left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Saturday, 11 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Ulusalcılar ..........ve Diğerleri?????? Yazdır E-posta
Yazar Ahmet ERDOĞAN   
Wednesday, 14 February 2007

Günümüzde Ulusalcılığa saldırıları her geçen gün dozunu biraz daha arttırarak, hemen her türlü maske altında , hemen her alanda şahit olmaya başladıkImage


 Ulus, millet, milliyetcilik  ve ulusalcılık üzerine yazı yazmak güncelliğini ve önemini yitirmeyecek kavram ve konular. Çünki gelinen yerde ulusal-cı-lıkla ulusal-sız-cılık arasındaki fark , emperyalizme karşı olmakla-olmamak, bağımsız olmakla –sömürge olmak, demokrasi mücadelesini güçlendirmekle-geciktirmek arasındaki farkları belirleyici bir tavır olacaktır.


 Özellikle emperyalistlerin ve işbirlikcilerinin gerek medyayı, gerek sadık üyelerini ve gerekse “sadık üye” olma peşinde koşan aydın! yazarlarını kullanarak en ilkel taktikleri olan böl-parçala-yönet politikalarını hayata geçirme yönündeki pratikleri nedeniyle, Ulusalcılık, Milliyetcilik  ve “Global” cilik gündemde olmak zorunda. Onlar bunu gündemde  tuttuğu sürece, anti-emperyalistlerde bu konuyu, ama doğru bir şekilde ısrarla  gündemde tutmak zorunda.


Devamını oku...
 
Şark Raporu, Kürt Raporu Yazdır E-posta
Yazar Askar YILMAZ   
Wednesday, 14 February 2007



Kemalist Hükümetin İktisat Vekili Celal Bayar’ın, yurt içi gezileri sonucu, 1936 tarihinde, “Şark Raporu” adı altında hazırlayıp, Başbakan İsmet İnönü’ye, “gayet mahrem ve zata mahsustur” şeklinde sunduğu rapor, Kaynak Yayınları arasında yayımlandı. Bayar’ın “Şark Raporu”, Doğu Anadolu’nun içinde bulunduğu, köy ve tarım sorunlarını, somut ve kapsamlı olarak inceliyor ve devletin gündemine taşıyor. Çözüm yolu olarak da, sorunlarının başına,“toprak dağıtımı”nı koyuyor. Raporun, içeriği, ortaya koyduğu görüş ve düşünceleri bağlamında, Kemalist yönetimin, köylü proğramı ve Kürt Proğramı olarak değerlendirilebilir. Celal Bayar’ın bu raporu, olguları irdelemesi ve somut çözümler üretmesi bakımından son derece önemli bir belge. O günün koşullarında devrimci çözümler sunduğu gibi, günümüze de ışık tutmaktadır.Image


Celal Bayar’ın, “Şark Raporu”nu hazırladığı yıllar, ulusal bağımsızlığın emperyalist kaplanların boğazından çıkarıldığı ve ulusal bağımsızlığı korumanın son derece önemli olduğu yıllar olması belirleyici etkenler. O dönemin insanı için de, Bakanı için de, herkesin devrimci çözümlere yönelmesinden doğal ne olabilirdi?

Devamını oku...
 
Önce hesap ver sonra dizi yap Yazdır E-posta
Yazar Oray Eğin-AKŞAM   
Tuesday, 13 February 2007

 


Bu ülkede hiç kimse hesap vermiyor, ama herkes hesap soruyor. Alın Fikri Sağlar'ı. Bu akşam Kanal D'de yeniden başlayacak olan "Kod Adı Kaos" dizisinin yapımcısı. Dizi, Susurluk'un kısa tarihçesini anlatma misyonu güdüyor. Üstelik, yapımcıları "Kod Adı"na sıradan bir televizyon yapımı olarak değil, adeta Susurluk'u aydınlatan ulvi bir hizmet muamelesi yapıyorlar. Hükümetlerin aydınlatamadığını bir diziden beklemek ne kadar mantıklıysa artık...Image


EN KANLI DÖNEM


İşin daha ironik tarafı, dizinin yapımcısı Fikri Sağlar zamanında milletvekilliği, bakanlık yapmış, sonradan bu işe terfi etmiş bir isim. Bugün Susurluk'un hesabını soran Sağlar'ın Bakanlık yaptığı yıllar 91-96 arası. Yani Türkiye'nin en kanlı döneminde bu ülkeyi yöneten hükümetin bir bakanı.


Faili meçhul cineyetler, adam kaçırmalar, Adapazarı yolundaki üçgende infazlar, yeraltı figürleriyle siyasilerin işbirliği içine girmesi... Hepsi 91-96 yılları arasında artmış. Çetin Altan'ın "Ben istiyorum ki devlet çete olmaktan çıkıp hukuka otursun" dediği dönem.

Devamını oku...
 
Afrika-IMF Yazdır E-posta
Yazar Deniz YILDIRIM   
Tuesday, 13 February 2007

AFRİKA’DA IMF KAPI DIŞARI EDİLİYOR


 

Afrika son yıllarda önemli gelişmelere sahne oluyor. IMF ve Dünya Bankası tarafından borç batağına sürüklenen ülkelerde, emperyalist sistemin bu temel kurumlarının yarattığı tahribat, kendi karşıtını yaratıyor. Geçtiğimiz yıllarda ekonomik krizlerle boğuşan Angola Hükümeti, son olarak IMF’nin 2 milyar ABD Doları tutarındaki koşullu kredi anlaşmasını reddedip Çin Halk Cumhuriyeti ile koşulsuz ve düşük faizli kredi anlaşması imzalamıştı. IMF’nin 2 milyar ABD Doları tutarındaki kredi anlaşması için öne sürdüğü koşul, petrol kaynaklarının ve bu kaynakların işletilmesinin özelleştirilmesiydi. Çin’in devreye girmesi ile Angola Hükümeti, IMF’nin dayattığı koşullu kredi anlaşmasını reddetmişti. (Bu konuda bkz., Angola Defies IMF as China Enters the Fray, http://www.50years.org/cms/updates/story/290)Image


Angola, IMF tavsiyesini dinlemeyip Kalkınma Bankası kurdu

Öte yandan Afrolnews tarafından yayımlanan habere göre, Afrika’nın petrol rezervleri bakımından ikinci büyük ülkesi konumundaki Angola, ulusal bir kalkınma bankası oluşturma kararı aldı. Buna göre Angola Kalkınma Bankası, ülkenin  petrol gelirlerinin %5’ini alacak ve böylece planlı kalkınma hedefi için banka seferber edilecek. Bu da yılda 10 milyar ABD Doları anlamına geliyor. (Angola Set Up Development Bank Against IMF Advice, Afrol News, 10 Nisan 2006, http://www.afrol.com/articles/18798 )

Devamını oku...
 
DTP Kongresi Vesilesiyle2 Yazdır E-posta
Yazar Ali Kemal Özcan   
Tuesday, 13 February 2007

Sanırım; DTP’nin böyle bir ‘ani’ olağanüstü kongreye hazırlandığı bu günlerde, ilk kongresi vesilesiyle yazdığımız aşağıdaki makale güncelliğini yitirmemiştir. Dahası, o zamandan söylediklerimizin bu olağanüstü kongereye gidiş günlerinde daha bir hayatiyet kazandığı anlaşılıyor. Ayrıca, son iki avukat görüşmesinde (31 Ocak, 7 Şubat) Öcalan’ın Demokratik Toplumculuk çözümü ötesindeki Türkiye’nin faşizme gidişatına ve bugünlerde yoğunlaşan ABD’ye yalvarışların, ‘Batı’ya yakarışların elikulağında hüsranlarına vurgusu, bu makalenin tekrar yayınlanmasında fayda olduğu kanatimi güçlendirdi. İlgili tartışmalara da ―daha çok sorunun kenarında ezop diliyle dönme yerine― katkısı olacağını umuyorum.

AliKemal Özcan

10 Şubat 2007

 

DTP Kongresi Vesilesiyle

 

Bir yıl oldu. “Türkiye ve DTH’nin Önü; İkinci Yol” başlıklı (10 Temmuz 2005)  yazımıza şöyle başlamıştık:

Devamını oku...
 
Derinleşen Kriz 2 Yazdır E-posta
Yazar Dilek ÖZBEK   
Saturday, 10 February 2007

Image 

TÜRK NEO – CON’LARIN YEMİN TÖRENİ


      "Kutsal Kuran'ımız, bayrağımız ve silahlarımız üzerine! Türk anadan, Türk babadan doğmuş, soyunda dönme olmayan Türkoğlu Türküm ben. Kuvayı Milliye'nin üyesi olmaktan sonsuz gurur duyuyorum. Üzerime aldığım tarihi sorumluluğunun bilincindeyim. Türk milletini dünyanın efendisi yapmak uğrunda, her türlü ahval ve şerait içerisinde dahi milletimin huzur ve refahı, devletimin ebediyen bekası ve yükselmesi yolunda yılmadan çalışacağıma, Türk vatanını ve Türklük camiasının şan ve şerefini korumayı canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve bayrak uğrunda seve seve canımı feda edeceğime, namus ve şerefim üzerine ant içerim. Ne mutlu Türküm diyene."


      NATO Özel Harp Daire Başkanlığı yapmış Emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ, Mersin Kuvayi Milliye Derneği açılışında böyle yemin ettiriyor.


       “Kafatasçı” ve “ırkçı” olduğu alenen ortada olan böyle bir “yemin”in Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1919’lardaki “anti – emperyalist” özüne, bu özün derlenip toparlandığı “Kuvayi Milliye” dinamiğine, çıkışındaki haliyle asla “ırk” ve hatta “inanç” ayrımcılığı yapmayan “Kuran” a uzaktan – yakından uygun olan hiçbir yanı var mı?


Devamını oku...
 
Emperyalizm, Projecilik ve Sol Yazdır E-posta
Yazar Duygu HATİPOĞLU   
Wednesday, 07 February 2007

Sömürünün derinleştiği ve tüm dünyanın "artı değer sistemine" yer yer "incelikli" yer yer "eski usulde" entegrasyonunun yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Sömürgecilik yalnızca "dışardan" ve "zor kullanarak" değil, gerektiğinde "inceden inceye" ve "akıllı" artık. Egemenler artı değer sömürüsünü yaygınlaştırmak ve dünyanın her yerine sermayenin ideolojisini "yerleştirmek "için coğrafyalardan başlayarak, halklara ve tek tek kişilere "saldırmaktadır". Bu saldırının şimdi Ortadoğu'da olduğu gibi cebren ve Türkiye'de olduğu gibi hile ile yaşandığı herkes tarafından bilinmektedir.Image


Bir yandan kapitalizmin ilkel birikim dönemlerinde yaşandığı gibi vahşi bir yeniden proleterleştirme diğer yandan bu vahşetin sonucu olarak ortaya çıkacağı artık egemenler tarafından da "adları gibi" bilinen isyan potansiyelinin "sibobu" olacak çeşitli yapılanmalar oluşturulması, bu incelikli sömürü sisteminin görüntülerinden birisidir. Dünyadaki sosyalizm deneyimleri sonucu ortaya çıkan, bir bakıma egemenlerin "sus payı" sosyal haklar tırpanlanırken, sömürü sistemi "temiz yüzlü" bir muhalefet yaratarak vahşi kapitalizmin çeşitli söylemlerle "ehlileştirildiği" bir dünya sistemi yaratmaya çalışmaktadır.


Yaşanan bu süreçte, emperyalizm, sermayenin girdiği her yeri ve her ilişki biçimini sermayenin "arka bahçesi" haline getirirken, Türkiye'de sömürünün bu derin ve çok yönlü biçimini ve muhalefeti tartışmak gerekmektedir. Sol, sermayeye doğru direksiyonu kırmışken, tartışmayı ABcilik, anti IMFcilik veya Amerika karşıtlığı üzerinden yürütmek, sermayenin incelikli yöntemlerinin yanında "kaba" ve eksik kalmaktadır. Sistem denilen ahtapot, kendi alternatiflerini içinde yaratarak, emekten yana muhalefeti kendi istediği gibi şekillendirerek sarmaktadır. Neo-liberal dünyanın vahşileşen ulus devletlerini, "insan haklarına saygılı", "yoksulluğa karşı", "demokratik" bir hale getirerek "adam etmiş" sivil toplum kuruluşları, gerek söylemleri gerekse iç ve dış finansörleri sayesinde yürüttükleri projelerle sistemin "iç alternatifi" olarak sömürü düzeninin yumuşak yüzünü oluşturmaktadırlar.

Devamını oku...
 
Osmanlı Tarihi-Hikmet Kıvılcımlı Yazdır E-posta
Yazar Özetleme : Sema ÖZCAN   
Wednesday, 07 February 2007



   Bugün tarih dediğimiz devir, toplumda bezirgân unsurun töresi ile açılan uzun aşamalar devridir. Yani “tarih” bezirgân unsurla doğar.


   Tarih beş kıtadan yalnız üçüne ait ülkeler üzerinde döner dolaşır. Çin’den Hint’e, İran’dan Avrupa’ya doğru harita üzerinde elinizi karışınızı açarak elinizi gezdirin: İşte tarihin mekik dokuduğu saha.  ”Tarih” Hint yolu üzerinde olan biten sosyal hamleler ve münasebetlerden, kuruluş, yıkılışlardan ibarettir.Image


   Mısır, Asur, Golden, İran medeniyetlerinin enkazı üzerinde filiz veren, Marks’ın deyimi ile tacir kavim (korsan-bezirgan) Finikeliler Atlas denizine, belki de Hint denizine kol atarken İç Asya medeniyetlerinin tek tük tohumlarını el(Yunan), çizme(Roma), devenin hörgücü (Kartaca) limanlarına ektiler. Bu tohumlar açılıp saçıldılar. Evvela kendilerini için için, sonra dışarıdan birbirlerini yiyip bitirdiler.


   Grek medeniyetinin yıkılmasından 146 yıl sonra bir zamanlar Makedonyalı İskender’le Hindistan’a uzanmış olan Yunanistan, artık başka bir medeniyetin Roma İmparatorluğu’nun bir eyaleti idi. Roma İmparatorluğu Akdeniz’de biricik korsan saltanatını kurdu. Dünyanın en tarafsız ölçüleri ile eşitçe paylaştırılmış toprak parçacığını süren Roma ’lı; soyulan sömürgelerden(örn: Sicilya ve Afrika’dan gelen bedava buğday) gelenlerle borçlular ve alacaklılar diye iki sınıfa bölündü. Borçlular köle, alacaklılar köylülerin efendisi oluverdi. Sınıf mücadelesi, iç savaş ve köle isyanları biçiminde sürdü.


   Yarım asırdan çok yozlaşma-çöküş devri, bir asra yakın  ticaret ve asayiş devresi(konaklar, mabetler, sirkler, hamamlar, köprüler v.s.)sürdü. Nihayet yeni ideoloji Hıristiyanlık, zavallı köle yığınlarını kiliselerle avlamaya başladı. Tekniğin yetersiz olması sınıf mücadelesini kör dövüşüne çevirdi. Miladın 3. asrına kadar kanlı boğuşmalar Roma medeniyetini harabeye çevirdi.


Devamını oku...
 
Din,Tarikatlar ve Türkiye(1) Yazdır E-posta
Yazar Tuncay ÇELEN   
Wednesday, 07 February 2007

Osmanlının son dönemlerinden, İttihat ve Terakkiden beri,  Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarından Mustafa Kemal Atatürk’ten beri aydınların dilinden düşmeyen, herkesin rüyalarını süsleyen gizemli bir sözcük vardır. “Çağdaş Medeniyet Düzeyine Ulaşmak”.Image


Sözüm ona her şey  “Çağdaş Medeniyet Düzeyine Ulaşmak”. İçin yapılır. ABD ile yapılan İkili anlaşmalar, Kore’ye asker gönderme, NATO’YA girme, ülkenin dört bir tarafına amerikan üslerinin yerleştirilmesi, Gümrüklerin Avrupa ülkelerine açılması, AB kapısında sürünme, her istenen tavizin verilmesi hep güya  “Çağdaş Medeniyet Düzeyine Ulaşmak”.içindir.

Peki nedir. “Çağdaş Medeniyet Düzeyine Ulaşmak”.   Emperyalizmin kölesi olmak, AB-D nin her dediğine boyun eğmek, emperyalist bir gücün işbirlikçisi olarak , İslam’ı kullanarak, halkın dini inançlarını sömürerek , “Ilımlı-İslam devleti” modeli altında, ortaçağ karanlığını “dinciler”, “ümmetçiler” eliyle iktidara taşımak mıdır. ?

 

Yoksa çağı kavramak, çağın gerektirdiği atılımları yapmak ve çağın gerektirdiği gibi hareket etmek, gönençli, özgür,  demokrat ve bağımsız bir ülke yaratmak mıdır? Elbette ki ikincisidir.


Çağı kavramak, çağın gerektirdiği gibi hareket edebilmek, ancak ve ancak aklı inançtan, bilimi dinden bağımsızlaştırarak mümkün olabilmektedir. Bu ne inançlara saygısızlılıktır. Ne de din düşmanlığıdır.

Devamını oku...
 
Derin Devlet- Derin Millet Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Monday, 05 February 2007

 

İşleneceği çok önceden polise ihbar edilmiş, ama önlenmemiş çok failli Hrant cinayetinden sonra katilin  kolunda polis ve jandarma, elinde Türk bayrağı, fonda Atatürk’ün “Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez” özdeyişiyle kutsandığı fotoğraf, Türkiye’nin hukuksuzluk bataklığında, daha doğrusu faşizmin bataklığında ne denli derinlere batırıldığının da resmi oldu.

Bataklığın dibinde çürütülen yalnızca hukuk düzenine bağlı kalmakla yükümlü devlet değil. Anlaşıldı ki, devletin yanı sıra milliyetçi duygular-dini inanış güdüsüyle cinayeti onaylayanlar ve insanlık adına kınayanlar diye ayrışan toplum da çürümektedir.

İktidarının beşinci yılındaki Başbakan, çürümedeki ve cinayetle sonuçlanan süreçteki sorumluluk payını saklama gayretinde. Sorumluluğunu dürüstçe itiraf edip gereğini yapmak yerine, “derin devlet-sığ devlet” tartışması açıyor. Elbette hayati önemde bir tartışma konusu; ama, Başbakan o konuda da dürüst değil, sadece zihinleri bulandırıyor. Demiş ki:

Devamını oku...
 
Kapıya Dayanan Kriz Nasıl "Derin" leşiyor Yazdır E-posta
Yazar Dilek ÖZBEK   
Saturday, 03 February 2007
  Image

                                                  

                                             

       “ Bugün ülkemiz yeniden bu iki siyasal kırılma üzerine oluşturulan “ulusalcılık” ve “sivil toplumculuk” konsept dayatmasıyla yüz yüzedir. “Toplum mühendisliği” misyonunu ellerinde tutan dış destekli güçler, çerçevesi kendilerince çizilmiş bir ayrışmanın derinleşmesini planlamaktadırlar. Ülkenin gündemindeki en yakıcı sorunların çözüm yolları tıkanmakta, her türden provokasyon planlanmakta ve emperyalist kuşatma altında Türkiye halkının çözüm yolu olan “1919'ların güncelleşmesi” perspektifi karartılmaya çalışılmaktadır.”

             ( Sarp Kuray / Kapıya Dayanan Kriz: Hükümet – Ordu – Halk – Sınıf / 08 – 01- 2007 / Yeniyol.org)

   Bu sözlerin üzerinden henüz bir ay geçmemişti ki; bu “iki yüzlü” konsept çatalında bir “sol” görüşlü devrimci aydınımız öldürüldü ve ardından aynı konsepti, “hükümet – ordu” çatışmasıymış gibi bir görünüme büründürmeye çalışılan bir “derin” leştirme faaliyeti başladı.

   Sonunda Sayın Başbakanımızın bile kabul ve itiraf  etmekle de yetinmeyip, yakınmaya da başladığı bu “derin”liği, ben de kendimce irdeleme ihtiyacı duydum. İlk gözüme ilişen, “derin” denen şeyin fazlasıyla “yüzeysel”, medyatik ve şovmatik  oluşu idi. Bu denli “medyatik” olunmadığı, genç kuşaklar açısından pek bilinmeyen “ M.Ö.:medya öncesi” zamanlarda, “derin” olan her şey, hakikaten de “derin” olur,

Devamını oku...
 
Şah İsmail ( Hatayi) Yazdır E-posta
Yazar Mehmet Özgür  Duygu Çalışkan - Ozan Türköz   
Friday, 02 February 2007

Anadolu’da Ütopik Toplumculuğun Kökenleri

( İslam Tasavvufun’da Diyalektik)

V              Image                             

                          

                                                                                                                                                                         Gülden terazi yaparlar

Gül alırlar gül satarlar

Gülü gül ile tartarlar

Çarşı pazarı güldür gül


Gülden değirmeni döner çarkı

Pirin eteği güldür gül

             

                              Hatayi

Tekkeden Devlete  Safevi Devleti ve Şah İsmail Hatayi


Anadolu’da Ütopik Sosyalizmin kökenleri araştırılırken, anlatacağımız önemli önder ve fikir adamlarının yetiştiği ortamı ve onların bilinçlerini oluşturan koşulları anlatmamız gerekmektedir.   Tarihsel Materyalizm, insanları yetiştikleri somut koşullardan koparıp anlatmanın, onları şekillendiren koşulları es geçmenin yanlış bir tarihsel anlatım olacağını tespit etmektedir. Biz de anlatımımızda önemli etkiler olarak düşündüğümüz bölümleri vurgulayarak anlatmayı uygun buluyoruz. Böylece kaynaklarda cümle aralarına sıkıştırılan bu önemli ayrıntılar, konuyu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. 


Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1045 - 1056 / 1507
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838634
Syndicate
 
left
Top! Top!
right