left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 03 September 2010
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Gençlik Meclisi
Bize Ulaşın
SARP KURAY'A Yazdır E-posta
Yazar Mahmut ALINAK   
Monday, 18 January 2010

Değerli Sarp Bey, bugün sana dokunacak kadar yakınındaydım. Ama gel gör ki,demir kapılar engelledi sana gelmemi. Bir avukat arkadaşımla seni ziyarete geldik. İkimiz de seni göreceğiz diye hem sevinçli, hem de heyecalıydık. Genel kapıdan giriş yaptıktan sonra hangi bölümde olduğunu sorduk. F 2'de tutulduğunu öğrenince doğruca oraya geldik. Ancak orada hiç hesaba katmadığımız bir kanun engeli ile karşılaştık. Cam bölmenin arkasındaki görevli bilgisayara bakıp üç avukatla görüşme hakkınızı kullandığınızı, bu nedenle sizinle görüşemeyeceğimizi söyleyince büyük bir hayal kırıklığına uğradık. Aslında bildiğimiz, ama nedense aklımıza gelmeyen bir sorundu bu. Vekaletname olmadan görüşemeyeceğimizi anlayınca üzülerek geri döndük.
Sevgili Kuray, sizin adınıza açılan internet sitenizdeki mektubunuzu içim yanarak okudum. Hem duygulandım, hem de sizinle gurur duydum. Duruşunuzun çok yiğitçe olduğunu bilmenizi isterim. Herkes gibi ben de büyük bir hayranlık duydum tavrınıza. Hapishanenin sizi yıldırmayacağını biliyorum. Daha da gençleşerek çıkacaksınız dışarı. Bilin ki, o çok sevdiğiniz deniz siz çıkıncaya kadar hep mahcup bir burukluk içinde olacak. Ben denizi her gördükçe sizi anacağım. Kalbım o an sizihep sizi haykıracak.
Değerli kardeşim, yalnız değilsin. Kalpleri insanlık için çarpan herkes seninledir.
İznin olursa kısaca kendimden söz edeyim. Şimdilik İstanbul'dayım. Ama ara ara Kars'a da gidip geliyorum. Avukatlığa şimdilik ara verdim.Emirlerini bekliyorum

 
DEVRİMCİ GÖREV Yazdır E-posta
Yazar Sarp KURAY   
Saturday, 16 January 2010

Ben tarihçi ya da yazar değilim.

Böyle bir iddiada da hiç bulunmadım.

Oluşan düşünce akımlarının yaşanılan dönemin toplumsal koşullarının ürünü olduğuna inananlardanım.

Ayrıca bir dönemi tarihselleştirmek ve sonuç çıkarabilmek için sübjektivizme asla sapılmaması gerekliğinin de bilincindeyim.

 Mücadele geleneğinden geliyorum.

 Bu gelenekten gelen insanlarımızın "yazı"ya yönelmelerinin, ülkemiz ve halkımız açısından çok önemli bir aşama olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Çünkü tarihi kökleri ile birlikte ele alındığında, içinden geldiğimiz bu geleneğin asıl belirleyici karakterinin pratik davranış özelliği taşıdığını görüyoruz.

 

Devamını oku...
 
HALİL BERKTAY Yazdır E-posta
Yazar Gün ZİLELİ-gunzileli.com   
Thursday, 14 January 2010

Halil Berktay’ın İdeolojik Yol Haritası!

Zamanın uzunluğunu anlatmak için “kırk yılda bir” diye bir deyiş vardır. Kırk yıl, yetişkin insan ömrünün ağırlıklı kesitini oluşturur. Halil Berktay’ı kırk yıldır tanırım. 1970′in başından beri.

1980′li yıllardaki en çetin ideolojik çekişmelerin ortasında ve en zıt uçlarda yer aldığımız zamanlarda bile aramızda asla kötü bir şey geçmemiştir, her zaman dost kalmışızdır. Yirmi yıldır görmüyorum kendisini. Zaten ortamlarımız da artık çok farklılaştı.

1980′li yılların ikinci yarısından itibaren, Halil Berktay, 12 Eylül darbesinden sonra içine girdiği görece sessizliği bozmuş ve aniden bir atılıma geçmişti. Yeni tezi, Sovyetler Birliği’ndeki Gorbaçov ve Çin’deki Deng Siao Ping yönetimlerinin gerçek sosyalizmi temsil ettiğiydi; solu buna göre değerlendiriyor, bu eğilime yakın olanlarla birleşmeye çalışıyor, uzak gördüklerini öteliyordu. Bu, o zamanın “sosyalist devlet” iktidarlarından güç alan çizgi, Aydınlık hareketinin yıllardır sürdürdüğü Kemalist ve devletçi çizgiyle esaslı bir şekilde örtüşüyordu bence: “Güç kimdeyse ideolojik hegemonya da onda”dır. Berktay’ın, bugün de, yazarı olduğu Taraf gazetesinde, 1980′lerdekine benzer bir şekilde, bir konsolosluk vize memuru ivecenliğiyle “sol”un çeşitli eğilimlerine vize vermekte ya da vermemekte oluşu dikkat çekici. Berktay’ın bu halini görünce insanın, “can çıkar, huy çıkmaz” sözünü hatırlamaması mümkün değil.

 

Devamını oku...
 
ERTUĞRUL ÖZKÖ(Ş)K GAZETECİLİĞİ Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Thursday, 14 January 2010

 

ERTUĞRUL ÖZKÖ(Ş)K GAZETECİLİĞİ

 

Ertuğrul Özkök’ün 20 yıldan fazla süren gazete yöneticiliği, Türk basın tarihinde sermaye-siyaset-medya kardeşliğini olgunlaştıran en zengin deneyimdir.

Çok kısa bir anımsatmayla belirtmek gerekirse; Batı’da özel ticari girişim olarak başlayan gazetecilik, Türkiye’de doğrudan devlet girişimi olarak başladı. 1860’larda çıkan ilk özel gazeteler de devletin verdiği harçlıklarla yayımlandı. Gerek Osmanlı devrinde gerek Cumhuriyet döneminde gazeteler devlet kesesinden düşük faizli kredi, ucuz kâğıt ve “örtülü” harçlıktan hiç yoksun kalmadılar. Muhalif gazetecilerin payına ise hep sansür ve icabında kurşunlu sansür düştü.

Batı’da medya hiç değilse kuram düzleminde “dördüncü güç” olarak tanımlandı; Türkiye’de ise matbuat-basın-medya, hiç kamu adına “dördüncü güç” olma kaygısı gütmedi.

Türk Basın Birliği’nin 1939 yılında toplanan kuruluş kongresinin açılışında İçişleri Bakanı Faik Öztrak, basının ‘dördüncü kuvvet’ değil, ‘yardımcı kuvvet’ olduğunu söylemişti. (Ayın Tarihi, 68/59-60)

 

Devamını oku...
 
FERİK HORUZUN ÇÖPLÜĞÜ Yazdır E-posta
Yazar Gülderen GÜRCAN   
Wednesday, 13 January 2010

Bir zamanlar koskoca dağların, ovaların kenar köşesine iki üç kişi oturur kendilerince de bir alan belirleyip, burası bilmem kimin kurtarılmış bölgesi derdi. Nereden buldularsa, boşluğa bir de kapı dayattılarmı tamam.
 

Tanık olduğum; Ankara'da Hüseyin Gazi dağları halka dağıtılacakmış denildiydi. Pabucunu keliğini alan oralardan yer kapmaya koştu. Elektrik yok, su yok. Doğadan başka yaşam yok.  Tık nefes dağlara tırmananlar, gece ayazı bastırınca, bilmem kaç saat yürüyerek  dağlardan sığınaklarına döndüler. Sabahın köründe geri geldiklerinde işaret için  pabuç -postal -fanila, artık ne bıraktılarsa  hiç birini bulamadılar. Sonra ne olduysa her şey düzeldi. Açlık bir yanda soğuk bir yanda, kahırsa tepeleme. Binbir kahırla yerlesim yerlerini inşa ettiler. Analarından emmedikleri de burunlarından geldi.
 

Devamını oku...
 
KOZMİK CİNGÖZ Yazdır E-posta
Yazar Veysi SARISÖZEN-GÜNLÜK   
Saturday, 09 January 2010

Kozmik oda, Cemil Bayık Ve Cingöz Recai

 

Dün Star yazarlarından biri, PKK'yi bir kere daha kamuoyunun önüne getirdi ve Cemil Bayık'ın iki gün boyunca ANF tarafından yayınlanan demecini ve özellikle de bu demeçte yer alan 'kozmik odaya İslamcılar yerleştirilecek' saptamasını tartışmaya açtı.

Sanırım bu iddiaya sarılanların amacı, devlet içindeki temizliği 'PKK düşmanlığı' yaparak halka benimsetmek. Cingöz Recailik bir cinlik bu.

Ve bizim Cingöz Recai yazdı ki, 'işte PKK-Kontrgerilla ilişkisi...'

Önce 'Tarihten Bir Yaprak'...

Ders: Devletin içinde kavgaya ilk defa şahit olmuyoruz. Soru şu, bu kavganın sonucu, nasıl yapmalıyız ki, eski kavgaların sonucu gibi olmasın?

Devamını oku...
 
ÖZKÖK VE DOĞAN'IN RİCATI Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Wednesday, 06 January 2010

ÖZKÖK VE DOĞAN SÜTRE GERİSİNE!


Ertuğrul Özkök’ün 20 yıldır oturduğu Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği koltuğundan kaldırılması, eşzamanlı olarak Aydın Doğan’ın holding yönetimini kızlarına devrettiğini açıklaması, hiç kuşkusuz, Türkiye’de siyaset-sermaye-medya simbiyotizminin yeniden kurgulanmasında bir kilometre taşıdır.
Görev değişiklikleri, sadece, hükümet ile giriştiği kavgada Doğan Grubu’nun geri adım atması değil, sermayenin iç savaşında da bir kilometre taşı olarak görülmelidir. 
Hep vurguladığımız üzere, Özkök ve Doğan’ın sahneden çekilmeye zorlandıkları çatışma, özünde, ekonomide paylaşım, siyasette iktidar mücadelesidir. Sermaye sınıfının paylaşım ve iktidar mücadelesinde, simbiyoz beslenmeye olduğu kadar çatışmaya da yer vardır.

Devamını oku...
 
PKK SİYASETE KENDİ GİRSİN Yazdır E-posta
Yazar Neşe DÜZEL-TARAF   
Monday, 04 January 2010

 ‘PKK siyasete kendisi girsin’

 “KCK, legal siyaseti, PKK çizgisinde tutmakla görevli. Bir belediye başkanı bir yere gittiğinde, yanında KCK’den biri bulunuyor. Bunlara ‘komiser’ deniyor.”

“Madem PKK bu kadar etkindir, o zaman siyasete kendisinin girmesi daha doğaldır. Böyle vekillerle işi götürmek, siyasetin doğal bir yolda gelişmesini engelliyor.”

“Öcalan PKK’nin mutlak hâkimi. Kandil de bunu kabul ediyor zaten. Zaman zaman PKK’den kopmalar oldu ama bunların hiçbiri Öcalan’la rekabet edemedi.”


* * *

NEDEN: İHSAN AKSOY

Demokratikleşme açılımının en yakıcı ve en karmaşık konusu Kürt sorunu. Her gün yeni acılar ve olaylar yaşatan, çözüleceğine giderek derinleşen ve sertleşen bu sorunu, Kürtlerin cephesinde sadece ya PKK konuşuyor ya da kapatılan ve şimdi tabelası BDP olan DTP konuşuyor. Bu iki grubun dışında Kürtlerin cephesinde duyulan pek bir ses yok. Oysa Kürtlerin hepsi DTP çizgisinde değil. Kürtlerin hepsi PKK yandaşı değil. Kürtlerin hepsi AK Partili de değil. Sesleri pek çıkmasa da, kamuoyu, onların ne düşündüğünü pek bilmese de bütün bu çizgilerin dışında kalan demokrat Kürtler var. Ve onlar, hakikaten farklı düşünüyorlar. Biz de Kürt sorunundaki karmaşayı Kürt hareketinin önemli isimlerinden İhsan Aksoy’la konuştuk. Mücadelesine Kürt gençliğinin örgütü Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nda başlayan ve bir dönem Türkiye İşçi Partisi üyesi olan İhsan Aksoy, kendisi gibi Kürt solunun önemli isimlerinden olan Kemal Burkay’la birlikte Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi’ni kurdu. 2004’te Türkiye’ye dönen İhsan Aksoy bir dönem Şerafettin Elçi’nin başkanlığındaki KADEP’te başkan yardımcılığı ve danışmanlığı yaptı. İhsan Aksoy’un Kürt hareketini anlattığı anıları, şu anda, gene Kürt demokratlarının önde gelen isimlerinden biri olan Enver Sezgin tarafından yazılıyor.

Devamını oku...
 
GÜNEŞİ ÖZLEDİM, İMANIM.. Yazdır E-posta
Yazar Gülderen GÜRCAN   
Monday, 04 January 2010

Yeni yıl zamları kutlu olsun. Sıkılacak neremiz kaldıysa onu biraz daha sıkacağız. Suyumuzu daha az içeceğz. Abdestimizi gusül yapacağız. Temizlenmek için taş-hölük ve yaprak kullanacağız. Muslukları sıkı kapatacağız. Elektrik yakmayacağız. Doğalgazı devlet mal gibi kullanmayacağız. Ya da en tasarruflu nasıl kullanılır, onu öğreneceğiz. Biz ısınmayacağız,  aydınlanmayacağız, temizlenmeyecegiz. Birileri akıl veriyor. ' Özel günlerde oturun televizyonunuzu seyredin.' Ölürüm aklına. Bir diğeri, en ucuzundan kaç kap yemek nasıl yapılır. Ya da evdeki eskimiş, ekşimiş pırtıkları nasıl değerlendiririz. Büzer büzer başına taç yaparsın. Yaptıklarını işe giderken, bakkala giderken, güne giderken yada protokolda giyersin de millet ağzını bırakır kulağıyla güler.
  
Otur kanal zapla. Mustafa Topaloğlu; naylon (muşamba  bile değil) altında üşümekten uyuyamazken, gül yüzlü kardeşinin yüzündeki kar birikintilerini, onu uyandırmadan nasıl yavaştan okşayarak temizlediğini hüzünlenerek anlatır. Sert rüzgardan naylonun bir yeri açılmış; kar, birbirlerin sokulan kardeşlere inmiştir . En çok da kıyamadığı kardeşinin üzerine. O, buralara; bir yerleri kazıyarak kayıplar vererek gelmiştir. İsteyenler onun sessiz harflerle sesli harfleri karıştırığına gülsün. O türküsünü söyler. 'Açılıp gideyisün denüz yelkeni cibi'...         

Devamını oku...
 
TÜRKİYE'NİN FAİLİ MEÇHUL TARİHİ Yazdır E-posta
Yazar Ecevit KILIÇ   
Saturday, 02 January 2010
Ömer GÜRCAN
ORDUMA DOKUNMAYIN
Biz sosyalistler ordumuzdan memnunuz. O bizim kankamız. O bizi sevdiği  için dövdü ezdi.
Biz ulusalcı olarak NATO ya bağlı ordumuzu dincilere yedirmeyiz. Ne kürtler ne de dinciler bizim cumhuriyetçi ordumuza dil ve el atamaz. 40 yıldır tepişmemize bakmayın, biz kocasından devamlı dayak yiyen kadınlara benzeriz.
Kocamız bizi severde döverde. Bu bizim cumhuriyet değerimizdir.
 
Genelkurmay Başkanlığı,
 Diyarbakır 3. ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği yazıda, başkanlık bünyesinde ''JİTEM'' adında kurulmuş herhangi bir birimin mevcut olmadığını bildirdi.
  
Jandarma Genel Komutanlığı
 Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği yazıda, ''Jandarma Genel Komutanlığı kuruluş ve kadrolarında JİTEM adı altında bir birimin bulunmadığı, geçmişte de böyle bir kadronun oluşturulmadığı'' belirtildi.
  

  

 JİTEM

Elinizdeki kitap bu kez Türkiye'nin son 30 yıllık yakın tarihini kapsıyor.
Tabii yine gizli tarihi.
Kitapta; Jandarma teşkilatı bünyesinde kurulan gizli ordu JÎTEM'in öyküsünü bulacaksınız. Daha doğrusu Güneydoğu'yu kana bulayan olayların arkasındaki kişileri ve güçleri tanıyacaksınız.
JİTEM'in öyküsünü anlatmaya başlamadan önce bu yapılanmanın ortaya çıkışının asıl kaynağı olan Özel Harp Dairesi'nden kısaca bahsetmemiz gerekiyor.
Özel Harp Dairesi, Soğuk Savaş konsepti çerçevesinde Amerika ve İngiltere’nin öncülüğünde NATO üyesi ülkelerde kurulan Gladio örgütlerinin bir parçasıydı. Özel Harp Dairesi, gizli bir orduydu. Kurulma amacı komünizmle mücadeleydi. Türkiye'nin Sovyetler Birliği'ne sınırının olması en aktif gizli ordunun Özel Harp Dairesi olmasına yol açtı. Bu nedenle en büyük önem Türkiye'nin gizli ordusuna verildi.
1952 yılında Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla kurulan Özel Harp Dairesi'nin tüm eğitim, silah ve maddi ihtiyaçları Amerika tarafından sağlandı. Amerika'nın gönderdiği silahlarla olası bir Sovyetler Birliği işgaline karşı yeraltında, ormanlık alanlarda ve hatta okullar ile camilerin altında cephanelikler oluşturuldu.

Devamını oku...
 
TAKVİM: ZAMANIN BİNEK ATI Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Thursday, 31 December 2009

 

“Hayat geriye bakarak anlaşılır, ileriye bakarak yaşanır.” (S.Kierkegaard)

2009 yılını da takvim yaprağından kopardık.

Takvime bakınca, “Bunca yıl nasıl da geçmiş!” diyesi geliyor insanın.

Aslında ne takvim var ne de yılbaşı. Yani zaman diye bir şey yok.

Atalarımız ne zamanı bilirdi ne de yılbaşını ve takvimi.

Atalarımız ayakları üzerinde dikildi, ellerini alet olarak kullanmaya başladı ve insanlaşmanın ilk adımlarını attı. Elleriyle kendini besledikçe vücudu ve beyni gelişti. Beyni geliştikçe olayların iç ve dış bağlantılarını kavramaya çalıştı. Önce konuşmayı başardı, emek sürecindeki deneyimlerini paylaşmaya başladı. Yazıyı bulunca deneyimlerini sonraki kuşaklarla da paylaştı. Konuştukça yazdıkça daha da insanlaştı, beyni daha çok gelişti.

 

Devamını oku...
 
MAYA BOZULMADAN Yazdır E-posta
Yazar EYLEM TÜRK -MİLLİYET   
Thursday, 31 December 2009

İşadamı Cem Boyner: Bu kavga henüz devletle Kürtlerin kavgasıyken hemen sona erdirilmeli. Türklerle Kürtlerin kavgası haline gelmeden, kardeşlik mayamız bozulmadan hemen bitmeli

Türk Sanayici ve İşadamları Derneği’ne, 1989 yılında başkan olduğunda 34 yaşındaydı. Turgut Özal iktidardı. Başkanlığı döneminde “iktidarın icraatlarını” sert bir dille eleştirdi. Özellikle dönemin yönetim anlayışı için kullandığı “Kleptokrasi” (hırsızlar yönetimi) tanımı uzun süre tartışılmıştı. Siyaset konusunda konuşmalarına tepki gösterenlere ‘TÜSİAD, Kanaryaseverler Derneği’ değil” mesajını veren de oydu.

TÜSİAD başkanlığından ayrıldıktan 4 yıl sonra bu kez siyasetin “tam içine” girdi. Kurduğu Yeni Demokrasi Hareketi 22 Aralık 1994’te partileşecekti. Hareket “oy” olarak beklentilerin çok altında kalsa da Boyner’in o günlerde yaptığı konuşmalar uzun süre tartışıldı. Özellikle o yıllarda pek çok kişinin bir çift laf etmekten bile korktuğu, “yasaklı bir alan olan” Kürt sorunu. Boyner bu konuda 14 yıl önce oldukça çarpıcı mesajlar vermişti: “Türkiye’de bizi yönetenler 60 yıldır Kürt olmadığını öne sürdüler. 60 yıldır Kürt yok diyenler şimdi Kürt sorunu yok diye konuşuyor. Güneydoğu’da izlenen politikalar yanlış. Yanlış olduğunu anlamamız için binlerce kardeşimizin daha ölmesi mi gerekiyor? 20 yaşındaki gençlerimiz 70 yaşındakilerin yüzünden ölmemeliler..”

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 109 - 120 / 1215
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1578
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 2164400
Syndicate
 
left
Top! Top!
right