| |
|
|
Sivil Toplumculuk Üzerine |
|
|
|
Yazar Ahmet ERDOĞAN
|
|
Wednesday, 25 October 2006 |
|
“Sivil Toplumculuk “ teorisi topluma yaklaşımı sınıfsal olmayan, sadece barışçıl yolla iktidarın ele geçirebileceğini savunan pasifist, anti-Marksist ve anti-Leninist bir teori ve bu teori temelinde uygulamaya konulan pratiktir. Bu teori genellikle burjuva tarafından günümüzde burjuva “milliyetcilik” ve burjuva “ulusculuk” düşünce ve tavrı yaratmakta hünerli bir şekilde mücadelenin hedefini ve nihai sonucunu bulandırmada şaşırtma kulanılmaktadır. Sosyalizmin bir çözüm olmadığı, (Batı )burjuva Demokrasisinin artık nihai ve tek hedef olduğu yönündeki görüşler ve pratikler bu çabanın ürünleridir. Ancak bu teori temelinde ezilen halkların mücadelesini burjuva "ulusalcılık" anlayışı ile sınırlandırmak nasıl Anti-Markist, Anti-leninist ve yanlışsa, bu yanlışa bir tepki olarakda anti-emperyalist temelde (içinde bulunduğumuz döneme özgül olarak) “vatanın savunulması” anlayışına karşı çıkmak ve bunu burjuvanin “ulusalcılıgiyla” la özdeşleştirmek ve “vatan savunmasını” reddetmek aynı yanlışa düşmekle sonuçlanır. Zıherlin sözleriyle yazıyı noktalayalım;“””Kozmopolitanizme (Globalizme) karşı mücadele ulusal bilinci uyandırmaya hizmet edecektir, ….. kendi halk gücünü bir araya getirmek, emperyalist güçlerin ülkeyi ele geçirme çabalarına karşı mücadele başarılı olabilir…….Bu prensip olarak Marksist lenininst görüşün müdafaasıdır ki her ulus, kendi kültürünü geliştirerek evrensel kültürün gelişmesine olumlu katkıda bulunabilir.””Ancak eğer belirli Marksist Leninist tedbirler alınmazsa bu mücadele milliyetciliğe dönüşebilir. Burjuvanin Ulusalcilik anlayisi ile Halklarin Ulusculuk anlayisi arasindaki fark (icinde bulundugumuz kosullarda) Anti-emperyalist olmakla olmamak arasindaki farkda odaklasir. AB ye taraf olup olmama ve emperyalist saldirilarda vatani savunup savunmama kararlarinda netleşir. |
|
Devamını oku...
|
|
Anti-Emperyalist Halk Cephesi Üzerine |
|
|
|
Yazar Ahmet ERDOĞAN
|
|
Tuesday, 24 October 2006 |
|
Emperyalistler sömürü pratiklerine hangi süslü, şatafatlı isimler verirlerse versinler , emperyalizmin özü tarih boyu ülkelerin yeraltı ve yer üstü kaynaklarını sömürmek, onların halklarını köleleştirmek temelinde olmuştur. Günümüz emperyalizmide gene “demokrasi” , “özgürlük”, “insan hakları”, “globalizm” gibi süslü ve şatafatlı isimlerle sömürülerine devam etmekteler. Geçmişle günümüz emperyalizminin “biçimsel” olarak en önemli farkı, emperyalistlerin artık ülkelerdeki uşakları vasıtasıyla bu ülkeleri ” uzaktan kumandayla” soyup sömürme yerine, kolonicilik döneminin işgal ve sömürü pratiğini seçmiş olmalarıdır. Bu işgali ya “demokrasi ve laiklik” adı altında direk işgalle, yada “globalleşme” adı altında ülkelerin hükümetlerini ve kurumlarını emperyalist şirketlerinin birer ortağı, yada üyeleri haline getirerek “kansız” işgal gerçekleştirmekteler. Günümüz emperyalistlerinin kendi ülkeleri dışında hiç bir ülkenin “sınırları” olmasına tahammülleri olmadığı gibi, onların “milli “ olan sermayesine bile artık tahammülleri kalmamıştır. Sömürü politikalarını böl-parçala-birbirine düşür taktiğiyle kolaylaştıran emperyalistlerin günümüzdeki amaçları “direk”, “dolaysız” işgal ve sömürüyü hedeflemesi gerçeği, ülkelerde, özellikle Türkiyemizde Anti-Emperyalist Halk Cephesi oluşmasını acil bir görev olarak önümüze koymuştur. |
|
Devamını oku...
|
|
Orhan Pamuk'u Bilmem ama Mimar Sinan Ermeni'ydi |
|
|
|
Yazar Dilek ÖZBEK
|
|
Monday, 23 October 2006 |
|
Bir yazar, bir kitap yazdı. Ve yazdığı kitapla uluslar arası beğeni kazanıp Nobel ödülü aldı. Kitabında anlattığı ise bizim eski el sanatlarımız olan ve teknoloji çağının unutulmaya terk ettiği için uzunca bir zaman yok saydığımız ''tezhip'', ''hat'' ve ''minyatür''. Bu tarihimizde varolan ''zarif'' sanatın ''nakkaş''ları üzerine romanını kurgularken, toplumumuzun ''Doğu gericiliği'' yanlarına da, şovenizmin her türden olanına da ince ince eleştirilerini serpiştirmeyi ihmal etmemiş. |
|
Devamını oku...
|
|
Tarih Boyunca Ermeniler Ve Orhan Pamuk Ve Nobel |
|
|
|
Yazar Dilek Özbek
|
|
Friday, 20 October 2006 |
|
‘’Ermeniler de İranlılar gibi ilk zamanlarda güneşe,aya,suya toprağa,rüzgara taparlardı.Üstleri daimi karla örtülü Masis (Ararat),Nemrud,Süphan (Sipan),Arakaz gibi alev saçan dağlara,yıldızlara,gezegenlere,burçlara,yalçın kayalara,büyük sulara,güvercin,şahin,kartal,boğaya,Sos(gümüşlü kavak)gibi ağaçlara,hayali Tanrılara,iyi ve kötü ruhlara taparlardı.’’(Bolsohays-İstanbul Armenians sitesi)
Son günlerde Fransa’nın başrolde oynuyor göründüğü;ancak gerçekte uluslar arası ülke-şirketler emperyalizminin senaryo ve yapımcılığını üstlendiği ‘’suni’’ bir kriz yaşıyoruz. Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat ödülü almasıyla doruğa tırmanıp,neredeyse tüm gündemi kaplayan ve suni olarak yaratılmış olunsa da,tırmanma olasılığı taşıyan, şayet tırmanırsa tüm bir Anadolu mozayiği olarak bizden başka hiç kimsenin de zarar görmeyeceği bu krizin adı:Ermeni meselesi… Oysa,hadisenin bu yanı atlanılıp,sanki orta yerde bir Orhan Pamuk krizi varmış gibi yapılmakta… |
|
Devamını oku...
|
|
Cumartesi Anaları! |
|
|
|
Yazar Erol SOYSEVER
|
|
Thursday, 19 October 2006 |
DYP Genel Bşk. Mehmet Ağar'ın "Yüreği vatan sevgisi dolu bir şehit anasının 'vatan sağ olsun demeyeceğim' feryadına bir siyasetçi kulağını tıkayamaz" açıklamasına siz Orgeneral Yaşar Büyükanıt, şöyle bir yanıt vermişsiniz: "O herhalde Cumartesi Anaları'nın feryadını kastediyor." "Cumartesi Anaları" diye adlandırılan topluluk; evlatlarının "akıbeti meçhul" kadınlarımızın oluşturduğu ve uzun süre, her cumartesi günü İstanbul'da Galatasay Lisesi'nin önünde toplanarak evlatlarının bulunması için gösteri yapan ve ağıt yakan ANALARdır... |
|
Devamını oku...
|
|
Kim Giderse Gitsin Sen Yeni Romanına Başla |
|
|
|
Yazar Nur SÜRER
|
|
Saturday, 14 October 2006 |
|
Her gün biraz daha ufalanan insanlarımızın büyük çaresizlikler içine sürüklendiği, karamsar bir ortamda Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat ödülünü kazanması bende büyük bir mutluluk uyandırdı. Üstümüze çöken karanlıklar içinde bizleri çocuk gibi sevindirdi. Yıllardır kitaplarını keyifle okuduğum Nazım Hikmet'ler, Sebahattin Ali'ler, Yaşar Kemal'ler, Sait Faik'ler, Ahmet Hamdi Tanpınar'lar ve daha birçoklarının o muazzam birikimleri üzerinde, genç bir yazarın bu ödüle layık görülmesi Türk Edebiyatı adına büyük bir kazanımdır. |
|
Devamını oku...
|
|
1923'ten Günümüze Çankaya Köşkü |
|
|
|
Yazar Dilek ÖZBEK
|
|
Friday, 13 October 2006 |
|
Gazi Mustafa Kemal Paşa Çankaya Köşkü önünde ‘’Tarih bir milletin kanını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez. Bizim görüşümüz ki halkçılıktır, kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir. "Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben yapabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. O halde ya istiklal ya ölüm!" "Ulusal egemenliğimizin bir zerresini dahi vermeye yeltenenlerin kafalarını koparacağınızdan eminim." (1923, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri c.2, s. 71-72) |
|
Devamını oku...
|
|
Devrim, Deniz Harp Okulu'na Geri Döndü |
|
|
|
Yazar Can DÜNDAR-Milliyet
|
|
Thursday, 12 October 2006 |
|
(Bu yazı bizdan kaynaklanan yanlış anlama nedeniyle başka kişi adıyla yayınlanmıştır...Bizi uyaran Taylan Özgür YILDIRIM'a teşekkür ederiz. Okuyucularımızdan özür dileriz.Editör) 1969'da 69 deniz subayı bir bildiri yayımlamıştı. İçinde şu cümleler vardı: "Mustafa Kemal devri bitmiştir, ama devrimleri bitmemiştir. Korksun emperyalistler, korksun işbirlikçiler, korksun onların zavallı uşakları... Bu savaş Mustafa Kemal'in savaşı... Milli kurtuluş savaşımızın en büyük dayanağı yiğit halkımızsa onun yumruğu devrimci gençliktir. Onun yumruğu bizleriz..." Bu ateşli bildiriyi bir gece yarısı birliğinin spor salonunda gizlice kaleme alan 20 yaşındaki deniz teğmeni, sonradan hepimizin tanıyacağı bir isimdi: Ali Kırca... *** Sonra ne oldu? Aralarında Kırca ve Sarp Kuray'ın da bulunduğu 83 ordu mensubu, 12 Mart'ta sıkıyönetim mahkemesinde yargılandılar. "Emperyalizm" den bahsedene işkence edildiği, "tam bağımsızlık" isteyenin komünist addedildiği, "devrim" diyenin dilinin kesildiği, "düzen"e muhalefet edenin ipe gönderildiği yıllardı. |
|
Devamını oku...
|
|
Brejnev'e Mektup |
|
|
|
Yazar Ömer GÜRCAN
|
|
Thursday, 12 October 2006 |
|
Dr. Hikmet KIVILCIMLI aşağıda ki mektubu yazdıktan 11gün sonra ölmüştür. 2. Katogori diye adlandırdığı İsmail BİLEN (Laz İsmail) ve Zeki BAŞTIMAR (Yakup DEMİR) şahsında yurt dışı bir ülkeden arpalanarak sosyalizm mücadelesi yapanların gerçek yüzlerini sergilemiştir. Dr. Hikmet KIVILCIMLI mektubu yazmasının nedenini açıklıyor: "Beni suçlıyanların davranışları yalnız benim şahsıma dönük kalsaydı, mesele basitti: Marks'ın Engels'e yazdığı gibi: "Gülünçlük eşeklerle paylaşılamaz"dı. "Dışarıdan suçlayıcı havlamalar, ne beni kendi evimde hırsız olduğum kuşkusuna düşürebilir, ne benim komşuma karşı duygularımı bulandırabilir." Bir Türk atasözü: "İt ürür, Kervan yürür" der. Oysa, oynanan, 40 milyon insanın alınyazısıdır:" Arpalanmadan yürümeyen bu karakterler Dr .Hikmet KIVILCIMLI'dan önce de vardı sonrada vardı. Şimdi arpalarını avrupa ülkelerinden alıyorlar. Talat AYDEMİR'e dil uzatan 27 Mayıs 1960 döküntüleri ve Sarp KURAY'a çamur bulamaya çalışan 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980'in döküntüleri aynı karakterlerdir. Dr. KIVILCIMLI bunun nedenini şu şekilde açıklıyor: "Çok iyi anlıyorum, beni suçlıyanların kollektif alt-bilinçlerinde benim politik var oluşumun ve hattâ sadece var oluşumun uyandırdığı kuduruş, ancak onların gerçek Parti Tarihi önünde ve Türkiye İşçi Sınıfı önünde duydukları suçluluktan ileri geliyor. Onların "kirli çamaşırları" üzerine çok şey bilen sonuncu kurucunun varlığı, onların gözlerinde anadan doğma bir günah, affedilmez bir cinayettir." MEKTUP:30 EYLÜL 1971 Leonid Brejnev S.B.K.P. M.K. Genel Sekreteri Yoldaş, Sovyet Sosyalist adaletine göre: Hiç kimse mahkemenin verdiği bir karar gereği olmadıkça suçlu sayılamaz. Bir yanda, gerçi formalite bakımından ben bir Sovyet yurttaşı değilim. Ancak, ben 70 yaşındayım ve 50 yıllık süredenberi Marksizm - Leninizm sancağı altında dövüşüyorum. |
|
Devamını oku...
|
|
301 Kere Aşağılanmak |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Thursday, 05 October 2006 |
|
Avrupa’daki 301’ler tam Türkiye’deki gibi mi, yargılanan var mı, bugün yoksa yarın yargılanır mı, çokça önemli değil. Avrupa’nın ayıbı Avrupa’ya. Ne ilk ayıplarıdır ne de son ikiyüzlülükleri. Avrupa’nın ve medyanın, düşünce mağduru olarak salt Orhan Pamuk ve Elif Şafak’a sahip çıkması, 93 yaşındaki bilim insanı Muazzez İlmiye Çığ’ın da aralarında olduğu 80 mağdurdan ilgiyi esirgemesi, samimiyetsizliğini yeterince gösteriyor. Bu samimiyetsizlikle, sözü geçen kişilerden başka düşünce mağdurunun bulunmadığı yanılgısına da yol açıyorlar. Zaten, 301’inci maddenin bulunduğu Ceza Yasası, Avrupa’nın da onay ve zorlamasıyla çıkmıştı. Ama, “tramvay demokratı” Başbakan gibi Avrupa da zina maddesinden başka bir maddeyi tartışma konusu yapmamıştı. Nazım Hikmet, “Sarı muşamba derilerimizden birbirimize geçen tifüsün biti/ Senden daha yakındır bize Fransız zabiti!” diye ilenirken haksız değildi herhalde. Nazım böyle ilense de Avrupalı kendi ayıbını bile marifet gibi sunmanın yollarını bilir, bulur. Ana muhalefet lideri kerinçsiz, asıl kendi ayıbını ve demagojisini nereye saklayacağını düşünsün. |
|
Devamını oku...
|
|
Mandacı-Liboşlar Neden Susuyor |
|
|
|
Yazar Selahatin EROL
|
|
Wednesday, 04 October 2006 |
|
AB sevdalısı mandacı-liboş takımı çok “demokrattır”. Türkiye’nin demokratikleşmesi, AB seviyesine çıkarak “uygar” bir ülke olması için şu son 5-10 yıldır yapmadığı fedakarlık kalmamıştır. Soykırım tezleri için konferanslar düzenlemiş, Kürt sorununu sözde tartışmak ve çözüm önermek amacıyla, Paris Kürt Enstitüsü gibi emperyalistlerin kontrolündeki kuruluşların himayesinde ve özendirmesi ile, Türkiye’de sözde “bilimsel” toplantılar yaparak aklınca tabu yıkmıştır.
Bu “demokratlığın” son meydan muharebesi de TCK’nin 301. maddesi için verilmektedir. Elif Shafak, bu şanlı savaşın en ön saflarında, Pamuk Orhan ile omuz omuza çarpışıyor. Türkiye’yi “uygarlaştırmak” için, AKP iktidarı bir yandan, onlar diğer yandan gayret sarf ediyorlar. Gazaları mübarek ola !..
Oysa sadece kendisi için özgürlük ve demokrasi isteyene, demokrat denir mi ?
|
|
Devamını oku...
|
|
Hallac-ı Mansur |
|
|
|
Yazar Mehmet ÖZGÜR-Ozan TÜRKÖZ
|
|
Saturday, 30 September 2006 |
Anadolu’da “Ütopik Sosyalizmin” Kökenleri (İslam Tasavvuf unda Diyalektik) Öncelikle böyle bir yazı dizisinin gerekliliği üzerine biraz konuşmak gerekirse .Şunu belirtmek gerekir ki içinden geçtiğimiz günler emperyalizmin sadece kültürel saldırısı değil bizzat fiziki saldırısının en yoğun olduğu günlerdir.Coğrafyamızda NATO ve onun hain projesi Büyük Orta Doğu Projesinin kapsamının netleşeceği 28-29 Haziran tarihinde Dolmabahçe’de bir toplantı yapılacağı herkesin bildiği bir gerçek.Bu bölgemiz için bir milat olabilir. Türkiye’nin bölge halkları karşısında saygınlığının olması BOP’ lara NATO’lara “köprü olmak”tan değil ,bölgede zulmün ,şiddetin ve baskıların kaynağı olan ABD ve İsrail’in saldırganlığına karşı halklara yardımdan,bölgede barışın kurulması için üstüne düşeni yapmasından geçer.Haziran sonunda Türkiye’ye Bush gelecek ve İstanbul’da halkların kanının nasıl döküleceğinin kararlaştırılacağı NATO zirvesi toplanacak!Sözün bittiği noktadayız! Türkiye halkları ve yurtseverleri bu insanlık suçuna ortak edilemeyeceğini göstermelidir Demokrasi diyerek çocukları katledenleri barış diyerek akıl almaz işkenceler yapanlara özgürlük diye Ortadoğu’yu kana bulayanlara Doğu Kültürünün kendi kültüründen üstün olduğun hazmedemeyenlere bize kölelik vadeden bu canilere bizim tarihimizin de Spartaküslerinin olduğunu öğretmek ülkesini seven yurtsever sanatçıların görevidir. Bunu hem kendi köklerimizi araştırmak hem de bu araştırmalar ışığında direniş cephesinin örülmesine katkı sunmak için yapıyoruz. Bu ülkenin yurtsever sanatçılarını aynı duyarlıkla davranmaya davet ediyoruz. Bu yazı dizisi bir yanıyla resmi tarihin tahrif ettiği kültür kökenlerimizin tarihsel materyalizmin ışığında yeniden yazılması ve diğer yanıyla önümüzdeki çetin günlerde mücadele cephesinde yurtsever sanatçıların görev bilinciyle kendi yapabileceklerinin sınırında bir şeyler üretmektir.Yazı dizimiz Anadolu’nun ve onu etkileyen çevre coğrafyaların yani Doğu’nun Büyük Devrimci Önder ve Düşünürlerinin hayatı,fikirleri ve mücadelesi üzerine kurulmuştur. Bu yazı dizisinin Doğu Kültürü derken 16-17.yüzyılların öncesindeki Arap,Fars,Türk,Hint ve Çin Uygarlıklarını kastettiğini hemen belirtmemiz gerekiyor.Doğu kavramı Aydınlanma sonrası Avrupa’nın belirlediği bir kavramdır.En fazla 500 yıllık bir tarih kesitini anlamlandırmaktadır.Nasıl dünün toplumları için Doğu ve Batı kavramı bir anlam içermiyorsa geleceğin toplumları içinde bir anlam ifade etmeyecektir. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1105 - 1116 / 1507 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838602
|
|
|