| |
|
|
Birleşmiş Milletlerin Kararları ve İsrail |
|
|
|
Yazar Ahmet ERDOĞAN
|
|
Friday, 18 August 2006 |
|
Birleşmiş Milletlerin aldığı ates kes kararina Lübnana bir ayı geçen saldırırılarından sonra sıcak bakan Israilli diplomatların ”Biz Birleşmiş Milletlerin Kararına saygı duyarak ne kadar medeni ve insancıl olduğumuzu tüm dünyaya göstereceğiz” vb açıklamalarını bütün siyonist Emperyalist medyada duyduk ve duymaya devam ediyoruz. Birleşmiş Milletlerin 1948 den buyana İsrail üzerine olan kararlarına baktığımızda göreceğimiz çıplak bir gerçek varki oda İsrailin BM kararlarının şimdiye kadar hemen hiç birine uymadığı ve SICAK bakmadığıdır. Dünyada İsrailden başka hiç bir ülke daha yok ki hakkında bu kadar çok BM kararı çıkmış , bu kararlara burun kıvırmış ve istediğini yapmaya devam etmiş olsun. Nedir o zaman bu birden BM kararlarına “sıcak bakma” ve “ bu kararlara uymayı “medeni ve insancıl” olmayla özdeşleştirme demogojilerinin altında yatan? Emperyalistlerin günümüzde, “çarşıya pirince giderken evdeki bulguru kaybetme olasılıkları” ile bağlantılı olarak, İsrailin “yenilgisini”, “zafer” ilan etme ve dünya kamu oyunda bu kadar katliamdan sonra “hoş” görünme çabalarımı? 1948 yılı ile 1992 yılları arasında İsrail üzerine BM lerin aldığı kararların hepsi değil , bazıları aşağıda sıralı. İsrail Bu kararların hiç birine uymadığı gibi , günümüz için geçerli olan bir sürü kararlara hala uymamakta devam etmekte.. Aşağıda sıralı olan kararlar hem İsrailin Lübnana saldırısının nedeni 12 temmuz olayları olmadığı, ve hemde İsrailin BM kararlarına 1948 den beri ne kadar “medeni” bir yaklaşım içinde olduğu konusunda bir fikir verebilir. |
|
Devamını oku...
|
|
Kemal Akbulut'u Tanımak Gerekirdi. |
|
|
|
Yazar Yavuz YILDIRIMTÜRK
|
|
Sunday, 13 August 2006 |
|
Kemal'in ölümüden tam 12 yıl geçti. 13 Ağustos 1994 yıllında bir kalp krizi sonunda öldüğünü duydum. Kemal'in kalp krizi, bilinen kalp krizlerinden bir değildi. 12 Eylül'ün faşistleri onu işkenceyle felç etmişlerdi. Kars'ın Kaçmak köyüne bağlı Çargavur mezrasında, adi bir faşist ispiyoncunun ihbarı üzerine yakalanmış , onu yakalayan azılı faşist, MİT'ci bir üsteğmen'miş. Bu insanlık dışı yaratık, Kemal'i yakalar, yakalamaz feci şekilde dövmüş , Askeri Cip'in arkasına bağlamış, Kars'a kadar sürüklüyerek getirmiş. İşkencesine Kars'ta da devam etmiş. Bu işkenceler sonucunda Kemal'in Kafatası zedelenmiş, beyin damarları her an patlayacak tarzda şişmiş, ve bir tarafı felç olmuş. Doktorların her an ölebileceğini söyledikleri Kemal,1994 kadar yaşadı, 13 Ağustos 1994 günü, Dükkan'ın önünde oturur iken bir kalp'i durmuş. Çünkü balon şekilindeki beyin damarı en sonunda patlamıştı. Kemal'e gizli örgütün "sırlar"ını almak için işkence yapılmamıştı.O, Kars'ta sosyalizm için mücadeleyi başlatan, ölümüne kadar bu yolundan dönmeyen,komünist bir sıra neferi, bir militan olduğu için ve intikam almak amacıyla onu işkencele öldürdüler. |
|
Devamını oku...
|
|
Er Mehmet'i Kurtarmak |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Saturday, 12 August 2006 |
|
İsrail’in askeri hedeflerine ulaşmasından sonra Türkiye’nin Lübnan’a göndereceği asker, Doç. Dr. Haluk Gerger’in deyişiyle “mezarlık bekçiliği” yapacaktır. Ama, iş mezarlık bekçiliğiyle kalmayacaktır. Mezarlık bekçiliği sırasında ister istemez, Türk askeri, ülkenin asıl sahipleriyle de çatışmak zorunda kalacaktır. Daha başka nelerin olacağını sorgulamak, kendisini ülkenin sahibi sayan herkesin sorumluluğudur. En basitinden tüm Ortadoğu ülkelerinin un ufak edildiği projede, bölgenin her şeye karşın en istikrarlı ülkesi Türkiye için de bir “iyilik” mutlaka vardır. (Sahi, BOP’un Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir ABD gezisi sırasında projeyi nasıl savunmuştu: “Bu proje içinde Diyarbakır bir yıldız, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım...”) Yönetici elit marifetiyle Türkiye’nin kendi aleyhine bir projeye sürüklenmek istenmesi şaşılacak bir çelişki değil. Malum, Türkiye ABD ile halvet olmuş bir sermaye cumhuriyeti ve eski ABD Genelkurmay Başkanı Myers diyordu ki: “İkili ve NATO düzeyinde iyi ilişkilerimiz var. Aynen bir evlilikte olduğu gibi, bir ilişkinin sürdürülmesi için çaba gerekir.” (Milliyet, 8 Nisan 2004) Her şeye karşın yönetici elit istese de Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına sürüklemesi kolay olmayacak. Sürüklenirse, gönül ister ki, Türkiye bir de “Er Mehmet’i Kurtarmak” filmini izlemek zorunda kalmasın! |
|
Devamını oku...
|
|
Laik Sermaye Olur mu? |
|
|
|
Yazar İlker YURTTAŞ
|
|
Tuesday, 08 August 2006 |
|
21. yüzyıla girdiğimiz bu dönemde, Lenin’in tekelci kapitalizm diye betimlediği emperyalizm çağı, iyice keskinleşmiş durumdadır. Ford, Rockefeller vb. dev şirketler ve onların yönlendirdiği devletler, dünyanın liderliği için yarışıyorlar. ABD; Zbigniew Brzezinski, Eishonower gibi teorisyenleri ile -CFR’ nin NED tarafından sağladığı parasal güçle- dünya dengelerinde ön palana çıkmaya çalışıyor. Türkiye gibi ülkeler ise, BOP vb. planlarla yem olarak kullanılıyor ve istenildiği gibi yönlendiriliyor. AB’nin bu konudaki emperyal çıkarları ise ABD karşısına dikiliyor. Birbirleri ile rekabet edenler ancak ve ancak karteller ve onların yönlendirdiği devletler ile ordulardır. Peki Türkiye gibi ülkeler nasıl yönlendiriliyor, yurtsever hareketler nasıl bastırılıyor? Bu sorunun tek açıklaması “işbirlikçi sermaye”dir. Bizim ülkemizde bizlere milli diye yutturulan Sabancı, Koç ileyeşil sermayede öne çıkmış ALBAYRAKLAR, ÜLKER gibi şirketler, bizi yabancı ülkelere bağımlı kılıyor. Nasıl ki emperyalist devler tekeller devleti ise onların sömürdüğü devletler de işbirlikçi şirketler devleti oluyor. Borsa, bu ülkelerde ekonomik dengeyi belirliyor ve Saros gibi spekülatörlerin yemlediği sivil toplum örgütleri ve medya ile de kitleler istenildiği gibi yönlendiriliyor. Ancak yine de, ulusalcı güçlerin çıkması önlemiyor ve bu hareketler de ajanlar ve yanlış yönlendirmeler ile dağıtılmaya çalışıyor. Nasıl ki 1972 ABD darbesi ile, ülkemizdeki gençlik önderlerinin hepsi katledildi, bugün de yükselen antiemperyalist hareket kapitalizme uyumlu hale getirilmeye çalışılıyor ve laiklik maşa olarak kullanılıyor. Son günlerde AKP’nin laikliğe aykırı davranışlarının netleşmesi ve Danıştay saldırısı ile birlikte, laik cephe uyanışa geçti. Nefretin kaynağı ABD ve uşağı AKP ile MÜSİAD çevresinde toplanmış yeşil sermayeydi. Bu nefrete karşı ABD tarafından hemen bir güç dayanağı türetildi ve TÜSİAD savunulacak laik cephe olarak piyasaya sürüldü. İşte asıl tehlike budur! |
|
Devamını oku...
|
|
Milliyetçilik Böler-İkinci Yol |
|
|
|
Yazar Dr. Kemal ÖZCAN
|
|
Sunday, 06 August 2006 |
|
Akademik tartışma konularından en arapsaçına çevrilmiş olanların başında “milliyetçilik” (nationalism) gelir dersek, abartılı olmaz. Türkiyede ise neredeyse tamamen “vatan-milletseverlik” yerine kullanılmaktadır. Halbuki bunun için yeterli kelime mevcuttur. Vatanseverlik, milletseverlik, halkseverlik... İngilizce ve birçok diğer Avrupa dillerinde bu “patriotism”dir. Neden bu karışıklık veya karıştırma? Tabi ki bu sebepsiz değildir.  Milliyetçilikteki bir masumluk ile bir iblisliğin, bir “ayrılmaz ikili” olarak ―hem masumca hem iblisçe― son iki yüzyılımız boyunca sımsıkı içiçe tutulması, bu uzatmalı ve acımasız aldatmacanın sebebidir. “Masumluk” dediğimiz, etnik toplulukların kimlikleştirdikleri kültürel yerellikleriyle, özgünlükleriyle yaşama arzuları, bunu öne çıkarma eğilimleridir. “İblislik” ise, burjuvazinin, etnik toplulukların bu arzu ve eğlimlerinin doğal enerjisini, bir coğrafyayı devletleştirip yönetmeyi (maddi-manevi) sınırsızlaştırmak için vatanı/ülkeyi sınırlarla çevirme mücadelesinde politik enerji olarak posasını çıkarana kadar kulanmasıdır. Aslında bu “ikili” enaz birbirinin içinde tutulduğu kadar birbirine yabancıdır. Birisi kendini, kendi doğallığını, kendinde birikmiş (dilleşmiş, sanatlaşmış, edbiyatlaşmış, müzikleşmiş/ezgileşmiş) binyılları yaşama masumiyetidir. Diğeri, bu belli bir coğrafya ve nüfusta yaşayan tarihi, adeta benzin gibi, bu coğrafya ve nüfusun değerlerini kontrol etme “araba”sında kullanma iblisliğidir. Yani birincisi “can derdi”, ikincisi “et derdi”dir. |
|
Devamını oku...
|
|
Şiirden şarkıya |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Thursday, 03 August 2006 |
Özetle, Tayyip Erdoğan gibi AB yanlısı, Tayyip Erdoğan gibi BOP’ta görev almaya hevesli, Tayyip Erdoğan gibi ABD ile istişare halinde TSK’yi ülke dışı operasyonlara göndermeye istekli bir Yaşar Büyükanıt. İkisi de FB’li, ikisi de ‘delikanlı’ ve ‘açık sözlü’, üstelik komşu mahallelerden.
Büyükanıt’ın avantajı çuval çıkmadan boynuna taktığı Amerikan madalyası. Hilmi Özkök, “Büyükanıt Paşa beni fersah fersah geçer!” derken doğruyu söylüyor. Daha önce yazmış olmak ve yinelemek kabahat değil. Yinelemek gerekirse, Özkök döneminde ordu-hükümet ilişkilerinde şiir okunuyordu. Büyükanıt döneminde en fazla üslup değişir, şarkı türkü söylenmesi bile sürpriz olmaz. Milliyetçiler ve laikler, Yaşar Büyükanıt’tan karşılamasını bekledikleri “yüreklerdeki ve beyinlerdeki özlemler”de hayal kırıklığına hazır olmalıdırlar. Sosyalistlerin ise Büyükanıt’tan zaten bir beklentileri yoktur. |
|
Devamını oku...
|
|
Ali Dibo Düzeni |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Saturday, 29 July 2006 |
|
ALİ DİBO DÜZENİ Başbakan Erdoğan bir yıldır “Kuzey Irak’a gireriz!” diye ucuz kahramanlık yaparken doğruyu söylemediğini kendisi de biliyordu. Bu defaki ucuz kahramanlık sadece iki gün sürdü, “Biz de İsrail gibi yapalım!” söylemine birkaç günlük polemik malzemesi sağlamaktan öte bir getirisi olmadı. ABD kırmızı kart gösterince Erdoğan, Kuzey Irak’ı NATO’ya havale etti; Lübnan’a asker göndermekten söz etmeye başladı. Ordu Kuzey Irak’a sokulursa sanıldığı gibi PKK’yi bitirebilir mi, PKK bitse bile Kürt sorunu biter mi? Ya da, Türk askerinin de bulunduğu Afganistan’ın hali ortadayken Lübnan’a gönderilecek asker barışı sağlayabilir mi? |
|
Devamını oku...
|
|
Şamanizm,Paganizm ve Da Vinci'nin Şifresi |
|
|
|
Yazar Dilek ÖZBEK
|
|
Wednesday, 26 July 2006 |
|
Bugün tüm dünyada, sanayi devrimini yaparak prekapitalist (kapitalizm öncesi) derebeyi- tefeci- bezirgan egemen sermayeyi çoktan tüketmiş olan Batı’lı toplumların bile kendilerine ait o dönemlere tekrardan ilgi gösterme, bilince çıkarma, sorgulama- irdeleme zorunluluğu duyuşlarının bir ifadesi Da Vinci’nin Şifresi türünden romanlar, filmler… Film ya da edebiyat eleştirmeni değilim. Konuyu ele alma nedenim de sanatsal değil… Öncelikle bu türden konulara yönelik Batı’daki kitlesel ilginin sosyolojik açıdan nedenlerini irdelemeye çalışıyorum kendimce. Bunun bir yanı ‘’teknik’’ üretici güç anlamında ne denli gelişkin bir toplum olurlarsa olsunlar; yüzyıllardır süregelen ‘’din’’ gelenek- görenek ‘’tarihsel’’ üretici gücün etkisinin inkar edilemeyeceği gerçekliğidir. Batı, örneğin ‘’Sevgililer Günü’’ gibi bir Hristiyanlık öncesi totemist ilkel- komüna dönemlerinden kalan paganist geleneği; ne amaçla olursa olsun, canlandırıp yaşıyor, yaşatıyor, üstelik evrensel kılmakta da beis görmüyor. Da Vinci’nin Şifresi tarzı roman ve filmlerle kapitalizmin ilk manüfaktürle buluşmuş ilkel- komüna ve Hristiyanlığa Paganist bir sentezle daha gerçekçi bir yorum getirerek döneminde isyan etmiş ve isyanları bastırılmış Temple (Tapınak) Şövalyelerine; bunların kendi zamanlarındaki Hz. İsa’yı, önce öne sürüp sonra harcayan, bir inancın önünü açan tarihi- sosyolojik yaşanmışlığı gerçekliğinden saptırmayı kendi inanç ve mal bezirganı özlü kurumlaşmış dini yobazlıklarını tartışmaya- değerlendirmeye bilebildiklerince açabiliyor, sanatsal anlatımlarla taçlandırabiliyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Misyon Terzileri |
|
|
|
Yazar Dilek ÖZBEK
|
|
Tuesday, 25 July 2006 |
|
İKİ AŞK ARASINDA İKİ BÜYÜK DEVRİMCİ ve
MİSYON TERZİLERİ İki büyük devrimci, iki insan; Mustafa Kemal ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı…. Yakın tarihimizden iki misyon: Birincisi; emperyalist açık işgale karşı verilmiş bir Halk Kurtuluş Savaşı ve bu savaş sonrasında her alanda başlatılmış demokratik devrimlerin teorik- pratik önderi, bir ülkenin (Osmanlı İmparatorluğu) küllerinden yepyeni bir ülkenin, Türkiye Cumhuriyetinin bu devrimsel dönüşümle birlikte tepeden tırnağa projelendirilmesinin hem fikri, hem fiili ‘’devrimci’’ mimarı:Mustafa Kemal Atatürk… İkincisi; Kurtuluş Savaşı esnasında 17 yaşında Kuvayimilliye gönüllüsü, kendi tabiriyle ‘’meteliği havada vuran Yörük Ali Efe’nin’’ kızanı, Köyceğiz Kuvayimilliye Komutanı… Ardından ‘’kapıdan kovulan emperyalizmin bacadan girmesine’’ engel olmanın yolunu emperyalist- kapitalizme savaş açmakta bulan bir ‘’devrimci’’ düşünce ve davranış önderi…Yoldaşı Fatma Nudiye Yalçı’nın ‘’Sosyete ve Teknik’’ broşürünün ilk sayfasında ifade ettiği gibi: “Boş saatlerini değil, inkılâba bütün bir ömrünü vermiş”, bu konuda hiçbir dönemde ve hiçbir nedenle ‘’ara’’ ya da ‘’mola’’ da vermemiş, ikide bir bambaşka rotalara sapıp durmamış; şu an ortama damgasını vuran ‘’entel- dantel’’ aydın tipolojisinin 71 yılındaki ölümünün üzerinden geçen 35 yıla rağmen anlamakta dahi ‘’doku uyuşmazlığı’’ nedeniyle ‘’çap ve kapasitelerinin’’ yetmediği ‘’devrimci’’ bir bilim adamı: Dr. Hikmet Kıvılcımlı… |
|
Devamını oku...
|
|
İsrailli Çocuklardan Lübnanlı Çocuklara Hediye |
|
|
|
Yazar Ahmet ERDOĞAN
|
|
Monday, 24 July 2006 |
|
Dünyada Barış ve medeniyet çığırtkanlığı yapanların çocuklarına yönelik pratikleri aslında onların özünü en açıkça ortaya koyan belgelerdir. ABD ve "Medeni" batıda çocukların günlerinin çoğu vaktini öldürme ve vahşete dayalı video oyunları ile geçirmesi, öldürmeyi bir oyun olarak benimsemesi bu sözde medeniyetlerin geleceğini oluşturacak ve şekillendirecek olan çocukların ruhsal yapıları ve devamında pratikleri konusunda bir temel oluşturmakta. İsrailli çocukların Lübnana atılacak bombalara imza atmaları bu ruhsal bozukluğun ve yaratılmak istenen gelecek gençliğinin en acı örneğidir. Savaşı bir istatistiğe indirgeyip , onun insan yaşamı ve çocuklar üzerine sonuçlarını gözlerden ve kulaklardan saklıyan "medeni" batı ve medyaları özünde medeniyetsizliğin ve barbarlığın en çirkin örneklerini vermekte. |
|
Devamını oku...
|
|
Durum Değerlendirmesi |
|
|
|
Yazar Necati KINALI (İşletmeci)
|
|
Thursday, 20 July 2006 |
YENİ YOLA MERHABA! Ülkemiz siyasal, ekonomik, sosyal sorunlar sarmalına girmiş bulunmaktadır. Demokrasi güçlerinin dağınıklığı can alıcı bir sorun olmaya devam etmektedir. Bugün bu dağınıklıktan kaynaklanan problemlerin çözümü, her zamankinden fazla önem taşıyor. Demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve yurttaşların derin bir sorumluluk duygusuyla hareket ederek, birliğin yaratılmasına emek vermesi, omuz vermesi gerekiyor.  Sadece içinde yaşadığımız ülke bakımından değil; onu kuşatan Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu bakımından da birbirine eklemlenmiş ekonomik, siyasal, sosyal sorunlar yumağı; üç- beş kuşaklık bir zaman dilimine endekslenmiş görünüyor. Ekonomik, sosyal, siyasal istikrarsızlığın kol gezdiği coğrafyamızda yer alan Türkiyemiz’ de de bu sorunlardan kaynaklanan tartışmalar gündemdeki yerini korumaktadır. Siyasal partiler, demokratik kitle örgütleri, meslek odaları, basın- yayın kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve benzeri kurum ve kuruluşlar; hayata bakış açıları doğrultusunda bu sorunlara dair düşünce ve bakış açılarını ifadelendirmeye çalışıyor. Dönem dönem ekonomik ve siyasal krizleri tetikleyen iç ve dış etkenler; dönem dönem bu krizlerin nedeni olduğu söylenilen yağma, hortumlama ve yolsuzluk söyleminin yetmediği suistimaller, bir yandan Kıbrıs- Ege sorunu, öte yandan Türkiye- AB, Türkiye- ABD ilişkilerinin, Filistin’deki çözümsüzlüğün yanı sıra bize de sıçratılmaya çalışılan komşumuz Irak’taki yangın; etnik sorunlar, insan hakları ihlalleri ortasında yaşadığımız coğrafyada çatışma ve tartışma gündemi çok yoğun. Dünyanın her yanında dinamik bir değişim süreci yaşanıyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Aslanlı Kapı Önünde Yıldızlar Savaşı |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Wednesday, 19 July 2006 |
En sade parti ilçe başkanı ya da belediye başkanı nasıl kendisini genel başkanlık ya da Başbakanlık koltuğunda hayal eder, muharip sınıftaki her Harbiyeli de düşlerinde Arslanlı Kapı önünde gezinir, bir gün o kapıdan Genelkurmay Başkanı olarak gireceği hayaliyle yaşar. Kiminin rüyası daha okul sıralarındayken sona erer, kimisi kıtada kendisine gelir, kimisi de Arslanlı Kapı’ya çıkan merdivenlerin son basamağında ayağına takılan çelmeyle uyanabilir ancak. Görülme peryodu ve şiddeti omuzlardaki yıldız sayısıyla orantılı Arslanlı Kapı rüyasını erken aşikâr eyleyenlerin ayakları genellikle tökezler, rüya kâbusa döner. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1141 - 1152 / 1507 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838630
|
|
|