunun sadece binde on beşini [ % 0.15] oluşturuyor...

Devamını oku...
 
YABANCI BANKALAR, ÖZEL DIŞ BORÇLAR Yazdır E-posta
Yazar Korkut BORATAV--haber.sol.org   
Pazar, 05 Ekim 2008

IMF’nin Nisan 2008 tarihli “Dünya Ekonomik Görünümü” başlıklı raporunda (ss. 86-87) şu görüşler yer alıyordu: 

Bölgenin büyümesini ön planda banka kredilerinden oluşan büyük boyutlu sermaye girişleri destekledi; ancak, bu girişlerin daralması büyümeyi köstekleyebilecektir. 2007 ortalarında Batı Avrupa bankalarının bölgedeki varlıkları 1 trilyon dolar civarındadır. Bu bankaların açtığı esnek faizli döviz kredileri hızla arttı ve özel sermaye girişlerinin büyük   bölümü bunlardan oluştu. Yabancı sermaye mülkiyetinin en yüksek orana ulaştığı ülkeler, en çok borçlanan ülkelerdir. Daha çok yerel mevduatla beslenen yabancı bankalar, genel merkezlerinde  güçlüklerle karşılaştıkları takdirde, bölge ekonomilerini de kırılganlığa sürükleyebilirler. Üstelik, yabancı krediler  daha çok döviz geliri olmayan sektörlerin finansmanında kullanılmıştır.

Devamını oku...
 
DİN VE MEZHEPLERDE SUREKLİLİĞİNİN İZLENMESİ Yazdır E-posta
Yazar Safa KAÇMAZ   
Cuma, 03 Ekim 2008

Image"Yaratılış" anlatımlarının temel kavramlarını tanımak ve bu anlatım
tarzlarını eski Mezopotamya tarihine oturtarak anlayabilmek çok
önemli... Aşağıdaki yazılar daha önce yayınlanmıştı ama,  yeniden
anımsatmamın  anlayışla karşılanacağını  umarım.

Bu arada, bu yazıların birinde, kısmen Cebrail/Cibril konusunda da
değinilmektedir.

Selamlar,saygılar..
***


Din ve Mezheplerde Sürekliliğin İzlenmesi-1


Eski toplumu ve onun bir parçası olarak dinleri ele alırken, dinler
üstü ve etnisite üstü kalmaya özen göstermek zorundayız.  Çünkü
Hıristiyanlık cephesinde durarak, İslama karşı çıkmak "dine karşı"
çıkmak olmayacağı gibi, farklı mezhepler yanında durarak Sunni İslamın
eleştirisi de, "din eleştirisi" olmuş olmaz.


Diyelim ki,  insanbilim alanında çalışırken, tarihte, eski Türk
toplulukların bir bölümünde, babanın mirascı olan en küçük oğlunun,
babanın karılarını da, yani bugünkü kavramlarımızla "analarını" da,
miras olarak karılığa aldığını açıklamak gibi bir yükümümüz var. Bunu,
bugünkü moral değerleri bakımından "teşhir" amacıyla yapmıyoruz;  bu,
bilimsel objektiflik gereğidir. Çünkü ancak böylece eski toplumun,
örgütlenme ve miras ilişkisinin temel mantığını ve gerekçelerini açığa
çıkarabiliriz.

Devamını oku...
 
KONJOKTÜREL DEĞİŞİM FİLİSTİN DENEYİMİ VE KÜRTLER Yazdır E-posta
Yazar Teslim TÖRE-www.dusunseluretim.com   
Salı, 30 Eylül 2008

Günümüz insanının önemli bir bölümü, hem iki kutuplu dünya   hem de tek kutuplu dünya  konjoktürürnü  yaşayarak da  gördü.  Şimdi de yeniden  tek kutuplu dünya konjoktüründen  çok  kutuplu bir dünya konjoktürüne doğru gidişe tanıklık ediyor. Gelecekte oluşacak olan   konjoktürün  kaç kutuplu olacağını şimdiden söylemek, fazla isabetli  bir belirleme olmaz.  Ama   hiçbir şeyin tek kutuplu dünya konjoktüründeki  gibi olmayacağı da besbelli. Ancak bir önceki iki kutuplu dünya  gibi, birinin sosyalist diğerinin kapitalıst  olmayacağı da  kesin.  

 

Kapitalizmin krizi derinleşiyor. Kapitalizm bu güne kadarki krizlerini, üretimi artırıp, ücretleri düşürüp, artık değerin hacmini  yükseltip,  pazar alanını genişleterek aşmayı deniyordu.  Belli ölçüde de  aşıyordu. O nedenle çöküş, yükseliş düzelme  evreleri  doğal bir gelişim seyri izledi. Söz  konusu süreç büyük balıkların küçük balıkları  yutmasına  paralel olarak devam etti. Yaşanmış olan bütün bunalım süreçlerinde  köpek balıkları semirirken, küçük ve orta üretim işletmeleri köpek balıklarına  yem oluyordu..

Devamını oku...
 
SOL TARİHINDEN DERS ÇIKARTMALI Yazdır E-posta
Yazar Teslim TÖRE-www.dusunseluretim.com   
Salı, 30 Eylül 2008

Sol kavramı, Fransa Burjuva Devrimi’nin bir ürünü olarak  siyasi arenaya çıktı. Sol denmesinin nedeni izafidir. Yani parlamentonun solunda oturmuş oldukları için solcular denmiştir. Sağında oturmuş olsalardı sağcılar denecekti. Bu bakımdan sol kavramı izafidir. Ama sol kavramının içeriği maddidir, yaşamsaldır, tarihseldir; dolaysıyla da toplumsaldır. Emekten, halktan, ezilenden yana olmaktır.

 

Sol izafi olduğu gibi mutlakda değildir. Bir sürecin solu başka bir süreçte sağa dönüşebilir. Çünkü bütün olgular diyalektiğin zıtların birliği yasası gereği kendi karşıtlarını içinde taşırlar. Bu diyalektik yasa gereği, sağ kendi içinde solu, soldu kendi içinde sağı barındırır.

 

Örneğin, feodalizm sağdı. Ama onun sinesinden çıkan Fransa Burjuva Devrimi sol bir fenomendi. Süreç içerisinde Fransız Devrimi sağlaşınca bu sefer de onun sinesinde sol bir olgu olarak Paris Komünü oluştu. Bu somut veri sağın olduğu her durumda, maddi olan her şeyin kendi karşıtını içinde taşıdığı zıtların birliği kanunu gereği, doğal ve kaçınılmaz olarak sol da çıkacaktır.

 

Bu kısa tanımı temel alıp geriye dönüp insanlık tarihine bakarak söyleyecek olursak: Fransız Devrimi’nde  ‘adı sol olarak belirlenen  ‘emekten, insani değerlerden, insandan yana olmak‘, zor ve zorbalığın karşısında durma olgusunun, insanlık tarihindeki süresinin iki ya da üç asırlık bir süre olmadığını kolayca görebiliriz.

Devamını oku...
 
RAMAZAN BAYRAMINIZ BOL ŞEKERLİ OLSUN MU? Yazdır E-posta
Yazar Selahhattin DUMAN-VATAN   
Pazar, 28 Eylül 2008


ImageRamazan Bayramınız bol şekerli olsun mu?Seyrek bıyıklı asabi hükümet adamının hayrına yazıyorum..


Arnavutköy çocuğu İsmet Berkan'ın yazısına kızıp da bayram arifesi "Şekerdi.. Ramazandı.." nizası çıkarılır mı?


Efendim, muhafazakârlar bu bayrama "Ramazan" dermiş.. Yeni icat çıkaranlar "Şeker Bayramı" diyormuş..


Bu kültürel erozyonmuş..


Oldu olacak.. "Şeker"i kullananlar için "Laikler" tarifini yapsaydın da malûm çekişmeyi bir güzel harlandırsaydın..


Bu nizaya taraf olan İsmet Berkan'a kızmam.. Arnavutköy'de oturur.. Aslen Nişantaşı, Etiler çocuğudur..


Evinden gazetesine, gazetesinden evine.. Arada bir köpeğini çıkarıp sahilde dolaştırır..

 

Devamını oku...
 
TAYLAN ÖZGÜR CİNAYETİNİ KAPSAMAYAN BİR SORUŞTURMA Yazdır E-posta
Yazar Tuncay ÇELEN   
Perşembe, 25 Eylül 2008


68 devrimci gençliğinin simgelerinden  sevgili Taylan’ın sokak ortasında kontrgerillanın- ergenokonun , adı ne zıkkımsa , kökü ABD’den; CIA’dan beslenen, dalları NATO’ya üye ülkelere sarkan devlet içinde örgütlenen , yarı resmi, ama tümüyle yasa dışı cinayet örgütü tarafından katledilmesinden bu yana 39 yıl geçti. 


Katil Lisan Çakıcı suçüstü yakalanmasına rağmen, “derin devlet” in koruyucu kanatları altında, delil yetersizliğinden beraat ettirildi. Lisan Çakıcı “BERAAT” ETTİRİLDİYSE Tetikçi korunduysa, azmettiren “terör örgütü” nün Türkiye sorumluları kimler ve nerdeler ? Hiçbir resmi güç bu soruların yanıtlarını aramadı, arayamadı. Bu soruların cevapları, olayların içinde yaşayan  ve hala devrime inanan bizler için son derece açık.


Taylan Özgür ;  CIA’nın, 1952’den itibaren NATO’YA  bağlı tüm Avrupa ülkelerinde “ gladio” “kontr gerilla” “özel harp dairesi” adı altında kurduğu ve “komünistleri” yok etmeyi amaçlayan  örgütlerin direktifiyle, tetikçiler tarafından , “bilinçli” ve “planlı” bir şekilde öldürülmüştür. 

 

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 25 - 36 / 963
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1189
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 818028
Syndicate
 
left
Top! Top!
right