| |
|
|
Demir Küçük aydın, insan "kemik yalamakla" değil, emekle meşgul olan yegâne hayvandır. |
|
|
|
Yazar Ahmet Erdoğan
|
|
Friday, 16 June 2006 |
|
Aslında uzun süredir okumayı ve eleştirisini bıraktığım Demir küçük Aydın ın epostayla gelen “İnsan Nedir” yazısına dayanamadım okumaya çalıştım. Her burjuva işbirlikçi yazarlar genellikle içi boş olan yazılarında asıl vermek istedikleri mesajları, yazılanın saçmalığından anlaşılması imkansız olan yazının, arasına serpiştirirler. Çünki çoğu “zırva” olduğundan okuyucunun gözüne çarpan ve aklında kalan bu mesajlar olur. Aynı reklamlardaki gibi. İyikide okumuşum hep “Marxizm” den bahseden bu beyefendinin Troçkist olduğunu kendi ağzından öğrenmiş oldum. Böylecede onun marxizmi “işçilerin” yerine “burjuvazı”nin çıkarları doğrultusunda savunduğu konusundaki teorik temelide anlamış oldum. Gerçi onun teorik bir temeli olduğuna yada olabileceğine inanmıyorum ama en azından şimdi “ben marxistim” dediğinde onun da günümüz Neo-Kon ların babası olan Troçkist Irvın kristol ne kadar Marxıst se o kadar marxıst olabileceği konusunda daha net bir fikrim oldu. |
|
Devamını oku...
|
|
Sarp Kuray-DİHA Söyleşi |
|
|
|
Yazar HABERLER
|
|
Thursday, 15 June 2006 |
|
Yazarlarımızdan Sarp Kuray'la Dicle Haber Ajansı'nın yaptığı söyleşi: - Türkiye’ de siyasal altüst oluşlar, önemli çalkantılarda ordu temel figüranlardan biri. Türkiye Cumhuriyetinin siyasal tarihinde ordunun yerini nasıl tanımlıyorsunuz? - Ordu sorunu Türkiye’de tarihi arka planı ile konulmadığı takdirde yerli yerine oturtulamaz. Mesela Avrupa’da bizdeki gibi bir ordu sorunu yok. Herhangi bir Avrupa ülkesi siyasi bir krize girdiği zaman kimse orduyu kurtarıcı olarak görmüyor ve bizdeki gibi ordu meselesi tartışılmıyor. Ancak askeri bir konu olduğu zaman askerler çıkıp kendi bilgileri çerçevesinde askeri konularda konuşuyorlar. Bizim ordumuz ile Avrupa orduları arasında büyük bir fark var. Ülkemize özgü bu orijinalite bir sosyal gerçeklik olarak kavranmadığı takdirde, bugün Türkiye’nin siyasal gündemine oturmuş asker- sivil gerginliğini doğru yorumlama olanağımız olamaz.
- Bu tarihi arka plan nedir? Bunu nasıl açıklamak gerekiyor?
- Bu tarihi arka plan Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşuna kadar gider. Osmanlı devleti hiçbir aracı sınıf olmaksızın dolaysız ilkel komüna gelenekli Sipahiler tarafından halk ile birlikte kurulmuştur. Arada hiçbir aracı- tefeci sınıf yoktur. Bundan dolayı Osmanlı’nın kuruluşu ordu- millet beraberliği ilkesine dayanır. Osmanlı ordu-millet bütünlüğü temelinde kurulduğu için de, ne zaman ülke bir sıkıntıya düşse ordu, devleti koruma ve kurtarma tarihsel refleksiyle harekete geçer. Ordunun müdahaleci geleneği dediğimiz bu sosyal gerçeklik bu temele dayanır; bu gelenek yalnızca ordu ile de sınırlı değildir, gücünü ilkel komünadan alan tüm sosyal güçler bu geleneğin kapsamına girer. Biz buna geleneksel aydın eylemciliği diyoruz Türkiye’de, Cumhuriyeti de ordu kurmuştur. Çünkü diğer yanıyla da Türkiye’de sermaye sınıfı hiçbir dönemde batıdaki gibi serbest rekabetçi bir dönemi yaşayıp toplumsal dönüşümlere öncülük yapamamıştır.
|
|
Devamını oku...
|
|
Neo-Konlar ve Troçkizm, ne alaka? |
|
|
|
Yazar Ahmet Erdoğan
|
|
Wednesday, 14 June 2006 |
|
Politik anlamda "düşünce", günümüzün olaylarına ve olası gelecek üzerine, geçmis tarihe ve o dönemdeki düşüncelere/yorumlara bakarak, içinde bulunan döneme bağlı olarak yapılan güncel yorumların temel kaynağıdır. Her düşünce ve yorumun geçmişe dayanan bir özü vardır. Bu anlayış doğrultusunda günümüzde uygulanan ABD politikasının mimarı olan S.P. Huntıngtonun teorisinin temel kaynağının ne olduğu üzerine fazla derin olmayan bir araştırma yaptım. Belgelere ve kendi açıklamalarına dayanarak ulaştığım sonuç beni fazla şaşırtmamış olsa da, “Marxizmi işçi sınıfı önderlerinden daha iyi okuyan ve yorumlayan kapitalistler olmuştur” iddiama, onceden bilincinde olmadığım bu “araştırma sonuçları” biraz daha ışık saçmış oldu. “Neo-Konların teorik temeli” konusunda okuduğum hemen her yazı beni James Burnham a, Max Shactmana, James Canon a ve en sonunda American Neo-konizm in kurucu olarak herkesin kabulettiği Irvıng Kristol a kadar götürüyordu. |
|
Devamını oku...
|
|
İnsanlık Yada Askerlik |
|
|
|
Yazar Rahmi Yıldırım
|
|
Wednesday, 14 June 2006 |
|
Ne zaman ki insan, karnını doyurabileceğinden fazlasını üretebilir oldu, toplumsal artı ürüne el koymanın, yani sömürünün tarihi başladı. Toplumlar sınıflara bölündü, devlet, egemen sınıf(lar)ın sömürüsünü ve baskısını güvenceye almanın örgütü oldu.
Devlet, sömürülecek ülkeyi dışardan gelebilecek saldırıya karşı elde tutmak ve gücü yeterse sınırlarını genişletmek, içerde emekçilerin isyanlarına karşı sömürü düzenini sürdürebilmek için silahı ve şiddeti tekeline aldı, ilk ordular böyle kuruldu, askerlik böyle başladı. Burjuva devrimleri olup ulusal devletler kuruluncaya değin, halkın tümünü kapsayan zorunlu askerliğe rastlanmadı. Ulusal devletler, burjuva devrimleriyle kuruldu. Vatandaşların tümüne yönelik zorunlu askerlik ilk, Fransız ihtilali sonrasında Napoleon döneminde kurumlaştı. Yine de dünya ölçeğindeki emperyalist paylaşım savaşları dışında Avrupa’da zorunlu askerlik yaygınlaşmadı. |
|
Devamını oku...
|
|
Emperyalist enternasyonalizm (globalizm) ve Marxist enternasyonalizm |
|
|
|
Yazar Ahmet Erdoğan
|
|
Sunday, 11 June 2006 |
|
Emperyalist politika mimarlarının Marxizmi en iyi okuyup, kendi çıkarları doğrultusunda, yorumunu en iyi yapanlar arasında belkide başta geldiğini iddia etmiştim. Sınıfsal “savaş” geleneksel savaştan, ve özellikle bu savaşın psikolojik savaş pratiklerini oluşturan propoganda, yanlış bilgiler dağıtma, bir kısım kitleyi bu savaşta tarafsızlaştırma vs aktivitelerinden pek farklı değil. Emperyalistler bu “enternasyonelizmi” kendi işbirlikçilerinin “marxıst” kılığında satmaya çalışmalarının yanında, sol dan da taraf bulması, onların zaten beklentisi içinde olduğu bir olasılıktı.
Dünya halklarının köleleştirilmesini hedefleyen Emperyalist globalizmin, özü bunun engellenmesi olan Marxist enternasyonalist mücadeleye “çıkar” sağlayacağı, ve ona “kolaylık” sağlayacağı, teori ve anlayışı, tamda Emperyalistlerin “psikolojıik savaş” taktiklerinin ulaşmak istediği bir sonuç. |
|
Devamını oku...
|
|
İstida ve İddianame Farkı |
|
|
|
Yazar Askar Yılmaz
|
|
Sunday, 11 June 2006 |
|
Türkiye'nin sorunlarının tanısında sağdan sola her çevrede ortak noktalar var. Bu ortaklığın, salt tanılarda oluşması, sorunların çözümüne bu aşamda fazla bir katkı sağlamadığı en yalın gerçek. Sağ ve sol arasında oluşan tanı "birlikteliği", Türkiye'nin sorunlarına yaklaşım, sağın ve solun aynı manzarayı betimlemesi gibi bir yaklaşımdan çok farklıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin son altmış yılına damgasını vuran siyasi şahsiyetin, sağ ve sol arasındaki farkı, "koka Kola ile Pepsi Kola arasındaki" farka indirgemesi sağ ve sol arasındaki derin farkı ortadan kaldırmaya da yetmiyor. Türkiye'nin büyük sorunların içine itilmesinde, genel olarak sol tamamen masum ve günahsızdır. Kurtuluş savaşı ve ulusal devlet inşasını izleyen, halkçı uygulamalar içinde, çehresi değişen dönemi, Türkiye solunun başarı hanesine yazarak, Türkiye'nin son altmış yılını kabaca analiz ettiğimizde, sağ ve sol arasındaki farkın "koka Kola, Pepsi kola" farkı olmadığını daha iyi görebiliriz |
|
Devamını oku...
|
|
Amargi Dergi Feminizm İçin Ölü Doğdu |
|
|
|
Yazar Davut Güzel
|
|
Sunday, 11 June 2006 |
|
AMARGİ DERGİ FEMİNİZM İÇİN ÖLÜ DOĞDU AMA BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ İÇİN UMUT VADEDİYOR. İtiraf etmeliyim ki AMARGİ Feminist Dergi’nin çıkışını meraktan da öte umutla bekliyordum. Tarihsel arka plandaki belgeler bir yana, 80 sonrası ivme kazanan feminizm mücadelesinin ülke içinde oluşturduğu yayınların, elimden geldiğince takipçisi oldum. Onların kimilerine ulaşabilmek için sıradan okuyucu/satın alıcı’nın ötesinde ”ısrarlı bir arayıcı” olmak da gerekiyordu. Doğası gereği sistemden beslenmeyen, güç almayan ve profesyonel yayıncılık ilkeleriyle hareket ve refleks yeteneği olmayan ve bu nedenle de okuyucusuna kolayca ulaş(a)mayan yayınlardı. AMARGİ Feminist Dergi de geleneği sürdürerek aynı özellikleri gösterdi. Dergiye ulaşabilmek için neredeyse bir tam gün harcadım.  Oysa; gerek teorinin tartışılması, gerekse tartışılan teorideki pratiğin hayata geçirilişini görebilmek adına, karşılıklı iletişimin –bilgi, deney ve haber alışverişinin- kolayca yapılabilmesi birincil sıralarda önem taşıyor. Yine teorik bir feminist dergide birincil sıralarda yer alan bir başka konu; yayın içeriğinde ve bu içeriğin ele alınış biçiminde gösterilen tutarlılık, bilim ve bilimsellikten yana geliştirilen tavırdır. |
|
Devamını oku...
|
|
Fokurdayan Türkiye |
|
|
|
Yazar Rahmi Yıldırım
|
|
Saturday, 10 June 2006 |
|
Baykal’ın verdiği son akıl da ordu-siyaset ilişkisi üzerine. “Madde:7, Sakın ha, 30 Ağustos’a yönelik bir kriz planlaması içinde olmayın!” Baykal’ın ima ettiği kriz, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olup olamayacağıyla ilgili. Bu konuda yetki Başbakan Erdoğan’ın elinde. Kararnameyi sadece bir gün bekletmesi bile Büyükanıt’ın emekli olmasına yetiyor ki, hislerim beni yanıltmıyorsa Erdoğan bu yetkisini kullanarak Büyükanıt’ı emekli edecek; böylece özellikle dinci ve Kürt seçmen nezdinde muazzam prestij sağlayacak. Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olmamasına rejim krizi gözüyle bakması Baykal’ın politikada samimiyetini değil, hangi mihverde siyaset yaptığını gösteriyor. Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olmaması niye rejim krizine yol açsın ki? Giden de paşadır gelecek olan da paşadır. Mezarlıklar da vazgeçilmez insanlarla doludur “netekim”. |
|
Devamını oku...
|
|
ABD Kendi Yarattığı, Efsanevi "Terörist Rambo" Zarkaviyi Neden "Öldürdü !" |
|
|
|
Yazar Ahmet Erdoğan
|
|
Friday, 09 June 2006 |
|
Hürriyet gazetesinin başlığı “Cellat başının ölümü El Kaide'nin Irak'taki terörist başı ve Türkler dahil yüzlerce insanın katili El Zarkavi'nin öldürülmesi dünyada coşkuyla karşılandı. Teröristin önceki gün ABD F-16'larının vurduğu evde beş kişiyle birlikte öldüğünü El Kaide de doğruladı. ABD Başkanı Bush "Zarkavi'nin ölümü El Kaide'ye ağır bir darbe ve terörle mücadelede önemli bir zafer oldu" dedi.” |
|
Devamını oku...
|
|
Dürüst(!) Ecevit |
|
|
|
Yazar Erol Soysever(Em.J.Pilot Bnb)
|
|
Thursday, 08 June 2006 |
|
5 Haziran 1977 seçimlerinde %45 dolayında oy alan Bülent Ecevit' in önderliğindeki CHP'nin genel merkezinin önünde seçimin yapıldığı günün akşamı toplanıp, slogan atan ve çoğunluğunu devrimci gençlerin oluşturduğu topluluğa genel merkez binasından şu duyuru yapılıyordu: "Burada kimse 'Tek yol devrim' diye bağıramaz. Lütfen artık dağılın!" Evet, seçim kazanılmıştı ve CHP' nin ve de Ecevit'in o devrimci gençlere artık gereksinimi kalmamıştı ! Oysa Ecevit o devrimci gençlerin özverili çalışmaları sonucu seçimi kazanmıştı. O ise, hala eşi Rahşan Hanım' ın becerisiyle kazandığını sanıyordu. Tıpkı seçimlerden önce Taksim Meydanı' ndaki miting öncesi aldığı ölüm tehdidi üzerine, "Ben ve eşim yarın Taksim' deyiz." demesindeki yanlışı gibi. Çünkü o sırada "Ben ve örgütüm yarın Taksim' de olacağız !" demesi gerekirdi dürüst Ecevit'in. Geçelim... |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1165 - 1176 / 1507 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838556
|
|
|