left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Kathar Şövalyelerinden Şeyh Bedrettin Yiğitlerine Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR  Duygu ÇALIŞKAN   
Saturday, 13 January 2007

 

Ortakların Eşit  Bir Dünya Düşü

Anadolu’da Ütopik Sosyalizmin (Toplumculuğun) Kökenleri

(İslam Tasavvufunda Diyalektik) IVImage


 Kılıçlarından kan damlayan Kuzeyli Baronlar, zırhlarını şakırdatarak

 geldiler,başpapaz Arnaud Amaury’nin huzurunda diz vurup sordular;

-Kathar sapkınlar çoluk çocuk Beizers Katedrali’ne sığınmış. Onları

korumak isteyen dini bütün halk, Katoliğiyle, Yahudisiyle aralarına

karışmış. Tanrı’nın kulları şeytana tapanlardan nasıl ayıracağız Peder?

Katharlar üstüne haçlı seferini Roma adına yöneten başpapaz yanıtladı:

-Hepsini öldürün ! Tanrı kendi kullarını ayırır.


                                        (  Beziers Katliamı ) 22 Temmuz 1209

 

Kavuklulardan ikincisi Şekerullah bin Şehabeddin imiş. Dedi ki:

-Bu sofinin başına birçok kimseler toplandı. Ve bunların dahi şeri

Muhammediye muhalif nice işleri aşikar oldu.

Kavuklulardan üçüncüsü Aşıkpaşazade imiş. Dedi ki :

- Sual : Ahir Börklüce panralanırsa imanla mı gidecek imansız mı?

- Cevap : Allah bilir anın çünküm biz anın mevti halini bilemezüz…

 

Devamını oku...
 
İmparatorluğun Kara Yüzü Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Saturday, 13 January 2007

                           Vahşet İmparatorluğu Roma’ya Özendi  

             Dünyayı Yok Oluşa Götürecek Serüvenin Başlangıç Noktası

 

İmparatorluk 1990’ların ikinci yarısında alınan ve İmparatorluğun başına George W. Bush yönetiminde ‘neocon’ların iktidara gelmesiyle stardı verilen bir stratejiyi uyguluyor. Bugün dünyada olanca çabasıyla ‘küreselleşmeye’ çalışan, finans- kapital ( yani mali sermaye ) oligarşisinin, tutucu, aşırı sağcı ve saldırgan kanadından söz ediyoruz. Finans merkezli büyük şirketlere imparatorluğu denetimindeki uluslararası iktidarı  ‘neocon’  temsilcilerinden yani.

Kapitalizmin başlangıcındaki özgürlük ve eşitlik kavramlarının kendi varlığıyla çelişeceğini 1860 Karl Marx  dile getirmişti. ‘Tekelleşen’  ve ‘çokuluslu’ hale gelen finans- kapital olgusunun varlığını  ve gelişimini, yirminci yüzyıla girerken Rudolf Hilferding analiz etmişti.  Bu verileri bir araya getiren Lenin 1916’da ‘emperyalizm’ adı verilen sistemin nasıl işlediğine ilişkin ilkeleri ortaya koydu.

Emperyalizm bugüne dek ‘geleneksel’ yöntemleriyle denetimi sürdürmeyi başarmış, hatta rakibi sosyalist bloğun çökmesini bile aynı sabırlı stratejilerle sağlamayı bilmişti. O halde, şimdiki bu acelenin nedeni neydi ? Her şey eskisi gibi yürüyemez miydi ?

    Yürüyemezdi. Çünkü yakın gelecekte ‘doğa faktörü’ne bağlı olarak ortaya çıkması beklenen gelişmeler ve enerji kaynaklarının kontrolünün kaybedilmesi üstelik elli yıllık bir ömrünün kalması uluslar arası finans-kapital oligarşisinin, yani şirketler imparatorluğunun egemenliğini sarsacaktı.

    Üç temel unsura bağlıydı bütün dengeler global kapitalizmde:

Devamını oku...
 
Kapıya Dayanan Kriz:Hükümet-Ordu-Halk-Sınıf Yazdır E-posta
Yazar Sarp KURAY   
Monday, 08 January 2007

 ***SÜVARİ DERGİ 2 den alınmıştır.

Yaklaşık 200 senedir Türkiye'nin siyasetinde, hükümet denilen sivillerle ordu denilen silahlı askerler arasında sürüp giden bir “iktidar” kavgası yaşanmaktadır. Ülkemizin tüm sanayini, madenlerini, ticaretini, bankasını, sermayesini emperyalist ağa babalarıyla ortaklaşa ellerinde tutan finanskapital tekelinin sıfır numara kişiliksizliğinden ortaya çıkan sosyal boşluk her sosyoekonomik krizde “asker-sivil” kavgası şeklinde kendini ortaya koymaktadır. Yakın ve uzak tarihimizde bütün toplumsal sıkışıklık konaklarında, bu sosyal boşluğu yaratan yabancı sermaye ile göbek bağlı vatan  millet bilmeyen yerli finans-kapital döküntüleri, iç dinamikler üzerinde yükselen bu kavgayı “Ali Cengiz Oyunu”na çevirerek ve kendi yörüngelerine sokarak egemenliklerini güçlendirmektedirler.Image

Amansız emperyalist kuşatma altında; yaklaşan Cumhurbaşkanı seçimi, Ortadoğu'daki gelişmeler ve AB ile ilişkiler sarmalındaki siyasi ortamımız, kıldan ince kılıçtan keskin bir “sırat köprüsü”nün üzerinde dengede durmaya çalışmaktadır.

İşçi sınıfımızın, köylü üreticilerimizin, esnafımızın, ulusal sanayicimizin, aydınımızın, memurumuzun; kadınımız-erkeğimizle tüm halkımızın örgütlülüğünün ve demokratik girişim gücünün büyük bir baskı ve dağınıklık içinde bulunduğu bu dönemde, eskiye benzer biçimde yeniden ülkemiz gündemine oturan bu “iktidar” kavgası karşısında halk güçleri, olağanüstü uyanık olmak zorunluluğu ile karşı karşıyadır.

Devamını oku...
 
Chavez Yazdır E-posta
Yazar Deniz YALÇIN   
Monday, 08 January 2007

Merhaba,

sitenizde yayımlanması amacıyla yazılarımı paylaşmak istedim sizinle.

İlk olarak Venezüela Birleşik Sosyalist Partisi ile ilgili kaleme aldığım ve Aydınlık dergisinde yayımlanan yazımı gönderiyorum.

Selamlar

Deniz Yalçın
http://denizyalcin.blogspot.com

CHAVEZ BİRLEŞİK SOSYALİST PARTİ İLE VENEZÜELLA’YI BİRLEŞTİRİYOR



 


Bu yazı 24 Aralık 2006 tarihli Aydınlık dergisinde yayımlanmıştır.


3 Aralık 2006’da gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinde oyların %63’ünü alarak yeniden Venezüella Devlet Başkanı seçilen Hugo Chavez Frias, 18 Aralık’ta seçim sonuçlarının kutlandığı geniş katılımlı gösteride Venezüella’da kendisine destek veren 23 sol parti ve hareketin tek bir çatıda birleşmesinin zamanının geldiğini, bunun Bolivarcı Devrim’in geleceği açısından büyük önem taşıdığını dile getirdi.

İlk olarak kendi partisi Beşinci Cumhuriyet Hareketi’ni feshetme kararı aldıklarını duyuran Chavez, seçimlerde kendisini destekleyen tüm partilerin tek çatı altında birleşmesi yoluyla oluşturulacak yeni partinin “tabandan sosyalizmi inşa etmek” adına büyük önem taşıdığını ifade ederek, yeni parti için Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi adını önerdi. Chavez yeni partinin var olan partilerin birleşimi olmayacağını, bu partinin seçim için değil tabandan devrim için oluşturulacağını, partinin fikir meydanında savaşacağını ve de Venezüella tarihinin en demokratik partisi olacağını belirtti.

Önemli olan “vatanın partisi”

 

 


Devamını oku...
 
Bir Günün Ardından Yazdır E-posta
Yazar Habip ÇALIŞKAN   
Monday, 08 January 2007
                                          BİR GÜNÜN ARDINDAN


Şu, kötü Saddam’ın idamı da çok duygulandırdı beni.
Öfkem gelip gelip düğümlendi boğazıma.
İdam ilmiğine çekildi bütün dikkatler, Dünya âleme ibret olsun diye…
Ne kadar da özenle hazırlamışlar o ölüm sicimini,  
Bir plastik boru içinden geçirmişler ki yağlı halatı.  tutukluk yapmasın diye.
Aşk olsun şu yarı insanımsı arabuşağı cellâtlara.
Birden bizim çocukların idamları geldi aklıma…
Denizlerin, Erdal’ların…
Mahkum yattığımız, 9. koğuşun kırk adım ötesine kurulan idam sehpasında Can çekiştirilerek öldürülen Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i düşündüm ve
Bazı hayın kişiliklerin vadesiyle ölümüne neden çok üzüldüğümü anımsadım bir an…
Çok net bir şekilde teşhis ettim Saddam’ın boynuna uzanan elleri,
Corc Buş’un keyifli gece gevşeyişinden belli değil mi ki her şey…
Duygularımın beni götürdüğü geçmişi ve uzakları düşündüm,
Küba’nın tebdili kıyafet yorgun devrimcisini...
İzliyor mudur acaba bu aşağılık görüntüleri,
Ve kabaran öfkesi,  dönüşüyor mudur bizimkiler gibi onurlu küfürlere.?
Bir kere daha iman ettim ki bir yılın ardından
Şu kötü Saddam’ın hazırladığı tuzak bile,  Buş ve avanesi için,
Çok kötü olmayacak,  General Giap’la, Hoşimin’in Vietnam’da hazırladığı tuzaktan…             
31 Aralık 2006/saat 19.00. Ankara
 

                                                                        
 
Köprüye Varınca Köprü Yıkıldı Yazdır E-posta
Yazar Hasan HÜSEYİN   
Friday, 05 January 2007

 

* "SUVARİ DERGİ 2" den alınmıştır

Hasan Hüseyin, bu şiiri  (KIZILIRMAK)Temmuz 1965'te bitirdi. Karısı gebeydi. Proton'lar, Luna'lar, Mariner'ler cirit atıyorlardı uzayda. Kızılırmak akıyordu. Köprü çürüktü. Bir çift angut olurdu bırakılmış akşamlar. Anguda silâh sıkılmaz. Kızılırmak aka aka... Dalga taşı oya oya... Türküler çoğala çoğala... Öfkeler kızara kızara... Ve bir gelin alayıydı, çekip giderdi allı pullu. Göçtü köprü, kaptı sular gelini. Ve atlılar gitti gider. Dediler: "Kızılırmak n'ettin allı gelini?"  Demediler: "Çürük köprü n'ettin allı gelini?"  Ve işte bezirgânlar gördüler yıldızlarının düştüğünü. Çünkü öyle değil, böyle konulmuştu taş. Pencereler açıla açıla, kapılar kırıla kırıla, Kızılırmak aka aka...Image

6 Ağustos 1965. Bir oğlu oldu Hasan Hüseyin'in. Adını Temmuz koydu. Bebek indi raftan, 'Kızılırmak' çıktı rafa. İstanbul'dan bir yayınevi aldı onu raftan, götürdü İstanbul'a. Temmuz büyümekte, Kızılırmak uyumakta. Aradan geçti aylar. Birgün çıkageldi Kızılırmak İstanbullardan. Köprü çürüktü. Duvara pencere nasıl açılır? Kızılırmak aka aka, dalga taşı oya oya! İstanbullu yayınevi "I-ıh" dedi. Kızılırmak çıktı rafa. Denizin altı balık, üstü gemi. Ya balık çıkar üste, ya martı iner alta. Bugün değilse, yarın. Temmuz büyümekte, Kızılırmak uyumakta. Gider köprü, kalır alacakaranlıkta bir çift angut, oralarda.

Devamını oku...
 
Devrimci Hukuk Savaşçısı-Niyazi Ağırnaslı Yazdır E-posta
Yazar Av. Orhan İzzet KÖK   
Friday, 05 January 2007

* SÜVARİ DERGİ  2 '' den alınmıştır.

Adına zaman dediğimiz canavar, hiç kimseye ayrıcalık tanımaksızın günleri, ayları ve yılları yutuyor ve biz, bir yakınımızı ya da bir olayı anmak için dönüp arkaya baktığımızda  "bu kadar yıl oldu mu" diye şaşırıyoruz.Image


Niyazi Ağabey aramızdan ayrılalı 20 yıl olmuş. Ne kadar da çok. Oysa sanki daha dün, Konya Sokağın başında bastonuna dayanmış ağır ağır yürüdü¬ğünü, ya da büroya gelmiş devrimci gençlerle hararetle tartıştığını, Ma¬mak Cezaevine gitmem gerekirken, tutuklu bulunan kızı Nuran’in duruşmasına girdiğimi öğrendiğinde bana kızdığını ve "benim kızım olması ayrıcalığı gerektirmez" dediğini duyar ya da görür gibiyim,


O, elbette ünlü bir politikacı idi. Türkiye'nin parlamentodaki ilk sosyalistiydi. Ama şu kadar yıl sonra dönüp baktığımızda, öncelikle siya¬sal ceza avukatlığı hatırlanıyor ve bu da son derece doğal. Çünkü 60’lı ve özellikle 70’li yıllardan itibaren bütün siyasal davaların önde gelen, değişmeyen ismi oldu.


Siyasal ceza avukatlığı tarihinde yıldız isimler vardır ve bunların sayısı hiç de fazla değildir. Niyazi Ağabey, işte bu yıldızlar listesinin, Ankara’da, hatta ülkemiz genelindeki ilk birkaç isminden biri, belki de birincisidir. Daha öğrenciliğimden başlayarak uzun süre birlikte olduğum, yanında çalıştığım Niyazi Ağabey için bu hükmü verebilecek bir ortak geç¬mişimiz vardır ve bu, bana büyük onur vermektedir. Kendisinden öğrendiğim şeyler tüm meslek yaşamımı etkilemiş ve yönlendirmiştir. Bazen, farkında olmadan söylediğim ya da yaptığım bir şeyin temelini sorgulamaya kalktı¬ğımda, bunun ucunun Konya Sokak’taki büroya kadar uzandığını hayretle görmüşümdür.

Devamını oku...
 
Ortadoğu- Medeniyetler Çatışması Yazdır E-posta
Yazar Celal ÖZCAN   
Monday, 01 January 2007

"SÜVARİ DERGİ 1 " den alınmıştır.

(SÜVARİ DERGİSİ 1. SAYISINDAN ALINMIŞTIR)

Tarihte cennet, bugünlerde cehennem olan Ortadoğu.

Medeniyetin başladığı yer olan Ortadoğu.

Herkes için, her açıdan en önemli yer olan Ortadoğu.

Müslümanlar için kutsal topraklar, Hıristiyanlığın doğduğu yer, Musevilerin adanmış toprakları…Image

Ticaretin doğduğu, halen de en önemli geçim kaynağının ticaret olduğu yer.

Aynı kavimden gelen, kardeş çocukları olan Araplar ile İsraillilerin paylaşamadığı yer Ortadoğu..

Nereden, hangi açıdan bakarsan bak önemli bir yer Ortadoğu.

Evet, tarihi, altüst oluş, yıkılış ve yeniden doğuşlardan ibaret olan Ortadoğu, bir kez daha yıkılış yaşıyor. Yeniden doğabilecek mi acaba?

Çok kısa olarak özetmekte fayda var. Engels’in; “Devletin Ailenin Özel Mülkiyetin Kökeni” adlı kitabında, metodolojik olarak ulaştığı sonuç gereği, insanlığın İlkel komünal toplumdan(Kan Kardeşler Toplumundan) sınıflı topluma geçebilmesi için tarımın keşfi olmazsa olmaz ön şarttır. Ama, insanlık  tarımı; Engels’in belirttiği gibi demirin keşfinden sonra, toprağı eşeleyerek değil, aksine bataklık alanları kurutarak keşfetmiştir.

 Demirin keşfinden sonra nispeten daha dar, hatta bireysel çaba ile bile yapılabilen tarım, İlkin Mezopotamya’da sonraları ise ırmak kenarlarında mutlak surette toplumsal kolektif emeği gerektirmiştir. Tarımın o zamanlar gerektirdiği toplumsal kolektif emek toplumun örgütlenme biçimi olan komünal yapısına da ters düşmemiş, aksine komünal yapı tarımsal üretimin itici gücü olmuştur.

Devamını oku...
 
Emperyalizme Karşı İnsanlık Dinamikleri Yazdır E-posta
Yazar Celal ÖZCAN   
Monday, 01 January 2007


SÜ VARİ Dergimizin 1. sayısında yayınlanan ‘Ortadoğu – Medeniyetler Çatışması’ adlı yazımda, “emperyalizm insan medeniyetine karşı Ortadoğu merkezli olarak topyekûn savaş başlatmış bulunuyor. İnsanlık emperyalizmin bu topyekûn saldırısına karşı zafer kazanmak zorunda. Bu savaşı kazanabilmesi için gerekli olan tüm dinamikler de mevcut...” tespitini yaptıktan sonra, bu sayımızda, emperyalizme karşı insanlık dinamiklerini tartışacağımızı belirtmiştim.Image

        Bu tartışmaya geçmeden önce hemen belirtmekte fayda var, ilkyazımızdan bu yana üç ay gibi çok kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen, Ortadoğu’nun paradoksları karşısında ABD de pes ettiğini açıkladı. ABD bu günlerde, arkasına bakmadan kaçmanın planlarını yaparken, ülkemizdeki en hızlı ABD yandaşları da şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar.  Bir taraftan da yenilgiden çıkarılması gereken dersler konusunda ABD’ye akıl vermeye başladılar bile. Irak Savaşı’nın baş aktörü Rumsfeld ve bir numaralı yardımcısı Karanlıklar Prensi olarak anılan Richard Perle  “Kâhin olup bu günleri görebilseydim, savaşa her şeyimle karşı çıkardım.” dediği süreç sonunda görevden alındılar.

Anlayacağınız ABD çabuk pes etti. Ekürisi Blair ise kendi başının derdine düşmüş, “nereden bulaştım bu işe” hayıflanmaları içerisinde, şaşkın ördek misali, suya ne tarafıyla gireceğini şaşırmış durumda. Bir taraftan Suriye ve İran’a arabulucu yollarken, diğer taraftan Irak Savaşı’nda halkını aldattığı yolundaki soruşturmalarla uğraşıyor. Artık aday olmayacağını açıklaması bakalım halkı tarafında affedilmesine yetecek mi?

         Peki, ABD’nin arkasına bakmadan kaçmaya çalışması, medeniyetler çatışmasını bitirecek mi ya da geçici de olsa bir ateşkes sağlayabilecek mi? ASLA

Devamını oku...
 
İnsan Kurbandan Hayvan-Bitki Sunulara Yazdır E-posta
Yazar Safa KAÇMAZ   
Thursday, 28 December 2006

 Image

Sunum tarzı bakımından İslamda daha az bozularak devam eden kurban geleneği, kutsal üç dinin de onlara dayanmış olduğu Sümer-Babil toplumlarının (iç ve dış) yamyamlıktan uzaklaşmaya başladıkları geçiş süreci içinde,insan kurbanı yerine geçmek üzere, zamanla formüle edilmiş kurallara dayanmaktadır.

 

Sümer-Akkad topraklarındaki her farklı toplum birim için, sunma zorunda olduğu kurbanın türü, rengi, yaşı; (sunma) öldürülme ve hazırlık biçimi; etinin sağ veya sol kısım olarak ayrılması; başının ve iç organlarının (kalp, böbrek vb. olarak) somut dağılımı... sadece birbirinden farklı kılınmamış, üstelik birbirinin tam zıddı görenekler olarak toplumbirimlerine dağıtılmıştı.

 

Sümer-Akkad topluluklarında sunulan kurbanın hangi toplum birimini temsil ettiğinin anlaşılması öncelikle hayvanın türü ve rengi ile belirlenir. Kurbanın türü kadar, rengi de önem taşır. Çünkü Sümer oluşumunda, toplum birimler birbirlerinden renkler temelinde de ayrıştırılarak aralarında bir düzen sağlanmıştı. Kırmızı, yeşil, mavi, beyaz veya siyah renkler nedensiz yere kutsal hale gelmiş değildir. Sümer döneminde ak veya kara sığır; Musa döneminde ‘sarı dana’; Agamemnun’da beyaz ve siyah koyun kurban sunma zorunluğu, tarihteki bu renk ayrımına dayanır.

Devamını oku...
 
Şeyh Delu Beliycan Yazdır E-posta
Yazar Ali MAKAL   
Tuesday, 26 December 2006

    ŞEYH DELU BELİYCAN'A, ŞEYHİ TARAFINDAN VERİLEN İSLAMLIĞI YAYMA GÖREVİ.(1)

   Dersim Merkeze bağlı Pilvenk (yeni adı Dedeağaç) (2) köyü Dersimdeki Pilvenk aşireti için ve özelinde Xelifan boyu için ayrı bir     anlam yüklüdür. Onun tarih ve kültürel yönüde bizler için ayrı bir önemi vardır.

   Şeyh Delü Beliycan yada yöresel ifadeyle Şıh Delili Berxecan, yaklaşık 1010 yıllarında bu yöreye  İran Horasan'ının Merv'inden Erenler Meclisinin görevlendirmesi üzerine gelmiştir. Ve köyde yerleşik olan Ermeniler ve etkili Ermeni Keşiş Piro ile yüz yüze gelmeleri, keramet söylemleri ile bugüne taşınmıştır.(3) Piro ile keramet gösterilerinden sonra, Piro'dan yerleşmeye yönelik onay aldıktan sonra, yine rivayetlere göre Şeyh Munzur kıyısından duvarlarını yaptığı evi için Hustuna Reşi (direk) omuzlayarak o koca yüzlerce metre yokuşu tırmanarak getirip evin ortasına indirmiş. Yine diregin üstüne evin üst bağlantısını sağlayan keranı (kolon) denilen 12-13 metre uzunluğundan ağacıda Munzurun kıyısından köye sırtından taşımış ve evini yapmıştır. İşte o ev bugüne kadar halkın ziyaret edip, Hustuna Reşin önünde tavaf oldukları evdi. Ancak son yıllarda yıkıntıları kalmıştır.

   Benim burada anlatmak istediğim, olayın efsane yanı degil, bu yazılı belgenin 1000 yıl önceden bugüne taşıdığı tarihi bilgilerdir.

Devamını oku...
 
Enuma Eliş...'Yaratılış'ın Sümer anlatımı... Yazdır E-posta
Yazar Safa KAÇMAZ   
Saturday, 23 December 2006

Merhaba Ömer,
ilgine çok teşekkür ederim..Image
Yazılarımı,Blog kaynağı  göstererek  yayınlayabilirsiniz elbette.Bundan memnun olurum.Blog'da neyi uygun buluyorsan(iz),değerlendirmesi sana,size ait..
Ben,nerede ise 25 yıldır gezgin-sürgün Fransa ve yurtdışındayım.Adres de bu bakımdan sorun,kitaplar da...Ama ,elimden geldiğince ,senin yazıların da dahil,internet yoluyla,bilgi edinmeye çalışıyorum..Sevgi, selam ve basari dileklerimle.. Safa KAÇMAZ    toplumvetarih.blogcu.com/


Ve biz de yayınlıyoruz Değerli arkadaşımız Safa Kaçmaz’ın yazılarını.

SÖZ SAFA KAÇMAZ’ın:
Yaygın kanıların tersine, ortaya çıkış gerekçeleri bakımından dinler, bir uydurmalar manzumesi veya tanrısal vahiy urunu değildirler. Kutsiyet, eski toplumda bir uygarlık kategorisi olarak şekillenir. Daha sonra, doğaüstü bir tanrı tarafından 'yaratılış' anlatımı halini dönüşen fenomenin temeli, Sümer-Akkad toplulukları arasında başlangıçtaki ittifak düzeninin ilahilerde anlatılan gerçek tarihinin bozulmuş haline dayanmaktadır. Tarih, aslında bir yanıyla, birey’in bir öteki birey'le olan yaşam ilişkisinin düzenlenmesi ve yeniden düzenlenmesinin toplamıdır. Orada, doğal ve üretilmiş zenginliğin paylaşımında birey, içerisinde yer aldığı toplum birimi olarak hareket eder. Nasıl yasanmış ise, öyle ele alınarak yorumlanması gereken tarih mahkûm edilemez, irdelenir.


Enuma Eliş...'Yaratılış'ın Sümer anlatımı...

Dünyadaki toplumsal yeniden düzenlenişte dinsel saflaşmanın günümüzdeki gerçek önemi, konunun bir kez daha ve fakat yeni bir düzlemde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Zamanımızın üç büyük dininin kutsal kitapları; Eski Ahit, İncil ve Kuran'ın bilinen en eski kaynağı Sümer kil tabletleridir.

 

 

 

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1069 - 1080 / 1506
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4789989
Syndicate
 
left
Top! Top!
right