| |
|
|
Şeyh Bedrettin |
|
|
|
Yazar Mehmet ÖZGÜR-Ozan TÜRKOZ
|
|
Thursday, 28 September 2006 |
|
ANADOLUDA “ÜTOPİK SOSYALİZM”İN KÖKENLERİ İSLAM TASAVVUFUNDA DİYALEKTİK 2 Vakanivüslerin dilinden dinlenilen tarih tek olarak kabul edildiğinde varolan gidişe itiraz etmek anlamını yitirir. Bir itiraz ortaya çıksa bile bunun tarihsel, sosyal, ekonomik temeli oluşturulamayacağından farazi olmaktan öteye geçemez. Niyetimiz, resmi tarihin dilinden anlatılan hikayeye bir de diğer tarafından bakmaktır. Yaşadığımız topraklarda yaşanılan hayatları, onları yok edenlerin dilinden değil, yok olanların, inançları uğruna ölen, öldürülenlerin dilinden bir kez daha okuyalım istedik. Her türden statüko, kendi bekasını korumak adına savaşlar vermiş, yakmış, yıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıllık tarihi içerisinde meydana gelen olayların tümü, şan, şeref ve kahramanlık hikayelerinden ibaret değil. İran’la yapıldığı anlatılan fakat Şah İsmail önderliğindeki Safevilerin kıyımından başka bir şey olmayan Çaldıran Savaşından, Ankara Ahilerine, Şey Bedreddin’e kadar uzanan ve sonrasında da bu şekilde devam eden süreç içerisinde gerçekleşen olaylar, esasen Osmanlı’nın sınıf savaşımlarını, ulusal kurtuluş hareketlerini içeren bir konjonktürü anlatır. Bu olaylar dizisi kendi gerçekliği içerisinde ele alınıp incelenmediğinde, bu gün sağlam temeller üzerine kurulamaz. ŞEYH BEDREDDİN 1359-1420 Edirne’nin Simavna bucağında kadılık yapan İsrail ve Melek Hatunun oğlu olarak dünyaya gelen Bedreddin ilk eğitimini kadı olan babasından almıştır. Ardından Edirne de medrese öğrenimi görmüş, fıkıh, hadis, kelam, belagat, sarf-navih tefsir öğrenmiş, Sünni inanç sistemine uygun bir eğitimle yetişmiştir. Bu noktada Bedreddin’in soyunun nereden geldiğine bakmakta fayda var. Fakat Şeyh Bedreddin hakkındaki sınırlı kaynaklar göz önünde bulundurulduğunda –ki Şeyh hakkında bilgi sunan kaynakların hemen hepsi Osmanlıcıların elinden çıkmış olmakla birlikte Şeyh’in soyu hakkında bilgi vermekten uzak kalıyorlar- bunun ne kadar zor bir iş olduğu ortadadır. Biz bu konuda Dr. Hikmet KIVILCIMLI’ya başvuruyoruz “Simavna Kadısı İsrâil'in oğlu" diye ün alan Şeylı Bedrettin Mahmut Rûmî üzerine, l939 yılına dek, Cumhuriyet Türkiyesi'nde Türkçe bir tek bilim eseri yayınlanmıştı. Onda Şeyhin yalnız İsrail adlı babasından konu açılır. Kimi "Terâcüm" yazarları Şeyhin dedesinin Abdülaziz olduğunu bildiriyorlardı...Değerli düşünürümüz Bay Bezmi Nusret Kaygusuz…Şeyhin açık şeceresini koydu. Ona göre : "Mevzuât'i Ülûm" da Şeyh, Selçuk Sultanı Alâeddinin kardeşi oğlu, dedeleri Selçuk vezirleridir…"Kısası Enbiya" da Şeyh, "Alâeddin'in amcası oğludur: "Şakaayık'ı Nûmâniye" ve "Lûgat'ı Tarihiyye ve Coğrafiyye"de Bedreddin, Sultan Alâeddin'in öz yeğenidir."Hayrullah Efendi" Tarihi ile "Vâridât" önsözünde, Şeyh Feramürz oğlu III Alâeddin oğlu Abdülaziz oğlu İsrail'in oğludur…Herkesten daha yetkili olarak Menâkıb şunu anlatır :
Nesi idi Sultan Alâiddine bil |
|
Devamını oku...
|
|
İsrail-Suriye |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI
|
|
Wednesday, 27 September 2006 |
|
Düzenliyen:Ömer GÜRCAN Suriye’nin bir dörtyol ağzı parçası olan Filistin'de Yahudi (İsrail oğlu) Tarih boyunca, ikide bir, şimdi "var" olmuş, sonra "yok" olmuştur. Tefeci - Bezirgân ilişkilerin alınyazısı Yahudi'nin de alınyazısı olmuştur. Ama, Arap için iş bambaşkadır ve Arap bir yol Filistin Kervansarayını aşıp Suriye durağına yerleşir yerleşmez, bir daha oradan topla, tüfekle sökülüp atılamamıştır. Yer yerinden oynamıştır, Arap Suriye'den kımıldatılıp atılamamıştır. Sezostris'lerden Buhtunnasar'lara, Eti'lerden Roma'lılara dek bin bir Antika Uygarlık ordusu Suriye-Filistin'i her çiğneyişte İsrail oğullarını Tefeci-Bezirgânlığın biraz daha derinleşen batağına batırmıştır. Irak'ta Akkad'lardan, sonra, Mısır'da Hiksos'lardan beri bir daha Tarihsel Devrim yapmış yahut yapabilecek Barbar Sam oğulları görülmemişe benziyor. Hele İsrail oğullarına Tarih sahnesinde, Marks'ın Polonya Yahudileri için kullandığı deyimle: "Toplumun mesâmeleri içinde" kir gibi tutunabilmiş Tefeci - Bezirgân katalizörlüğünden başka rol kalmamıştır. Artık İsrail oğulları, kendi haham - peygamberlerinin, kendi havralarında saçlarını başlarını yolarak dövünmeye esrarkeş tutkusu ile "müptelâ" kılınmış, evrensel, neredeyse her türlü özelliğini yitirmiş bir genel Tefeci - Bezirgân ilişkiler kördüğümü olarak direnmiş durmuşlardır. |
|
Devamını oku...
|
|
Anlıyana Sivrisinek Saz |
|
|
|
Yazar Serdar ANT
|
|
Monday, 25 September 2006 |
Cumhuriyet gibi Türk basının “patronsuz”, “holdingsiz”, “sahibi çalışanları ve okurları olan” bir “fikir gazetesinin”, Avrupa Birliği konusunda önde giden uzmanlarından olan Erol Manisalı lütfetmiş beni köşesine konuk etmiş !.. Manisalı, 22 Eylül tarihli “Büyükanıt’ın Söylediğini Anlayamayanlar” başlıklı yazısında, benim daha önce, 20 Eylül’de, Deniz Som’un köşesinde yayınlanan bir yazıma ve o yazıda sorduğum bir soruya yanıt veriyor. Ama ne yanıt !.. Erol Manisalı, yazısında tam 6 (altı) kez adımı tekrarlamış !.. Ayrıca yazının başlığında Büyükanıt’ı “ANLAYAMAYANLAR”dan (“anlamayanlar” değil !..) olmakla nitelendirilmem Erol Manisalı’ya yetmemiş olacak ki, daha sonraki satırlarda benim için “kafası karışmış”, “medyanın karartmasından nasibini alan bir vatandaş” gibi saptamalarda da bulunuyor !.. Tabii ben Erol Manisalı’nın kitaplarını ve köşesini okusaymışım böyle olmazmış !.. Anlaşılan o ki, zülfü yare dokunduk, Manisalı’nın nasırına bastık !.. |
|
Devamını oku...
|
|
Tek Dişi Kalmış Canavar! |
|
|
|
Yazar Selahattin EROL
|
|
Sunday, 24 September 2006 |
|
Bir öyle şaşılası
dünya ki burası,
balıklar kahve içerken
çocuklar süt bulamıyor.
İnsanları sözle besliyorlar,
domuzları patatesle…
Nazım Hikmet{
Avrupa Birliği (AB) tartışmaları tüm hızı ile sürüyor. Ama soruna hep Türkiye’nin AB üyeliğinin hangi şartlar altında ve ne zaman gerçekleşebileceği, bunun için de yapılması ve yapılmaması gerekenler çerçevesinde yaklaşılıyor. Bu noktada iki ana grubun oluştuğu söylenebilir : AB üyeliğini isteyenler ve karşı çıkanlar…
Birincilere, yani AB üyeliğini isteyenlere göre üyelik Türkiye’yi uygar bir ülke haline getirip, ulusal bir hedef olarak benimsen “çağdaş uygarlık seviyesine” ulaştıracaktır. Zaman içinde Türkiye demokrat, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu, ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmüş bir ülke olacaktır.
İkinci grup ise, bu hedeflere AB’ye üye olmadan da varmanın mümkün olduğunu, üstelik Türkiye’nin AB’ye üye yapılmayacağını, AB’nin Türkiye’yi tam üye olarak içine almak gibi bir niyeti olmadığını, asıl amacının, Türkiye’ye kesin olarak “hayır” demeden, ama tam üyeliğine “evet” de demeyerek, onu uzun yıllar AB “kapısında” tutarak bu durumdan kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmak olduğunu söylemektedir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Taylan Özgür |
|
|
|
Yazar Tuncay ÇELEN
|
|
Saturday, 23 September 2006 |
|
Herkes eteğindeki taşları dökmeli … “TAYLAN ÖZGÜR” DOSYASI AÇILMALIDIR. Böyle kalır sanma devran Yola devam eder kervan Öldü Sinan, doğdu Taylan Omuzladı silahını Sinan Cemgil ve Taylan Özgür 68 devrimci hareketinin en sevilen isimlerinden ikisi. Deniz Gezmiş’in sevgili arkadaşları yoldaşları. Zorlu mücadele günlerinin ayrılmaz üçleri. Ölüm bile onları uzun boylu ayıramadı, kısa sürelerle yeniden biraraya geldiler. Taylan Özgür 37 yıl önce 23 Eylul 1969 da İstanbul’da güpegündüz herkesin ortasında Beyazıt Meydanında “kontrgerillanın” tetikçileri tarafından kahpece öldürüldü. Doğan çocuğuna, çok sevdiği Taylan’ın ismini koyan Sinan Cemgil 30 Mart 1972’de Nurhak’ta yargısız infazla katledildi. “Öldüğümde beni Taylan Özgür’ün mezarının yanına gömün” diyen Deniz Gezmiş, 6 Mayıs 1972’de hukuk dışı, öç almaya yönelik siyasi bir kararla idam edildi. |
|
Devamını oku...
|
|
TURGUT KOÇAK |
|
|
|
Yazar Ömer GÜRCAN
|
|
Saturday, 23 September 2006 |
|
TSİP Onursal Genel Başkanı Turgut KOÇAK düşünce suçundan aldığı cezayı çekmek üzere Bolu F Tipi Cezaevinde. Mahkemesine yaşını başını almış ve medyada boy gösteren eski sosyalist arkadaşlarından hiç biri gelmedi. Başbakan Erdoğan arayıp geçmiş olsun demedi. Medya ondan hiç söz etmedi. Savcı beraatını istemedi. Yabancı basında ilgilenmedi. AB devreye girmedi.. "Fikir ve ifade özgürlüğü" olduğunu bizim hükümete bildirmedi. Duruşmalar öncesi" Kendisini mahkum ederseniz AB bize çok kızar. Burada ulusal çıkarımız olduğundan AB'yi karşımıza alamayız. Kararınızı ona göre verin " diye el altından yargıya haber gönderilmedi. Duruşmaya yabancı temcilciler, AB komiserleri, yabancı diplomatlar gelmedi. Turgut KOÇAK sapına kadar devrimciydi. Gerçek sosyalistdi. Ayakları Türki'ye topraklarındaydı. Beyni ve yüreği ezilenlerin yanındaydı. Ezenlerin örgütlerine karşıydı. ABD-AB emperyalizmine karşı mücadele ediyordu.Dedeydi. Babaydı kocaydı. Arkadaştı. Kardeşti. En önemlisi Halkının dostu,Halkının düşmanının düşmanıydı. "Paşalara hakaret "iddiası ile yargılanan " Rahmi Yıldırım'ın deyimiyle "paşa paşa yatacaktı." Turgut Koçak yarım asırı aşan yaşamını Sosyalizme adamıştı. Geri kalanı da feda etmeye hazırdı. Onurun onurumuzdur |
|
Ateizm, Din ve Dindarlar |
|
|
|
Yazar Ahmet ERDOĞAN
|
|
Thursday, 21 September 2006 |
|
Burjuva etiği genel anlamda “ahlak” anlayışı ile karıştırılarak günlük yaşamda kitle içinde emekçiler arasındaki ilişkilere, düşünceye ve yaklaşıma kadar değişik biçimlerde yansımış ve benimsenmiş.Burjuva anlamda neyin doğru neyin yanlış olduğu , kimin iyi kimin kötü olduğu ideolojik yaklaşımlara, ve hatta “hızlı Marksist”lerin kitlelere yaklaşımına kadar “önyargı” olarak yansımıştır. Türkiye özelinde büyük şehirlerin dışına çıkmamış, ve belkide Türkiyede doğru dürüst zaman harcamamış bazı “Hızlı Marksistler”in , Türkiyenin sadece İstanbul, İzmir ve Ankara olmadığı , geri kalan nüfüsun büyük şehirlere nazaran daha da dini kültürüne bağlı olduğu SOMUT TAHLİLİ yapamamalarının temelinde Marksizm değil bu “önyargı etiği” yatmaktadır. Şüphesizki Dine karşı çıkarken Marksın her kelimesini Dindar bir şekilde bütünden ayırarak, yada içinde bulunan yerin ve tarihi konumun bilimsel tahlili yapılmadan olduğu gibi uygulanmaya çalışılması, karşı çıktığı dindarın dindarca pratiğinden çok farklı bir pratik değildir. Günümüzde emperyalist tezgahların kaçınılmaz bir reaksiyonu olarak anti-emperyalist niteliği oluşan dindar kitlelerin saflara katılması gerekliliği zafer için çok önemli şartlardan diğerini oluşturmakta. Bu konuya Dimitrovun, faşizme karşı gençlikteki satırlarıyla başlıyalım; """"Kapitalizmin dayanılmaz yaşam şartları yarattığı, kimisi tamamıyle hiç bir örgütlenme içinde olmayan, kimisi sınıf düşmanları tarafından yönlendirilen örgütlenmeler içinde olan, milyonlarca genç kadın ve erkekler, ısrarlı çalışmayla.. kazanabileceğiniz ve kazanmanız gereken,kardeşleriniz ve bacılarınızdır..."""" |
|
Devamını oku...
|
|
Ne Mozaiği Ulan! |
|
|
|
Yazar Selahattin EROL
|
|
Wednesday, 20 September 2006 |
|
 Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Yusuf Halaçoğlu, “Bugün Türkiye’de gerek millet gerekse kültür için ‘mozaiktir’ sözünün söylendiğini” kaydederek, “Ne yazık ki, ülkemizde pek çok kişi mozaik kelimesini gerçek anlamı dışında, adeta zenginlik gibi yanlış bir kavramda kullanıyor. Bu yanlış anlama ve kullanma, telafisi mümkün olmayan sonuçları doğurmaktadır. İddia edildiği gibi Türkiye’de bir mozaik varsa, Türkiye çok milletli ve çok kültürlü olacaktır, sonuçta ise bir Osmanlı Devleti gibi parçalanması kaçınılmaz hale gelecektir. Mozaik kelimesinin hedefi ortadadır. Türkiye mozaiği kelimesini kullanmaktan kaçınmamız gerekmektedir.” demiş. (www.ntv.com.tr, 20.9.2006) Ülkemizde bu “mozaik tartışması” uzun yıllardır yapılıyor. Mozaik kavramı da, Türkeş’in kendisine bu yönde bir soru yönelten gazetecilere “ne mozaiği ulan !..” şeklinde veciz bir yanıt vermesiyle popülerleşmişti. Bu mozaik muhabbetinde son katkıyı da TTK Başkanı Halaçoğlu yaptı !.. Bu vesileyle son Osmanlıların “mozaik” kelimesini çok kullandıkları için Osmanlı devletinin parçalandığını da öğrenmiş olduk !.. Oysa bize yıllardır geri kalmışlık, emperyalizmin pazar paylaşımı için sürdürdüğü rekabet vb. nedenlerin varlığından bahsedilmişti okullarda. Meğer bütün kabahat mozaikteymiş !.. |
|
Devamını oku...
|
|
Provokatör Papa |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Wednesday, 20 September 2006 |
|
Yazık, yazık bize ki asırlaca aldandık!.. Karanlıkta çizilen izleri görmek için, Görüp yüz sürmek için, Yazık,yazık bize ki bir çırağ gibi yandık... Ne gökten necat geldi, ne bir parça merhamet. Çalışan esirlere İsa, Musa, Muhammet, Sade bir satır dua, bir tütsü, buhur verdi Masal cennetlerinin yollarını gösterdi. Ne beş vaktin ezanı, ne Anjelüs çanları Zincirden kurtarmadı yoksul çalışanları. Yine biz köleleriz, efendilerimiz var, Yine her mel'un taşı yosunlanmış bir duvar, Esir-efendi diye koymuş da adlarını, İki bahta ayrılmış arzın evlatlarını. Efendi işletiyor, esir işliyor yine. Yine efendilerin gümüşlü sofrasından, Kar gibi ekmeğinden, şarap dolu tasından Kırıntı artık bile düşmüyor işleyene. Yine biz esir geçen her günün akşamında Eve sade bir lokma ekmek getiriyoruz. Gece yağmur inlerken evimizin damında, Isınabilmek için güneşi bekler gibi Birbirine sokulan hasta köpekler gibi Yırtık yorganımızın altında titriyoruz. Çiftimiz, balyozumuz, sonsuz çalışmamızla, Asırlardır bağrında inleyen kzmamızla Heyecana geldi de kara toprağın kalbi, Kendini teslim eden taze bir kadın gibi Çiçeklerle donandı dünya isimli ağaç. Biz bu ağacımızın dibinde ölürken aç, Efendiler gösterip sırıtan dişlerini Birer birer topluyor bütün yemişlerini... Efendiler, ağalar, evliyalar, keşişler Ebedi karanlığın boğulsun kollarında. Artık temiz ruhların aydınlık yollarında Sade bir din, bir kanun, bir hak: İşliyen-dişler... |
|
Devamını oku...
|
|
Dünyanın Çatısı-Gürcistan |
|
|
|
Yazar Erkan DOĞAN
|
|
Sunday, 17 September 2006 |
|
Gürcistan hakkında yapılan bu inceleme, aslında Kafkasya'da yaşanan gelişmelerin özetlenmesi şeklinde oldu. Bunda, Gürcistan'da yaşanan gelişmelerin tüm bölgeyi etkileyebilecek düzeyde olmasının rolü büyüktür. Gürcistan geçmişte olduğu gibi, bugün de emperyalistler arası rekabet sahasıdır. Batı emperyalizmi, gelişmekte olan ülkeleri yoksulluğa ve siyasi bunalımlara sürükleyen stratejilerini burada da uygulamaya koymuşlardır. Türkiye, Gürcistan'la sınır komşusudur. Ayrıca, tarihsel bağları vardır. Jeopolitik öncelikler de Gürcistan'ı Türkiye için önemli kılmaktadır. Gürcistan'da yaşanan her gelişme Türkiye'yi yakından ilgilendirecektir. Gürcistan'ın istikrar içinde olması Türkiye için önemlidir. Ama, bu istikrar Batılı tariflerle ve "renkli devrimlerle" elde edilemez. Bugün, Kafkasya'da ve Karadeniz'de Türkiye'yi kuşatacak her türlü oluşum bizim için tehdit unsurudur. Gürcistan'da artan Batı etkisini ve NATO üyeliği konusunu, askeri üsleri bu bakımdan ele almak faydalı olacaktır. |
|
Devamını oku...
|
|
Şeyh Uçmaz Mürit Uçurur! |
|
|
|
Yazar Selahattin EROL
|
|
Sunday, 17 September 2006 |
|
“Laik şeyh” fetvayı uhrevî konularda değil de, dünyevî meselelerde verir.
Kimi zaman “tekelciliğe karşı savaşıyorum” naraları atarken, emperyalist tekellerin kamu mallarını yağmalamasını “yüreğine sular serpilerek” alkışlar !..
Ağzından çıkan üç sözcükten ikisi, laikliğe yöneliktir. Takıyyeciyi eleştirir, siyasal İslamcıya düşmandır sözde.. Ama “yeşil sermayenin” kökü Suudi Arabistan’a uzananlarıyla akçeli ilişkiler dünyasını kulaçlarken, laiklik nutukları atmaktan da geri durmaz.
“Solculuğu” da kimseye bırakmaz !.. "Solu ben şöyle tanımlıyorum : Emperyalizme karşı durmak… Alın terinden yana olmak.." der. Öte yandan emeğin sömürüsü ve emperyalist bir zihniyet ve tarih üzerinde yükselip şekillenen AB’yi savunur, AB ile “her alanda bütünleşmeyi” hedefleyen Vakıf’larda danışmanlık yapar !..
|
|
Devamını oku...
|
|
Tayyip Erdoğan'a Bile Yakışmadı |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Saturday, 09 September 2006 |
|
Kürt sorununda bugüne değin insani çözüme kafa yormamış, hep militarizme ve sadece “ölü ele geçiren” inkâr siyasetine borazanlık etmiş, şehitliği yüceltmiş sermaye medyası günlerdir şehit yakınlarının “Çocuğumu helal etmiyorum. Vatan sağolsun demiyorum” feryatlarını aktarıyor. Dahası, vatan uğruna şehitliği tartışmaya açıyor, şehitliğin artık geçerli bir değer olmaktan çıkmaya başladığını bile yazıyor. Medyanın tutumundaki değişiklikte şaşılacak bir şey yok. Çünkü, medya, hiçbir zaman demokrasinin dördüncü gücü olmadı, hep sermayenin ve onun devletinin ideolojik güdümleme aygıtı oldu, sermaye birikimine hizmet etti. Bugün Türkiye’de sermaye ‘beyaz’ ve ‘yeşil’ diye bölünmüş durumda. Yeşil sermayenin siyasi örgütü hükümette; pasta paylaşımında daha avantajlı olmak için devleti de ele geçirme uğraşında. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1117 - 1128 / 1507 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838589
|
|
|