| |
|
|
Şanghay Beşlisi: Çin, Rusya, Kazakistan,Kırgızistan ,Tacikistan |
|
|
|
Yazar Mehmet ÖZGÜR
|
|
Friday, 02 February 2007 |
|
Orta Asya ve Kafkaslar’da Sovyetler yıkıldığından beri Rusya ve İmparatorluk arasında büyük bir hegemonya savaşı yaşanıyor. ‘Soğuk Savaş bitti’ ve ‘Tarihin sonunun geldi’ yaygarası koparan ideologlar şimdide bölgedeki hegemonya savaşının siyasi doktrinlerini yazıyorlar.
Soros ve onun güdümündeki NGO’lar aracılığıyla halkları ayaklandırılarak rejim değişikleri yaparak; Gürcistan, Ukrayna , Beyaz Rusya , Türki Cumhuriyetlerde olduğu gibi. Askeri müdahalelerle; Afganistan, Irak ve Yugoslavya’nın dağıtılması örneklerinde olduğu gibi.
Fiili denetim yöntemi ; Amerikan üstlerinin her geçen gün sayı ve asker sayısını artırmasıyla olduğu gibi. Kıyasıya bir hegemonya savaşı yaşanıyor.
Rusya ve Vladimir Putin
7 Ekim 1952’de St.Petersburg’da (Leningrad) işçi bir ailenin çocuğu olarak doğan Putin. 1975 yılında Leningrad Devlet Üniversitesi Hukuk Bölümü mezunu. 1975 yılından itibaren KGB Dış İstihbarat Dairesi'nde hizmete başladı. 1975'te üniversiteden mezun olduktan sonra KGB'nin dış istihbarat ajanı olarak KGB’nin saflarına katıldı. Aynı dönem ekonomi alanında master yaptı. 1985’de Doğu Alman Gizli Polis Teşkilatı STASİ ile çalıştı. Aynı zamanda, Leningrad Devlet Üniversitesi Rektörü'nün uluslararası işbirliği alanında danışmanlığını yaptı. 1990 Rusya’ya döndü.KGB'den ayrıldı ve Leningrad Belediye Başkanı Sobçak'a yakınlaştı, önce belediye reisinin dış ilişkiler komitesinin başına geçti.
|
|
Devamını oku...
|
|
Petrol Yasası-Peşkeş |
|
|
|
Yazar Mutahhar AKSARI
|
|
Friday, 02 February 2007 |
|
"En büyük düşman ne şu devlet, ne bu millett. En büyük düşman kapitalizm ve onun çocuğu olan emperyalizmdir." Mustafa Kemal Atatürk - 1920 Kısa Bir Tarihçe Petrol, yani “kara altın” yüzyıllardır en stratejik ve en değerli maden. Önemi günümüzde tartışılmaz. Özellikle 1. Paylaşım Savaşı sonrasında bu önem daha artmıştır. Sahip olduğu toprakların altındaki dünya petrol rezervinin önemli bir bölümünü barındıran Osmanlı’nın parçalanmasında da petrol hesaplarının önemli bir yeri olduğu ileri sürülmektedir. İngiliz Başbakanı Churchill’in “Bir damla petrol bir damla kandan değerlidir.” sözü de petrolün, dönemin siyasi ve ekonomik dengelerini biçimlendiren en önemli maden olduğunu kanıtlar. İran’da işbaşına gelen Musaddık 15 Mart 1951’de İran petrollerini millileştirme kararı alır. Ama bu uygulamasının faturasını Ağustos-1953’te ABD-İngiliz ortaklığının yürüttüğü darbe ile koltuğundan edilerek öder. Yahudi asıllı bir Amerikalı Max Ball tarafından hazırlanan “PETROL YASASI” ile yabancılar“Madde13.1:Petrol hakkı sahipleri, 1 Ocak 1980 tarihinden sonra keşfettikleri petrol sahalarında ürettikleri ham petrol ve tabii gazın tamamı üzerinden, kara sahalarında % 35 ini ve deniz sahalarında %45 ini ham veya mahsul olarak ihraç etmek hakkına sahip”(1) kılınmışlardır. Petrol kaynaklarımız taa o yıllardan uluslararası petrol şirketlerine –En önemlileri (Seven Sisters) 7 Kız Kardeş diye bilinen British Petroleum (BP), Shell, Mobil, Exxon, Gulf, Texaco ve Chevron- peşkeş çekilmiştir. 1960 yılında OPEC kurulur. Dünyanın en önemli petrol ihraç eden ülkeler organizasyonu olan 11 üyeli OPEC, rezervlerin % 77’sine sahip olup, dünya üretiminin de % 40’ını gerçekleştirmektedir. Bu petrol tekelinin izni olmadan da dünyanın herhangi bir yerinde petrol aramak ve çıkarmak mümkün değildir. “Adı Türk Kendisi Yabancı Olan Petrol Kanunu” Yasalaşıyor… Günümüze geliyoruz… |
|
Devamını oku...
|
|
Okulda Şiddetin Ekonomi Politiği |
|
|
|
Yazar Deniz YILDIRIM*
|
|
Thursday, 01 February 2007 |
|
Şiddet yaygınlaşıyor, bu uzun süredir bilinen bir gerçek; okuldaki şiddetin artışı ile hem siyasal hem de toplumsal açıdan son derece kapsamlı tartışmalara yol açabilecek bir sürecin içinden geçtiğimiz de bir gerçek. Sürecin öne çıkan olgusu “yeniden yapılanma”, kendisini hissettirdiği alansa toplum ve onun dolayımında devlet. Toplumun giderek sürüklendiği şiddet sarmalı, bir ideolojik aygıt olarak “okul”da da kendisini yoğun biçimde hissettiriyor; toplumun içinden geçen tüm çelişki ve çatlakların aynı zamanda ideolojik aygıtların içinden de geçtiğinin bir kere daha gözler önüne serildiği bir dönem bu. Ve bu dönemin öne çıkan yanlarından birisi, kriz sonrası süreçte toplumun krizinin derinleşmesinin önünün alınamaması. Bunun da adını koyalım: Sürdürülebilir (şimdilik) hegemonya krizi. Bu durumda sorularımız şunlar: Okul ve gençlik içinde belirginleşen bu krizin siyasal sonuçları üzerinde odaklandığımızda ve aslında şu günlerde Fransa’yı da kasıp kavuran gençlik eylemlerinin taleplerine ya da dünyanın farklı bir bölgesinde, Arjantin’de ayağa kalkan üniversite öğrencilerinin seslerine kulak verdiğimizde, hep aynı çelişkinin farklı biçimlerde görünür hale geldiğini söylemek çok mu iddialı olur? Kapitalizmin ulusötesileşen fay hatları, yarattığı tüm çelişkilerle birlikte bir şekilde “okul” aygıtının, “müfredat”ın, öğrencinin ve tetikçiliğe itilen gençlik kitlesinin içinden geçmiyor mu şu günlerde? İlköğretim ya da lise öğrencilerinin birbirlerine artan oranda şiddet uygulamaları, öğretmenler üzerinden gelen sembolik şiddet, aile içinde belirginleşen şiddet, toplumda kendi kuralları, yargıları, suç ve cezalandırma mekanizmaları açığa çıkan, devlete yatay ve dikey “örgütlenmeler”. Bunların güncel devlet olgusuna dair söyleyeceklerimize katkısı yok mudur? |
|
Devamını oku...
|
|
Türkiye'de Toprak Sorunu |
|
|
|
Yazar Fikret BABUŞ
|
|
Wednesday, 31 January 2007 |
|
AĞALIK VE GERİCİLİĞİN TASFİYE EDİLEMEYİŞİ Bu metinde ise feodalizmin ve gericiliğin Türkiye’deki etkinliğinin kırılamayışı ele alınacak, bu çerçeve içinde, feodal ağaların toprak dağılımında adaleti sağlayacak yasaları ve çağdaş bir toprak reformu yasasını engellemeleri incelenecektir. Türkiye’de ağalık ve toprak sorunu uzun yıllar tartışılmış, toprak reformu yasasının çıkarılamayışı eleştirilmiş, fakat bu sorunlar çözüme kavuşturulmadan gündemden düşmüştür. Ancak gerici ve dinci iktidarların işbaşına gelmesinde önemli bir rol oynadığı için bu sorunların yeniden incelenmesi gerektiği düşünülmüştür. Toprak Sorunu ve Alınmak İstenen Önlemler Türkiye Cumhuriyeti kurulurken çiftçi nüfusunun %1’ini oluşturan toprak ağaları tüm toprakların %39.3’ünü, %4’ünü oluşturan zengin köylüler %26’sını, %87’sini oluşturan fakir köylüler %34.5’ini ellerinde tutarken, çiftçi nüfusun geri kalan %8’inin hiç toprağı yoktu. Ülke ekonomisinin tarıma dayandığı, ekonomik faaliyet alanlarının % 82’sinin tarım ağırlıklı olduğu, nüfusun % 80’inin kırsal bölgelerde yaşadığı bu ilk dönemde, feodal toprak sahipleri topraklarının genişliğini ifade etmek için sahip oldukları köylerin sayısını “birim olarak” kullanmaktaydılar. Öte yandan bu adaletsiz toprak dağılımının yanında Türkiye’de kullanım dışı toprağın miktarı da çok fazlaydı. Örneğin 1936 yılı belirlemelerine göre Türkiye’de, 100 kişiye düşen ekili toprak 159 hektar, ekilemeyen boş toprak 670 hektardı. Oysa Bulgaristan’da aynı dağılım 132 hektar ekilen, 31 hektar ekilmeyen şeklindeydi. Adaletsiz toprak dağılımı ve kullanım dışı toprağın çokluğu hazine arazilerinin talan edilmesine, toplum içinde arazi anlaşmazlıklarına ve arazi sınırı ihlallerine yol açıyordu. 1936 yılında işlenen toplam 1270 cinayetin 301’i tarımsal anlaşmazlıklardan kaynaklanmıştı. (Ö. Lütfi Barkan, Türkiye’de Toprak Meselesi, Gözlem Yayınevi, İstanbul 1980, s.512.) |
|
Devamını oku...
|
|
Komün Gücü |
|
|
|
Yazar Rauf AKSUNGUR
|
|
Monday, 29 January 2007 |
|
Dr. Hikmet Kıvılcımlı KOMÜN GÜCÜ adlı eserinde:
• Hayvanlığın doğal seleksiyon yolundan natürel komüne nasıl ulaştığını; • Natürel komüne varışla birlikte, artık toplumsallaşan hayvanlığın yepyeni kanunlarla yoluna nasıl devam ettiğini; • Toplumsallaşan Hayvanlığın sadece evrime uyum sağlamakla kalmayıp neden ve nasıl evrimin temsilcisi durumuna geldiğini; • İlkel komünden, sınıflı topluma gidişin sentez basamaklarını birer birer gün ışığına çıkarır. Kısacası, insanlık tarihinin en az iki milyon yılını kapsayan, hayvanlıktan insanlığa geçiş mekanizmalarını ve bu mekanizmaların sadece dün ve bugünümüze değil yarınlarımıza da olan etkilerini 384 sayfalık kitapta, çoğu kez, özdeyiş niteliğinde (sıkıştırılmış-yoğunlaştırılmış fikir yüklü) ifadelerle açıklar. “İnsan denilen yaratık hayvanlığından kurtulsun diye sosyalistim” diyen Kıvılcımlı sosyal hayvanlıktan sosyal insanlığa gidiş yolunu aydınlatır. |
|
Devamını oku...
|
|
Hrant Dink-Guguk Kuşları |
|
|
|
Yazar Dilek ÖZBEK
|
|
Monday, 29 January 2007 |
|
HRANT DİNK’in CENAZE TÖRENİ ve GUGUK KUŞLARI Hrant Dink’in cenaze törenine yaklaşık 200.000’in üzerinde bir kalabalık katıldı. Gerçi TV’lar rakamı 10.000’ler biçiminde yuvarlak ifade ettiler; ancak bu ya katılımı muğlak gösterme gayretkeşliğinden, ya da – yakın zamanlara şöyle bir göz atacak olursak - bu denli bir kalabalığın ne 1 Mayıs töreninde, ne Danıştay katliamını protesto gösterilerinde, ne de Sayın Ecevit’in cenaze töreninde; hatta biraz daha geçmişe gidecek olursak, en kalabalık katılımın olduğu kanlı 1 Mayıs 1977’de dahi sağlanamamış oluşunun verdiği “tahmin edememe” belirsizliğini ört – bas etme çabasından kaynaklanmaktadır. Ancak katılım bu düzeydeydi. Bu, bu ülkenin yöneticilerinin, politikacılarının ve aydınlarının mutlaka değerlendirmesi gereken, asla göz ardı edemeyeceği bir durumdur. Katılımcıların çoğunluğunun Ermeni olmadığı; su götürmez bir gerçekliktir. Çünkü Ermenilerin Türkiye çapındaki toplam nüfusu 100.000 civarındadır. “Bu topraklardaki geçmişi 2700 yılı aşan Türkiye Ermenileri, bugün 70.000’i aşkın üyesiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük azınlık nüfusunu oluşturuyor. B üyük çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere 33 kiliseye, ilk, orta ve lise derecesinde 20 eğitim kurumuna sahip olan Türkiye Ermeni Cemaati, ayrıca, hastane, vakıf, dernek gibi çeşitli cemaat kurumlarını da kendi bağışlarıyla ayakta tutuyor.” (www.bolsohays. com / Ermenilerin Kökeni) |
|
Devamını oku...
|
|
Hrant'ın Katilleri ve Dostları |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Saturday, 27 January 2007 |
|
Birbirine düşman edilmiş, 1915 boğazlaşması nedeniyle “biri travma diğeri paranoya” içindeki iki halk arasında geleceğin barışı için çırpınan, travma ve paranoyayı Türkiye’ye yönelik emperyalist senaryoların etkisinden azade bir çözüme kavuşturmak için mücadele eden, kalbi solda atan Hrant Dink yok artık. 
............................................ ..................................... Fransız komünisti Georges Politzer, işgal altındaki ülkesinde Mayıs 1942’de tutuklu olduğu cezaevinde kendisini kurşuna dizen faşistlere “Sizin için de ölüyorum” diye seslenmişti. Yoldaşı Georges Cogniot anlatıyor ki: “Kurşuna dizilmeden önce, benim hücremde yirmi dakika geçirmesine izin verildi. Bir yücelik vardı halinde. Yüzü hiç bu kadar aydınlık olmamıştı. Işıltılı bir sükunet içindeydi. Her hareketi cellatlarını bile duygulandırıyordu. Partisi uğrunda, Fransa uğrunda ölmekten ne kadar mutluluk duyduğunu söyledi bana. Özellikle Fransa topraklarında öleceği için mutluydu. Bunun onun için ne denli önemli olduğunu biliyorsunuz.” |
|
Devamını oku...
|
|
Örgütlü Toplumda İnsanca Yaşamak |
|
|
|
Yazar Selma ÇAKIR ÇORUH
|
|
Tuesday, 23 January 2007 |
|
İnsanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için belli gereksinimleri vardır.Bu gereksinimleri, günümüzde bizim gibi emekçi insanlar emeklerini vererek, bazıları da hiçbir emek sarfetmeden başkalarının sırtından sömürerek karşılarlar. Gerçek emekçilerin, çalışanların yönetimlerde söz sahibi olması artık kaçınılmaz hale gelmiştir. Vurguncuların, soyguncuların elüstünde tutulduğu bir sistemi yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Bu duruma herkesin insanca yaşaması gerektiğine inanan tüm insanların karşı çıkması gerekir. Açlık sınırında, karın tokluğuna çalışan insanlar bu durumun suçlusu olamaz. Artık emeği ile geçimini sağlamaya çalışanların, sağlam bir örgütlü yapı çatısında sen ben ayrımı olmaksızın bir araya gelmesi hemde acil olarak bir araya gelmesi gerekmektedir. Bu örgütlü yapıyı gereken yerlere ( yasal platformlara, sendikalara ) taşımak ve hergün daha geliştirmek tüm duyarlı insanların görevi olmalıdır. |
|
Devamını oku...
|
|
Hrant Dink |
|
|
|
Yazar Dilek ÖZBEK
|
|
Monday, 22 January 2007 |
|
ULUSALCILIK – SİVİL TOPLUMCULUK PUSUSUNDA BİR ŞEHİDİMİZ Anadolu; tarihi boyunca kavimlerin geçit kapısı olmuş bir topraktır. Bu özelliği ona bir kavimler mozayiği olma ve bunun her türlü zenginliği, her türlü güzelliği ile donanma fırsatı vermiştir. Bütün yer altı – yerüstü zenginliklerimizin arasında bence en olağanüstü olanı; bu ülke topraklarını dünyanın hiçbir başka parçasına değişilmez kılanı da, bu bize ait özelliğimiz ve bunun tarihimize, kültürümüze yaptığı katkılardır. Bu özellik; Türk’üyle, Ermenisi’yle, Rum’uyla, Kürt’üyle, Çerkesi, Arnavut’u, Laz’ı, Boşnak’ıyla; bu farklı kabilelerin dilleri, din ve mezhepleri, inanış ve davranış özellikleriyle bu ülkenin en muazzam, en müthiş bir doğal güzelliği; Anadolu’yu Anadolu kılan şeydir. Horasan eren ve alperenleri; ilkel komünal derlenişin son dinsel ifadesi olan Müslümanlığı; kendilerine gelene kadarki sınıfsal bozulması içerisinde değil de; çıkışındaki ilkel komünal özünü, kendi “töreli” toplum komünallikleriyle - şamanlıklarıyla sentezleyerek alıp Bektaşilik – Alevilik olarak yorumladıklarında; attan inmeyen, ok – yay ve matarasından başka mal varlığı olmayan, kızıl börklü ve çarıklı, “özel mülkiyet”e değil, “Beyt – ül mali müslimin”e (topraklar tüm Müslümanlarındır) inanan kandaşlar, ilkel komünarlar idiler. |
|
Devamını oku...
|
|
Enstitülü Aydınlar-Organik Aydınlar |
|
|
|
Yazar Deniz Yıldırım
|
|
Friday, 19 January 2007 |
|
FONLAR! FONLAR! FONLAR! IPS İletişim Vakfı'nın sürdürdüğü "Medya Özgürlüğü ve Bağımsız Gazetecilik İzleme ve Haber Ağı" (BİA²) Projesi ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Türkiye'nin birlikte düzenledikleri Çocuk Hakları Haberciliği eğitimlerinin beşincisi 18-19 Şubat'ta Samsun'da gerçekleştirildi.
19 Mayıs Üniversitesi yerleşkesi içerisinde yer alan Omtel Tepe Otel 'de gerçekleşen eğitime Samsun ve çevresindeki illerden katılan yaklaşık 30 yerel gazeteci, hak haberciliği temelinde, çocuk dostu medyanın ve çocukların medyaya katılımının olanaklarını aradı.
Karşılıklı deneyim aktarımı ve örnek olaylar üzerinden yürüyen tartışmalar sonrası katılımcılar, çocukların yalnızca geleceğin büyükleri değil, toplumda belirli haklara sahip bireyler oldukları, çocukların "suçlu" değil suça itildikleri ve tehlikede oldukları konusunda fikir birliğine vardılar.
DİKKAT! ÇOK ÖNEMLİ BİR ÇEVİRİ. OKUYALIM VE OKUTALIM. YAZIYI HER NOKTAYA İLETELİM EDİTÖR
Latin Amerikalı aydınların dönüşümü-James Petras ( Eğitim Bilim Toplum ) ÇEVİRİ: Deniz Yıldırım Eğitim Sen Uluslararası İlişkiler Uzmanı
Diktatörlük rejimleri dolaylı olarak yeni bir "uluslararası kökenli aydınlar" takımı yarattı. Bu aydınlar görünüşte neoliberal ekonomik modeli eleştiriyor olsalar da, ihracata dayanan finansal elitler içindeki düşmanlarıyla, yani denizaşırı bağlantılarıyla derinden bağımlılık ilişkilerini sürdürüyorlar. Bu yeni aydınlar katmanının bir önceki organik aydınlar kuşağınınki ile taban tabana zıt bir yaşamı ve iş tarzı var. Şili'ye ziyaretim sırasında başıma ilginç bir olay geldi. Bir araştırma merkezinin müdürü, annesini taşradan Santiago'ya kendisini görmeye davet etti. Onu karşılamak için Peugeot marka arabasıyla havaalanına doğru yol aldı. Arabadaki gösterge panelindeki ayrıntıları izlerken bir yandan da "bu güzel arabayı nasıl alabildin" diye sordu annesi. "Enstitü karşıladı. Diktatörlüğü devirmek için gerçekleştirdiğim araştırmalarımda buna ihtiyacım var" diye yanıtladı. Şehrin dış mahallerinden birinde olan eve vardıklarında, anne merakla aynı soruyu sordu: "Bu güzel evi nasıl aldın?" "Enstitü karşıladı. Diktatörlüğü devirmek için gerçekleştirdiğim araştırmalarımda buna ihtiyacım var". Akşam yemeğinin hazırlanmış olduğu yemek odasına girdiler. Masada midye, ördek eti, salata, meyve ve iyi bir şarap vardı. İştahla yemeği yerken anne şu soruyu sordu: "Böyle mükellef bir sofraya nasıl gücün yetiyor?" "Enstitü karşıladı. Diktatörlüğü devirmek için gerçekleştirdiğim araştırmalarımda buna ihtiyacım var". Bu noktada annesi oğlunun kulağına yanaştı ve fısıldadı: "Dikkatli ol, diktatörlüğü devirmezler ve sen her şeyi kaybedersin". |
|
Devamını oku...
|
|
Sermayenin 24 Ocak Kararları |
|
|
|
Yazar Ali MAKAL
|
|
Thursday, 18 January 2007 |
|
24 Ocak 1980, Türkiye tarihinde, sermayeye gün doğurmuş, emekçilere ise baskı ve hak gasplarının başladığı gündür. 24 Ocak tarih olarak iyi ve kötü olaylarla anımsanabilinir, ölümlerin, doğumların, matemlerin, kutlamaların bolca olduğu olay ve olgularla doludur. Fakat biz 24 Ocak 1980'de ilan edilen patronlar için karlılık kararları gününe degineceğiz. 24 Ocak 1980'de Süleyman Demirel Başbakan, Turgut Özal ise Müşteşarıdır. Bu ikili 1970'te başlattıkları bu projelerini 1980'de yürürlüge koymuşlardı. Demirelli yıllar, yani MC. (Milliyetçi Cephe)'li yıllar, hem sosyal ve siyasal çatışmalı ortamın körüklediği, hemde ekonomik baskılamanın önünün giderek açıldığı yıllardı. |
|
Devamını oku...
|
|
1919'ların Tersinden Güncellenmesi |
|
|
|
Yazar Dilek ÖZBEK
|
|
Tuesday, 16 January 2007 |
|
“Benim kafam karışık değil. Hep beraber elele verip yeni bir anti – emperyalist kuşak yetiştirmeliyiz, fikirlerimiz, canımız, dergilerimiz, her şeyimiz bu anti – emperyalist kuşağın yetişmesinde başrol oynamalı.” (Nihat Genç / Amerikan Köpekleri/ s. 32) Son yıllarda başdöndürücü bir hızla kitap üstüne kitap yazan sayın Nihat Genç’in alıntıladığımız paragrafındaki ikinci cümlesine katılmamak mümkün değil. Gerçekten de 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin arkasına saklanarak Türkiye’de tüm kurumları ele geçiren Amerikancı finans – oligarşisi kanadı (yani Amerikan Köpeklerinin “suret” değil de, “asıl” olan en irileri); daha bu dönemin en başlarında hedefledikleri ve alenen ilan ettikleri gibi; ülkenin geleneksel devrimci dinamizminden, bu anlamdaki her türlü kendi orijinalitesine dair değerlerinden tamamen kopuk, “kültür” ve “bilinç” açısından bu değerleri yadsıyan, hatta farkında olmayan kuşaklar yetiştirmeyi ve bu “yetişme tarzını” kurumlaştırmayı ne yazık ki başarmışlardır. Ve son birkaç yıldır; yıllardır bilinçli bir biçimde yaratmış oldukları bu kakafoninin meyvalarını toplamak üzere; çok da hızlı bir biçimde tüm geleneksel ve sosyal devrimci izleri silme amaçlı seri vuruşlar yapmaktadırlar. Bu bilinç karartma amaçlı seri vuruşlar; Sarp Kuray’ın tespit ettiği ve şu sözleriyle çok güzel ifade ettiği gibi iki uçludur:
“Türkiye'de sınıflar diyalektiğinin bu baş döndürücü çelişkilerini kavrayamayan “kimi keskin, hazırlop salon sosyalistleri” skolâstik beyinleri ve iri burunlarıyla bu konulara tüm gövdelerini sokup “sosyalizmin bilimini” yapmak adına kafaları karıştırmaya ve bu tezlerini de gençlere yutturmaya uğraşmaktadırlar. Bu eski bir kavgadır ve çok yakın tarihimizde iki temel siyasal kırılmaya neden olmuştur: |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1057 - 1068 / 1507 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838643
|
|
|