| |
|
|
ZEYNEP ve BÜŞRA HOCA |
|
|
|
Yazar YÜKSEL GENÇ
|
|
Friday, 06 January 2012 |
|
Bakırköy Kadın Ve Çocuk Tutukevi - Daha biz gözaltına alınmadan önce, tutuklanma kararlarımızında verildiğini düşündüren formalite mahkemelerimizin ardından kimi arkadaşlar için ilk, benim içinse ikinci cezaevli günler başladı.
Getirildiğimiz Bakırköy Kadın ve çocuk cezaevinde ilk 3 günümüzü geçireceğimiz “müşahade odasında” şarkıdaki gibi “bütün kızlar toplandık, toplandık, toplandık... sorduk; neden tutuklandık, tutuklandık, tutuklandık...” Ama işin hukuki yanıtını bir türlü bulamadık.
Üçüncü günün akşamında, moralimizin tavan yaptığı bir zamanda PKK ve PAJK davalarından yargılanan arkadaşların yanlarına yollandık. Ben, Zeynep Kuray ve Pervin Yerlikaya ile aynı odaya gittik.
Bir çoğumuzun aklında buralardan haber geçmek, yazı göndermek, Ajans ve gazetedeki yerimizi doldurmak mümkün olacak mı, sorusu vardı. Dağıtıldığımız kağuşlarda anladık ki, bu dünyanın gözlerini ve kulaklarını kapattığı bu mekanlar duyulmayı bekleyen öykülerle dolu.
Tabii bizden kolları ilk sıvayan Zeynep oldu. Civa gibi, yerinde duramayan ve gazeteciliği her durumda yapabileceğine inanacak denli idealist Zeynep. Bir haber tarlasına düşmüş gibi heyecanlı. 2 haber şimdiden yazdı bile... Ama kaldığımız koğuş odasına girdikten bir süre sonra yazılacak esas öykülerden birinin de kendisi olduğunu gördük.. |
|
Devamını oku...
|
|
BİR KOMPLO TEORİSİ: SİVAS'DAN 35'LERe... |
|
|
|
Yazar SUAT PARLAR-www.halksahnesi.org
|
|
Wednesday, 04 January 2012 |
|
Komplo Teorisi Karşıtlarının Komploculuğu
1991 yılından itibaren Türkiye sermaye sınıfı, ülkeyi jeo-politik “ihraç metası” haline getirerek, pazara sürme noktasında bir aşama kaydetmiştir. Bu tarihten sonra kanlı ilmekler, komplolar, suikastler, komşu ülkelerde darbeler birbirini takip etmiştir. Bu süreç içerisinde “düşük yoğunluklu” çatışma adı verilen veya “alan tutma stratejisi” başlıklı bir plan bölgede uygulamaya konulmuş, bunun yansımaları tüm Türkiye'de kendisini göstermiştir. Fakat, kanlı komplo yumaklarının görselliği içerisinde esas halkalar hep gözden kaçırılmıştır. Temel meselenin Avrasya eksenli olarak; petrol, su, doğalgaz başta olmak üzere muazzam ölçekteki hammadde kaynaklarıyla bağlantısı üzerinde durulmadan, bu kanlı görsellikle yetinme, “komplo teorileri” adı verilen kapsam içerisinde yeni bir bilgi türünü ortaya çıkarmıştır. Bu bilgi türü, yer yer yararlı ipuçlarını içerecek tarzda, söz konusu temellere inme olanağını da veren bağlamlara sahiptir. Zaten insanları “komplo teorisi” yapmakla suçlayanların kendilerinin de bir komplonun parçası olduklarını düşündürtecek yeterli veriler fazlasıyla mevcuttur. Bu komplo ipuçlarından yola çıkarak, 35'lerin “stratejik bombardıman”la öldürülmelerine kadar uzanan süreçte bir takım uğraklara dikkati çekmek istiyorum. Petro – Politiğe Dayalı Kan Borsası 27 Mart 1993, Cumhuriyet Gazetesi manşetten bir haber veriyor : “Petrole Yeni Körfez: Ceyhan” başlığı atılıyor… “Eğer Ceyhan projesi gerçekleşebilirse, Türkiye'nin konumu da değişecek. Çünkü, gezegenimizde petrol coğrafyası yeniden oluşuyor. Belki de ulusal sınırlardan daha önemli bir harita çiziyor.” Ulusalcı, bağımsızlıkçı Cumhuriyet Gazetesi, bu haberi yorumsuz bir heyecan içerisinde verirken, özünde yorumunu da yapmış oluyor. Ulusal sınırların ilgâ edileceğinden söz ediyor. Ama, Ceyhan projesinin heyecanını da satırlarında duyumsatıyor. Türkiye'nin stratejik önemi konusunda anlaşmış olan yönetici seçkinler, bunların ideolojik uzantıları ve bunların çıkarlarını savundukları sermaye sınıfı açısından jeo-politik ve jeo-stratejik önem, Türkiye'nin varlığının güvencesini oluşturuyor. Petrol coğrafyasında Türkiye'nin yeri, daha sonraki kanlı komplo yumaklarıyla iyice açılıyor. Ortaya, bu siyasi coğrafyanın gördüğü, göreceği en kanlı sahneler saçılıyor. Eğer, bu bağlamda kronolojik bir dizgeye sabit kalmadan meseleyi irdeleyecek olursak: 1995 yılı itibariyle, Öcalan; petrol ve suyun “Kürt sorunuyla iç içe geçtiğini” belirtiyor ve bunun sadece “Ortadoğu'nun değil dünyanın başlıca sorunu” olduğunu bir yabancı gazeteciye açıklıyor. Bunları Novaya Vremya muhabiri olan Makarenko Vadim'e açıklıyor. Açıklık bununla kalmıyor, daha sonra Alman televizyon kanalı ARD ile bir görüşme yapıyor. Bu görüşmede, önceki görüşme gibi yine 1995 yılı içerisinde gerçekleşiyor. Bu görüşmesinde de petrol ve su yollarına dikkat çekiyor, bu hatları açmak isteyen Dünya Bankası gibi kurumları uyarıyor. “Bizim otoritemizi dikkate almak zorundasınız” diyor. “Petrol meselesinin tek taraflı bir çözümü söz konusu değildir, dolayısıyla bizimle de görüşeceksiniz” şeklinde bir beyanat veriyor. |
|
Devamını oku...
|
|
ŞARLATANLIK: F TİPİ BİLİM |
|
|
|
Yazar ENDER HELVACIOĞLU-bilim gelecek
|
|
Tuesday, 03 January 2012 |
|
BİLİM GELECEK DERGİSİNİ OKUYALIM OKUTALIM... F Tipi Bilim Hocanın İlmi
 Fethullah Gülen’in düşünce dünyası, ruhlar, cinler, periler, melekler, mucizeler, medyumlar, yogiler, büyüler, fallar, muskalar dünyasıdır. İmamın “ilmi”nde matematik, fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, astronomi… yok. Onun bilim dalları: parapsikoloji, telekinezi, telestezi, psikokinezi, radyestezi, falcılık, ruhçuluk, medyumluk, falan filan… Bütün bunlara bilim dünyasının ne ad taktığı belli. Kibarca söylersek: Sahte Bilimler; halk içindeki adıyla ifade edersek: Şarlatanlık. Peki, ciddi din adamları ne ad veriyor? Onu da, onlar söylesin Bir bilim dergisinde, neden bir din adamı olan Fethullah Gülen’in düşüncelerini ele aldık? Birkaç nedeni var: Birincisi, Fethullah Gülen bilimin alanına giriyor. Bilimsel gözükmeye, düşüncelerinin bilim ile çelişmediğini göstermeye özel bir önem atfediyor. Yazılarının çoğunda bilimsel gelişmelerden ve bulgulardan söz ediyor, örnekler veriyor. Bilim ile dini buluşturmak ve uzlaştırmak en büyük misyonlarından biri. Temelde iki iddiası var: 1) Bütün bilimsel gelişmelerin ve bulguların Allah’ın büyük düzenini ve doğadaki Allah yapısı ahengi kanıtladığı; 2) Bütün bilimsel gelişmelerin ve bulguların Kuran’da önceden işaret edildiği. İddiasına göre onun dini bilimsel bir din, bilimi ise dininin kanıtı olan bir bilimdir. Dini, bilim ile kanıtlamak yeni bir moda. Eskiden dinciler bilim alanına pek girmezler, girmek istemezler, kendi alanlarında fikir yürütürlerdi. Dinin bilime sızmaya çalışması, ülkemizde dinsel düşüncenin giderek genişleyen ideolojik hegemonyasının bilim alanına yansımasından mı kaynaklanıyor, yoksa son derece itibarlı bir etkinlik alanı olan bilimin karşısında dinsel düşüncenin kendini savunmasının bir ürünü mü, yoksa ilginç bir biçimde ikisi birden mi, yani ülkemize özgü bir post-modernist akımla mı karşı karşıyayız, tartışılır. Her ne ise, bu modanın dinsel düşünce ile bilimsel düşünce arasındaki sınırı bulandırdığı bir gerçek.
|
|
Devamını oku...
|
|
TÜRKİYE SOLUNUN SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİYLE İMTİHANI |
|
|
|
Yazar AHMET YILDIRIM-anafikir.gen.tr
|
|
Monday, 02 January 2012 |
Türkiye’de bugün acil devrimci görev, etnik ve mezhep üzerinden çılgınlık derecesinde sürdürülen kimlik politikalarından sıyrılıp kurtulmaktır;çünkü 1919’ların “Balkanization”unu günümüzde emperyalizm, “Lebanonization”(Lübnanlaştırma) olarak uygulamaya koymuştur.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Anafikir sayfalarında, Levent Yakış’ın “Türkiye Solunun Dramı” başlıklı yazısında vurguladığı, “Toplumlar, kimlik eksenli yarılmalara uğradıkça, sol bir siyasanın işlevsel ve güçlü olacağı sınıfsal yarılmalar ikinci plana düşmüş, kimlikler arası çelişkiler sınıflar arası çelişkilere galebe çalmış, bu da ezilen, sömürülen sınıfların yaşam koşullarını çok daha ağılaştıran neo-liberal uygulamaların herhangi bir sınıfsal dirençle karşılaşmadan kolayca hayata geçmesine olanak sağlamıştır.” saptamasının üzerine devrimcilerin çalışmalarını yoğunlaştırmaları gerekmektedir. Emperyalizmin sonu gelmez şeytani saldırılarına karşı mücadelede “yol” katedebilmek için emperyalizmin stratejik hedeflerini, bu doğrultudaki çalışma yöntemlerini ve taktiklerini günü gününe izleyip kamuoyuna bildirmek yaşamsal önemdedir; bu, doğru bir mücadele yöntemi geliştirmenin de baş koşuludur.
Bu bilinçle başlarken, şunu belirtelim ki Türkiye'de bugün devrimcilerin önündeki en önemli görev, etnik ve mezhep üzerinden kimlik politikaları çılgınlığına bir son vermek ve bu politikaları mahküm etmektir. -Anafikir sayfalarında özetlediğimiz- TMMOB Sanayi Kongresi'nde Prof. Dr. Korkut Boratav'ın dikkat çektiği "İnsan hakları emperyalizmi" kavramını, "bu oyunu, bu sahtekarlığı", emperyalizme karşı mücadeleyi şiar edinmiş devrimci/demokrat güçler mutlaka "kırmalı", açığa çıkarmalıdırlar. Amerikalıların ünlü sözlüğü Merriam-Webster 1919'da "Balkanization" kavramını kullanmıştı ve karşısında, "Küçük ve çoğunlukla da birbirine düşman unsurlara ayırmak!" yazmaktaydı. 90'larda emperyalizm tahakkümünü bin yıl daha sürdürmek için, -Jean-Marie Guehenno'nun sosyolojik/politik bir kavram olarak kabul ettirdiği- "Lübnanlaştırma" kavramını geliştirdi. İşte bu nedenle, aşağıda, ülkemizden somut örneklerle açıklamaya çalışacağımız gibi günümüzde emperyalizm, işlerini 70’lerdeki gibi “ulusal milliyetçilik”ler üzerinden değil “etnik milliyetçilik” ve “kimlik siyaseti” üzerinden kültürel politikalarla yürütmektedir. |
|
Devamını oku...
|
|
KARŞIDEVRİM KIRILMASI SSCB |
|
|
|
Yazar RAUF AKSUNGUR'DAN ÇEVİRİ
|
|
Friday, 30 December 2011 |
|
Sevgili Ömer merhaba…
Belarusya Komünist Partisi’nin yayın organı (“Komünist Belarusya” –Biz ve Zaman-) adlı, gazetenin 10 Aralık tarihli 50. sayısında yayınlanan, -Parti’nin genel sekreteri Georgiy Atamanov’un yazdığı- aşağıdaki makaleyi yararlı olacağı ve Dev-Parti kanalından Türkiye devrimci ortamına ulaşır düşüncesiyle Türkçeye çevirdim. Günümüzde herhangi bir sosyal olay “Tarih Tezi”nin ışığından mahrum olarak ele alınırsa, eksikliğin kaçınılmaz olacağını, bir yana bırakırsak makaleden pek çok doğru bilgiyi öğrenmek mümkün. Geogiy Atamanov’un makalesi üzerinden SSCB’nin dağılması-dağıtılması konusunu “Komün Gücü” ışığında ele alan bir makale yazmayı düşünüyorum. Bakalım. Bundan böyle daha sık yazışmak ve görüşmek dileğimle. Bütün arkadaşlara selam… Rauf. KARŞIDEVRİM KIRILMASI SSCB
1991 yılı 17 Mart genel referandumunda ülke nüfusunun %76,4 ü Sovyetler Birliği’nin korunmasından yana oy kullandı. Ülkede yeni Birlik Kurulması üzerinde anlaşma sağlanması için (Yeni-Ogarevskiy süreci denilen) çalışmalar oldu. 1990 yılı 3 Ağustosunda Moskova-Kremlin’in Granat Oda’da başlayan o görüşmeler bir süre |
|
Devamını oku...
|
|
STRATEJİK BOMBARDIMAN 35'LERİ VURURKEN... |
|
|
|
Yazar SUAT PARLAR
|
|
Friday, 30 December 2011 |
|
Karşı Ayaklanma”cı Hukuk “Terörle mücadele” adı altında ilân edilen misilleme seferleri, siyasal şiddetin kaynaklarını belirsizleştiriyor. Hedefleri insanî niteliklerinden soyutluyor. Medyanın merkezinde yer aldığı “karşı ayaklanmacı doktrin”in, psikolojik savaşta uyguladığı değer sistemine göre; terörist kategorisi, kanun dışı, barbar bir vahşi olarak temellendiriliyor. “Karşı ayaklanma doktrini”ne dayanan otoriter devletçilik uygulamalarına göre; anti-terör yasaları, polis ve ordunun iç savunmada işbirliğine gitmeleri, adli ve siyasal davalarda sanık haklarının zayıflatılması, polisin yüksek teknolojiye dayanarak tüm nüfusu gözetleme yeteneğinin gelişmesi, sınırları belirsiz yıkıcılık kategorisi, sendikal haklar ve siyasi gösteriler üzerindeki sınırlamalar, yurttaşların idare edilmesinde baskıcı teknolojinin kullanılması, terörle mücadele gerekçesiyle meşrulaştırılıyor.
“Yeni Devlet”çilik Çağı Devletin ideolojik sermayesi ile sermaye düzeninin çıkarları bütünleşiyor. Çünkü devlet, yeni küresel sistemin tam da kalbinde yer alıyor. Sermaye birikimi koşullarının yaratılması ve sürdürülmesinde hayati bir rol oynamaya devam ediyor. Hiç bir ulus ötesi aktör, toplumsal düzen veya kurum, mülkiyet rejimi, sermayenin günlük işleyiş koşulları, sözleşme sisteminin yürürlüğü ve diğer kapitalist sınıf ihtiyaçları karşısında idari, hukuki zor aygıtları temelinde devletin yerini alamaz. Devlet hem emperyalist ve hem de bağımlı ekonomilerde sermaye açısından hâlâ birikimin vazgeçilmez koşullarını sağlamaktadır. Dünya, bugün eskisinden daha yoğun bir biçimde devletler dünyasıdır. |
|
Devamını oku...
|
|
GÖREVİMİZ KAP KAÇ : VEKİLLERİMİZ |
|
|
|
Yazar BİLAL ÇETİN-VATAN
|
|
Wednesday, 28 December 2011 |
Bu maaşlar AB’de yok. |
|
Devamını oku...
|
|
BABASININ KIZI |
|
|
|
Yazar Ali Barış Kurt
|
|
Tuesday, 27 December 2011 |
Ezilenin habercisi, Zeyno 4. Büyükelçiler Konferansı'na katılan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, tutuklu gazetecilerin durumuna da değindi. Yalnız, söylediklerine bakılırsa; değinmeseydi iyiydi diyesi geliyor, dinleyenin.
Zira, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların tutuklu gazetecilere dair açıkladıkları verileri gerçekdışı buluyor, Bakan Ergin. "Adam öldürmüş fakat gazeteci kimliği var. Banka soymuş gazeteci kimliği var" diyerek, cezaevinde bulunan yüzü aşkın gazeteci hakkında hakikatten ırak algılar yaratmaya çabalıyor. Oysa, ne polis sorgusunda ne de savcılık-mahkeme aşamasında meslektaşlarımıza haberleri ve kaynakları haricinde soru yöneltildi. Hepimiz şahidiz ki, suçlandıkları hususlar, mizah dergilerinin ilgi alanına tekabül eder. Buna rağmen Bakan Ergin, aynı konuşmasında, Türkiye'de sadece 8 kişinin gazetecilik mesleğinden ötürü yargılandığını, ileri sürüyor. *** Oysa, bizler, tutuklanan 35 meslektaşımızın da mesleklerinden yargılandığından kuşku duymuyoruz. Mutlaka hepsine kefil olabilir ve bundan gurur duyarız. Lakin, haliyle bir kısmıyla anımız daha fazladır ve herşeyin dışında, bu anıları da özlemle anımsarız. Zeyno da (Zeynep Kuray), tanıyan herkes için özlenilecek karakterdir zaten. İlk randevumuzda 'nasıl olsa 15 dakika sonra burda olur' diyerek oturduğum pahalı bir kafede 3.5 saat bekletmiş ve beni epey 'zarara' sokmuş olsa da, nihayetinde mekana teşrif edip gülümsediği an; rol yapmadan ufalan gözleriyle çoktan affettirmiştir kendisini. |
|
Devamını oku...
|
|
ULUSALCILAR: "SOYKIRIM YAPMADIK, VATAN SAVUNDUK" |
|
|
|
Yazar SUAT PARLAR
|
|
Sunday, 25 December 2011 |
|
MARAŞ KATLİAMI DOSYASI KONTRGERİLLANIN SEÇİMİ: MARAŞ KATLİAMI (1) Bir devlet geleneğidir; II. Abdülhamit’le başlar. 1895’te Trabzon, Erzurum, Bitlis, Van, Harput, Sivas, Maraş ve Halep’te Ermeniler katledildi. Katliamları Osmanlı Devleti planladı yönlendirdi, yönetti...
"Katliamlar sabit bir saatte, çoğu kez sabah saat onbirde yada öğleyin başlıyordu. Önce çarşıya, ardından meskûn mahallere saldınlmaktaydı, Parola, önce cinayet sonra yağmaydı. Yakma yoluyla öldürme ve imhanın çok sık yinelenişi, geriye kalan tüm izleri yokettiği için bu yöntemin salık verildiği izlenimini bırakmaktadır. ”(Y. Temon, Ermeni Tabusu, Belge Yayınları) İdarî merciler, ender rastlanan bir kaç istisna dışında kayıtsız kalmışlar yada suça ortak olmuşlardır. Subaylar ve askerlerden bazıları katliam ve yağmalara katıldılar; subaylar, önemli Ermeni şahsiyetlerin listesini askerlerin eline veriyor ve böylece hiçbirinin kırımdan kurtulmamalarını sağlıyorlardı. Bu katliam geleneğini İttihat ve Terakki aynen sürdürdü. İttihat ve Terakki Cemiyetinin İzmir Katib-i Mesulü, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar şunları yazıyor: “İmparatorluğun tamamiyet ve vahdetini gizli, açık vasıtalarla tehdit eden iftirakçı (ayırıcı) Türk olmayan unsurlar... Hükümet normal faaliyeti dışında, Merkez-i Umumi 'deve Harbiye Nezareti'nde bir emri vafdinin zararlarını önleyici tedbirler için çalışıyordu. Harbiye Nezareti’ndeki gizli toplantıların başlıca konusu stratejik noktalarda kümelenmiş ve dış menfi tesirlere bağlı gayri Türk yığınakların tasfiyesi idi “ (Celal Bayar, Ben de Yazdım, C. 5., s. 1573) “Gayri Türk yığınaklar”, 1915 tehciri sırasında yasallaştırılmış ölüm, örgütlü hırsızlık, ödüllendirilmiş tecavüz ile tasfiye edildiler. Bu tasfiyenin vurucu gücü Teşkilat-ı Mahsusa'dır. |
|
Devamını oku...
|
|
ZEYNEP,ÇAĞDAŞ VE DİĞERLERİ.... |
|
|
|
Yazar YILDIRIM TÜRKER
|
|
Sunday, 25 December 2011 |
 Zeynep, Çağdaş ve diğerleriYILDIRIM TÜRKER - Zeynep de Çağdaş da benim güvencemdir. Diğer gözaltına alınan gazeteciler, o şarabi tanıklar gibi. Bilirim ki bu topraklarda insanın başına bir şey geliverirse bu yılmaz, yavuz gençler zalimin yanına bırakmaz.Sıra onlara da gelecekti elbet. Nitekim geldi. Onlar kayıt tutan, inadına çalışkan, inadına tutkulu, inadına inatçı genç insanlar. Zeynep’in resmine uzun uzun baktım. Deli kız ne de güzel gülümsemiş. Bayram değil. Seyran hiç değil. Ama edepsizlik bu ya, ‘kimse gülüşümü benden alamaz’a tutunmuş, bize selam yolluyor. Öyle nispetçi bir vız gelir sırıtışı da değil hani. |
|
Devamını oku...
|
|
HAYIRLI UĞURLU OLSUN-"Maaş yasasında CHP'nin katkısı yok" |
|
|
|
Yazar Ömer Gürcan
|
|
Sunday, 25 December 2011 |
"Maaş yasasında CHP'nin katkısı yok"
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin 
BAŞKAN - Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan, önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum. Söz isteyen var mı? Yok. Önerge yok. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Hayırlı uğurlu olsun. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na yeni 5 nci madde olarak aşağıdaki maddenin eklenmesi ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini teklif ederiz. Tanju Özcan Sırrı Sakık Vedat Demiröz Bolu Muş Bitlis Fatih Şahin Ali Uzunırmak Ankara Aydın | | | |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 13 - 24 / 1506 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4789976
|
|
|