left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Saturday, 11 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Demir Küçük aydın, insan "kemik yalamakla" değil, emekle meşgul olan yegâne hayvandır. Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Erdoğan   
Friday, 16 June 2006

Aslında uzun süredir okumayı ve eleştirisini bıraktığım Demir küçük Aydın ın epostayla gelen “İnsan Nedir” yazısına dayanamadım okumaya çalıştım. Her burjuva işbirlikçi yazarlar genellikle içi boş olan yazılarında asıl vermek istedikleri mesajları, yazılanın saçmalığından anlaşılması imkansız olan yazının, arasına serpiştirirler. Çünki çoğu “zırva” olduğundan okuyucunun gözüne çarpan ve aklında kalan bu mesajlar olur. Aynı reklamlardaki gibi.

İyikide okumuşum hep “Marxizm” den bahseden bu beyefendinin Troçkist olduğunu kendi ağzından öğrenmiş oldum. Böylecede onun marxizmi “işçilerin” yerine “burjuvazı”nin çıkarları doğrultusunda savunduğu konusundaki teorik temelide anlamış oldum. Gerçi onun teorik bir temeli olduğuna yada olabileceğine inanmıyorum ama en azından şimdi “ben marxistim” dediğinde onun da günümüz Neo-Kon ların babası olan Troçkist Irvın kristol ne kadar Marxıst se o kadar marxıst olabileceği konusunda daha net bir fikrim oldu.

Devamını oku...
 
Sarp Kuray-DİHA Söyleşi Yazdır E-posta
Yazar HABERLER   
Thursday, 15 June 2006

Yazarlarımızdan Sarp Kuray'la Dicle Haber Ajansı'nın yaptığı söyleşi:Sarp Kuray

- Türkiye’ de siyasal altüst oluşlar, önemli çalkantılarda ordu temel figüranlardan biri. Türkiye Cumhuriyetinin siyasal tarihinde ordunun yerini nasıl tanımlıyorsunuz?


- Ordu sorunu Türkiye’de tarihi arka planı ile konulmadığı takdirde yerli yerine oturtulamaz. Mesela  Avrupa’da bizdeki gibi bir ordu sorunu yok. Herhangi bir Avrupa ülkesi siyasi bir krize girdiği zaman kimse orduyu kurtarıcı olarak görmüyor ve bizdeki gibi ordu meselesi tartışılmıyor. Ancak askeri bir konu olduğu zaman askerler çıkıp kendi bilgileri çerçevesinde askeri konularda konuşuyorlar. Bizim ordumuz ile Avrupa orduları arasında büyük bir fark var. Ülkemize özgü bu orijinalite bir sosyal gerçeklik olarak kavranmadığı takdirde, bugün Türkiye’nin siyasal gündemine oturmuş asker- sivil gerginliğini doğru yorumlama olanağımız olamaz.


- Bu tarihi arka plan nedir? Bunu nasıl açıklamak gerekiyor?


- Bu tarihi arka plan Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşuna kadar gider. Osmanlı devleti hiçbir aracı sınıf olmaksızın dolaysız ilkel komüna gelenekli Sipahiler tarafından halk ile birlikte kurulmuştur. Arada hiçbir aracı- tefeci sınıf yoktur. Bundan dolayı Osmanlı’nın kuruluşu ordu- millet beraberliği ilkesine dayanır. Osmanlı ordu-millet bütünlüğü temelinde kurulduğu için de, ne zaman ülke bir sıkıntıya düşse ordu, devleti koruma ve kurtarma tarihsel refleksiyle harekete geçer. Ordunun müdahaleci geleneği dediğimiz bu sosyal gerçeklik bu temele dayanır; bu gelenek yalnızca ordu ile de sınırlı değildir, gücünü ilkel komünadan alan tüm sosyal güçler bu geleneğin kapsamına girer. Biz buna geleneksel aydın eylemciliği diyoruz Türkiye’de, Cumhuriyeti de ordu kurmuştur. Çünkü diğer yanıyla da Türkiye’de sermaye sınıfı hiçbir dönemde batıdaki gibi serbest rekabetçi bir dönemi yaşayıp toplumsal dönüşümlere öncülük yapamamıştır.


Devamını oku...
 
Neo-Konlar ve Troçkizm, ne alaka? Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Erdoğan   
Wednesday, 14 June 2006

Politik anlamda "düşünce",  günümüzün olaylarına ve olası gelecek üzerine, geçmis tarihe ve o dönemdeki düşüncelere/yorumlara bakarak, içinde bulunan döneme bağlı olarak yapılan güncel  yorumların temel kaynağıdır. Her düşünce ve yorumun geçmişe dayanan bir özü vardır. Bu anlayış doğrultusunda  günümüzde uygulanan  ABD politikasının mimarı olan S.P. Huntıngtonun  teorisinin temel kaynağının ne olduğu üzerine fazla derin olmayan bir araştırma yaptım. Belgelere ve kendi açıklamalarına dayanarak ulaştığım sonuç beni fazla şaşırtmamış olsa da, “Marxizmi işçi sınıfı önderlerinden daha iyi okuyan ve yorumlayan kapitalistler olmuştur” iddiama, onceden  bilincinde olmadığım bu  “araştırma sonuçları” biraz daha ışık saçmış oldu.

“Neo-Konların teorik temeli”  konusunda okuduğum hemen her yazı  beni James Burnham a, Max Shactmana, James Canon a  ve en sonunda American Neo-konizm in kurucu olarak herkesin kabulettiği Irvıng Kristol a kadar götürüyordu.

Devamını oku...
 
İnsanlık Yada Askerlik Yazdır E-posta
Yazar Rahmi Yıldırım   
Wednesday, 14 June 2006

ImageNe zaman ki insan, karnını doyurabileceğinden fazlasını üretebilir oldu, toplumsal artı ürüne el koymanın, yani sömürünün tarihi başladı. Toplumlar sınıflara bölündü, devlet, egemen sınıf(lar)ın sömürüsünü ve baskısını güvenceye almanın örgütü oldu.

Devlet, sömürülecek ülkeyi dışardan gelebilecek saldırıya karşı elde tutmak ve gücü yeterse sınırlarını genişletmek, içerde emekçilerin isyanlarına karşı sömürü düzenini sürdürebilmek için silahı ve şiddeti tekeline aldı, ilk ordular böyle kuruldu, askerlik böyle başladı.

Burjuva devrimleri olup ulusal devletler kuruluncaya değin, halkın tümünü kapsayan zorunlu askerliğe rastlanmadı. Ulusal devletler, burjuva devrimleriyle kuruldu. Vatandaşların tümüne yönelik zorunlu askerlik ilk, Fransız ihtilali sonrasında Napoleon döneminde kurumlaştı. Yine de dünya ölçeğindeki emperyalist paylaşım savaşları dışında  Avrupa’da zorunlu askerlik yaygınlaşmadı.

Devamını oku...
 
Emperyalist enternasyonalizm (globalizm) ve Marxist enternasyonalizm Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Erdoğan   
Sunday, 11 June 2006


Emperyalist politika mimarlarının Marxizmi en iyi okuyup, kendi çıkarları doğrultusunda,  yorumunu en iyi yapanlar arasında belkide başta geldiğini iddia etmiştim. Sınıfsal Image“savaş”  geleneksel savaştan, ve özellikle bu savaşın psikolojik savaş  pratiklerini oluşturan propoganda, yanlış bilgiler dağıtma, bir kısım kitleyi bu savaşta tarafsızlaştırma vs aktivitelerinden pek farklı değil. Emperyalistler bu “enternasyonelizmi” kendi işbirlikçilerinin “marxıst” kılığında satmaya çalışmalarının yanında, sol dan da taraf bulması, onların zaten beklentisi içinde olduğu bir olasılıktı.

Dünya halklarının köleleştirilmesini hedefleyen Emperyalist globalizmin, özü bunun engellenmesi olan Marxist enternasyonalist mücadeleye “çıkar” sağlayacağı, ve ona “kolaylık” sağlayacağı, teori ve anlayışı,  tamda Emperyalistlerin “psikolojıik savaş” taktiklerinin ulaşmak istediği bir sonuç.

Devamını oku...
 
İstida ve İddianame Farkı Yazdır E-posta
Yazar Askar Yılmaz   
Sunday, 11 June 2006

Türkiye'nin sorunlarının tanısında sağdan sola her çevrede ortak noktalar var. Bu ortaklığın, salt  tanılarda oluşması, sorunların çözümüne bu aşamda fazla bir katkı sağlamadığı en yalın gerçek. Sağ ve sol arasında oluşan tanı "birlikteliği",  Türkiye'nin sorunlarına yaklaşım, sağın ve solun aynı manzarayı betimlemesi gibi  bir yaklaşımdan çok farklıdır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin son altmış yılına damgasını vuran siyasi şahsiyetin, sağ ve sol arasındaki farkı, "koka Kola ile Pepsi Kola arasındaki" farka  indirgemesi sağ ve sol arasındaki derin farkı ortadan kaldırmaya da yetmiyor.

Türkiye'nin büyük  sorunların içine itilmesinde, genel olarak sol tamamen masum ve günahsızdır. Kurtuluş savaşı ve ulusal devlet inşasını izleyen, halkçı uygulamalar içinde, çehresi değişen dönemi, Türkiye solunun başarı hanesine yazarak, Türkiye'nin son altmış yılını kabaca analiz ettiğimizde, sağ ve sol arasındaki farkın  "koka Kola, Pepsi kola" farkı olmadığını daha iyi görebiliriz

Devamını oku...
 
Amargi Dergi Feminizm İçin Ölü Doğdu Yazdır E-posta
Yazar Davut Güzel   
Sunday, 11 June 2006

AMARGİ DERGİ FEMİNİZM İÇİN ÖLÜ DOĞDU

AMA

BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ İÇİN UMUT VADEDİYOR.Image

İtiraf etmeliyim ki AMARGİ Feminist Dergi’nin çıkışını meraktan da öte umutla bekliyordum. Tarihsel arka plandaki belgeler bir yana, 80 sonrası ivme kazanan feminizm mücadelesinin ülke içinde oluşturduğu yayınların, elimden geldiğince takipçisi oldum. Onların kimilerine ulaşabilmek için sıradan okuyucu/satın alıcı’nın ötesinde ”ısrarlı bir arayıcı” olmak da gerekiyordu. Doğası gereği sistemden beslenmeyen, güç almayan ve profesyonel yayıncılık ilkeleriyle hareket ve refleks yeteneği olmayan ve bu nedenle de okuyucusuna kolayca ulaş(a)mayan yayınlardı.

AMARGİ Feminist Dergi de geleneği sürdürerek aynı özellikleri gösterdi. Dergiye ulaşabilmek için neredeyse bir tam gün harcadım. Image

Oysa; gerek teorinin tartışılması, gerekse tartışılan teorideki pratiğin hayata geçirilişini görebilmek adına, karşılıklı iletişimin –bilgi, deney ve haber alışverişinin- kolayca yapılabilmesi birincil sıralarda önem taşıyor.

Yine teorik bir feminist dergide birincil sıralarda yer alan bir başka konu; yayın içeriğinde ve bu içeriğin ele alınış biçiminde gösterilen tutarlılık, bilim ve bilimsellikten yana geliştirilen tavırdır.

Devamını oku...
 
Peki küreselleşme kimin için? Yazdır E-posta
Yazar Tamer Uysal   
Saturday, 10 June 2006

Dün iki kutuplu olan bugün ABD’nin tek süper güç olarak kaldığı dünyada 2 bin yıllıkImage gelişmenin son 20 yıla sığdığı değişimler yaşandı. Ancak dünyanın en zengini ile yoksulu arasındaki fark gittikçe büyüdü. Küreselleşme bütün dünyaya eşit zenginlik getirmedi. En zengin ülkeler ülkeler üretimin yüzde 86’sını, en fakirler yüzde 1′ini üretiyor şimdi. Yani ilk yüzde 20 ile son yüzde 20’si. General Motors’un, Exxon Mobil’in vs. yıllık ciroları Danimarka’nın, Avusturya’nın bütçelerinden büyüktür. 3 kişi toplam 48 ülkenin gayri safi milli hasılalarından daha fazla servete sahip. Dünyanın en zenginleri ise topu topu sadece 20 kişidir. Chossudovsky’nin deyişiyle yeni dünya düzeniyle küreselleşme, küresel soygunun bir “maske”siydi. Tıpkı eski dünyanın mitleri gibi.

Devamını oku...
 
Fokurdayan Türkiye Yazdır E-posta
Yazar Rahmi Yıldırım   
Saturday, 10 June 2006

Baykal’ın verdiği son akıl da ordu-siyaset ilişkisi üzerine.

“Madde:7, Sakın ha, 30 Ağustos’a yönelik bir kriz planlaması içinde olmayın!”Image

Baykal’ın ima ettiği kriz, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olup olamayacağıyla ilgili. Bu konuda yetki Başbakan Erdoğan’ın elinde. Kararnameyi sadece bir gün bekletmesi bile Büyükanıt’ın emekli olmasına yetiyor ki, hislerim beni yanıltmıyorsa Erdoğan bu yetkisini kullanarak Büyükanıt’ı emekli edecek; böylece özellikle dinci ve Kürt seçmen nezdinde muazzam prestij sağlayacak.

Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olmamasına  rejim krizi gözüyle bakması Baykal’ın politikada samimiyetini değil, hangi mihverde siyaset yaptığını gösteriyor. Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olmaması niye rejim krizine yol açsın ki? Giden de paşadır gelecek olan da paşadır. Mezarlıklar da vazgeçilmez insanlarla doludur “netekim”.

Devamını oku...
 
ABD Kendi Yarattığı, Efsanevi "Terörist Rambo" Zarkaviyi Neden "Öldürdü !" Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Erdoğan   
Friday, 09 June 2006

Hürriyet gazetesinin başlığıImage

“Cellat başının ölümü

El Kaide'nin Irak'taki terörist başı ve Türkler dahil yüzlerce insanın katili El Zarkavi'nin öldürülmesi dünyada coşkuyla karşılandı. Teröristin önceki gün ABD F-16'larının vurduğu evde beş kişiyle birlikte öldüğünü El Kaide de doğruladı. ABD Başkanı Bush "Zarkavi'nin ölümü El Kaide'ye ağır bir darbe ve terörle mücadelede önemli bir zafer oldu" dedi.”

Devamını oku...
 
Dürüst(!) Ecevit Yazdır E-posta
Yazar Erol Soysever(Em.J.Pilot Bnb)   
Thursday, 08 June 2006

5 Haziran 1977 seçimlerinde %45 dolayında oy alan Bülent Ecevit' in önderliğindeki CHP'nin genel merkezinin önünde seçimin yapıldığı günün akşamı toplanıp, slogan atan ve çoğunluğunu devrimci gençlerin oluşturduğu topluluğa genel merkez binasından şu duyuru yapılıyordu: "Burada kimse 'Tek yol devrim' diye bağıramaz. Lütfen artık dağılın!" Evet, seçim kazanılmıştı ve CHP' nin ve de Ecevit'in o devrimci gençlere artık gereksinimi kalmamıştı !  Oysa Ecevit o devrimci gençlerin özverili çalışmaları sonucu seçimi kazanmıştı. O ise, hala eşi Rahşan Hanım' ın becerisiyle kazandığını sanıyordu. Tıpkı seçimlerden önce Taksim Meydanı' ndaki miting öncesi aldığı ölüm tehdidi üzerine, "Ben ve eşim yarın Taksim' deyiz." demesindeki yanlışı gibi. Çünkü o sırada "Ben ve örgütüm yarın Taksim' de olacağız !" demesi gerekirdi  dürüst Ecevit'in. Geçelim...

Devamını oku...
 
Güncelleştirilen Fetret ve Çıkış Yolu Yazdır E-posta
Yazar Dilek Özbek   
Wednesday, 07 June 2006

Üst üste gelişmeleri takip ederken bile başı dönüyor artık insanın… Önce hükümetçe tırmandırılan ‘’türban’’ krizinin ardına saklanmış ‘’cumhurbaşkanlığı’’ ve her alanda bürokratik kadrolaşmaya dayalı tırmandırılan tartışmalar ve sonucunda ‘’Danıştay Şeyh Bedrettinkatliamı’’… Ardından bu katliamla ilintilendirilen bazı emekli olan- olmayan aslı astarı ‘’tutuklanmadığına’’ göre bulunmayan fakat her nedense ‘’harcamaya alınmak’’ için medyada dezenformasyon bombardımanına bulanan bir ‘’kilit adam’’ (Muzaffer Tekin) hadisesi, üstüne üstlük ortada ismi dolaştırılmış çok daha üst düzey bir çok subay listeleri… Ardı ardına patlayan çeteler… Genelkurmay’a bilgi dahi verilmeden gözaltına alınan subaylar… Daha çete oldukları iddiasıyla göz altına alınır alınmaz gene ortalığı kaplayan dezenformasyon bombardımanı… Ve olan- biteni ‘’sıcağı sıcağına’’ yorumlayabilmiş olma iddialı entelektüellerimizin olayları birbirine ‘’çorba’’ eden hatta tam bir ‘’Arap çorbasına’’ çeviren birbirinden ilginç (!) yorumları…

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1165 - 1176 / 1507
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838556
Syndicate
 
left
Top! Top!
right