left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Saturday, 11 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Zor ve Tehlikeli Bir Sorumluluk Yazdır E-posta
Yazar Selahattin EROL   
Saturday, 09 September 2006


Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Lübnan'da görev yapacak Türk askerinin, silahsızlandırma dahil tezkere dışında hiçbir görevi yapmayacağını belirterek ''Tezkeredeki dört konu dışında hiçbir görev yapmayacak Silahlı Kuvvetler… Hiç kimse emir veremez, hiç kimse de yaptıramaz. Verilen yetkinin dışında bir görev istenirse, o görevi, bize görev vermeye çalışan yapar, biz yapmayız'' dedi. (Milliyet, 7.9.2006)


Org. Büyükanıt’ın sözleri  Lübnan’a  asker  gönderilmesi  konusunda  kaygıları  olanları  rahatlatacak içerikte  görünüyor.  Ama  bence  pek mantıklı  değil ve  tepki  sahiplerini  yatıştırmaya  yönelik,  göz boyayıcı  açıklamalar  bunlar.


Devamını oku...
 
Düşman İkizler 1 Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Friday, 08 September 2006


Düzenliyen :Ömer Gürcan

ARAP KİM? Sümer "Tufan"ından beri Bitkicil Antika Kent Uygarlıklarının Ortadoğu insanlığına silinmez damgasını vurmuş bitmez tükenmez çöllerin ırkı.Image

Tarih (yazılı Tarih) ona Semit demiş: Sam oğulları. Çölleri bile kasıp kavurarak dize getiren, "dillere destan" Sam yeli gibi binlerce yılı bir yıl kadar az değiştirip esmişler, yağmışlar, ölmüşler, dirilmişler. Yaşıyorlar. Başka hangi ırk, yeryüzünün değişip değişip son kerteye dek geliştikten sonra, bir kez daha gene hep aynı başlangıç noktasına düştüğüne 7 bin yıl tanık olur da, hâlâ dayanır: evini, barkını, yerini, yurdunu bırakıp dağlara, taşlara, ulu ulu ağaçlara doğru kaçıp gitmez? Bir daha geri dönmemecesine, insan emeği, canlı izi bırakmamacasına, donmuş, kımıltısız kayaları denizden hareketli kum dalgalarına çevire çevire eriten kan kurutucu susuz iklime lânet okuya okuya buralardan uzaklaşmaz?

Tevrat'ta anlatılan Cenneti, ancak öldükten sonra, o da "iyi" kalınabilirse, yâni kimden geldiği ebedî sır olmuş kimi satırların, kimi sayfaların, en sonra kitaplaşmış yazıların dediklerine tıpa tıp uymakta ömür boyu hiç sekmezse, her kum dalgasının ardına pusmuş nice göze görünmez cin, peri tayfasına bir an kapılmazsa.. belki varılacak bir ideal saymış.

Cenneti ancak, öldükten sonra, o da, kapısında yılan biçimi ejderha, içinde Adem'e Havva'ya en Ulu Günah meyvasını yedirebilmiş çıngıraklı hile olup, evrenlerde taş taş üstünde bırakmıyan "İzâ zülzilet'il An'ı züzâleha!" serbest nazımlı Kıyamet gününe dek herşeyin yaratıcısı ve kudretle kahredicisi bildiğimiz Allah'a karşı her işte at başı beraber el ense güreş tutan, nâçiz balcıktan yaratılmış Adem oğlunun ise içinin içine ateşten gömlek aşk , onmaz nefs olarak girip yerleşmiş o Şüttülarap çamurundan işlenen çömlek içini pişirirce işlemiş alev yaratığı Şeytan'a ol görüp birkez bile kapılmazsa kavuşabileceği bir ülkü bilmiş. Nedir bu, elimi yüzümü saklasam, tabanımdan kızgın demir olup girerek ciğerimi yakan sonsuz, insafsız, verimsiz güneş Cehennemi toprağından çektiğim? dememiş.

Çifte Fırat'la Dicle'nin, bircik kutsal Nil'in suyu güneşle karıp yılda iki öğün çamuru ekmek eden akışları, neden, lânet zincirinin yaldızlı demir halkaları gibi birbirini kovalıyan Nemrut'ların, Firavun'ların kanlı, zâlim tek ellerinde kalır? düşünmemiş. Semit bu.

Devamını oku...
 
Düsman İkizler 2 Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Friday, 08 September 2006

 Düzenleyen: Ömer GÜRCAN

SAM OĞULLARINI düşünüyordum. Onlardan İsrail oğulları, iki muazzam Antika Uygarlığın (Irak-Mısır'ın) kavşak noktasında (Filistin'de) aracı geçindikleri için, Barbar gelenekleriyle ha bire "Peygamber" (Tarihöncesindeki kutsal Toplum Şefleri) yetiştirdiler.

Bu peygamberlerin Irak Uygarlıkları ile düşen kalkanları, yenilgilerine tumturaklı ilintiler, beddualar okumakla ün yaptılar. Evrensel din yapamadılar. Irak: Mısır ve Finike değildi. Mısır'dan çok önce Medeniyet tepe-uçurumlar cycle'ine girmişti. Keldan Semitleri'nden sonra Asur gibi kıyasıya zorba savaşcıl rejimler, İsrail oğullarının kendilerince tanrıcıl Peygamberlerine metelik vermiyordu. Kızınca, İsrail denilen ulusçuğu, bütünü ile Filistin köklerinden kazıyıp Bâbil zindanlarında 40 yıl inleten davranışlar olağanlaşıyordu.

Devamını oku...
 
Düşman İkizler 3 Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Friday, 08 September 2006

 

Düzenleyen: Ömer GÜRCAN

İSRAİLLİLER DE ARAPLAR da, evet, aynı Ata kökünden geldiklerini söylerler, hatta yazarlar. Hazreti Muhammed'in Kuran'ı, İslâmlığın, hiç Tevrat-İncil üzerinde durmaksızın, İsâ'dan, Mûsâ'dan önceki en tarihcil ata İbrahim dininden geldiğini yer yer açıklar. Hiç bozulmamış, dolaysız Müslümanlık kaynağı İbrahim doktrinidir. Marks nasıl vülger ekonomistleri silip atarak, doğru klâsik iktisatçılardan yola çıkarsa, Muhammed de tıpkı öyle, İsâ-Mûsâ aşamalarına cepheden çatmamakla birlîkte, İslâm özkaynağının İbrahim ortodoksisinden geldiğini Tanrı diliyle bildirir.

Devamını oku...
 
 Delikten Atılmamak İçin Ülkeyi Ateşe Atanlar Yazdır E-posta
Yazar Tuncay ÇELEN   
Thursday, 07 September 2006

Şimdi sayın Gül, “Afganistan’a asker gönderme kararını, biz almadık. Hatta ben karşı çıkmıştım.” , “Afganistan’a, Kosova'ya hatta ve hatta Kore’ye asker  gönderenlerin, asker göndermeyi destekleyenlerin, ABD ile sayısı belirsiz ikili anlaşmalar yapanların, ülkenin 101 yerinde Amerikalıların konuşlanmasına olanak tanıyan üslerle donatılmasına onay verenlerin, bizim Lübnan’a asker göndermemize ne  hakları karşı çıkıyorlar ?” “Tenceremizin dibi karaysa, sizinki daha kara”; “Yok birbirimizden farkımız, ama biz Osmanlı Partisiyiz.” derse haksız mı ?Elbette değil.Image

Böyledir Türkiye’de işbirlikçi iktidar, işbirlikçi muhalefet tahtaravallisine oturtulmuş demokrasi. Muhalefette söylediklerinin  tam tersini “iktidara” gelince yaparsın, muhalefete düşünce “yaptıklarını yapanlara” karşı çıkarsın,  yeniden iktidar “sıran” gelene kadar.


Zor zanaattır, işbirlikçi olmak  benim ülkemde. Hem emperyalizme hizmet edeceksin, hem halka şirin görüneceksin. Tahtaravallinin yüksek yerindeysen daha zor işin, efendilerinin tüm dediklerini aynen yapmak zorundasın, hizmette kusur etmeyeceksin. En ufak kusurunda dürüverirler defterini, süpürüverirler delikten aşağı. Tahtaravallinin diğer tarafında ki “sahte muhalefeti” çıkarıverirler yukarıya. 60 yıldır oynayan “demokrasicilik” oyunudur bu ülkemizde. Oyunu bozanlar, artık  kullanılamayacak olanlar, kullanılıp yıprananlar ise kulaklarından tutulup indirilir tahtaravalliden. Tarihin çöplüğü , kullanılıp yere atılmış, delikten   çöpe süpürülmüş mendillerle doludur.

Ancak ne var ki, korkunun ecele faydası yoktur. Bugün “iktidarda” olmayan dünkü işbirlikçilerin “timsah gözyaşları” da kimseyi kandıramayacaktır. Er veya geç, ama bir gün mutlaka yurtsever halkın örgütlü gücü “iktidar”, “muhalefet” demeden  tüm işbirlikçileri efendileri ile birlikte bu ülkeden süpürüp atacaktır.



Devamını oku...
 
Emperyalist Laik anlayışı; Hipokrasi, Islam dusmanligi ve islamın Fanatikleştirilmesi Yazdır E-posta
Yazar Ahmet ERDOĞAN   
Sunday, 03 September 2006

""YAŞASIN İŞÇİ SINIFININ VE EZİLEN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ.....""

MÜSLÜMAN İŞÇİ SINIFI VE EZİLEN HALKLARI BU SLOGANIN DIŞINDA KALAMAZ.

BU YAKLAŞIM, DARGÖRÜŞLÜ BURJUVA İLERİCİ AYDINLA DEVRİMCİNİN ARASINDAKİ FARKI BELİRLER.

Günümüzde dünyada gelişen olaylara Türkiyedeki “dindar olmayan orta” , ve sayısı küçümsenmeyecek(ne ilginçtirki sözde karşı ve “uyanık” olması gereken) “sol” kesimin yaklaşış biçimi ve tavrı, emperyalist “düşünce ve tavır “ üretme çabalarının başarısının bir göstergesidir.Image
Kapitalizmin ve emperyalizmin tarihi düşünce ve tavır üretimi örnekleri ile doludur. Kapitalist üretimin ilk yoğunlaştığı dönemde kitlelere ihtiyacı olan yada olmayan malları satmada reklamlarla ve TV de “Soap Opera “ larla başlayan, ve devamında “üretime uygun” “tüketici” bir yaşam biçiminin yaratılması bu kesintisiz “düşünce ve tavır” üretiminin günümüzdeki çıplak yansımasıdır.
Politik alanda, soğuk savaş döneminde emperyalistlerin dünya halklarının bağımsızlık mücadelelerini bastırabilmesi yeni bir düşünce ve tavır üretimine geçmesini gerektiriyordu. Bu "düşünce ve tavır" oluşturma onların dünya halklarının bağımsızlık mücadelelerini bastırmak için uyguladıkları katliamları, kendi ve dünya kamu oyunda “haklı kılacak” ve “onaylayacak” kılıfları olması gerekiyordu. Aynı şekilde bu ülkelerde işlerini kolaylaştırmak için bu “düşünce üretim”inin ülke halkını bölüp parçalama ve birbirlerine düşürebilmesini de gerekiyordu.
Bu doğrultuda emperyalistler kendilerine “dost” olabilecek taraf-ları ve “düşman” hedefi belirleyerek düşünce üretiminin hedeflerini tesbit ederek, bu plan çerçevesinde yoğun provokasyon ve propogandalarına başlamışlardı. Seçilen taraftar temelde “Dindar” kesimler, hedef; bağımsızlık mücadelesi veren herkes..
Bu amaçla(rına örneklerden bir tanesi), Marxın “Din Halkın Afyonudur” sözü, yazının bütününden koparılarak alındı, ve “komünizm tehlikesi” hemen her dinden olan ülke insanlarını bağımsızlık savaşlarında kendilerine taraftar haline getirdi. Komünüzmle "din elden gidecek" yoğun propoganda ve provokasyonlarıyla bu kitleleri mucadeleleri bastırmada kendi saflarına çekmeyi sağladı.

Devamını oku...
 
İşimiz Ulemaya Havale Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Thursday, 31 August 2006

Lübnan mübnan, paşalar maşalar derken, sınıf sömürüsünün sorgulanmayacağı din merkezli hayat tarzına toplumu alıştırma faaliyeti de alttan alta sürüp gidiyor.


Ne zaman mahkemeler okullarda türban yasağını doğru bulan bir karar verseler, Başbakan Erdoğan, “Efendi, bu senin işin değil, Diyanet'in işi. Bu konuda mahkemenin söz hakkı yok. Söz hakkı din ulemasınındır” diyor ya. Böyle giderse ulemanın, Diyanet’in karışmadığı iş kalmayacak gibi. Artık karı koca kavgalarının çaresi bile ulemadan soruluyor…Image


Evde kalmışların Telli Baba’dan kısmet dilemeleri, çocuğu olmayanların nefesi güçlü şeyhten hayırlı evlat istemeleri değil söz konusu olan. Bunlar, uygarlığın şafağında dinlerle beraber ortaya çıkmış, çaresiz insanların masum sığınakları, arayışları. Marks’ın da söylediği gibi, “Din öncelikle ıstıraptır, aynı zamanda gerçek ıstırabın dile gelmesi ve protestosudur. Din ezilenlerin ahıdır; kalpsiz dünyanın kalbi, ruhsuz hayatın ruhudur. Din insanın afyonudur.”


Marks “afyon” derken, afyonun “yatıştırıcı ilaç” niyetine yutulmasını kastediyordu. Umarsızların Tanrı’yı ve meleklerini yardıma çağırması tam da böyle bir şeydi.


Ne ki, bugün söz konusu olan, yoksulların, güçsüzlerin Tanrı’ya sığınmaları değil, din tüccarı, din ağası din yanaşması ulemanın her işe burnunu sokmasının toplum mühendisliği olarak bunların yerini alması.



Devamını oku...
 
Ulusal Soruna Yaklaşım Yazdır E-posta
Yazar Askar YILMAZ   
Thursday, 31 August 2006

Ulus ve Ulusal devlet kavramlarını her kullanışımda , bazı solcuların tepkilerini adeta duyumsamaktayım. Ulus ve ulusal devletin savunulması, içinde yaşadığımız sürece özgü olguların nesnel sonuçlarıdır. ABD emperyalizminin, işgali altında, kan çanağına sokulan Iraklı, Lübnanlı, Suriyeli  Araplar ve ABDnin hedef aldığı İran Ulusu ile Türk Ulusunun hiç bir farkı yok. Ortadoğu kapsamında, BOP  gereği sınırları emperyalist zor altında değişime uğratılacak ulus ve yurtlardan birisi de, biz Türkler ve yurdumuzdur. Kimsenin bu durumda, ben yurtseverim, ulusa yönelik saldırı beni ilgilendirmez deme seçeneği yok. Empeyalizme karşı mücadeleyi, temiz kalma adına salt işçi sınıfıyla sınırlamak, baştan yenilgiye atılmaktır. Emperyalizmin presleme hareketinin sonucunda istemediğimiz güçlerle yanyana gelmemiz, irade dışı gelişmelerdir. Ayrıca anti-emperyalist güçlerinin zengin ve geniş cepheli olması emperyalizme karşı bir üstünlük.Image


Marksizme göre düşünceler, olguların beyine yansıması sonucu oluşur. Olgulardan bağımsız düşünce olamaz, böyle bir düşünce sadece  metafizikçilerin kafasında vardır. ABDye karşı oluşan savunma erekli, Türk ulusal davasına şaşı bakmak bir yana, onun en başında olmamız gerekiyor. Türkiye sosyalistleri yüz yıldan fazla bir zamandır emperyalizme karşı savaşıyor ve bu savaşı nihai zafere dönüştürmekten başka bir seçeneğimiz de yok.


Ulusal devlet, karekteri ne olursa olsun, ulusal sınırlar içinde yaşayan her  ulus için göreceli  savunma aracıdır. Emperyalizm çağında ulus olmanın en temel özelliği, ulusal devlet biçiminde örgütlenmiş olmasıdır. Kurtuluş savaşımız ve Türk ulusal devletinin örgütlenmesi ve devrimler, ulusal devletin inşasının temelleridir.Ulusal kurtuluş savaşıyla başlayan inişli çıkışlı ulusal devletin örgütlenmesi, işçi sınıfı iktidarı altında da devam edecektir.


Bizim gibi ülkelerde ulusal devlet örgütlenmesinin hedefinin emperyalizm olması sosyalistlerin yadırgayamıyacağı bir sorundur. Özellikle, 1960lardan bu yana, Türkiyenin ilerici ve sosyalistleri, anti-emperyalist bilinç ve mücadele içinde, bir avuç işbirlikçiyi tecrit hedefli, ulusal bir mücadele sürdürüldü ve bu mücadele hala sürüyor. Bağımsız Türkiye ve  Kahrolsun Amerika sloganı sosyalistlerin kitlelere yaydığı düşüncelerdir. Türkiye halkının  % 90lara varan en geniş kesimleri bu slogana destek vermeye devam ediyor. Deniz Gezmişlerin en büyük başarıları budur ve onlar bu sloganda yaşamaya devam ediyor.

Devamını oku...
 
Ölü Ordunun Generali Yazdır E-posta
Yazar Askar YILMAZ   
Thursday, 31 August 2006

Ölü Ordunun Generali yıllar önce okuduğum Arnavut yazar İsmail Kadarenin bir romanı. BuImage romanın adı bana,  özellikle Türk Ordusunun içine girdiği diyemiyorum, içine itilmek istendiği sonucu anımsatıyıor. Türk Ordusu, ulusal kurtuluş savaşımızın ve cumhuriyetin kurucu gücüdür. Emperyalizme karşı zafer kazanmış ender ordulardandır. Türk Ordusunun, Türk ulusu üzerindeki prestiji, emperyalist ve işbirlikçileri yoluyla kırılmak isteniyor. Kırılmak istenen bir bakıma, Türk Ulusunun ulusal gururudur. Bir ulusun, ulusal gururu kırılmadan, o ulusu esir etmek, olanaksızdır.


Türk Ordusunun, Irakta gerçekleştiremedikleri bataklığa çekme denemeleri, Lübnan bataklığına çekilerek gerçekleştirilmek isteniyor. ABDnin amacı, Türkiyeyi ve orduyu, bölgesel suçlarına ortak etmek. Türkiye, ABDnin gösterdiği hedefe yönlendirilmeden, Türkiye tam teslim alınamaz. Türkiyenin direncinin kırılması, ulusal güvenlik kurumlarının çökertilmesine bağlıdır ve bu taktik,  emperyalizmin bilinen taktiğidir.

Devamını oku...
 
Kuvayı Milliye Yazdır E-posta
Yazar Nazım HİKMET   
Wednesday, 30 August 2006

Saat beşe beş var.Image


Dağlar aydınlanıyor.

Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.

Gün ağardı ağaracak.

Kokusu tütmeğe başladı :

Anadolu toprağı uyanıyor.

Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp

ve pırıltılar görüp

ve çok uzak

çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak

bir müthiş ve mukaddes mâcereda,

ön safta, en ön sırada,

şahlanıp ölesi geliyordu insanın.


Topçu evvel mülâzımı Hasan'ınImage

yaşı yirmi birdi.

Kumral başını gökyüzüne çevirdi,

kalktı ayağa.

Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.

Şimdi bir hamlede o kadar büyük,

öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki

bütün ömrünü ve hâtırasını

ve yedi buçukluk bataryasını

ağlanacak kadar küçük buluyordu.


Yüzbaşı sordu :

- Saat kaç?

- Beş.

- Yarım saat sonra demek...


98956 tüfek

ve şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden

yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,

bütün âletleriyle

ve vatan uğrunda,

yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle

Birinci ve İkinci ordular

baskına hazırdılar.


Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,

beygirinin yanında duran

sarkık, siyah bıyıklı süvari

kısa çizmeleriyle atladı atına.

Nurettin Eşfak

baktı saatına :

- Beş otuz...

Ve başladı topçu ateşiyle

ve fecirle birlikte büyük taarruz...


Devamını oku...
 
Kurtuluş Savaşında Sol Akımlar Yazdır E-posta
Yazar İlker YURTTAŞ   
Tuesday, 22 August 2006

Tarihi olayları incelerken, olayları, o günün koşullarına göre değerlendirmek, günümüzün modern anlayışlarından kaçınmak, esastır. Ancak bu durum bizlere incelediğimiz olayın sonucunu bildiğimiz ve daha olayın yaşandığı günlerde bilinmeyen gerçekleri şimdi bildiğimiz için nesnelliğimizi yitirdiğimiz anlamına gelmez. Aksine en doğru, en objektif kararları olayları sonuçlarına bakarak verebiliriz. Bu noktadan hareketle bu yazımızda kurtuluş savaşımız sırasında kafaları epeyce kurcalayan sol akımları inceleyeceğiz ve konuyu fazla dağıtmamak için de tarihi olayların ayrıntılar yerine olayların sınıfsal incelemesi ve Türk Devrim mücadelesine getirdiği fayda ve doğurduğu zararları açıklayacağız.Image

            Bizim kurtuluş savaşımızın niteliği yeryüzündeki diğer bütün milletlerinkinden ayrı bir yer tutmaktadır; çünkü bizim devrimimiz yeryüzünün komprador burjuvazisine karşı yürütülmüş, ilk halk kurtuluş savaşıdır. Türk devrimci sürecinin sınıfsal hareketini, yapılan ihtilalin sosyalist nitelik taşıyıp taşımadığı, Kemalist önder kadroların solcu olup olmadığını ve savaş sırasındaki ittifakların, kavgaların, dostlukların Marksist açıdan değerini başka bir yazının konusu sayarak bu yazıda yalnızca savaş sırasında türemiş olan Bolşevik-sosyalist-solcu-devrimci güçlerin niteliğini ve bu akımlarım Milli Mücadele'ye olan katkısı ile zararını anlatmakla yetineceğiz.

Devamını oku...
 
PKK'nin Günleri Sayılı Artık. Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Saturday, 19 August 2006

PKK’YE  “BURDAN  ÇIKIŞ YOK!”Image

PKK’nin günleri sayılı artık.


Sınırötesi harekâtlar, Skorskyler, Kobralar, F-16’lar kâr etmedi.


Siyasetçilerin dağdan indirme, eve döndürme numaraları sökmedi.


ABD, liderini paketleyip Türkiye’ye postaladı, PKK gene bitmedi.


Ama bu kez PKK’nin işi bitik.


ABD’nin Türkiye’ye kıyağı filan değil. ABD, böyle bir kıyak çekmek, PKK’yi Irak’tan kazımak istese uçaklarını Kandil Dağı üzerinde uçurması bile yeter, ama uçurmuyor. ABD’ninki tavşana kaç, tazıya tut politikası. Ne Türkiye’nin kendisine kafa tutacak derecede güçlenmesine göz yumar ne Türkiye’nin artık işine yaramayacak derecede zayıflamasına razı olur ne de PKK’nin artık bölge devletlerini tehdit edemeyecek derecede güçten düşmesine razı gelir. ABD işine bakar.


ABD bitirmek istemese de PKK yolun sonuna geldi, duvara tosladı. Gazetenin manşetindeki başlıkla söylemek gerekirse, artık “Burdan çıkış yok!” (Hürriyet, 13 Ağustos 2006)

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1129 - 1140 / 1507
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838579
Syndicate
 
left
Top! Top!
right