left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Saturday, 11 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Şeyh Bedrettin Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR-Ozan TÜRKOZ   
Thursday, 28 September 2006

ANADOLUDA “ÜTOPİK SOSYALİZM”İN KÖKENLERİ

 İSLAM TASAVVUFUNDA DİYALEKTİK   2Image
Vakanivüslerin dilinden dinlenilen tarih tek olarak kabul edildiğinde varolan gidişe itiraz etmek anlamını yitirir. Bir itiraz ortaya çıksa bile bunun tarihsel, sosyal, ekonomik temeli oluşturulamayacağından farazi olmaktan öteye geçemez. Niyetimiz, resmi tarihin dilinden anlatılan hikayeye bir de diğer tarafından bakmaktır. Yaşadığımız topraklarda yaşanılan hayatları, onları yok edenlerin dilinden değil, yok olanların, inançları uğruna ölen, öldürülenlerin dilinden bir kez daha okuyalım istedik. Her türden statüko, kendi bekasını korumak adına savaşlar vermiş, yakmış, yıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıllık tarihi içerisinde meydana gelen olayların tümü, şan, şeref ve kahramanlık hikayelerinden ibaret değil. İran’la yapıldığı anlatılan fakat Şah İsmail önderliğindeki Safevilerin kıyımından başka bir şey olmayan Çaldıran Savaşından, Ankara Ahilerine, Şey Bedreddin’e kadar uzanan ve sonrasında da bu şekilde devam eden süreç içerisinde gerçekleşen olaylar, esasen Osmanlı’nın sınıf savaşımlarını, ulusal kurtuluş hareketlerini içeren bir konjonktürü anlatır. Bu olaylar dizisi kendi gerçekliği içerisinde ele alınıp incelenmediğinde, bu gün sağlam temeller üzerine kurulamaz.  


ŞEYH BEDREDDİN 1359-1420Image
Edirne’nin Simavna bucağında kadılık yapan İsrail ve Melek Hatunun oğlu olarak dünyaya gelen Bedreddin ilk eğitimini kadı olan babasından almıştır. Ardından Edirne de medrese öğrenimi görmüş, fıkıh, hadis, kelam, belagat, sarf-navih tefsir öğrenmiş, Sünni inanç sistemine uygun bir eğitimle yetişmiştir. Bu noktada Bedreddin’in soyunun nereden geldiğine bakmakta fayda var. Fakat Şeyh Bedreddin hakkındaki sınırlı kaynaklar göz önünde bulundurulduğunda –ki Şeyh hakkında bilgi sunan kaynakların hemen hepsi Osmanlıcıların elinden çıkmış olmakla birlikte Şeyh’in soyu hakkında bilgi vermekten uzak kalıyorlar- bunun ne kadar zor bir iş olduğu ortadadır. Biz bu konuda Dr. Hikmet KIVILCIMLI’ya başvuruyoruz “Simavna Kadısı İsrâil'in oğlu" diye ün alan Şeylı Bedrettin Mahmut Rûmî üzerine, l939 yılına dek, Cumhuriyet Türkiyesi'nde Türkçe bir tek bilim eseri yayınlanmıştı. Onda Şeyhin yalnız İsrail adlı babasından konu açılır. Kimi "Terâcüm" yazarları Şeyhin dedesinin Abdülaziz olduğunu bildiriyorlardı...Değerli düşünürümüz Bay Bezmi Nusret Kaygusuz…Şeyhin açık şeceresini koydu. Ona göre : "Mevzuât'i Ülûm" da Şeyh, Selçuk Sultanı Alâeddinin kardeşi oğlu, dedeleri Selçuk vezirleridir…"Kısası Enbiya" da Şeyh, "Alâeddin'in amcası oğludur: "Şakaayık'ı Nûmâniye" ve "Lûgat'ı Tarihiyye ve Coğrafiyye"de Bedreddin, Sultan Alâeddin'in öz yeğenidir."Hayrullah Efendi" Tarihi ile "Vâridât" önsözünde, Şeyh Feramürz oğlu III Alâeddin oğlu Abdülaziz oğlu İsrail'in oğludur…Herkesten daha yetkili olarak Menâkıb şunu anlatır :

         Nesi idi Sultan Alâiddine bil

Devamını oku...
 
İsrail-Suriye Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Wednesday, 27 September 2006

 

Düzenliyen:Ömer GÜRCAN

Suriye’nin bir dörtyol ağzı parçası olan Filistin'de Yahudi (İsrail oğlu) Tarih boyunca, ikide bir, şimdi "var" olmuş, sonra "yok" olmuştur. Tefeci - Bezirgân ilişkilerin alınyazısı Yahudi'nin de alınyazısı olmuştur.Image

Ama, Arap için iş bambaşkadır ve Arap bir yol Filistin Kervansarayını aşıp Suriye durağına yerleşir yerleşmez, bir daha oradan topla, tüfekle sökülüp atılamamıştır. Yer yerinden oynamıştır, Arap Suriye'den kımıldatılıp atılamamıştır.

 Sezostris'lerden Buhtunnasar'lara, Eti'lerden Roma'lılara dek bin bir Antika Uygarlık ordusu Suriye-Filistin'i her çiğneyişte İsrail oğullarını Tefeci-Bezirgânlığın biraz daha derinleşen batağına batırmıştır.

 Irak'ta Akkad'lardan, sonra, Mısır'da Hiksos'lardan beri bir daha Tarihsel Devrim yapmış yahut yapabilecek Barbar Sam oğulları görülmemişe benziyor. Hele İsrail oğullarına Tarih sahnesinde, Marks'ın Polonya Yahudileri için kullandığı deyimle: "Toplumun mesâmeleri içinde" kir gibi tutunabilmiş Tefeci - Bezirgân katalizörlüğünden başka rol kalmamıştır. Artık İsrail oğulları, kendi haham - peygamberlerinin, kendi havralarında saçlarını başlarını yolarak dövünmeye esrarkeş tutkusu ile "müptelâ" kılınmış, evrensel, neredeyse her türlü özelliğini yitirmiş bir genel Tefeci - Bezirgân ilişkiler kördüğümü olarak direnmiş durmuşlardır.

Devamını oku...
 
Anlıyana Sivrisinek Saz Yazdır E-posta
Yazar Serdar ANT   
Monday, 25 September 2006

Cumhuriyet  gibi  Türk  basının  “patronsuz”,  “holdingsiz”,  “sahibi  çalışanları  ve  okurları  olan”  bir  “fikir  gazetesinin”,  Avrupa Birliği  konusunda  önde  giden  uzmanlarından olan  Erol Manisalı  lütfetmiş  beni  köşesine  konuk  etmiş !..  Manisalı,  22  Eylül  tarihli  “Büyükanıt’ın  Söylediğini  Anlayamayanlar”  başlıklı yazısında,  benim daha  önce, 20 Eylül’de,  Deniz Som’un  köşesinde   yayınlanan   bir  yazıma  ve  o  yazıda sorduğum  bir  soruya  yanıt veriyor.

 

Ama  ne  yanıt !..  

 

Erol Manisalı,  yazısında  tam  6 (altı)  kez  adımı  tekrarlamış !.. Ayrıca  yazının  başlığında   Büyükanıt’ı “ANLAYAMAYANLAR”dan (“anlamayanlar” değil !..)  olmakla  nitelendirilmem  Erol Manisalı’ya   yetmemiş  olacak  ki,  daha  sonraki  satırlarda   benim için  “kafası  karışmış”,  “medyanın  karartmasından  nasibini  alan  bir  vatandaş”  gibi  saptamalarda da bulunuyor !..  Tabii  ben  Erol Manisalı’nın  kitaplarını  ve  köşesini  okusaymışım  böyle  olmazmış !..

 

Anlaşılan  o  ki,  zülfü  yare  dokunduk,  Manisalı’nın  nasırına  bastık !..

Devamını oku...
 
Tek Dişi Kalmış Canavar! Yazdır E-posta
Yazar Selahattin EROL   
Sunday, 24 September 2006

                                                                                                          Bir  öyle  şaşılası 

                                                                                                            dünya  ki  burası,

                                                                                                             balıklar  kahve  içerken

                                                                                                               çocuklar  süt bulamıyor.

                                                                                                                 İnsanları  sözle besliyorlar,

                                                                                                                   domuzları  patatesle…

                                                                                                                                        Nazım Hikmet{


Image Avrupa Birliği (AB)  tartışmaları  tüm  hızı  ile  sürüyor. Ama  soruna  hep  Türkiye’nin  AB  üyeliğinin  hangi şartlar altında  ve  ne  zaman  gerçekleşebileceği,  bunun için  de yapılması  ve  yapılmaması  gerekenler  çerçevesinde  yaklaşılıyor.  Bu  noktada  iki ana  grubun oluştuğu söylenebilir :  AB  üyeliğini  isteyenler  ve  karşı  çıkanlar…


Birincilere, yani AB  üyeliğini  isteyenlere göre üyelik Türkiye’yi uygar bir ülke  haline  getirip,  ulusal  bir  hedef olarak  benimsen  “çağdaş  uygarlık seviyesine”  ulaştıracaktır. Zaman içinde  Türkiye  demokrat,  insan haklarına  saygılı, hukukun  üstünlüğünün geçerli olduğu, ekonomik ve sosyal sorunlarını  çözmüş  bir ülke olacaktır.  


İkinci  grup  ise,  bu hedeflere  AB’ye  üye  olmadan  da  varmanın  mümkün olduğunu, üstelik Türkiye’nin AB’ye üye yapılmayacağını,  AB’nin   Türkiye’yi  tam  üye  olarak  içine  almak  gibi  bir  niyeti  olmadığını, asıl amacının, Türkiye’ye  kesin olarak  “hayır”  demeden,  ama  tam   üyeliğine  “evet” de  demeyerek,  onu  uzun yıllar  AB  “kapısında”  tutarak  bu  durumdan kendi  çıkarları  doğrultusunda  yararlanmak  olduğunu  söylemektedir. 

Devamını oku...
 
Taylan Özgür Yazdır E-posta
Yazar Tuncay ÇELEN   
Saturday, 23 September 2006

Herkes eteğindeki taşları dökmeli …

“TAYLAN ÖZGÜR” DOSYASI  AÇILMALIDIR.

Böyle kalır sanma devran

Yola devam eder kervan

Öldü Sinan, doğdu Taylan

Omuzladı silahını

 

Sinan Cemgil ve Taylan Özgür 68 devrimci hareketinin en sevilen isimlerinden ikisi. Deniz Gezmiş’in sevgili arkadaşları yoldaşları. Zorlu mücadele günlerinin ayrılmaz üçleri. Ölüm bile onları uzun boylu ayıramadı, kısa sürelerle yeniden biraraya geldiler.


Taylan Özgür 37 yıl önce 23 Eylul 1969 da İstanbul’da güpegündüz  herkesin ortasında  Beyazıt Meydanında “kontrgerillanın” tetikçileri tarafından kahpece öldürüldü.


Doğan çocuğuna, çok sevdiği Taylan’ın ismini koyan  Sinan Cemgil 30 Mart 1972’de Nurhak’ta yargısız infazla katledildi.


“Öldüğümde beni Taylan Özgür’ün mezarının yanına gömün” diyen Deniz Gezmiş, 6 Mayıs 1972’de hukuk dışı, öç almaya yönelik  siyasi bir kararla idam edildi.


Devamını oku...
 
TURGUT KOÇAK Yazdır E-posta
Yazar Ömer GÜRCAN   
Saturday, 23 September 2006

TSİP Onursal Genel Başkanı Turgut KOÇAK düşünce suçundan aldığı cezayı çekmek üzere Bolu F Tipi Cezaevinde.Image

Mahkemesine yaşını başını almış ve medyada boy gösteren eski sosyalist arkadaşlarından hiç  biri gelmedi.

Başbakan Erdoğan arayıp geçmiş olsun demedi.

Medya ondan hiç söz etmedi.

Savcı beraatını istemedi.

Yabancı basında ilgilenmedi.

AB devreye girmedi.. "Fikir ve ifade özgürlüğü" olduğunu bizim hükümete bildirmedi.

Duruşmalar öncesi" Kendisini mahkum ederseniz AB bize çok kızar. Burada ulusal çıkarımız olduğundan AB'yi karşımıza  alamayız. Kararınızı ona göre verin " diye el altından yargıya haber gönderilmedi.

Duruşmaya yabancı temcilciler, AB komiserleri, yabancı diplomatlar gelmedi.

Turgut KOÇAK sapına kadar devrimciydi. Gerçek sosyalistdi. Ayakları Türki'ye topraklarındaydı. Beyni ve yüreği ezilenlerin yanındaydı. Ezenlerin örgütlerine karşıydı.

ABD-AB emperyalizmine  karşı mücadele ediyordu.Dedeydi. Babaydı kocaydı. Arkadaştı. Kardeşti.

En önemlisi Halkının dostu,Halkının düşmanının düşmanıydı.

"Paşalara hakaret "iddiası ile yargılanan " Rahmi Yıldırım'ın deyimiyle "paşa paşa yatacaktı." 

Turgut Koçak yarım asırı aşan yaşamını Sosyalizme adamıştı. Geri kalanı da feda etmeye hazırdı.

Onurun onurumuzdur 

 
Ateizm, Din ve Dindarlar Yazdır E-posta
Yazar Ahmet ERDOĞAN   
Thursday, 21 September 2006

Burjuva etiği genel anlamda “ahlak” anlayışı ile karıştırılarak günlük yaşamda kitle içinde emekçiler arasındaki ilişkilere, düşünceye ve yaklaşıma kadar değişik biçimlerde yansımış ve benimsenmiş.Burjuva anlamda neyin doğru neyin yanlış olduğu , kimin iyi kimin kötü olduğu ideolojik yaklaşımlara, ve hatta “hızlı Marksist”lerin kitlelere yaklaşımına kadar “önyargı” olarak yansımıştır. Türkiye özelinde büyük şehirlerin dışına çıkmamış, ve belkide Türkiyede doğru dürüst zaman harcamamış bazı “Hızlı Marksistler”in , Türkiyenin sadece İstanbul, İzmir ve Ankara olmadığı , geri kalan nüfüsun büyük şehirlere nazaran daha da dini kültürüne bağlı olduğu SOMUT TAHLİLİ yapamamalarının temelinde Marksizm değil bu “önyargı etiği” yatmaktadır. Şüphesizki Dine karşı çıkarken Marksın her kelimesini Dindar bir şekilde bütünden ayırarak, yada içinde bulunan yerin ve tarihi konumun bilimsel tahlili yapılmadan olduğu gibi uygulanmaya çalışılması, karşı çıktığı dindarın dindarca pratiğinden çok farklı bir pratik değildir.Image


Günümüzde emperyalist tezgahların kaçınılmaz bir reaksiyonu olarak anti-emperyalist niteliği oluşan dindar kitlelerin saflara katılması gerekliliği zafer için çok önemli şartlardan diğerini oluşturmakta. Bu konuya Dimitrovun, faşizme karşı gençlikteki satırlarıyla başlıyalım;


""""Kapitalizmin dayanılmaz yaşam şartları yarattığı, kimisi tamamıyle hiç bir örgütlenme içinde olmayan, kimisi sınıf düşmanları tarafından yönlendirilen örgütlenmeler içinde olan, milyonlarca genç kadın ve erkekler, ısrarlı çalışmayla.. kazanabileceğiniz ve kazanmanız gereken,kardeşleriniz ve bacılarınızdır...""""

 

Devamını oku...
 
Ne Mozaiği Ulan! Yazdır E-posta
Yazar Selahattin EROL   
Wednesday, 20 September 2006

 Image

Türk  Tarih  Kurumu (TTK)  Başkanı  Yusuf Halaçoğlu,  “Bugün Türkiye’de gerek millet gerekse kültür için ‘mozaiktir’ sözünün söylendiğini” kaydederek,  “Ne yazık ki, ülkemizde pek çok kişi mozaik kelimesini gerçek anlamı dışında, adeta zenginlik gibi yanlış bir kavramda kullanıyor. Bu yanlış anlama ve kullanma, telafisi mümkün olmayan sonuçları doğurmaktadır. İddia edildiği gibi Türkiye’de bir mozaik varsa, Türkiye çok milletli ve çok kültürlü olacaktır, sonuçta ise bir Osmanlı Devleti gibi parçalanması kaçınılmaz hale gelecektir. Mozaik kelimesinin hedefi ortadadır. Türkiye mozaiği kelimesini kullanmaktan kaçınmamız gerekmektedir.” demiş. (www.ntv.com.tr, 20.9.2006)

 

Ülkemizde  bu  “mozaik  tartışması” uzun  yıllardır  yapılıyor.  Mozaik  kavramı  da,   Türkeş’in  kendisine  bu  yönde  bir  soru  yönelten  gazetecilere  “ne  mozaiği  ulan !..” Image şeklinde  veciz  bir  yanıt  vermesiyle  popülerleşmişti.  Bu  mozaik muhabbetinde   son  katkıyı  da  TTK Başkanı  Halaçoğlu  yaptı !.. Bu  vesileyle son Osmanlıların  “mozaik”  kelimesini  çok kullandıkları  için  Osmanlı  devletinin  parçalandığını da  öğrenmiş  olduk !.. Oysa  bize  yıllardır  geri kalmışlık,  emperyalizmin  pazar paylaşımı  için sürdürdüğü  rekabet  vb. nedenlerin varlığından  bahsedilmişti  okullarda.  Meğer  bütün  kabahat  mozaikteymiş !..

 

Devamını oku...
 
Provokatör Papa Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Wednesday, 20 September 2006

Yazık, yazık bize ki asırlaca aldandık!..ImageImage

Karanlıkta çizilen izleri görmek için,

Görüp yüz sürmek için,

Yazık,yazık bize ki bir çırağ gibi yandık...

Ne gökten necat geldi, ne bir parça merhamet.

Çalışan esirlere İsa, Musa, Muhammet,

Sade bir satır dua, bir tütsü, buhur verdi

Masal cennetlerinin yollarını gösterdi.

Ne beş vaktin ezanı, ne Anjelüs çanları

Zincirden kurtarmadı yoksul çalışanları.

Yine biz köleleriz, efendilerimiz var,

Yine her mel'un taşı yosunlanmış bir duvar,

Esir-efendi diye koymuş da adlarını,

İki bahta ayrılmış arzın evlatlarını.

Efendi işletiyor, esir işliyor yine.

Yine efendilerin gümüşlü sofrasından,

Kar gibi ekmeğinden, şarap dolu tasından

Kırıntı artık bile düşmüyor işleyene.

Yine biz esir geçen her günün akşamında

Eve sade bir lokma ekmek getiriyoruz.

Gece yağmur inlerken evimizin damında,

Isınabilmek için güneşi bekler gibi

Birbirine sokulan hasta köpekler gibi

Yırtık yorganımızın altında titriyoruz.

Çiftimiz, balyozumuz, sonsuz çalışmamızla,

Asırlardır bağrında inleyen kzmamızla

Heyecana geldi de kara toprağın kalbi,

Kendini teslim eden taze bir kadın gibi

Çiçeklerle donandı dünya isimli ağaç.

Biz bu ağacımızın dibinde ölürken aç,

Efendiler gösterip sırıtan dişlerini

Birer birer topluyor bütün yemişlerini...


Efendiler, ağalar, evliyalar, keşişler

Ebedi karanlığın boğulsun kollarında.

Artık temiz ruhların aydınlık yollarında

Sade bir din, bir kanun, bir hak:

 

İşliyen-dişler...


Devamını oku...
 
Dünyanın Çatısı-Gürcistan Yazdır E-posta
Yazar Erkan DOĞAN   
Sunday, 17 September 2006

ImageGürcistan hakkında yapılan bu inceleme, aslında Kafkasya'da yaşanan gelişmelerin özetlenmesi şeklinde oldu. Bunda, Gürcistan'da yaşanan gelişmelerin tüm bölgeyi etkileyebilecek düzeyde olmasının rolü büyüktür. Gürcistan geçmişte olduğu gibi, bugün de emperyalistler arası rekabet sahasıdır. Batı emperyalizmi, gelişmekte olan ülkeleri yoksulluğa ve siyasi bunalımlara sürükleyen stratejilerini burada da uygulamaya koymuşlardır.

Türkiye, Gürcistan'la sınır komşusudur. Ayrıca, tarihsel bağları vardır. Jeopolitik öncelikler de Gürcistan'ı Türkiye için önemli kılmaktadır. Gürcistan'da yaşanan her gelişme Türkiye'yi yakından ilgilendirecektir.Image

Gürcistan'ın istikrar içinde olması Türkiye için önemlidir. Ama, bu istikrar Batılı tariflerle ve "renkli devrimlerle" elde edilemez. Bugün, Kafkasya'da ve Karadeniz'de Türkiye'yi kuşatacak her türlü oluşum bizim için tehdit unsurudur. Gürcistan'da artan Batı etkisini ve NATO üyeliği konusunu, askeri üsleri bu bakımdan ele almak faydalı olacaktır.

 

Devamını oku...
 
Şeyh Uçmaz Mürit Uçurur! Yazdır E-posta
Yazar Selahattin EROL   
Sunday, 17 September 2006

“Laik  şeyh”  fetvayı  uhrevî  konularda  değil de,  dünyevî  meselelerde  verir.   Image

Kimi  zaman  “tekelciliğe  karşı  savaşıyorum”   naraları  atarken,  emperyalist  tekellerin  kamu  mallarını  yağmalamasını  “yüreğine  sular  serpilerek”  alkışlar !.. 

Ağzından  çıkan üç  sözcükten  ikisi,  laikliğe yöneliktir. Takıyyeciyi  eleştirir,  siyasal  İslamcıya  düşmandır  sözde..  Ama  “yeşil  sermayenin”  kökü  Suudi Arabistan’a  uzananlarıyla  akçeli  ilişkiler  dünyasını  kulaçlarken,  laiklik  nutukları  atmaktan da  geri  durmaz. 

“Solculuğu”  da kimseye  bırakmaz !.. "Solu  ben şöyle tanımlıyorum : Emperyalizme  karşı durmak… Alın terinden  yana  olmak.."  der.   Öte  yandan  emeğin  sömürüsü ve  emperyalist  bir  zihniyet  ve  tarih  üzerinde  yükselip  şekillenen   AB’yi  savunur,  AB  ile  “her  alanda  bütünleşmeyi” hedefleyen  Vakıf’larda  danışmanlık  yapar !..

Devamını oku...
 
Tayyip Erdoğan'a Bile Yakışmadı Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Saturday, 09 September 2006

Kürt sorununda bugüne değin insani çözüme kafa yormamış, hep militarizme ve sadece “ölü ele geçiren” inkâr siyasetine borazanlık etmiş, şehitliği yüceltmiş sermaye medyası günlerdir şehit yakınlarının “Çocuğumu helal etmiyorum. Vatan sağolsun demiyorum” feryatlarını aktarıyor. Dahası, vatan uğruna şehitliği tartışmaya açıyor, şehitliğin artık geçerli bir değer olmaktan çıkmaya başladığını bile yazıyor.


Medyanın tutumundaki değişiklikte şaşılacak bir şey yok. Çünkü, medya, hiçbir zaman demokrasinin dördüncü gücü olmadı, hep sermayenin ve onun devletinin ideolojik güdümleme aygıtı oldu, sermaye birikimine hizmet etti.


Bugün Türkiye’de sermaye ‘beyaz’ ve ‘yeşil’ diye bölünmüş durumda. Yeşil sermayenin siyasi örgütü hükümette; pasta paylaşımında daha avantajlı olmak için devleti de ele geçirme uğraşında.

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1117 - 1128 / 1507
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838589
Syndicate
 
left
Top! Top!
right