| |
|
|
Devrim İnsanlık İçin Gereklidir |
|
|
|
Yazar Askar YILMAZ
|
|
Monday, 17 July 2006 |
İnsanlık, milyonlarca yıl süren evrim ve devrim süreçleri içinde büyük gelişmeler gösterdi. İnsanlığın gelişimi, ortak biyolojik kökünden ayrışarak uzaklaşması, arınması, insana farklı işlevler yükledi. İnsanın tür olarak evrimleşmesi, biyolojik ortak kökeninden kopması sürecinin, farklı farklı tanımladığını görüyoruz. Eğer “insanın türeyişi”ne bilmin verileri ışığında bakıyorsak pek çok konuda ortak düşünceler etrafında birleşmek olası. İnsanın gelişimini ve bir tür olarak uğradığı farklılığı anlayabilmek için doğmalardan kurtulmak en basit zorunluluktur. Büyük flozof Charles Darwin’in de, “İnsanın Türeyişi”ne ilişkin bulgularının bilimsel düşünceye en uygun çözümleme olması, doğmalardan uzaklaşmasıyla ilgilidir. Charles Darwin, dinsel doğmaları bilimsel alandan ötelemesi sonucu, insanın evrimsel sürecinin araştırmasını ve doğru sonuçlara yönelmesini sağladı. Çünki bilimsel araştırma, koşullanmış düşünce kalıplarını aşmak zorundaydı. |
|
Devamını oku...
|
|
Terörizm ve Silahlanma |
|
|
|
Yazar Celal Özcan
|
|
Thursday, 13 July 2006 |
|
03/07/2006 saat 21.00 suları. İşten gelmiş, yorgun vaziyette kendimi koltuğa atmışım. Televizyon kanallarını karıştırıyorum. TRT 2 de takıldım kaldım. Terörizm konulu bir program. Adı “Kırmızı Hat”  Programda anlatıldıkça, hem eski bilgilerimi tazeliyorum hem de yeni bilgilere ulaşıyorum. Neler anlatılmıyor ki programda; Modern çağın ilk terör eyleminin 1946 yılında İngiliz sömürgecilere karşı, sağcı, aşırı dinci Yahudi İrgun örgütü tarafından, İngilizlerce karargah binası olarak kullanılan otelin havaya uçurulması olduğu, Yahudi İrgun örgütünün daha sonra eylemlerini Kıta Avrupa’sına taşıdığını bunun sonucunda da İngiltere’nin Birleşmiş Milletler Örgütünden çözüm istediğini, Yapılan oylama sonucu ABD’nin desteklemesiyle, 33 kabul, 13 ret, 11 çekimser (ya da çekinser) oyla İsrail Devletinin kurulduğunu, İrgun Örgütü başkanı olan ve İngilizlerce karargah olarak kullanılan oteli havaya uçuran bombaları koyan kişi olan Ben Gurion’un da kurulan İsrail Devletinin ilk Devlet Başkanı olduğunu. İsrail Devleti kurulduktan sonra İrgun Örgütü’nün dağıtıldığını ya da DEVLETLEŞTİRİLDİĞİNİ,
|
|
Devamını oku...
|
|
Kudüs...Ey Kudüs |
|
|
|
Yazar Tamer Uysal
|
|
Wednesday, 12 July 2006 |
|
“Seni unutursam, ey Kudüs Sağ elim hünerini unutsun Eğer seni anmazsam Dilim damağıma yapışsın” MEZMUR-137 KUDÜS.. EY KUDÜS Kudüs Ey Kudüs yaklaşık 4 yılda yoğun çaba ve araştırmayla ortaya çıkmış, Kudüs ve İsrail-Arap sorunu üzerine yazılı en kapsamlı kitaplardan birisiydi. Fransız ve Amerikalı gazeteciler Dominique Lapierre ve Larry Collins tarafından kaleme alınmıştı. Üç tek tanrılı (semavi) dinin merkezi Kudüs tarih boyunca nice “kutsal savaş”lara sahne olup üzerine sayısız kitap yazılmıştır. Ulusların yolları ve tanrı kelamı kavşağının tarihine ışık tutan ve ABD, Almanya, Fransa vs. gibi ülkelerde çok satan kitapta Kore Savaşını da izlemiş Lapierre ile Ortadoğu’daki toplumsal dönüşümlerin yakın tanığı Collins Ortadoğu, Avrupa ve Amerika’da 250 bin km yol katedildiğini ve 2 bin kişiyle konuşulduğunu belirtiyorlardı. 20 araştırmacı 500 kg belgeyi inceleyip 6 bin sayfa doküman hazırlayarak önemli bir kaynak ortaya koymuştu… Talmud (ibranice lamad) öğrenmek sözcüğünden gelir. Uzmanları hahamlar, hukuk doktorları, dağılmış topluluğun unutulmuş parçaları olarak yüzyıldan yüzyıla yaşamaya devam ettiler. Yoksul hayatlar dinsel kurallara göre düzenlenmişti. Torah yani yasaların, öğretilerin ayetleri ezberlenmiş ve talmud metinleri kuşaktan kuşağa aktarılmıştı. |
|
Devamını oku...
|
|
Sermaye Siyasetinin Sefaleti |
|
|
|
Yazar Rahmi Yıldırım
|
|
Tuesday, 11 July 2006 |
|
Türkiye’de siyaset çapsızların elinde, siyasetin kalibresi düşük. Şimdilerde “siyaset bilgesi” sayılan ‘Beyefendi’ye göre sağcılar ve milliyetçiler cinayet işlemezdi, batakçı işadamlarıyla çektirdiği fotoğraf “aile fotoğrafı”ydı. Zenginsever Turgut Özal’a göre fakir memur işini bilmeliydi, Anayasa’yı bir kere delmekten bir şey çıkmazdı, Türkiye Körfez Savaşı’na girse, bir koyup üç alabilirdi. Yılmaz Başbakan, yolsuzluk suçlamasıyla düşürülen ilk başbakan oldu. Skandallar kraliçesi Başbakan, yani Tansu Çiller, zenginliğini memur babasından ve annesinin yastığından çıkan parayla açıklamış, namusuna emanet örtülü ödeneği ona buna dağıtmıştı. Sahtecilik suçundan hükümlü Hacı Başbakan, memur maaşıyla 150 kilo altın biriktirmeyi becerdikten sonra hükümet etmek uğruna skandallar kraliçesini aklamıştı. Başbakan Yardımcısı Hacı Başbuğ’un öldükten sonra yabancı bankalarda trilyonluk serveti çıkmıştı.  “Asmayıp da besleyelim mi?” canavarlığındaki darbe liderinin devrinde “gülme sırası” sermaye sınıfına gelmişti. Türk siyaseti, başkanı olduğu parlamentoyu soymaktan hüküm giyen Meclis Başkanı’nı da gördü, kendisi iş bilemediği için “dürüst” sayılan, ama işini bilenlere engel olmayan Başbakan’ı da. Siyaseti kirletmekten, düzeyini düşürmekten yana birbirlerinden geri kalmadılar. Şimdi mühür AKP liderlerinde. Beceriksizlikleriyle, çapsızlıklarıyla siyaset çemberinin merkezine tüy diktiler dense, öncekilere haksızlık olur mu acaba? |
|
Devamını oku...
|
|
Türk'üm Doğruyum Kitapsızım! |
|
|
|
Yazar Rahmi Yıldırım
|
|
Sunday, 09 July 2006 |
|
TÜRK’ÜM DOĞRUYUM KİTAPSIZIM! Geçenlerde Ertuğrul Özkök’ün “‘Ukala’ aydınlara ithafımdır” başlıklı yazısını görünce meraklandım doğrusu. Hemen okudum. Bu kez Türkiye’deki kitap-gazete okuma alışkanlığını kalemine dolamış. Ertuğrul Özkök’ün yazdığına göre, Türkiye’de aydın kesim "Türkler gazete ve kitap okumaz..." diye düşünüyor, bu yüzden kederlenip mutsuz oluyor. Oysa "Türkler gazete ve kitap okumaz..." iddiası tamamen bir hurafe, gerçek bunun tam tersi. (Hürriyet, 27 Haziran 2006) Ertuğrul Özkök, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen ile konuşmuş, Müsteşar söylemiş "Türkler gazete ve kitap okumaz..." iddiasının hurafe olduğunu. |
|
Devamını oku...
|
|
Bay Çölaşan |
|
|
|
Yazar Erol Soysever (Em.J.Pilot Bnb.)
|
|
Friday, 07 July 2006 |
|
Bugünkü Cumhuriyet'in kitap ekindeki söyleşinizi okuyunca, çok şaşırdım. Çünkü cumhurbaşkanımız'ı övüyordunuz. Bu yazıyı okuyan bir üçüncü kişi de herhalde benim şaşırmama şaşırır ! Böyle bir cumhurbaşkanının övülmesi gayet doğaldır. Ama kazın ayağı hiç de öyle değil... Açıklamaya çalışayım. 2002'de yapılan seçimlerden kısa bir süre önce size bir faks göndermiştim. O yazıda, sizin yazılarınızda Cumhurbaşkanımız'a hitap ederken bir küçültme ifadesi olarak "Ahmet Bey" biçiminde hitap etmenizi eleştirmiştim. O'nu eleştirmenizin nedeni olarak da, TBMM'den onay için gelen yasaları hep bir hukukçu mantığıyla incelemesini göstermiştiniz. Aklınızca O'nu biraz siyasal davranmaya çağırmıştınız. |
|
Devamını oku...
|
|
Efsane Subay! |
|
|
|
Yazar Erol Soysever (Em.J. Pilot Bnb.)
|
|
Wednesday, 05 July 2006 |
|
EFSANE SUBAY ! 1966 Yılı'nda eski genelkurmay başkanlarından Org. Cemal Tural'ın emriyle, sosyalist gazeteci İlhami Soysal'ı bir astsubayla birlikte otomobille kaçırarak öldüresiye döven Bnb. Salih Tekin'in (Kasap Salih) oğlu olan E. Yzb. Muzaffer Tekin, adı mafyaya bulaşmış kişilerle anılan E. Yb. Korkut Eken için efsane tanımlamasında bulunmuş... Türk Ordusu'nda tek efsane subay vardır. O da "Türk halkının yazgısı, aldatılmışlığın bir serüvenidir." diyen ve o yazgıyı değiştirmek için yola çıkıp, bu uğurda 42 yıl önce idam edilerek canını yitiren Süvari Binbaşı Fethi GÜRCAN' dır. Muzaffer Tekin, kendisini oldukça övmüş. Kendisi çok başarılıymış. Kıbrıs'ta kahramanca savaşmışmış... Sanki yalnızca o savaştı ! Bu satırların yazarı da o savaşa katıldı. O savaşın övünelecek bir yanı da yoktu. Çünkü karşımızda düzenli bir düşman ordusu bulunmuyordu ! |
|
Devamını oku...
|
|
Ek'ten Kök'ten Yazılar |
|
|
|
Yazar Mustafa İnç
|
|
Monday, 03 July 2006 |
|
BİRGÜN GAZETESİNDEN EKten KÖKten YAZILAR 27/ 06/ 2006 tarihinde Birgün gazetesince yayımlanan ‘’Kitap’’ ekinde kapakta manşet atılmış: ‘’Tasfiye tamamlandı mı?’’ Ekin içeriğinde sapla samanı birbirine karıştıran, anti-emperyalizmle anti- kapitalizmi birbirinden ayrı gören sığ ‘’ulusallık’’la oynaşarak güya onlara devrimcilik ve solculuk dersi veren narsistçe yazılmış makalelere rastladım. Üzerinde laf cambazlığı yapılıp ‘’teori’’ kesilen konu İttihat Terakki, Cumhuriyetin kuruluş yılları ve İstiklal mahkemeleri… Türkiye’de ordunun tarihsel misyonu ve Türkiye’ye özgü jöntürk gelenekli aydın eylemciliğini bir vuruşta yerle yeksan ettiğini sanan, bu konuda da topyekun toplumumuzun ileriye açılan her kapısında ve konağında bedenlerini ve enerjilerini ateşe atmış, bedeller ödemiş ihtilalci geleneğimiz tutucu, hatta gerici ilan edilip ‘’devrimci ve cesur’’ tespitler yapılmış. Türkiye’nin asalak ve sinik burjuva pasifizmini ‘’sivil toplum’’ ilericiliğinin özü ve motoru ilan edivermişler. Sivil toplumcu sayın yazarlarımız, 1908’i, 1919’u ve 1960’ı bu tespitle bir yerlere sığdıramadıkları için de sağa sola dönüp kıvrandıkça kıvranıyorlar. |
|
Devamını oku...
|
|
Delilsiz Asılanlar |
|
|
|
Yazar Rahmi Yıldırım
|
|
Friday, 30 June 2006 |
|
Veysel’i delilsiz asmışlar. Veysel Güney’in delilsiz idam edildiğini, hazırlık soruşturmasını yürüten 12 Eylül dönemi savcılarından Mete Göktürk söylüyor. Mete Göktürk, sonradan “Türkiye’de yargı bağımsız değildir” dediği için yargılanıp beraat eden savcı. Emekli olunca anılarını topladığı kitabın kapağında “Adaleti Gördünüz mü?” diye soruyor. Arada, Veysel’in delilsiz asıldığını da anlatıyor. Veysel Güney, 1980 yılının son günlerinde Gaziantep’te Dev-Yol’a karşı gerçekleştirilen operasyonda yakalanır. Hayri Argav’ın yazdığına göre, operasyon kapsamında basılan evden Dev-Yol militanı Ali İhsan Özer ile operasyon timinden Üsteğmen Şahin Akkaya’nın cenazeleri çıkar. Şahin Akkaya, çevresinde sosyal demokrat olarak bilinen bir asker; Ali İhsan Özer ise Eczacılık Fakültesi’nde askeri öğrenciyken, sosyalist fikirleri nedeniyle okuldan ve ordudan çıkarılmış. Yaşam çizgileri Gaziantep’teki evde kesişir. |
|
Devamını oku...
|
|
Lale Devri Çocukları ve Uçurtma Çocukları |
|
|
|
Yazar Dilek Özbek
|
|
Friday, 30 June 2006 |
Aslında çok da beğenerek dinlerdim Sibel Can’ı; ta ki bu resmi geçtiğimiz günlerde gazetelerde yayınlanana dek… Hele lale devriyle ilgili şarkısı, hayli hoşuma giderdi. Hani şu ‘’Lale devri çocuklarıyız biz, Zamanımız geçti. Aşk şarabından kimbilir en son Hangi şanslı içti?’’ Dediği ‘’romantik’’ şarkısı yok mu? Bir hayli beğenerek dinlediğim bir şarkıydı. Üstelik bu yıl İstanbul da ‘’Lale yılı’’ ilan edildi kent yönetimi tarafından… Her yer lalelerle donatılmaya çalışıldı bu nedenle… Arkadaşlarımızla bir sohbete dalmışken resme ilk dikkatimizi çeken, kendisi de bir sanatçı olan çok değerli bir arkadaşımız oldu. Fotoğrafı görür görmez, homurdanıp söylenmeye başladı. Sanırım kendisi de bir sanatçı olduğu için- ‘’uçurtmaları vurdurtmak istemeyen’’; bunu yalnızca rol gereği değil, gerçekten istemeyen bir sanatçı olduğu için- gururuna dokundu Sibel Can’ı bu pozda görmek, bu türden bir konuya malzeme olduğunu okumak. Ve galiba kendi mesleğine, meslek onuruna hakaret edilmiş gibi bir hisse kapıldı. ‘’Sanatçı duyarlılığı’’ bu olsa gerek! |
|
Devamını oku...
|
|
Yalçın Yusufoğlu Nereye??? |
|
|
|
Yazar Dilek Özbek
|
|
Sunday, 18 June 2006 |
|
‘’Cumhuriyet kelimesi büyülü ve hoş bir deyim gibi görünür. Oysa ‘Cumhuriyet’ demek, ‘devlet’ demektir.’’ (Yalçın Yusufoğlu / 17 Haziran 2006 tarihli Birgün Gazetesi)) Tam bir sivil- toplumcu bombardıman yapılıyor dünümüze- bugünümüze.... Gelmişimize- geçmişimize… Üstelik ‘’ilericilik’’ maskesi ardına saklanılarak yapılan bu bombardıman, hergün biraz daha ‘’gerici’’ yüzünü çıkartıyor ortalığa… Tıpkı Yalçın Yusufoğlu’nun yukarıdaki satırlarını alıntıladığım ‘’Devlet ve Cumhuriyet’’ başlıklı makalesinde olduğu gibi… Yazı, adı geçen gazetenin ‘’forum’’ sayfasında yer alıyor ve yazar, ‘’Batı’’ taklitçisi ‘’sol’’ aydınların tam bir kafa kargaşası içinde ‘’devlet’’, ‘’cumhuriyet’’, ‘’milliyet’’, ‘’ulus’’ kavramlarının tümünü gerici ilan ediyor. Neyi ilerici buluyor olduğunu ise ‘’Allah bilir’’. |
|
Devamını oku...
|
|
İnsan Yılmaz Güney - 1 |
|
|
|
Yazar Tamer Uysal
|
|
Friday, 16 June 2006 |
|
Devrim Sineması deyince Türkiye Sineması’nda Yılmaz Güney geliyor aklımıza... “Devrimci sinema yol gösteren değil düşünmeye sevkeden filmlerdir” demişti Güney. O bir Efsaneydi sinemamız için . O’nun “Umut” filminden de sözetmek gerek.  “Güzel adam, bizim toplumun adamı değildir, ağam... Amerikan sinemasının adamıdır” diyordu Yılmaz Güney. Sinemamızının “Çirkin Kral”ının adı sansürle, yasakla, mahpusla, kelepçeyle anılmıştı hep. Fırtınalı yaşamın kollarında oradan oraya savrulurken yazdı, yönetti, üretti Yılmaz Güney. “Hep halkımın karakterini oynadım” diyordu. “İlk oynadığım filmlerde yarattığım tip aşağı yukarı ezilmiş bir adamdır,dürüst bir kişiliği canlandırdım, bunu düpedüz yaşamın getirdiği deneylerden çıkardım” diyordu. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1153 - 1164 / 1507 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838550
|
|
|