| |
|
|
SARP KURAY'LA CEZAEVINDE SOYLESI-2 |
|
|
|
Yazar SUVARI HABER MERKEZI
|
|
Perşembe, 11 Mart 2010 |
SARP KURAY CEZAEVINDEN ILK KEZ "KESKE OLMASAYDI"YA KONUSTU... VEARKADAŞLARI39 YIL SONRA "9 MART CUNTASI" 14 MART PAZAR SAAT 20.15 KESKE OLMASAYDI- KANAL 24 SARP KURAY CEZAEVİNDEN İLK KEZ “KEŞKE OLMASAYDI” PROGRAMINA KONUŞTU... 39 YIL SONRA “9 MART CUNTASI” 1968’e gelindiğinde Türkiye’de gençlik hareketleri tüm dünyada olduğu gibi büyük bir devinim içine girmişti. Sokak gösterileri, devrimci gençlik eylemleri içindeki hareketliliğe Harp Okulu’nda okuyan öğrenciler ve genç subaylar da katılınca, Türkiye tarihine “9 Mart Cuntası” olarak geçecek darbe planının zemini hazırlanmış oldu. 10 Mart’a gelindiğinde Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ve Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler saf değiştirip cunta hareketinin ortadan kaldırılması yönünde eyleme girdiklerinde, genç subaylar için herşey bitmişti. 12 Mart 1971 tarihi, Türkiye’nin en planlı sol darbe girişiminin sonu olduğu gibi, Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ların da içerisinde bulunduğu gençlik hareketinin de trajik bir şekilde noktalanması anlamına geliyordu. Ordu gençliğinin lideri Sarp Kuray, Sincan cezaevinde “KEŞKE OLMASAYDI ”programına özel verdiği röportajda son kırk yılın dik duruşunu ve kırk yılın hesaplaşmasını anlatıyor. “Keşke olmasaydı” Program Muhabiri ve Yardımcı Yönetmeni Funda Ceylan’a Sincan Cezaevinde çarpıcı açıklamalarda bulunan Sarp Kuray geçmişi mercek altına alıyor. Yapımcılığını ve Yönetmenliğini Okan Başara’nın üstlendiği Sarp Kuray cezaevi özel röportajını Funda Ceylan’ın gerçekleştirdiği, Kameraman Tolga Özlünün çekimleriyle “Keşke Olmasaydı”9 Mart 2.bölümüyle Pazar saat 20:15’te Kanal 24’te. |
|
ADEM'İN İKİ OĞLU (KABİL-HABİL) KISSASI NE ANLATIYOR |
|
|
|
Yazar İHSAN ELİAÇIK
|
|
Pazartesi, 08 Mart 2010 |
|
TDK sözlüğünde “çit” sözcüğü şöyle tanımlanmış: “Bağ, bahçe, bostan vb. yerlerin çevresine çalı, kamış, ağaç dalı gibi şeylerden çekilen duvar türü, çeper, barı…”
İyi de, bunun Habil-Kabil kıssasıyla ne alakası var diyeceksiniz… Var, var; tam da mesele bu. Bakın nasıl… *** Kur’an’da “Adem’in iki oğlu” denilerek isim vermeksizin anlatılan kıssa şöyle geçiyor: “Onlara Adem’in iki oğlu kıssasını anlat. Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. Birisi “Seni kesinlikle öldüreceğim” derken, diğeri “Allah ancak takva sahiplerinden kabul buyurur. Sen öldürmek için bana el uzatsan da ben öldürmek için sana el uzatmayacağım. Çünkü ben Alemlerin Rabbi Allah’tan korkarım. Dilerim, hem benim, hem de kendinin günahını yüklenip cehennemi boylarsın.” dedi. Kardeşini öldürmek, kendini kaptırdığı ihtirasına hiç de zor gelmedi ve böylece kaybedenlerden oldu. Derken Allah kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermesi için yeri deşen bir karga gönderdi. Bunun üzerine “Yazıklar olsun, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömemedim” diye vicdan azabı çekti…” (Maide; 27-31). |
|
Devamını oku...
|
|
ASKERİ DARBELERİN ASKER MAĞDURLARI |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Salı, 02 Mart 2010 |
|
ASKERİ DARBELERİN ASKER MAĞDURLARI Kamu bilincini zehirleyen, balyozlayan vukuatları layıkıyla izlemek çok zorlaştı.
İyi kötü istikrara kavuşmuş ülkelerde kamuoyunu aylarca idare edecek vukuatlar, Türkiye’de neredeyse saat başı meydana geliyor. Birine akıl erdirmeye fırsat bulamadan diğeri gelip “balyoz” gibi iniyor, indiriliyor. Apaçık suç teşkil eden 28 Şubat 1997 müdahalesi 27 Nisan 2007 muhtırası zaman aşımına girmediği halde es geçilirken, beceriksiz darbe manyaklarının 2003’te uygulamaya güç ve fırsat bulamadıkları, şimdi ihbar edilmese fark edilmeyecek “Balyoz” planı, üst kademeye tırmandırılamayan eylem planları fırsat bilinerek, kamu bilinci buldozerle ezilir gibi eziliyor. Son vukuatlar tam da 28 Şubat’ın yıldönümüne denk geldi. Kamusal bilinç mühendisleri, fırsat bu fırsat, toplum bilincini balyozladıkça balyozluyorlar. Şiire benzemedik bir dörtlük okudu diye 28 Şubat sürecinde mağdur edilmiş, sıradan bir Orta Asya kökten dincisinin dizinin dibinde çekilmiş fotoğrafıyla maruf, akademi tahsiline rağmen eğitimsiz, beşerî ve entelektüel donanımı zayıf bir siyasi lideri “değişimin ve demokratikleşmenin aktörü” diye pazarlıyorlar… |
|
Devamını oku...
|
|
ORDU POLİSLEŞİYOR, POLİS ORDULAŞIYOR |
|
|
|
Yazar SUAT PARLAR- YİĞİT TUNCAY
|
|
Cuma, 19 Şubat 2010 |
KÜRESELLEŞMECİLİK VE GÜVENLİK DOKTRİNLERİ YİĞİT TUNCAY VE SUAT PARLAR
(Bu söyleşıyi görüntülü olarak http://www.halksahnesi.org/soylesiler/guvenlik/guvenlik.htm sitesinden görüntülü olarak izliyebilirsiniz Tuncay: Evet, Suat... Uzun süredir söyleşemiyorduk seninle. Söyleşilerimizi yapamıyorduk ama, uzun bir aradan sonra tekrar bir araya geldik. Bu süre içinde bayağı gündem birikti. Dünyada yeni gelişmeler oldu. Türkiye'de yeni gelişmeler oldu. Bunların hepsini tek tek konuşacağız seninle. Önce genel bir soruyla, ben Türkiye'den başlayalım diyorum. Türkiye'deki, son süreçteki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsun?
Suat Parlar: Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Türkiye'deki gelişmeler bizim önceki tespitlerimizi veya analizlerimizi doğrular nitelikte. Bu analizlerin belki başlıcası; bundan 15 yıl önce sözünü ettiğimiz, Türkiye'de "polisin ordulaşması, ordunun polisleşmesi" olgusu. Bu konuda "Silahlı Bürokrasinin Ekonomi Politiği"nde yer alan tespitler günümüzde de halen geçerliliğini koruyor. Geçerliliğini korumanın ötesinde, sanki çok yeniymiş gibi, bu konu geldi bir anda gündeme oturdu. Konu derken; tabi konuyu, ben kendi analiz koordinatlarımız çerçevesinde değerlendiriyorum. Yani oradaki kavramlaştırmalar, oradaki değerlendirmeler... Bu konuya ilişkin olarak; bunu getirip bir ekonomi politik bağlam noktasında ele alma, bunların hepsi bugün gündemleşmiş vaziyette ve sanki çok yeniymiş gibi ele alınıyor, değerlendiriliyor. Halbuki tam da budur; "ordu polisleşiyor, polis ordulaşıyor". |
|
Devamını oku...
|
|
AVUKATINDAN MİT İDDİASINA TEPKİ |
|
|
|
Yazar BİRGÜN
|
|
Salı, 16 Şubat 2010 |
|
AVUKATINDAN MİT İDDİASINA TEPKİDevrimci Karargah iddianamesi'nde bir itirafçı, "Sarp Kuray’ın Beşiktaş’ta MİT görevlileri ile birkaç kez görüşürken göründüğünü "ileri sürmüştü. Bazı medya kanallarında bu iddiaların gerçek gibi sunulmasına ve Kuray'ın Devrimci Karargah'la ilişkilendirilmeye çalışılmasına, Kuray'ın avukatı Altan Görkem Gürcan'dan tepki geldi. Gürcan haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Gürcan sürekli müvekkilinin örgütle bağlantısının olduğu yönünde haberler yapılmak istendiğini belirtti. Müvekkilinin o tarihte yurt dışında olduğunu söyleyen Gürcan, “Sarp Kuray 1993 Ekim’de döndü Türkiye’ye ve döner dönmez havaalanında gözaltına alınarak 2.5 ay tutuklu kaldı. Sonra şuan yargılandığı dosyadan tutuklandı ve şuan halen cezaevinde. Burada çok ilginç birkaç nokta var. Birincisi şuan tutuklu bulunduğu ve yargılandığı ‘16 Haziran’ davası bu örgüt Serdar Kaya tarafından kurulmuş bir örgüt ve yargılama sırasında Serdar Kaya’da yargılananlar bir tanesi, mahkeme iki sanığın ayrı ayrı yargılanmasına karar veriyor ve dosyaları birbirinden ayırıyor. Serdar Kaya halen yargılanmaya devam ediyor. Ama kendisi yurt dışında olduğundan dolayı hakkında bir arama kararı var. Ama aynı davadan dolayı örgütün işlediği suçlardan dolayı müvekkilimin yurt dışında olmasına rağmen tek başına ceza aldı. Diğer sanıklardan bir kısmı beraat etti ancak müvekkilim tek başına Türkiye Cumhuriyet’ini yıkmaktan halen yargılanıyor. Müvekkilim 16 Haziran Örgütü ile ilişkisini 1987’de kesmiştir. Devrimci karargah ise çok yeni bir örgüt ve hiçbir ilişkisi yok” dedi. Haberi yayınlayan gazetelere tekzip göndereceklerini belirten Gürcan, “AİHM nezdinde devam eden dosyasının ve burada çıkacak karar sonrası yapacağımız hukuki başvuruları olumsuz etkilendiğini” söyledi. ALİ CEMAL KARABUDAK |
|
İNFAK- 2 |
|
|
|
Yazar Emine KARAHOCAGİL ARSLANER
|
|
Salı, 16 Şubat 2010 |
Konumuz İnfak (2) Geçtiğimiz günlerde gazetelerde tuhaf bir haber göze çarpıyordu. „Trabzon belediyesi camileri gül suyuyla yıkıyor“ başlıklı bir haber… Habere göre, mezkur belediye cuma günleri şehirde bulunan bütün camileri gül sularıyla yıkamakla yetinmiyor, bir de kent genelinde bütün sokakları da dezenfektan su ile bilumum mikroplardan arındırıyormuş. Bu obsessiv belediye teşkilatının ulvi gayesi ise Trabzon’u Türkiye’nin en temiz kenti yapmakmış.
Modern çağın anahtar kelimelerinden „hijyen“ doktrini, İslam’ın „temizlik imandandır“ dusturu ile yoğrulur ve „beyaz, daha beyaz, çok daha beyaz, beyazlaşşş!“ şeklinde cereyan eden hipnoz seanslarıyla kalabalıklar uyuşturulur. Böyle bir cemiyette artık bütün deterjanlar leblebi gibi satar. Modern dünyanın müslüman çocuklarının kulaklarında da guguklu saat gibi hep o kelime tekrarlanıyor artık; hijyen, hijyen, hijyen. Her tarafın mikrop kaynıyor, unutma! Pislik çok zahiri bir kavramdır ve her daim görüntüde aranır. Böyle bir mücadelede dizginleri içindeki temizlikçi kadının eline vermeyenin adı ya „pis“ tir ya da „pinti“. |
|
Devamını oku...
|
|
İNFAK |
|
|
|
Yazar Emine KARAHOCAGİL ARSLANER
|
|
Salı, 16 Şubat 2010 |
Konumuz “İnfak” (1) Yıllar önceydi. Aklımın kıpırdamaya başladığı yıllar… Kafalarını omuzlarının üzerinde taşıyan insanlar arasında, bütün bedenini kafasının üzerinde taşıyan mahluklardan biri olmaya aday olduğum yıllar… Kışkırtıcı sorularla boğuşuyorum henüz. Cevaplarını merak ettiğim ancak yanlış yerlerde aradığım sorularla…
Mütedeyyin, mütesettir ve müreffeh bir hanım ablamız, göğsünü kabarta kabarta, evine gelen temizlikçi kadına yaptığı yardımlardan bahsediyordu. Adrenali gösteren bir ibre gibi hareket eden, bir alçalıp bir yükselen kollardaki altın bileziklerin çıkardığı şıngırtıların eşliğinde anlatılan heyecanlı hikayeyi dinledikçe kendimden geçiyor, sözünü kesmemek için adeta dişlerimle dudaklarımı dilimliyordum. Derken, birden sustu ablamız. Çok kısa süren bir sessizlikten sonra kaldığı yerden devam etti konuşmaya; ‘Ama birgün… Benim bu kadar yardım ettiğim, kol kanat gerdiğim kadın ne dedi biliyor musunuz?’ |
|
Devamını oku...
|
|
TEKEL DİRENİŞİNDEN NOTLAR |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Pazartesi, 15 Şubat 2010 |
|
TEKEL direnişi, üçüncü ayını tüketmeye başladı. Üçüncü ayında direnişçilerin kararlılığında, coşkusunda bir azalma yok. Uluslararası Sendikalar konfederasyonu ETUC da TEKEL işçileri için uluslararası dayanışma eylemi yapılmasını kararlaştırdı. TEKEL işçilerinin salt kendi ekonomik çıkarları için direnişe geçtiklerini düşünen haksızlık eder. İşçilerle birlikte geçirilecek birkaç saat bile direnişin ne denli haklı ve meşru olduğunu kavramaya yeter. * * * Direnişin katılımcı gözlemcileri Nazım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM)’nin “TEKEL işçileriyle dayanışma” eylemi kapsamında, tanınmış şair yazar Ataol Behramoğlu, tanınmamış gazeteci Rahmi Yıldırım, hafta sonunda, işçilerin arasındaydı. Behramoğlu ve Yıldırım, hafta sonunda Tuna, Sakarya ve Bayındır sokaklarına kondurulmuş çadırlarda ve TÜRK-İŞ genel merkez binasının konferans salonunda açlık grevinde direnen işçilerle birlikte nefes alıp verdiler, hayatı ve direnişi paylaştılar. Katılımcı gözlemin bir bölümünde dostları Günay Güner, Metin Aksoy ve Arzu Yıldız da kendilerine eşlik etti. |
|
Devamını oku...
|
|
CEMAAT=KOMUN |
|
|
|
Yazar Müjgan HALİS -SABAH
|
|
Çarşamba, 10 Şubat 2010 |
Röportaj: R. İhsan ELİAÇIK :İslam'ın Politik Duruşu Sol | | | | Türkiye kamuoyunun büyük kısmı İhsan Eliaçık ismiyle, geçtiğimiz günlerde MÜSİAD'ın eski Başkanı Erol Yarar'la yaptığı tartışmayla tanıştı. O tartışmada İslam ve kapitalizm hakkında çarpıcı görüşlerini ortaya koyan, Müslümanların kapitalizme karşı olması gerektiğini söyleyen ve zenginlikle İslam'ın yan yana gelemeyeceğini savunan Eliaçık; aslında 30 yıldır İslami çevrelerde tanınan, bilinen bir isim. Birçok dergide yazılar yazan, görüşlerini sayısı 30'u bulan kitaplarında toplayan Eliaçık, 'farklı' ve 'yeni' görüşleri nedeniyle 'yeşil komünist', 'Allahlı komünist' diye niteleniyor. Müdavimleri onu, adını taşıyan blog'undan takip ediyor, bir de yazdığını bildikleri aylık dergilerden. Gerçekten de hayli ilginç biri Eliaçık, öyle ki randevumuza o gün bütün Türkiye'de yapılan işçi eyleminden geliyor olması bile bu farklılığı anlatmaya yeter herhalde. Fatih'teki bürosunda buluştuğumuz Eliaçık'la hayli uhrevi, hayli dünyevi, hayli tarihsel ve hayli çağdaş bir sohbet yaptık.. - İslam'ın yeniden inşasından bahsediyorsunuz, ne demek bu?
| |
|
Devamını okumak için kayıt olun...
|
|
ÖMER GÜRCAN |
|
|
|
Yazar Emrullah Bayrak/ Ankara
|
|
Pazartesi, 08 Şubat 2010 |
|
Binbaşı Fethi Gürcan'ın oğlu Ömer Gürcan: Asker cami bombalamaz diyenler 12 Eylül'ün hesabını versin Emrullah Bayrak/ Ankara Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un 'Balyoz' darbe planı iddialarıyla ilgili yaptığı "Allah Allah diye taarruz eden ordu camiye bomba koyar mı?" açıklamasına Binbaşı Fethi Gürcan'ın oğlu Ömer Gürcan'dan cevap geldi. Babası Harbiyelileri isyana teşvik ettiği gerekçesiyle 46 yıl önce idam edilen Gürcan, "Türk askeri her zaman yapar. Kendi harp okulunu kurşunlar. Atatürkün mezun olduğu harp okulunu kurşunlar. Bundan daha ötesi olur mu?" dedi. Babasının 'darbeler ve ihtilaller tarihi'ni okumasını istediğini dile getiren Gürcan, 21 Mayıs'tan sonra genç subayın dışındaki yapılan darbelerin bir 'ortaoyunu' gecekondu tipi darbeler olduğunu ileri sürdü. Gürcan, Adnan Menderes'in asılmasında ise İsmet İnönü'nün tavrının etkili olduğunu savundu. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 12 / 1145 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1488
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 1707977
|
|
|