left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Saturday, 11 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Kadir Has ile Can Dündar Yazdır E-posta
Yazar KURTULUŞ CEPHESİ - Mart-Nisan 2007   
Wednesday, 09 May 2007

12 Eylül, "yıldırım ve gökgürültüsü"yle geldi. Baskı, terör, işkence ülkenin her ilinde, ilçesinde, kasabasında görülmedik şiddette ve yoğunlukta sürdürüldü. İnsanlar sindirildi, pasifize edildi. Korku, düş kırıklığı ve yılgınlık insanların dört duvar arasına kapanmasını getirdi.

      12 Eylül terörü insanların beyinlerinde derin izler bıraktı. İnsanlar devrimle ilgili hiçbir şey duymak istemez hale getirildi. Ve ardından boşaltılmış beyinlerin çeşitli söylemlerle, söylencelerle ve "yeni" ideolojilerle doldurulmasına sıra geldi.

      Yine de insanların devrim isteği, devrimci mücadele çabası tümüyle sonlandırılamadı.

      Ardından 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağıtılmışlığı geldi.

      Amerikan emperyalizmi, dünya çapında yeni bir ideolojik saldırı başlattı. Doğrudan CIA tarafından finanse edilen "medya" ve "aydınlar" operasyonları düzenlendi. Kendilerini "sol"da kabul eden, hemen her durumda "marksist" olmakla övünen küçük-burjuva aydınları ile devrimci saflarda yer alıp yılgınlığa düşenler bu operasyonların öznesi olarak ortaya çıktılar.

Devamını oku...
 
Son "padişah sultan" Muammer Yazdır E-posta
Yazar Erol SOYSEVER   
Wednesday, 09 May 2007

Image 

İstanbul' daki son "padişah sultan" Muammer ve emrindeki  "zaptiye başı" Celalettin Efendi 17 Rebiülahir (1 Mayıs)  günü tüm İstanbul halkına ve de İstanbul' dan gelip geçmekte olan diğer insanlara, Dahiliye Nazırı' ndan aldıkları buyruk gereği resmen ve de cebren maddi ve manevi ıstırap vermişler ve de darp eylemişlerdir. Aynen cumhuriyet öncesi dönemde zaptiyelerin, yakaladıkları zanlıları sokakta bir köşeye çekerek sopalarla dövdükleri gibi...

 

  Bay Vali,  "Taksim' de toplantı yaptırmam. Kadıköy' de yapsınlar!" diye bağırıp çağırıyordu. O meydanda daha önce de birtakım etkinlikler yapılmıştı. Ama Bay Güler "kanun da kanun" diyor, başka bir şey söylemiyordu. Oysa o meydanın simgesel bir anlamı vardı. 30 Yıl önce o "malüm" güçler 36 insanımızın kıyılmasına neden olmuşlardı. Emekçiler onları orada anmak istiyorlardı. Ama olmadı.

Devamını oku...
 
Solcular Yine Sınıfta Kaldı Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Tuesday, 08 May 2007

“1905 Rusya'sında, Çarlığın ve burjuva toplumu¬nun varlığı sırasında burjuva-demokratik cumhuriyeti kurma istemi tamamen anlaşılır, yerinde ve devrimci bir istemdi. Çünkü o zaman¬lar burjuva cumhuriyeti ileriye doğru bir adım demekti. Ama şimdi, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği koşullarında, burjuva-demok¬ratik cumhuriyeti kurma istemi çok anlamsız ve karşı-devrimci bir istem olur. Çünkü Sovyet Cumhuriyeti'yle karşılaştırıldığında, bur¬juva cumhuriyeti kurma çabası geriye atılmış bir adımdır. ”

 

Image

Sınıfta kalan örgütsüz örgütler. Evet, evet doğru duydunuz. Sınıfta kalan örgütsüz örgütler. 14 Nisan cumartesi günü Tandoğan Mitinginde bunu bir kez daha gördük. Halktan ileri olması beklenen “sivil toplum örgütleri” , sol partiler, sol dergi çevreleri sınıfta kaldı. Halk ise karnesini yıldızlı pekiyle doldurdu. Pekâlâ, sol partiler, dergi çevreleri, sivil toplum örgütleri neden sınıfta kaldılar. Dünyayı öylece koydukları yerde duruyor sandıkları için. Sürekli diyalektik materyalizm deyip onun ne olduğunu bilmedikleri için sınıfta kaldılar. Diyalektik onlara şunları söylüyordu;

Devamını oku...
 
Denizler İçin Bağımsızlık Yürüyüşü Yazdır E-posta
Yazar Tuncay ÇELEN   
Thursday, 03 May 2007

Image 

Sevgili Arkadaşlar,

 

Yurtsever öğrenciler."Denizler İçin Bağımsızlık Yürüyüşüne" büyük bir çoşu ile başladılar. Onların çoşkusu ve halkın desteği beni yıllar öncesine götürdü.Bu yaşta oturdum, hüngür hüngür ağladım. Duygumu ancak siz anlıyabilirisiniz bu nedenle sizlerle paylaşmak istedim.

 

Sevgiyle, dostlukla,

 

Tuncay Çelen 

 Image

 
Bağımsızlık için yola koyuldular
3 Mayıs 2007, Perşembe
Bağımsızlık mücadelesinde bayrağı 1 Mayıs günü Taksim meydanından devralan yurtsever öğrenciler, 1-6 Mayıs Bağımsızlık Yürüyüşü için dün Beyazıt meydanından yola koyuldu. Halkın yoğun ilgi ve desteğiyle, bine yakın öğrencinin başlattığı yürüyüşteki coşku, 1 Mayıs’ı terörize eden ABD işbirlikçilerine de yanıt oldu.
HABER MERKEZİ Yurtsever Cepheli Öğrencilerin gerçekleştirdiği İstanbul'dan Ankara'ya Bağımsızlık Yürüyüşü, yoğun bir katılım ve büyük bir coşkuyla başladı. "Ülkenin bağımsızlığı için yürüyoruz" diyerek 1 Mayıs'ta bayrağı işçilerden devralan Yurtsever Cepheli Öğrenciler, yürüyüşün İstanbul'da gerçekleştirilen ilk etabında halktan büyük destek gördü.
Yürüyüş korteji, İstanbul'un ardından Kocaeli, Bolu, Eskişehir'den geçerek, her kentten katılımlarla daha da büyüyecek ve Ankara'da son bulacak.
"Yürümeyip durduğumuz her anın faturası ağır"
Devamını oku...
 
Tarihten Bir Sesleniş Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Tuesday, 01 May 2007
 
İŞÇİ SINIFININ TARİHÇİL GÖREVİ
 
02.03.1971

Dr. Hikmet KIVILCIMLI
Image
         Sevgili İşçi Kardeşlerimiz;
         Hângi Cehennemde nasıl yakıldığımızı, siz herkesten iyi biliyorsunuz : Ne zaman kanunca ve insanca hak aramıya kalksanız önünüze kimler çıkıyor? Besbelli. Önce Patronun her zamanki bekçi köpekleri sizi üretmiye çalışıyorlar.
         O sökmedi mi, Patron, sizin, bizim içimizden yüzde bir iki zayıf ruhlu, zayıf yürekli, zayıf vicdanlı toy, câhil biçare işçi arkadaşı kandırıyor. O kandırılmış beş on satılık kul köleyi silâhlandırıyor : Paralı asker gibi üzerimize sürüyor.
         Bu üç beş kuruş bahşiş almak, yahut işinde kayrılmak, işinden atılmamak için kendi öz kardeşinden yakın olan işçi kardeşleri üzerine tabancalarla, bıçaklarla saldırtılan zavallılar çoğu hâin oldukları için korkak çıkıyorlar. Sizin silâhsız, kendilerirıin silâhlı olmaları bile yetmiyor. Elbirliği etmiş yüzlerce, binlerce işçi kardeşimiz önünde, o ciğerlerini beş paraya Patron alçağına satmışlar bozuluyorlar.
         O zaman, İşverenin Karakolda, yahut Müdüriyette peylediği bir iki kanun çiğner, yahut rüşvetçi Devlet Silâhlı güç âmiri kışkırtılıyor. Gizli yollardan işçiler düşman gösterilerek çağırılıyor. Onlar, hakkını arıyan çalışan işçi yurttaşa vurmanın suç olduğunu biliyorlar. Kendilerini cezadan kurtarmak için: o beş on işçi hâinini önlerinden iterek yedeklerine alıyorlar. Hep birden namuslu çalışkanlara can düşmanı gibi saldırıyorlar.

Nerede fabrika, İşyeri varsa, her gün, her saat işlenen bu cinayetler, büyük şehirlerin dışındaki ıssız işçi semtlerinde, Kanunun göremiyeceği umdukları sapa kırlarda, vahşi yerlerde geçiyor. Ama sizin gözleriniz önünde haksız saldırının bir noktası bile gizli kalmıyor. Her ân kurşunlanan, bıçaklanan biz işçileriz.
        

Devamını oku...
 
Ordu Kılıcını Atacak mı? Yazdır E-posta
Yazar Ömer GÜRCAN   
Saturday, 28 April 2007


Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın 12 Mart 1971 Muhtıra'sı arkası yazdığı   yazısını bugün bile noktasına virgülüne dokunmadan aynen yayınlıyabiliyoruz. Devrimci mücadelenin onur abidesi Hikmet Kıvılcımlıyı değerlendirmek herkesin hakkı. Yazısı altta.
14 Nisan da toplanan insanlar ne paşaların ne CHP nin ne İP nin arkasındaydı. Sorun bu. Aynı kitlenin ve aynı dalganın TSK içindede olmaması imkansız. TSK lejyon birliği değil. Aynı etkı ve tepkilere açık.

 Doğu gericiliği olan AKP ye ve Batı gericiliği olan ABD ye AB ye karşı çıkan kitlenin enerjisi toprak edilmezse tehlike büyüyecektir. Bu dalga ne sivil paşalarca ne CHP ce İP ce ne MHP ce denetim altına alınamamaktadır.

Yapılmak istenen  Resmi Paşalarca bu dalganın kırılması . Aynen 12 Mart 1971' lerde olduğu gibi. Bizlerin biraz yazılanları anlaması için gayret etmesi yeterli olacaktır. Geyik muhabbetini bırakalım Kendimize sosyalist diyorsak, davranışlarımız ve düşünce tarzımız buna uygun olsun.



Ordu'nun kılıç atması keyfimize bağlı değil .  Bizim yapacağımız olanı olduğu gibi değerlendirebilmek. önlemlerini almak için çalışmak, örgütlenmek.

Hikmet KIVILCIMLI'nın kitaplar dolusu çalışması önümüzde. 27 Mayıs 1960 dan beri yaşananlar bilincimize çıkarılmalıdır.

Ordu  ve Sivil Bürokrasi tekerlemeleri  sadece kargaları güldürür.

Kıvılcımlı'nın tezleri dün olduğu gibi bugünde gündemdedir. 

Tarih tekerrür olur, Geçmişi bilmiyenlere 

 

ORDU KILICINI ATTI!..

 

13.3.1971 İZMİR


         Beklenen oldu. Ordu bir yol daha politikaya el koydu.
         Öteden beri maval gibi okunan bir martaval vardır: "Asker siyasetle uğraşmaz!"
         Önce neden uğraşmaz? Yasaktır da ondan. Kim koymuştur bu siyaset yasağını? Hiç kimse orasını düşünmez. Önüne gelen, antika felsefenin mutlak hakikat tekerlemesi gibi, "aklın son kertesi odur" gibilerden bir çalımla tekerler durur: "Asker siyasetle uğraşmamalı. Memur da siyasetle uğraşmamalı."
         Ya neyle uğraşmalı? Devletin tepesine iki buçuk Finans - Kapital göbeklisi, yahut beş on Tefeci - Bezirgan veledi oturtacaksın. Onlar yanılmaz papa hazretleri çalımı ile tepeden buyuracaklar Altlarına dizilmiş milyonla asker ve memur: Ne ferman edilirse hiç düşünmeksizin, "Homongolos" dedikleri makina makina adamlar gibi uygulıyacaklar.
         "Asker-memur siyasetle uğraşmaz" tekerlemesinin altında yatan asıl maskeli suikast budur: Biraz okur yazarlık öğretip hanyayı konyayı anlayabilecek gibi olan halk çocuklarını: Ya asker ocağına, ya memur loncasına sokarsın. Alınlarına da, Hindistan paryalanna yakıştırılmış bir sözde "dokunulmazlık" damgası vurursun. Topunu birden: "siyaset dışı" yalanı altında "toplum dışı" yani "insanlık dışı" bırakırsın.

 

Devamını oku...
 
Yiğidi Öldür... Yazdır E-posta
Yazar Umur TALU-SABAH   
Thursday, 26 April 2007

Image 

Erdoğan: "Allah için" iyi oyaladı.

Baykal: Erdoğan' ın Çankaya'ya çıkmaması için cansiperane dövüşen, tüm politikasını, partisini buna bağlayan "Ana muhalefet lideri" mutludur çünkü o tek hedefi tuttu.

Türban: Sonuçta "Emine Hanım" ın değil, "Hayrünnisa Hanım" ın başında Çankaya yolunda.
İki uçta bir çokları için belki hiç farkı yok ama, muhalefet birinciye kilitlenmişti.

Büyükanıt: Görevinde ve sonunda "Erdoğan'a geçit vermek" le de anılacak olmalı.

Gül: Hem Meclis'i, hem AKP ve tabanı, hem "Erdoğan'a kökten karşı olanlar" ı, hem dış dünyayı, hem "piyasalar" ı bir yerde buluşturacak sabırlı çizgiyi, siyasi yatırımı yıllar boyu sürdürmek, o "devlet adamı" profilini çizmek, "Cumhuriyet'in temel değerleri" üstüne kuşkular içinden gelip bir yandan "Cumhuriyet Devleti'nin iyi temsilcisi"

 Toplum: Elbette orta yerlerden cart diye bölündü. Ama meydanlardaki tepkilerle de, meydana çıkmayan tepkilerle de böyle bir netice belirledi.


Normallik: Ne olduğunu ben de bilmiyorum.

Mutlak iktidar: AKP'nin elinde, çifte kavrulmuş.

Gerilim: Biliyorsunuz; hep aramızda, yanımızda, içimizde, kalbimizde.

*DÜZELTME: Yukarıda ki yazıda "Büyükanıt" maddesi, web sayfası da dahil, bazı yerlerde "Görevinde vesonunda 'Erdoğan'a geçit vermek'le anılacak" diye, bazı yerlerde "Erdoğan'a geçit vermemekleanılacak" diye çıktı. Orijinalinde ikincisini düşünmüş, yanlışlıkla birincisini yazmış, sonra kimi yerde düzeltmiştim ama, sonunda kendim de şaşırdım. Hangisi doğru, hangisi yanlıştı, bilemedim. Artık sizin açınızdan hangisi doğruysa, diğerini düzeltir, bu üzen düzensizlik için özür dilerim!

 

 

Devamını oku...
 
Din'ler Nasil Elestirilebilir? Yazdır E-posta
Yazar Safa KAÇMAZ   
Saturday, 21 April 2007

 


Turkiye'de,geçtigimiz  50 yil boyunca  islam'in 'uyusturucu', 'kaderci' yani uzerine,hiç olmazsa bir kaç cumle  yazmamis ve bol bol konusmamis  çok az 'aydin' var olmalidir...Cunku o donemin munevver'liginin  din olgusuna karsi genel yaklasimini Bati 'aydinlanmaciligi' belirliyordu.


Dogu islaminin  kitleleri  uyusturdugu,kadercilige mahkum ettigi tezleri,Marks'tan  çok once Firansiz aydinlanmacilarinin da  temel tezleri arasindadir. Bu 'aydinlanmaci'lik turunun  Turkiye'deki  yansiticilari da,din genel konusunu islamla esitleyerek  ele almak ve   din elestirisini islam elestirisi olarak  uygulamak için ne lazimsa yaptilar zaten..Din uzerine elestiri iddiasiyla ortaya çikmis kitaplarda Islam ve Muhammed'in hayati,ozel olarak Muhammed'in cinsel hayatinin anlatiminin disina çikmis pek fazla eser oldugunu sanmiyorum..Hiristiyan ayinlerinin kutsal ekmeginin 'hamurlu mu hamursuz mu oldugu'*   uzerine "bilimsel" ders veren akademi mensuplarinin bulunuyor olabilmesi gibi sonuçlar pek tesaduf degildir.Yeni Papa'nin bugun  Efes'te,yarin  da Istanbul'da gerçeklestirecegi   dinsel ayinlere garipçe bakan bir izleyici kitlesi durumunda olmamizin  da nedenleri arasinda,Museviligin,hiristiyanligin hem simdiki soylem biçimlerinin ve hem de tarihteki on kaynaklarinin yeterince taninmiyor olmasi bulunmaktadir.

Devamını oku...
 
Demokratik Seçim Oyunu Yazdır E-posta
Yazar Selma MAKAL   
Friday, 20 April 2007

   Anayasayla düzenlenen seçme ve seçilme hakkı. Yasalarla çerçevesi belirlenen siyasal yaşama katılım, Partiler ve parti üyelerinin demokratik hakları ve seçimler demokratik yaşamın aynası olmaktadır.

   Yasalarda yazılanlar demokrasinin işlediğini, demokratik yaşam sürecinin kesintisiz ve sorunsuz yürüdüğünü varsayıyor. Ve bu varsayım iddia ile savunuluyor. Normal yaşamda yazılanlara ne kadar uyulduğuna kimsenin baktığı yok. "İşte yasa, işte hukuk, işte yol-yolak" denilerek, itiraz olmadığına göre sorunda yok denilerek, ülkede demokrasinin sorunsuz ve sınırsız işlediği kabul ediliyor.

  Bir kere partiler yasası ve yasayla kurulan partilerin, parlementoda yer alan partiler ve devlet destegi alan partilere bakılırsa, aslında ülkedeki demokrasinin nasıl işlediğini tüm yönleriyle görebiliriz. Devletin hazine desteginden tutunda, seçim döneminde TRT'de propağanda yapma sürelerindeki eşitsizlik nemenem  temsili bir demokrasi olduğunu açığa vuruyor.

   Mevcut partilerdeki liderlik sultası yanında, parti içinde muhalefeti kabul etmeyen, tartışmalara fırsat vermeyen anti-demokratik bir uygulama söz konusudur. Lider ne derse, örgüt onu demek zorunda kalıyor. Aykırı ve ayrı düşünmek partilerden ihraç edilme nedenidir. Kendi partisinde kendisi gibi düşünmüyene yaşama fırsatı vermeyen  lider ve partisinin halka karşı demokratik davranması mümkünmü? Asıl demokrasiden kopma, parti içi ilişki ve yaşamdan başlıyor. Öyle bir lider sultası hakimki, yukardan aşağıya doğru herkes lider gibi düşünmek zorunda. Bunu demokrasiyle bağdaşır yanı nerede?

Devamını oku...
 
İşte Kürt Kökenli Bir Aday Yazdır E-posta
Yazar Erol SOYSEVER   
Monday, 16 April 2007

SHP ile DYP ortaklaşa hükümet kurduklarında, partinin başkanı olan Erdal İnönü, Mümtaz Soysal'ı dışişlerine bakan olarak atamak istiyordu. Ancak, Hikmet Çetin'in  buna şiddetlle karşı çıkarak kendisinin bu göreve talip olduğunu, aksi takdirde istifa edeceği tehdidini savurduğunu basından izlemiştik. Sonuçta H. Çetin dışişlerine bakan oldu ve hiçbir olumlu görev  "icra" edemedi... Olsun, bakan olup yanına da eşini alarak ülke ülke dolaştı ya bu onun gibi orun(makam) meraklısına yeterdi. Hem sosyal demokratlar da onun dışişleri bakanı olması için  SHP'ye oy vermişlerdi zaten, değil mi?..

 

NATO Görevlisi (!)  olarak Afganistan'a atandığı zaman da basın çalışanlarına serzenişde bulunarak "Böyle önemli bir görevde bulunmamın, medyada yeterli ölçüde yer almamasından üzüntü duyuyorum."  anlamında "laflar" da etmişti bu "teşhirci" önemli Türk büyüğü !

 

Geçenlerde TV izlerken H. Çetin'i İtalyan Elçisi'nden bilmem ne nişanını alırken gördüm. Adamın zevkten ağzı kulaklarına varıyordu. Ne yapalım adamcağızın genlerinde "teşhircilik" öyle bir kök salmış ki, o kökü söküp atabilene aşkolsun...

 

H. Çetin'in  bakanlığı döneminde Kafkasya'da Abhaz ve Gürcüler arasında uzun süren çatışmalar yaşanmıştı. Türk Hükümeti, Gücülere yardımda bulunmuştu. Bir gün uçakta bu durumu kendisine sorduğumuzda, "Evet onlara yardım ettik."  yanıtını verdi ve arkasından  "Siz de Gürcüsünüz değil mi?" diye sordu. Bizden "Hayır biz Abhazız !" yanıtını alınca, bu kez de "Abhazlara da yardım ettik." diye gevelemeye başladı !.. Düşünebiliyor musunuz, bir dışişleri bakanı çatışmakta olan iki halk topluluğuna  "yardım"  ettiğini söylüyor ve bunun ne anlama geldiğinin ayırdında değil...

 

Tüm bunları yazmak gerektiğini niçin duydum?  Bir söylentiye göre  "değerli şahsiyet",  cumhurbaşkanı olma düşleri içerisindeymiş. Olur mu olur. Hem Türkiye'nin imamı RTE onu bu göreve getirmekle bir taşla iki kuş vurmuş olur ! İçeride kamuoyuna karşı  "İşte laik ve sosyal demokrat bir aday"  ve dışarıda AB'ye karşı  "İşte Kürt kökenli bir aday."  

 

Ne dersiniz ?                                                                      

 

 
14 Nisan Tandoğan-Ankara Yazdır E-posta
Yazar Ömer GÜRCAN   
Sunday, 15 April 2007

 Image

Katılım muhteşemdi. Bir bardak su misali  kendi içinde fırtınalar yaratan "sol" mitingi dışından kurumca seyretmeyi açıklıyan bildiriler yaptı. Ama bu kararı alan örgütlerin bir kısım yöneticileri ve üyeleri mitingte yerleri aldılar.

Neden böyle ikiyüzlüyüz? Teorisi başka pratiği başka insanlarız.?

İnandığı gibi davranmayan iki yüzlü yaratıklarız?

Bağımsızlık sembolümüz bayrağımızı taşımaktan görmekten çekinen ,davranışımızı "aman ne derler diye " başkalarına göre ayarlıyan ne biçim mahluklarız.

İlk bağımsızlık savaşımızı veren Mustafa Kemal Atatürk'ün adını almaktan neden 1980 sonrası "sol" utanmaktadır. Onun yerini "emeğin avrupası" nı koymaları nedendir? Bu yalpalanma nedendir?


1980  yenilgisi sonrası bir kısım arkadaşlarımız tüm değerlerini yitirerek AB ye altlık oldular. Onların bayrağına taparak demokrasi dilenciliğine dönüştüler.

Mustafa Kemal'e ve bayrağımıza saygıyı yitirdiler.

Sınıf pusalasını yitirdiler. 

İki gerici unsurla bütünleştiler.

Dr Hikmet Kıvılcımlı'nın  Doğu gericiliği diye tanımladığı tefeci-bezirgan sermayenin görünümde temsilcisi AKP ile

Dr Hikmet Kıvılcımlı'nın Batı gericiliği diye tanımladığı emperyalist sermaye ile.

Onların verdiği demokrasi ve fonlar yeterde artardı.

Onların dışı ırkçıydı, şovenisti cuntacıydı.

Uyurgezer olmuşlardı. Onun felsefesini ciltler dolusu yazıyorlardı. Kendi yazdıklarına kendileri inanmıyordu. 

Kitleden kopup gittiler.

Yüksel caddesinden basın açıklamaları yaparak kitlelere ulaşmayı düşündüler. Kendilerini seyreden simitçileri ve çevik kuvvet polisleri "bilinç"lendirdiler.

Yüksel caddesi onların mücadele alanıydı Tandoğan'dan kaçındılar.

Altüstlükler kimsenin keyfine göre hareket etmez. Önemli olan bunları görmek sancısız yönlendirebilmek için çaba harcamaktır.. Tabi ki kendine devrimci diyorsan. Geçmişine hata ve sevaplarıyla sahip olup ,ders çıkartıp ileri yürürsen

 

 

 

 
Piyade Teğmen Ömer Yazgan'ın son mektubu Yazdır E-posta
Yazar Ömer YAZGAN   
Wednesday, 11 April 2007
 Image
Sevgili Anama, Babama ve Kardeşlerime,

Şu anda saat 04:00 ve ben infaz için son hazırlığım olarak bu mektubu yazıyorum. Bundan böyle benim düşmanlarım sizlerin de düşmanıdır. Siz olmasanız da benim kanımı yerde bırakmayacak kardeşlerim var. Halkımızın yazgısı bu değil. Çok evladını kaybetti. Ama bir gün kazanmayı da öğrenecek. Diğer devrimciler sizlerin evladıdır. Tarih, biz zulme karşı çıkanları her zaman haklı çıkardı, çıkaracak.

Malım mülküm yok ki miras bırakayım. Size ve yoldaşlarıma ancak mücadele anılarımı miras bırakabilirim. Ben şu anda oldukça moralliyim. Beni tek üzen şey, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi- Cephesi'nin bir üyesi olamadan ölüme gitmektir. Gelecek devrimcilerin birliği ile partimizin geleceğidir, buna inanıyorum.

Halkımızın mücadelesi haklıdır, meşrudur. Meşru olmayan, bu zorbaca düzeni sürdürmekten yana olan katillerdir. Biraz acele etmek zorundayım. On dakika bile bana çok görüldü. Elimde kelepçe ile yazmak zor. Yeğenlerim geleceğimizin umududur. Ben düşüncelerimi daha önce çok yazdım. Burada tekrarlamama gerek yok. Bana inanın yeter. Gözyaşlarınızı düşmanlardan gizlemeyi öğrenmelisiniz.

Kesin olarak soğukkanlılığınızı yitirmeyin.

Az sonra son görevimi yapmak üzere darağacına çıkacağım. Sloganlarımı haykıracağım, dizlerim titremeyecek. Yirmi yedi yaşına bastığım bu gecenin sabahını kimse unutmayacak. Ellerinizden öperim.

Tek Yol devrim. Kahrolsun Faşizm.
Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1009 - 1020 / 1507
Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4838637
Syndicate
 
left
Top! Top!
right